Ramazan Toprak:Başbakan'ın Kavgası
Başbakan ile Aydın Doğan arasında yaşanan tartışmayı magazinsel boyutta okuyarak anlamaya çalışanlar, magazinsel düzeyden öteye geçemezler. Bunun adı “kavga” ise bir özelliği de şudur: bu kavga Başbakan ile başlamamıştır ve bu düello, zannettiğimiz gibi bir Başbakan ile medya patronu arasında yaşanmamaktadır. Anlayabildiğim kadarıyla Başbakan’ın kendi hareket alanını da daraltmasına rağmen kararlılıkla sürdürdüğü siyaset tarzının nedeni şudur: Türkiye, bir siyasi partiler mezarlığıdır. Üstelik bunların çoğu daha ilk adımını atamadan defnedilmişlerdir..
Bizdeki partilerin akıbeti özetle şöyledir: Kurulur, iktidar olur ve beklenmedik bir anda tabelası hurdacıya düşer. Oysa ülkenin zihninde ciddi yer edinmiştir, kaynaklarını kullanmış, birçok projeye imza atmıştır.
Peki, nasıl olur da hücrelerine kadar sirayet ettiği bir coğrafyanın bir zaman sonra umurunda olmaz? Yanıtı şudur: çünkü “bize özgü demokrasi”de siyasi oluşumlar, egemen odakların kontrolünde yürüyen taşeron firmalar düzeyindedir.
Öyle ki, iktidarların ömürleri, bahse konu odaklarla “iyi” ilişki içinde olmak ya da olmamak diye ikiye ayrılır ve ikincisinin yaşayamayacağına dair inanç çok güçlüdür.
Evet, Başbakan, bu acı gerçeği en iyi bilenlerdendir. Gazete manşetlerinin vesayet rejimini nasıl dayattığını buna karşın milyonlarca insanın iradesinin bu yollarla nasıl heder edildiğini de bilir. Bildiği bir şey daha vardır: kendinden önce gelip geçmiş Başbakanların, “vaziyeti kotaralım” stratejileri, onları mevcut odakların keskin dişleri arasında parçalanmaktan kurtaramamıştır.. Ben Başbakan olsam, Erdoğan’ın yaptığını yapardım!
Bir ülkenin Başbakanı olarak varlığımın gazete manşetlerine bağlı olduğunu düşünmek bile beni kahrederdi çünkü. Beni sevmiş, bana inanmış milyonlarca insana, üstelik ortada fol yok yumurta yokken suni kriz kampanyalarıyla iktidarları alaşağı etmeyi alışkanlık haline getirmiş kafalarla bir arada olmayı tercih etmezdim.
Başbakan, ölümlü olduğunu bilmektedir. Korkunun ecele faydasının olmadığını da…Öyle ise madem ölüm var, ondan korkmak sonucu değiştirmiyor bu durumda yapılacak tek şey ölümle karşılaşmak ve o ana uygun bir ruh hali içinde yaşayarak karanlık, kasvetli bulutlardan azade olmaktır.
Başbakan, bunu iyi anladığı ve tüm kalbiyle inandığı içindir ki, sıradan bir örgütlenme olmayan Ergenekon’da da aynı sonuçla düşünüp gereğini yapmaktadır.
Başbakan’ın Doğan medyasına karşı açtığı kampanyayı işaret ederek “basın özgürlüğü”,”demokrasi” pankartı sallayanlara birazcık arşiv taraması yapmalarını tavsiye ederim. Medyası, vesayet rejimini kutsamış hiçbir coğrafya gök kubbe altında bir değer üretemez hatta insan olmanın asgari şartları ile tanışamaz
23.09.2008



Yorumlar (11 gönderildi):
Onemli tespitlerinize katiliyorum.
Basbakan, Aydin Dogan'a kopurmekle aslinda Ergenekon'un medya ayagini hedef aliyor. Cunku "Derin devlet" dedigimiz illegal yapinin Ergenekon (ve ona bagli derin-PKK, derin-Hizbullah, sol ve sag ceteler) gibi cinayet sebekeleri gibi sermaye, medya, burokrasi (ozellikle TSK, adalet ve universite icinde) ayaklari var. Bir orgutu cokertmek icin once onun vurucu gucunu tahrip etmek gerekiyor. Makul Devlet'in "illegal derin devlet"e karsi yuruttugu operasyon da budur. Once ceteleri tasfiye etti (30 ile 40 bin cete mensubunun gozaltina alindigi soyleniyor), ardindan o cetelerin beyin tabakasi gozaltina alindi (Kucuk, Eruygur, Tolon vs); bunun yaninda siyaset cenahina dokunuldu (Perincek). Ergenekon'un siyasetteki buyuk beyni aslinda CHP fakat ona ancak derin devlete direk temasta dokunulacak. Simdi sira Ergenekon'un medya ayaginda. Tuncay Ozkan ve Capan'a yapilan operasyon, medya ayaginin parmaklaridir. Asil ayak Aydin Dogan'dir. Dogan, Ergenekon'un "sermaye" ayaginin kullandigi tetikcisidir. Dogan'a operasyon yakindir ve cok da onemlidir.
