Anasayfa | Yazarlar | Ramazan Toprak | Parti Kurun Parti!

Parti Kurun Parti!

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Haydi ama ...

“O kanal senin bu kanal benim”, sabah-akşam tezvirat üreteceğinize derde deva bir şey söyleyin! Bu iksirli formül elinizdeyse, uygulayıcı olmak zorunluluğuz yok, hayrınıza söyleyiverin de garipler nasiplensin “Siz kimsiniz, nesiniz, ne istiyorsunuz ve bunu yaparken dayandığınız meşru bir zemininiz var mı?” Yok!




 “O kanal senin bu kanal benim”, sabah-akşam tezvirat üreteceğinize derde deva bir şey söyleyin! Bu iksirli formül elinizdeyse, uygulayıcı olmak zorunluluğuz yok, hayrınıza söyleyiverin de garipler nasiplensin
“Siz kimsiniz, nesiniz, ne istiyorsunuz ve bunu yaparken dayandığınız meşru bir zemininiz var mı?” Yok!Ya? “Din yıkılmazsa düşman ölmez” ilkesizliğini düstur edinmiş, teknolojinin verdiği olanaklarla birer yalan makinesi gibi vızıldayıp duruyorsunuz. Hayır, suyun üstüne çizgi çiziyor,  minderde güreşmeyi göze alamadığınız için de frekans bandı bozulmuş bir radyo gibi can sıkan sesler çıkarıyorsunuz. Yiğitseniz, bir parti kurup çıkın milletin huzuruna! Programla gelin, ekonomideki hedefinizi(varsa tabi) anlatın, uluslararası ilişkileri, AB ile bir asırdır sürdürülen üyelik sürecini ve hayat pahalılığı altında ezilen yoksul kitlelere “aş, iş, eş” sadedinde nasıl bir teklifle geleceğinizi söyleyin. Fikir özgürlüğü, demokratik gelişme, insan hakları gibi insanlığın ortak değerlerine ilişkin taleplerimiz şimdilik bir kenarda dursun hele..!
Ne dersiniz, bunu programlamaya kafa kimyanız müsait mi? Bir yoklayın bakalım o kimyayı, nelerden mürekkep? Tahammülsüzlüğü, bencilliği, ölümü kutsayan sevimsiz sözcükleri ayıklayın, geriye ne kalacak, görelim?
Lafa başlayınca en tepeye memleketi yerleştiriyorsunuz. Sonrası malum: Vatan-Millet Sakarya güzergahında hamasi nutuklardan kimin ne dediği anlaşılmıyor. Bu işi sevdiniz, kuyruğuna takılıp palazlandınız ve de sektörleştirdiniz. İyi de, nerdedir bu vatan, nasıl sevilir? İnsanın özünde bir cevher gibi taşıdığı ve can tende durdukça uğrunda ölmeyi göze aldığı coğrafyası için “ekstra sevme seansları” dayatmanın yararı nedir, bu mantıksız tekrarın adı milliyetçilik/laiklik mi oluyor, hakaret mi?
Evet, evet, bir parti kurun behemehal. Pazaryerlerinde çürük meyve toplayarak çocuklarına rızık temin etmek çizgisine gerilemiş yorgun ve isyan yüklü çehrelerin lugatı ile sizinki arasında bir benzerlik var mı anlayalım.
Sahi, ne sunacaksınız, yere göğe sığdıramadığınız(güya), sonracığıma adına darbeler yapıp işkence tezgahlarında çürüttüğünüz, okul önlerinde geçit vermediğiniz ve sararan benizleriyle karın tokluğuna makineyle uyumlu birer robota dönüştürdüğünüz bu halka? Hayır, “hamaset yok” demiştik başta. Somut şeyler koyun ortaya, rakamlarla konuşun.
Farkındayım, her ne yöne dönseniz, bir şamar yiyip gerisin geri düşüyorsunuz. Başarısızlığa mahkum olduğunuzu ah bir bilseniz, emekliliğin keyfini çıkarıp anlamadığınız ve künhüne vakıf olmadığınız konularda konuşmak bir yana meclisinin yakınından bile geçmeyeceksiniz ya, ne çare…
Bu işler size göre değil azizim! Neden mi? Çünkü “halk” diye bir derdiniz, “fakirlik” gibi bir meseleniz ve “kalkınmak” için gerekli olan donanımınız yok, o havalarda değilsiniz. Slogan var, dünyayı doyuracak kadar çok hamaset! Vatan sizin tekelinizde, onu sevmek sizin üstesinden gelebileceğiniz bir şey, gelişmişlik düzeyi ile sevmek arasındaki paradoks da sizin ayıbınız ama kulakları sağır eden marşlar, bunu aklından geçirmeyi bile ihanetle eşdeğer sayıyor. Apoletli medyanın, bir eroinman gibi kokladığı bu nevi kıpırdanışlara ilişkin tutumu malum. Mahkemeye falan ihtiyaç bırakmayacak düzeyde kurbanını linç edip insan içine çıkamaz hale getiriyor. Ve tabii bu sadakati karşılıksız kalmıyor ama o arada bu bahis için perde kapanıyor.    
Siz, “ülkesini sevmek bahsi”ni zurnanın zırt sesini çıkardığı yerde bir tarife bağlamaya çalışıyorsunuz. Birkaç asır geride kalmış, kanlı dünya coğrafyasının takviminde yaşıyorsunuz. Bu asra ve değişen dünyaya dair üstesinden gelebileceğiniz hiçbir şey yok.  Haydi, yüreğiniz el veriyorsa bir parti kurup meşru siyasi zemine çıkın. İsminiz, sıfatınız ve de bilgi dağarcığınızda her ne varsa ortaya koyun. Hep beraber izleyelim, adına bunca laflar ettiğiniz halk nezdindeki kıymet-i harbiyeniz nedir?
Ağzına kimi değerleri sakız eden ve yapacak başkaca bir işi olmayan bu muhterem heyet,  sövmeyi, tehdit etmeyi, hain diye etiketlemeyi tabii bir hak olarak görüyor. Hayır, ne bu değerler bu ağızlara yakışıyor ne de psikolojik sorun yaşayanların öyle her kafasına eseni sarf etmek gibi bir hezeyanı “hak” diye isimlendirilemez. Söz söylemek çetin iştir. Hele iddialı olmak daha öte bir şey. Şayet, bu işleri yapmak için bir nitelik konabilseydi, bugün piyasada caka atanların topu akıl hastanesine yollanırdı. Ama yok işte, bir ceketle kravat uydurdun mu adam muamelesi görüyorsun. İtiraz etmesi gerekenler de “Ne olur ne olmaz” hesabınca “bekleyelim görelim” demeyi seçiyorlar. Bekliyor ve belalarını buluyorlar her defasında ama her şeyin bir fiyata bağlandığı bu kokuşmuş zeminde söz anlamını yitiriyor.
Kurumsallaşamayan, uluslar arası güç odaklarının yerliler eliyle karmaşaya sürüklediği coğrafyalarda rastlanan bir hal bu! Bu halin reel sektörlerde hiçbir karşılığı yoktur, delikli kuruş bile etmez. Ama din, siyaset, felsefe, kültür-sanat alanlarında en vasıfsız olanının bile mevzi edinme avantajını kullandığı bu tip coğrafyalarda en belirgin şey kavram karmaşasıdır.
Muhterem zevata, “ticaret yapın, yatırımla uğraşın” demiyoruz farkındaysanız? Neden? Nedeni yok, bu üslubu, bu disiplinsizliği, bu hercai havaları hayatın hiçbir yerine monte edemez, karşılığını bulamazsınız. Bir zehirli atığı kusar gibi, hayatın dışına iter tabii refleks.
Evet, dostlar, hadi kurun şu partiyi artık! Kaçak güreşmekten, yakayı ele vermek korkusundan bıkkınlık gelmedi mi? Sevimsiz bir şey böyle yaşamak, bağırıp çağırmak ve işe yaramayıp hayatta hiçbir iz bırakamamak.
Alın terini sıyırıp soğan ekmekle de olsa hayata tutunan milyonların yaşamlarına yakından bakabilseydiniz Tolstoy’u da anlayabilirdiniz. “Anlayabilseniz ağlarsınız da” belki. İçinde gözyaşı, alın teri ve de sıradan bir yaşamın nasırlı izlerini barındırmayan nefes alışlar, tecrübelerle sabit ki, beyhudedir.
Neyse azizim, mevzu uzadı. Parti falan kuracağınız da yok! Vaktiyle, emekli bir yüksek yargı mensubu, böylesi bir işe kalkıştıydı da daha partinin levhasını çakamadan birbirlerine düşüp feshettiler. Bu notu zihninize çiviyle mıhladınız, daha kimse kalkışamaz parti kurmaya. O halde geriye bir seçenek kalıyor sizin için: ömür denen sermayenin geriye kalan kısmını ıskalamayın bari. Keyfini çıkarın…

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin