Kabahat Sizde
Sevgili dostum Cengiz Dedeoğlu’ndan naklediyorum: “Hafta sonu yanıma üç yaşındaki kızımı da alarak parka gittim. Çocukların oyun alanları bakımsızlıktan kırılıyordu. Sert plastikten yapılma kaydırakların orta yerleri kırılmış, kimi yerde bu kırıklar, çocukların elbiselerini parçalıyordu. Zannımca elbiseleri yırtmakla kalmıyor aynı zamanda bedenlerini de çiziyor, kanatıyordu. Çocuğumu o alana sokmamak için epey direndim ama çocuk bu, sonunda onun dediği oldu. Ve çok geçmeden korktuğum başıma geldi zira kaydıraktan yere inen çocuğu kötü bir sürpriz bekliyordu. Ayaklarını basacağı ve çoğu kez poposu üstü düşeceği eşik, ince kumdan olması lazım gelirken, “temizlemesi zor oluyor” gerekçesi ile betonla kaplanmıştı. Tahmin edebileceğiniz gibi çocuk çığlığı bastı ve soluğu hastanede aldık. İç kanama olabileceği endişesi ile tam iki gün müşahede altında kaldı çocuk. Evden hastaneye taşındık, işi gücü bıraktık ve hastane odasında acıdan inleyen yavrumuzla zor iki gün geçirdik…”
Evet, işte böyle dedi Dedeoğlu ve anlattıklarında sonuna kadar haklıydı.
Parklar, aşina olduğum yerlerdir. Çocuğumla her gitmemde elim yüreğimde gezer, “oraya gitme, beri gel” demekten yüreğim tükenir. Çünkü kaydıraklar paçavraya dönmüş, çiş kokusu ve boktan girilmiyor çoğu yere.
İşte size sosyal belediyecilik adına utanç veren bir sahne. Benzerine dünyanın çok az yerinde rastlayabileceğiniz bu kepazeliğin Gaziantep’teki yansıması “belediyecilikte dev adım, çağ atlamak” oluyor. Bitip tükenmek bilmeyen plaket ayinleri, sahte birincilikler ve insanın midesini ağzına getiren, bini bir para etmez karışık işler.
Bin bir şaşaayla açılan bu parklar, kaderine terk ediliyor ve özellikle tenha köşelerine kimsesizlerin sığınıp def-i hacet ihtiyacı gördüğü yerlere dönüşüyor. Bin bir emekle büyüttüğünüz, hasta olmasın diye üstüne titrediğiniz çocuğunuz, daha buraya adımını atarken mikroplarla kuşatılıp ölüm tehlikesi içeren tuzaklara düşüyor.
Tek kabahatiniz, bir hafta sonu çocuğunuzu da yanınıza alarak parka gitmeniz. Şehrin dört bir yanına asılmış pankartlarda sahte gülücükler ve yalan sloganlarla “insan” a dair basit ve ucuz mesajlar veren belediye başkanlarını yalanlayan park ya da parklarda görülen manzara sloganların suratına birer şamar olup inse de “adama arlanmak için edep gerek” dedirtiyor. Dedirtiyor ama siz tedbiri elden bırakmakla, yalanlara kanmakla kabahatin en büyüğünü işlemiş oluyorsunuz ve kafanızın içinde yankılanan o söz bu yazının da özünü oluşturuyor: “Ne işim var buralarda!”
İşte size sözde insanı merkezine alan belediyeciliğe dair kahreden küçük bir açılım. “Küçük” diyorum çünkü kapıyı az aralasanız pis kokulardan burnunuzun direği kırılır.
Sevgili dostuma ve cici kızına geçmiş olsun dileklerimi iletir, bir gün yalansız ve samimi adamların slogana ihtiyaç hissetmeyerek hizmeti esas alacakları bir zeminde yaşamak temennisiyle…



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz