Bir Tuncay Vardı Bir Zamanlar
Varlığını CHP ve Deniz Baykal’ın varlığına adamış, sözü ve ideali olmadığı için karşı cepheye karşı sövmekten başka bir şey yapamayan bir acziyet çizgisine demirleşti Tuncay. Hayatta karşılığı olmayan bir taleple çıkıyordu her gün ekrana. İstediği olmayınca da şımarık çocuklara özgü tavırlarla eline geçirdiğini kırıyor ve gereksiz gerilimlerin merkezinde yer alıyordu.
Kanallar arasında gezinti yaparken bir kasvet yumağıydı Tuncay’ın mekanı. Çok, çok eskilerde kalmış, nostaljik tapınmalara saplanmış bir kliniği andırıyordu. Kanal değil, olumsuz kelimelerin, umutsuzluğun sözlüğü gibiydi ekran. “Satmak, ihanet etmek, alçalmak, yalaka, ajan” vs..vs. sözlerinin envai çeşidi vardı Tuncay’da.
Laubali, ciddiyetten uzak, terbiyeye muhtaç üsluplar eşliğinde sabah-akşam sövüp duruyordu Şef Tuncay ve korosu. Neyi eleştirdikleri, neyi özledikleri ve neyi önerdikleri konusu, toz bulutunun içinde kaybolup gidiyordu. Bir çeşit ishal haliydi Tuncay’ınki, ağız ishali..!
Tuncay, tam olarak neydi? Gazeteci, şovmen, CHP’den aldığı paralarla kanal kurup patronluğa terfi eden kuşkulu bir isim, kahraman, savaş koşullarında beliren ve mazlum milletin talihini değiştirecek bir önder miydi, neydi Tuncay?. Her şeyden bir parça vardı Tuncay’da ama bunların toplamından “Tuncay Nereye Koşuyor?” sorusunun yanıtı çıkmıyordu. Gazeteci değil, kahraman değil ama kaynağı açıklanamayan paralarla kurulan bir kanalın patronu olduğu konusu netti. Bir de kanının son damlasına kadar CHP için savaşacak bir militandı. Bu kumaştan ne çıkar, takdir yüce okurun…
Varlığını CHP ve Deniz Baykal’ın varlığına adamış, sözü ve ideali olmadığı için karşı cepheye karşı sövmekten başka bir şey yapamayan bir acziyet çizgisine demirleşti Tuncay. Hayatta karşılığı olmayan bir taleple çıkıyordu her gün ekrana. İstediği olmayınca da şımarık çocuklara özgü tavırlarla eline geçirdiğini kırıyor ve gereksiz gerilimlerin merkezinde yer alıyordu.
Sanırsın ki, Mustafa Kemal, Tuncay’ı varisi olarak işaret etmiş, en büyük vatansever olarak o ipi göğüslemiş ve ondan daha fazla Kemalist olmak olanağı yokmuş gibi büyük bir böbürlenmeyle temaşa etti bir müddet cemaati. Avazı çıktığınca bağırdı, meydan okudu ve nihayet sokak ağzı ile döktüğü kalıba uymayanları yerden yere çaldı.
Ve nihayet su bitti Tuncay için. Onu kurtarmaya Deniz’in de gücü de yetmedi. Kasvet yumağı kanal satıldı.
Bir yığın ithama muhatap şimdi Şef Tuncay. Herkes bir şey söylüyor. Tuncay’ın muhalefet cephesi bir anda bine katladı. Kime ne yanıt versin, şaştı gariban. Hani onu yerenler AK Parti ya da dindar oluşumlarla sınırlı kalsa ne ala. Diğer cephe de eklendi buna. Şimdi bir suçlu gibi, kendisini müdafaaya çalışan ama haklılığına kimsenin pirim ödemediği marjinal bir örgüt üyesi gibi çıkıyor gazetelerde.
Neyse…sevimsiz bir filimdi bu. Epey can sıktı, zaman aldı. Hiç olmasa daha iyiydi ya, tahammülsüzlüğün tipik bir örneği olarak arşivlere eklendi.
Tuncay, parti kuruyormuş. Keşke en başından bunu yapsaydı. İlk seçimlerde milyonda birlere tekabül eden oy oranı ile daha erken boyunun ölçüsünü alırdı.
İyi olur, kursun partiyi Tuncay. Bu son çırpınışlarıdır muhteremin. Bir zamanlar bir Tuncay vardı sözleri arasında belirsiz bir resme dönüşüp kaybolacak. Milyonda bir oya tekabül edecek oranıyla Tuncay’ı Deniz Baykal da tutamaz yedeğinde. Ağzı olan konuşuyor derler adama. Ve eklerler: “İyi de sen kimsin birader!” Ve perde kapanır…



Yorumlar (1 gönderildi):
biz öğrenciler özel günler olur. mayıs ayı gibii, ve ya bölgesel ve ülke içi eylemler gelişir. bizde bu eylem ve özel günleri protesto ve anmalar yapardık. 1988 şartları ağır, 12 eylülüm bütün haşametiyel devam ettiği yıllrdır. solcu olmak, kürtçü olmak ateşten gömlek giymek gibiydi. hele yeni maheledeki DAL a düşmak, bir o kadar zor ve zahmetliydi. herşeye dikkat etmemiz gerekirdi.
anakar nın en işlek caddesinde korsan eylem koyardık. belli bir grup bir aray gelip sloganlarımızı atar, ve dağılırdık. yakalanmak zorlu bir sürecide beraberinde getirirdi. eylem sırasında eylemib haber konusu olmaside gerekiyordu. işte sol gazete ve solcu muhabirimiz, tuncay özkan. korsan eyleme bir kaç dakika öncesine onu alır getirirdik. biz slogan ve ateşimizi yakar ota flaşa basıp bizi görüntülerdı. genelde yüzlerimizi kapatırdık. ama kalabalık olmasına da özen gösterirdik.
sonra baktım tuncay özkan çok büyümüş, holdinglerin başına gçmiş, gazetelerin ve tv lerin genel yanın direktötü, sahibi olmaya başlamiş. onca başarılı gazeteci gördüm ama tuncayın bu kadar hızlı yükselişi garipsedim. bize yakın duran başka güçlere de mi yakındi. ya da onların gedikli elemniy miydi. onu bilmiyorum. türkiye ve ordtadoğu dinamikleri dünyanın hiç bir yerine benzemiyor. cezaevinde bir arkadaşımız vardı siayaset nedir sorduğumuzda, iki tarafı mayınlı bir tarlada dans etmeye benzer derdi. belkide öyledır.
Yorum yaz