Kisacasi, Erdogan'la Dogan arasindaki soz duellosu siradan bir polemik degil; Ergenekon'un medya ayagina karsi yapilacak operasyonun on calismasidir. Aydin Dogan da bunu bildigi icin isi "Basin ozgurlugu"ne cekmeye calisiyor. Tabi buna kendi adamlari bile inanmiyorlar. Cok yakinda Aydin Dogan, Oktay Eksi ve Ozkok'u hapiste veya yurt disina kacarken gorursek sasmamak lazim.
Makul devlet, illegal derin devleti su veya bu sekilde tasfiye edecektir. Derin Devlet tasfiye olunca derin-PKK gibi yapilar da haliyle tasfiye edilecek; Abdullah Ocalan'in asli gorevi de ifsa edilmis olacaktir (Ocalan'in son gunlerdeki panik ataklari bundandir).
kemalist ,digeri islami arasinda özde bir
fark görüyorsa ben onun ,eger cahillignden
degil ise yurdseverliginden,kürdseverligin
den süphe ederim ve yaziklar olsun derim
siz tarihinizden anlasilan hic ders almamissinizdir...selamlar
Simdi siz siyasal islamcilarin gerçekten Kontrgerila ile köklü bir hesaplasmaya girdigini mi düsünüyorsunuz? Peki bu Kontrgerilla örgütlenmesini Nato bünyesinde ve CIA-MIT-Genelkurmay-MHP ayaklari üstünde olusturan ABD degil midir? Öcalan'i örgütleyen de bu ekip degil miydi? Simdi siz ABD ve onun isbirlikçisi AKP'nin bu isin sorumlusu ABD'den ve diger isbirlikçilerden hesap soracagini mi iddia ediyorsunuz?
yorumunuzu okurken, gayri ihtiyari, Doğu Perinçek'in öfkesine yenik düşmüş halde yaptığı konuşmalarını anımsadım. Kızıl elma koalisyonunun ülke sathına yaydığı, "ülkeyi satıyorlar, hepsi hain bunların, kısa zamanda bunları ipte sallandıracağız" paralelinde düşündüğünüzü görüyor ve o hizaya düşmüş olmanızı üzüntüyle karşılıyorum. Bu mantığa ilk günden itibaren karşı çıktım çünkü mevcut iktidarı sövgü eşliğinde eleştirme hakkını kendilerinde bularak vatanseverlik tahtına geçenlerin asıl derdi ülke değil verilen role uygun davranmalarıydı ve nitekim Ergenekonla beraber bu nevi faaliyetler bir bir deşifre edildi. Akıl almaz hilelerle ülkeyi yeniden bir cehenneme sürüklemek için hiçbir kural tanımadan dilediklerini yapanlar için artık yolun sonu geldi. Şimdi tepede süren kavgada tarafları Aydın Doğan ve Recep Tayyip Erdoğan olarak sınırlamak ve sonra da konuyu sığ politik kulvara sıkıştırarak duygusal tepkiler vermek en hafif tabiri ile meseleyi anlamamaktır. Bu vesile ile selam ve saygılarımı bildiririm..
Cehalet, ilimde derinleştikçe koyulaşan, yakınlaştıkça uzaklaşan bir olgudur.Özetle, cihana gelmiş en büyük dahiler, filozoflar hatta peygamberler bile kapasiteleri ve kendilerine ilham edilen ile sınırlı bir idrak içinde olup "Benim anladığım bu kadardır" demek erdemliliğini göstermişlerdir. Bu yargıdan hareketle; sizin cahil tarifiniz ile benim tarifimin ortak hiçbir noktası bulunmamakta.
Hiçbir toplumsal, siyasi vs vakıaya, sizin baktığınız gözlükle bakmam.Herkesin kanaatini öğrendikten sonra görmem gereken asıl nokta neresidir ona yoğunlaşırım.Bir tarafında Aydın Doğan, diğerinde Başbakan var, ne de olsa her iki cenaha da uzağım, olanlardan bana ne diyemem. Hatta olur ki, yaşamım boyunca uzak kalmayı yeğlediğim kişi ve kurumlar, beklenmedik bir yerde ve zamanda ait olduğum safa düşerler ya da ben onlarla aynı yerde yer almak, aynı kavgayı vermek durumunda kalabilirim. Aydın Doğan'ın da Başbakan'ın da kavga nedeni salt rant paylaşımı, karşılıklı güç gösterisi ile anlaşılamaz.Bu iki isim, her ne kadar ringte yumruk sallayan boksörler gibi görünseler de temsil ettikleri birer tabana sahipler.Başbakan, kavgasının adını nasıl koyarsa koysun Aydın Doğan'la hesaplaşmayı hedef alan bir başkası da olsa ciddiyetle izler ve sonucu etkilemek için kişisel emeğimi esirgemem.
Bir diğer husus yurtseverlik, kürdseverlik meselesidir...Özetle ifade etmeliyim ki, Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı süresince Kürt meselesi başta olmak üzere insan hakları, düşünce hürriyeti ve everensele ulaşma çabası hiçbir iktidar dönemi ile kıyaslanamayacak derecede önemli kazanımlarla farkını ortaya koymuştur. Konuya vicdani perspektifinden bakar ve gazete manşetlerini anımsarsanız bu gerçeği siz de görürsünüz. Erdoğan, cumhuriyet tarihi boyunca gelmiş en sivil başbakan olmuştur ve Türkiye'nin doğru tarif edilmesinde hiçbir komplekse yenik düşmeden yüreklilik göstermiştir.İşte benim kürdseverliğim burada, kürtlerin onore edildikleri,sayıldıkları ve mazlumiyetliklerinin devletin en tepesinde tescili ile başlar.Gerisi lafı güzaftır, Kürdü dağa taşa sürmektir vs. Selamlarımla...
Üstadım, Türkiye, oldukça ilginç bir darboğaza sıkıştı. Lozanla başlayan süreç ve o süreçte uygulamaya konulan plan ve projeler ve bunları yürütmekle mükellef aktörler açısından mahremiyetin üstündeki perdeyi aralayan bir devreye eriştik.Bu coğrafyaya yayılan kafa karışıklığı ve kavram kargaşasının son bulacağı günlerin yakın olduğunu ümit ediyorum.Belki aralanan perde ile beraber Kürt kimdir, Türk kimdir,İslam nedir, bu coğrafyanın pratiği nedir gibi uzayıp giden ve cevap kısmında binlerce sesin iç içe geçtiği curcuna yerini aklı selime terk edecek gibi.Herkesin ve her kesimin kurtuluş reçetesini içinde taşıyan bu onurlu yolculukta sizin gibi değerli birikimlerin çok özel bir bölümde şükranla anılacağına olan inancım tamdır. Saygılarımı bildirir sağlık ve afiyetler dilerim.
Kürtlere ilişkin toptancı ve negatif yaklaşımınıza katılmam mümkün değil.Bir kavme olan dostluğumuz ya da düşmanlığımız ya da aidiyet duygumuz bizi aşırılığa götürmemeldir. Söz konusu yargıyı Türkler için de yapsanız aynı şekilde katılmam.
Kürtler, geçen yüzyılda bir imparatorluk bakiyesinden harmanlanıp yeniden inşa edilen yapıda bir şekilde merkezin uzağına itildiler.Bu uzaklık, onlara öyle bir bedel ödetti ki, çocuklarının ölümüne tanıklık ettiler, yerlerinden oldular, dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Bu tespitle Kürdü yeniden düşünürseniz ortaya enayilik değil mazlumiyet yanı çıkar.
Sevgili Dostum,
Hali hazırdaki sürecin NATO yapılanması olduğu konusunda bir itirazım yok. Aynı NATO'nun kendi elleriyle meydana getirdiği canavarları imha etmesi konusuna gelince, evet, aynen öyle düşünüyor ve inanıyorum. ZALİMLER ER YA DA GEÇ BİRBİRLERİNE DOLANIR VE İMHALARINI BU ŞEKİLDE GERÇEKLEŞTİRİRLER.Zaman büyük bir müfessir, yüzyılların biriktirdiği katran tortular, güneşin haşmeti karşısında erimekten öteye yol bulamazlar. Bunun, şu ya da bunun eliyle yapılmış olmasının bir anlamı olacaksa onu da Takdir-i İlahi olarak anlar ve yorumlarım..Selamlar..
Şu anda Almanya'ın saati: 03.oo sizin oralarda hal ve vaht necedir unuttum.
Velevki gece, velevki gündüz.
Sen rahat ve selametle bu Ramazan'da çoluk cocuğuna kavuşmuşsan, benim dilimde sevinç ilk hecedir.
Tu bi xêr hati bira ^yê eziz!..
En kısa zamanda telefon et veya bir münasip zamanda ben arayayım.
Çünkü validenizin sağlık ve sıhhatini hasseten merek ediyorum.
Selam, sevgi ve saygıyla
Xwe û xuda hafiz
Şükrü Xoce
öyle takiyecilik yapmadan lafi oradan buraya getirip götürmeden..sizce Akp ile
kemalistler arasinda özünde bir fark varmi yokmu?
Sonra her ulusun kendi silahli
güclerini kurma haki mesru iken bunu
kürdlere fazla görmeniz acaba bir tesa-
düfmüdür?Bir taraftan "Apo" nun Kemaliz-
mi halkimiza ,eskiden D.perincek abisi-
nin aynen yaptigi gibi,sevdirmeye calis-
masina soyunmasi yetmiyormus gibi,sizin
gibi bazi arkadaslarin onlarla adeta
yarisircasina Islami ideolojiyi kendile-
rine maske edinmis Akp gibi sömürgeci
bir partiyi bilerek veya bilmeyerek
halkimiza sevdirmeye calismanizin manti-
gini bana aciklarmisiniz?veya bu halki-
mizin bir kaderimidir ki her defasinda
birileri bizi dönüp dolastirip düsmanla-
rimizin o "sevkatli"kollarina teslim et-
mekten baska bir secenek birakmiyorlar?
Yani Kemalistlerinden doksan yildir
cekilenler yetmiyormuscasina,kaldiki
miadini artik doldurmak ile yüz yüze
iken,bu kez de Akp gibi,ki buda digerine
göre daha az tehlikeli degil,bir sömür-
geci partiyi aklayip paklayip halkimiza
önermeniz,gidin doksan yil daha zulüm
görün demekten baska bir sey degildir.
Selamlar
Aydın, bir partinin malı olduğunda, Meriç'in ifadesiyle, "haysiyetini kalabalıklara teslim ettiğinde onun tarihi yoktur".Bunun farkındayım. "Başbakan'ın Kavgası" başlıklı yazımda "Bir partinin malı olmak" espirisine denk düşecek bir gayret içinde olmayı aklımdan bile geçirmedim. Dilerim tanıştıkça şahsımla ilgili düşüncelerinizde ciddi değişimler olacaktır.
Safını Belirlemek Neden Hainlik Olsun?
Erdoğan-Doğan kavgasını izahta,biraz derinlikli düşünmemiz ve bu coğrafyada yaşayan halklar olarak bahse konu kavganın neresinde yer almamız gerektiği noktasında bir tahlil yaptım ve hiç tereddüt etmeden tercihimi Recep Tayyip Erdoğan'dan yana kullandım. Böyle yaptığım için AK Parti'nin yılmaz bir savunucusu pozisyonuna itilmem doğru değil çünkü Erdoğan'ın kenar mahallenin zenci çocuğu sayıldığı ve gittiği her muhitte bu yaftanın yüzüne çarpıldığı gerçeğini hepimiz biliyoruz. Kavgaya tutuştuğu kişinin bulunduğu koordinatları sıralamanın gereksizliği ise ortada.
Ali Bey, bilmenizde yarar var sanırım: Recep Tayyip Erdoğan ile 1990'lı yıllardan itibaren aynı siyasi kulvarda yer almış bir kardeşinizim.Yine samimiyetle ifade edeyim ki, gerek o yıllar gerekse AK Parti'nin tek başına iktidar olduğu dönemle beraber iktidarın ne yanında ne de yakınında yer aldım ve bu yakınlıktan kaynaklanan ve vicdanımı kanatan hiçbir şey yoktur. Bununla beraber R.Tayyip Erdoğan'ı siyasi bir aktör olarak sever, doğrularının daha fazla olduğuna inanırım.Erdoğan'a sıcak bakmam, geniş yelpazedeki diğer oluşumlara düşman kesilmeme yol açmadı, açmaz...
Aziz dostum, Kürtler olarak, yakın tarihi esas alırsak, o kadar acı çektik ki ve sözde bu acılara son vermek bağlamında oluşturulan teşekküler, derde deva hiçbir katkı sağlayamadılar. Dünyalar dolusu yazıldı, konuşuldu, kavga verildi ama sonuç nafile. Topraklarını terke zorlanan Kürtlere gittikleri yerde de rahat verilmedi çünkü tepeden yapılan tazyik Kürdün derdine dert katıyordu. Laz kökenli bir başbakanın açıkyüreklilikle Kürtleri sahiplenmesi, sizce samimiyetsiz de bulunsa, takdire şayandır.
Ali Bey, Kemalist rejimle Recep Tayyip Erdoğan'ın aynı şeyler olduğunu söylemek,herhalde renk körü olmakla izah edilebilir.Erdoğan'ın etrafında oluşan kuşatma, statükoya ve onun yerleşik kalıplarına karşı değişim yönündeki ısrarıdır. Selamlarımla...
Yorum yaz