Sertifikalı İşsizlik
Türkiye, uluslar arası piyasada ciddi rekabet sorunları yaşıyor çünkü maliyetler oldukça yüksek. Büyük kuruluşlar bile bu acımasız rekabet karşısında bir müddet sonra ya güçlünün egemenliğini tanıyıp söylenene uyuyor ya da başka alanlara kaymak zorunda kalıyorlar
“On bin gencin sertifika aldığı” haberini okuyunca sormadan edemedim: “Bu on bin kişiden kaçı iş sahibi oldu acaba?” Halıcılık, dikiş-nakış, el beceri, bilgisayar, İngilizce, kuaförlük diye uzayıp giden bu kurslara şu ana kadar yapılan harcamanın miktarı nedir? On bin kişi, önemli bir zaman harcadı buralarda, her gün yeni bir umutla güne uyandı. Peki..bu insanlar, koltuklarının altına Özkarslı imzalı sertifikayı koyunca yaşamlarında bir değişiklik oldu mu? Şehitkâmil Belediyesi’nde kurs düzenlemekle sorumlu birim, sadece kurs açıp mezun etmekle mi sınırlı bir görev yapıyor, yoksa sertifikalı kursiyerlerin ellerindeki evrakla bir işe yerleşip yerleşmediğini araştırıyor mu, belirli bir alanda eğittiği iş gücü ile piyasa arasında bir köprü görevi görüyor mu? Türkiye, uluslar arası piyasada ciddi rekabet sorunları yaşıyor çünkü maliyetler oldukça yüksek. Büyük kuruluşlar bile bu acımasız rekabet karşısında bir müddet sonra ya güçlünün egemenliğini tanıyıp söylenene uyuyor ya da başka alanlara kaymak zorunda kalıyorlar. Diyeceğim o ki, belediye, el beceri kursunda eğittiği insanların gerçek hayatta bu eğitimle ne iş göreceklerini düşündü mü? Bizim üç kuruşa mal ettiğimiz ürünü marketin rafına 2 kuruşa indiren bir gerçeklik karşısında kurslarda verilen eğitim hobi olmaktan öteye geçer mi? Ya İngilizce, bilgisayar kurslarına ne demeli! Sektörel bazda uzmanlaşmanın esas alındığı bu iki sahada üç-beş günde verilen eğitimle ancak gülünç sayılacak bir düzeye sahip olunur. İşportacılık, dürümcülük, sahur davulcusu, dilencilik gibi alanlarda kurs açmayı düşünmez mi Sayın Özkarslı? Şaka yaptığımı sanabilirsiniz ama ben ciddiyim. Belediye, piyasaya yönelik iş gücü oluşturmak istiyorsa ne halıcılıkta sonuç alabilir ne de el beceri ve diğerlerinde. Eğri oturup doğruyu konuşursak meselenin özü şudur: Bir işe yerleşmek için gerekli olan donanımlardan mahrum olan ve çareyi bu kurslarda arayan insanlar, ellerindeki belgeyle orta ve uzun vadede bir meslek sahibi olamazlar. Bir zamanlar, her yanını halı tezgâhlarının kapladığı Gaziantep’te kaç tane tezgâh sayabilirsiniz şimdi? Milyon dolarlık yatırım sahipleri bile çoktan dibe doğru yönelmeye başladılar. Banka kredileri marifetiyle yürüdüğü sanılan bu sektör, aslında çoktan anlamını kaybetti. Milyon dolarla girdiği sektörde ufku göremeyen bir iş adamının karşısına Metin Özkarslı imzalı sertifika sahibi bir genci koyun ve başına neler geleceğini varın siz tahmin edin. Ya da ithalat ihracatla uğraşan bir firmaya “dil biliyorum” diye müracaat eden birini. Modası geçmiş, refah toplumlarında yaşlıların, emeklilerin bir uğraş sahibi olmaları için devletçe desteklenen bu kursları “büyük hizmet” diye takdim etmek hem de on bin kişiye sertifika verdiğini söylemek, evet, bu toplumun zekâsıyla alay etmektir. Fakire ekmek yerine umut dağıtmaktır. Havanda su dövmektir özetle. Üstelik yüklü miktarda paralar harcayarak ve bunu millete fatura ederek! Kurs tutkunu dostlarımızın gözü kesiyorsa halıcılık konusunda eğittikleri insanlara bir halı atölyesi kurup ürünlerini piyasada değerlendirsinler. Maaşlarını versin, primlerini ödesin, risk üstlensinler. Bakalım nefesleri kaç ay yetecek. Dil ve İngilizce alanında yetiştirdikleri kursiyerleri firmalarında değerlendirsinler. Evet, şaka yapmıyorum, Özkarslı, “şu kadar adama sertifika verdik” diye şişinmeyi sürdürecekse hızla pratik değeri olan alanlara yönelmelidir. Ülkem adına üzüntümü ekleyerek ifade edeyim ki, bu kursları, dürümcülük, işportacılık, dilencilik gibi gündelikçi, küçük kazançlarla sınırlı tutulmak kaçınılmaz olur. Diğerlerinin neden olamayacağını yukarıda izah ettik.


Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz