Biz-Onlar Ayrımında…
Olacak iş değil ya; biz yine de hayallerimizi bir parça zorlayalım. Sosyalist Enternasyonal üyesi CHP’yi, bir süreliğine, mesela Alman Sosyal Demokratlarla takas edelim? Efendim? Ne de olsa aynı dünya görüşünü paylaşıyor ve sol değerler çerçevesinde politika yapıyorlar. “Hele bizimkiler bu işi ecnebilere oranla ne kadar biliyor?” diye, bir nevi bir imtihan gibi düşünün…”Zinhar olmaz” demeyin hemen. “Deniz’e düşen yılana sarılır” kabilince biz de “bir türlü iflah olmak bilmeyen bu CHP’yi nasıl politikaya, sivilleşme ve demokratlığa adapte ederiz derdindeyiz”.
Olacak iş değil ya; biz yine de hayallerimizi bir parça zorlayalım. Sosyalist Enternasyonal üyesi CHP’yi, bir süreliğine, mesela Alman Sosyal Demokratlarla takas edelim? Efendim? Ne de olsa aynı dünya görüşünü paylaşıyor ve sol değerler çerçevesinde politika yapıyorlar. “Hele bizimkiler bu işi ecnebilere oranla ne kadar biliyor?” diye, bir nevi bir imtihan gibi düşünün…”Zinhar olmaz” demeyin hemen. “Deniz’e düşen yılana sarılır” kabilince biz de “bir türlü iflah olmak bilmeyen bu CHP’yi nasıl politikaya, sivilleşme ve demokratlığa adapte ederiz derdindeyiz”.
CHP’yi bu zahmete sokmadan evvel dilerseniz bir haber naklederek bahse konu fantazimizin ne kadar gerçekleştirilebilir olduğunu test edelim: Hürriyet Gazetesi’nin 12 Haziran tarihli nüshasında Zeynep Gürcan imzalı, “CHP’ye Alman Şoku” başlıklı haberi, buyurun, hep birlikte okuyup anlayalım:
“Almanya Parlamentosu Sosyal Demokrat grubundan bir heyet, hafta başından bu yana Ankara’da temaslarda bulunuyor. Heyet, AKP’den, hükümet üyelerine, DTP’den, Murat Karayalçın’a, hatta insan hakları derneklerinden UNICEF temsilciliğine ya da Diyanet’e kadar, pek çok kişi ve kurumla temasa geçti, görüştü. Alman Sosyal Demokratların “randevu listesinde” yer almayan tek parti ise, “Sosyalist Enternasyonalden” kardeş partileri, CHP oldu” …
Değil CHP’yi bir süreliğine Almanya’ya yollamak, anlaşılıyor ki, Almanların, Türkiye’de bile CHP’ye tahammülleri yokmuş! O kadar ki, aynı kulübe üye oluşlarını bir “talihsizlik” olarak değerlendirdikleri anlaşılıyor tavırlarından.
Haberde geçen “Sosyalist Enternasyonel’den kardeş” ifadesinin hükümsüz olduğunu da hatırlatarak takas meselesine dönelim isterseniz.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın ve partisinin Türkiye’deki “sol-sosyalist” açılımını anlamak için kulak kabartan Almanların, “Hitler dirildi” deyip çığlığı basmaları işten bile sayılmaz kanaatimce! Çünkü…Bizdeki (sözüm ona)sosyalist şubenin lugatinde evrenselliğe, ortak değerlere, demokrasi ve sivilleşme olgularına yer yok. Tek ezberi var CHP’nin, korku! Halkın yönelişlerini “lüzumsuz”, sistemdeki revüzyonları “yıkıcılık, bölücülük”, değişen koşullara adaptasyonu ise “memleketi peşkeş çekmek” olarak tefsir eden bir kafa yapısının Almanya başta olmak üzere dünyanın hiçbir sosyalist kurumu tarafından ciddiye alınması olasılık dahilinde değil.
Deniz Baykal’la birlikte o katı bürokratik yüzü iyice açığa çıkan CHP’nin sevimsiz çıkışlarını yan yana sıralayıp sonuca ulaşmak istediğinizde solculuk adına “talihsizlik” değerlendirmesinin dışında bir çıkış bulamazsınız.
Eski Yunan’da yeni bir şey söylemeyi idamla cezalandıran totaliter rejimi çağrıştırıyor CHP. Dünyaya dönüp bakmak gereği duymadan, sabit kalıplar içinde bir üretim ve kalkınma hedefiyle şunca zamandır ülkesine hiçbir yenilik ve değer katamamış olan CHP, Temmuz seçimlerinin ardından, özünde var olan ama başka davranarak perdelemeye çalıştığı katı milliyetçiliğini de iyice ortaya döktü. (Şimdi kim inanır, bir zamanlar bu partinin listelerinden HADEP’lilerin seçilip meclise gittiğine?)
Deniz Baykal- Tuncay Özkan ittifakında buhar olan trilyonlar bir yana, bu kanal marifetiyle Türkiye’de oluşturulan gerginliği hep beraber yaşadık. Adına “ulusalcılar” denen ve faili meçhul cinayetlerden Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalamasına, Danıştay saldırısından gizli cephaneliklere kadar uzanan bir dizi devlet destekli mafya oluşumunun her gün bir marifeti ifşa edilirken CHP ve onun başkanı Baykal, o alışık olduğumuz şahin tavırlarını esirgemek gereği duydular. Vaziyeti Kotarmak babından ortalama laflar edip üstüne yattılar.
Almanlar haksız değil, eğer CHP’yi ziyaret etmek gibi bir gaflet içinde olsalardı çok ayıp ederlerdi. Sosyalizm yanlısı çevrelerin, Alman Sosyalistlerine bir vefa borçları var. Bu tavırlarının takdire şayan olduğunu düşünüyorum. (Hayatımın hiçbir döneminde sosyalizmi bir dünya görüşü ve proje olarak benimsemedim. Alman sosyal demokratların bir gün yolu bizim buralara düşerse, naçizane bir plaket hazırlatıp üzerine de tumturaklı birkaç cümle koyarak teşekkürlerimle takdim edeceğim. Sosyalizm değil ama bu onurlu duruşlarını çok ama çok sevdim).
Zeynep Gürcan imzalı haberin her kelimesi ibretlik. Meraklısı bulup okuyabilir. Ben sadece birkaç pasaj aktarmakla yetineceğim:
“…Heyet üyelerinden Alman Sosyal Demokrat Vekil Johannes Kahrs Ankara temaslarının ardından yaptığı açıklamada, Hürriyet.com.tr’nin “neden CHP’yle görüşmediniz?” sorusuna, “CHP’de sosyal demokrasi bulmak çok güç” diyerek yanıt verdi…”
Ve final, muhteşem bir manzara! Zeynep Hanım’a kulak verelim: “…CHP’den görüşmek için randevu almayan Alman Sosyal demokrat heyeti, Ankara’da TBMM’deki bir toplantıda bir CHP’li vekille “karşılaştı.” Alman heyetin, TBMM’deki AB uyum komisyonu üyeleri ile toplantısında, bu komisyonun üyesi olarak CHP’li Algan Hacaloğlu da vardı. Ancak toplantıda, parti kapatma davasından, Türk ekonomisindeki gelişmeler, AB yolunda yapılan adımlar görüşülürken, Hacaloğlu kızıp, toplantıyı terk etti. Alman Vekil Kahrs’a göre Hacaloğlu toplantıyı, “Alman heyetinin AKP’nin AB üyeliğine verdiği destek ve ekonomideki gelişmeleri övmesi üzerine” terk etti. Kahrs, “çok garipti; Garip bir argüman ortaya koydu, sert bir konuşma yaptı, ardından da resmi bir toplantıyı yarısında terk etti” ifadesini kullandı”…
Haber ve CHP güzellemeleri burada bitmiyor ama bizim sütun bitti.
Son söz: Batılı ülkelerle Türkiye kıyaslamalarında sakat bir bakış açısı var. Batının bu günkü maddi refahı, teknolojik üstünlüğü ve demokratik yönetimde aldığı yol, zihinsel bir dönüşümün sonucudur ve bu noktaya gelinceye kadar da çok ağır bedeller ödediler. Şimdi..Sakat olan bu mantığın kırılması ancak “biz- onlar” sayfasını açarken işe kafa yapısını koymakla mümkün olabilir. Almanya, güçlü bir ülke. Ama Almanya bu gücünü hiçbir komplekse kapılmadan ve halkının çıkarlarının gerektirdiği sistem gereksinimlerini kullanarak elde etti.
Sorun kafada başlıyor ya da bitiyor. Arızalı kafalarla –kazara- bir medeniyet inşa edilecek olsa herhalde o iş bizim coğrafyada tezahür ederdi. Bu kadar kafası karışık adamın sürücü koltuğuna kurulduğu bir yerde buna da şükür demekten başka bir şey diyemiyoruz…



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz