Anasayfa | Yazarlar | Rucan Keleş | MİT-PKK Görüşmesi Ve Savaş

MİT-PKK Görüşmesi Ve Savaş

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Bu Günü Anlamak İçin Dünü Bilmek Lazım!

PKK devlet eliyle kuruldu ve Kürd ulusun başına musallat edildi. Abdullah Öcalan MİT’in eli ile PKK’yi nasıl kurduğunu, politik ve maddi destek aldığını şöyle izah ediyor; "...İşte biz kendimizi MİT’e böyle besletirdik. Güvenliğimizi sağlatırdık, paraları ile grubumuzu finanse ettirdik, evlerinde en önemli toplantılarımızı yaptırdık ve o entellektuel gücünü de biraz kulandık. (Abdullah Öcalan Devrimin dili ve Eylemi s. 97-98)


MİT-PKK Görüşmesi Ve Savaş

Yıllardır MİT ile PKK’nin ilişkisinin olduğunu ve hatta devlet eli ile kurulduğunu yazıyorum. Son dönemler MİT ile PKK’nin görüştüğüne dair birçok makale yazdım. Zaten bunu Abdullah Öcalan’da Av. görüşme notlarında sık sık ifade ediyor. Bu durumu gizleyen yalnız devlet tarafı oluyordu. Açıkçası son MİT ile PKK görüşmesinin ses kayıtları kamuoyuna yansıyınca, Türk kamuoyunda büyük bir tepki bekliyordum. Nede olsa Türk kamuoyuna "bölücü", "cani", "bebek katili", "hain" olarak lanse edilen bir örgütle görüşülüyor. Ancak Türk kamuoyunda öyle ciddi bir tepki gelmedi, hatta bir nevi görüşme normal karşılandı ve destekleyende oldu.

Doğaldır görüşmelerde Türklerin haklarını kısıtlayan herhangi bir talep yoktur. Belli ki şiddetten bıkan Türk kamuoyu askere giden gencecik çocukların şaibeli ölümlerini artık istemiyor. Karakol baskınlarında ölen askerlerin kimin işbirliği ile öldükleri artık gün gibi ortaya çıkıyorlar. Doğal olarak bu kanın bir an önce durmasını istiyorlar.

Sızdırılan görüşmelerde Kürdlerin lehine, Kürd ulusal hakların taleplerini içeren hiç bir öneri yoktur. Görüşmelerde yalnız Abdullah Öcalan’ın şahsi çıkarları, % 7 secim barajı, ne olduğu belli olmayan “Demokratik Özerklik” ve dağdakilerin inme durumu yer alıyor. Anlaşılan bu ses kayıtların sızdırılması devletin kendi eliyle bir nevi Türk kamuoyunu test etme girişimi olarak görülmüştür. Bundan cesaret alan Recep Tayyip Erdoğan MİT ile PKK görüşmelerin sürdürülebileceğini açıkça ifade etti. Görüşmelere Türk kamuoyunun tepkisi böyledir.

Ancak Kürd kamuoyun tepkisi nedir?

Nede olsa görüşmelere sözüm ona "Kürdler adına" bir taraf, diğer tarafta sömürgeci Türk devleti adına katılıyor. Türklerin tepkisinin böyle olması yukarda ifade ettiğim nedenlerden dolayı anlaşılır. Görüşmelere sözüm ona Kürdler "adına" katılanların taleplerine Kürdlerin tepkisi nedir? 

Bir kaç cılız sesin dışında önemli bir tepki yoktur. Görülüyor ki, sözüm ona Kürdler adına 30 yıldır savaşan ve resmi rakamlara göre 50 bin insanın canını alan, 4 milyon insanı zorla göçtüren, Kürdistan’ı tamamen harabeye çeviren bu savaşın sözcüleri, sömürgeci Türk devletine gizli kapılar ardında Kürd ulusunu peş paraya pazarlamak istiyorlar. Bu duruma karşı çıkacak ciddi bir Kürdistani muhalefetin eksikliği görülüyor. Başından beri bu danışıklı savaşın taşeron örgütü eliyle geliştirilmesinin nihai hedefi; sonuçta muhalefetsiz, örgütsüz, savaştan yorgun düşmüş Kürd ulusunu teslim almaktır. Ne olursa-olsun, şeffaf ve demokratik olmayan ve Kürd ulusun taraf olmadığı gizli kapılar arkasında imzalanacak hiç bir protokol Kürd ulusunu bağlamayacaktır. Bu protokoller ancak sahiplerini bağlayacaktır.

Savaş rantçıların Türk içişleri bakanı Beşir Atalay’ın aleni Sayın Kemal Burkay’ı Türkiye’ye davet etmesine gösterdikleri tepki, kopardıkları kıyameti MİT ile PKK görüşmesine göstermediler. Bundan dolayı Sayın Kemal Burkay’ın ne hainliği ne de AKP işbirlikçiliği kaldı. Hiçbir zaman hak etmediği ithamlarla suçlandı. Hâlbuki Sayın Kemal Burkay bundan 40 sene önce ne söylemişse, aynısını bu gün Türk medyasında söylüyor/yazıyor. Gizli kapılar arkasında kimse ile birlikte dolap çevirmiyor ve kimseyi kandırmıyor. Hiç bir zaman %7 seçim barajı için Kürdlerin kanını döküyorum demedi. Ne olduğu belli olmayan "Demokratik Özerklik" safsatasını savunmadı. Başından beri eşit temellerde iki ulusun federatif bir devlet yapısını savundu/savunuyor.

Benzer tepkiler büyük Kürd ozanı Sayın Şivan Perwer ülkeye dönecek ve TRT Şeş’e çıkacak diye yapıldı. Başka Kürd aydınları da benzer saldırılara maruz kaldı/kalıyor. Ancak söz konusu PKK ve Abdullah Öcalan olunca köle ruhluları sus pus oluyor veya yalakacılık ediyor.
MİT’in PKK ile ilişkisi yeni değildir.

PKK devlet eliyle kuruldu ve Kürd ulusun başına musallat edildi. Abdullah Öcalan MİT’in eli ile PKK’yi nasıl kurduğunu, politik ve maddi destek aldığını şöyle izah ediyor;  "...İşte biz kendimizi MİT’e böyle besletirdik. Güvenliğimizi sağlatırdık, paraları ile grubumuzu finanse ettirdik, evlerinde en önemli toplantılarımızı yaptırdık ve o entellektuel gücünü de biraz kulandık. (Abdullah Öcalan Devrimin dili ve Eylemi s. 97-98)

Başından beri MİT’in desteği ile kurulan bu örgütün MİT ile görüşmesi doğaldır. Abdullah Öcalan Türkiye’ye getirilirken daha Uçak’ta "devletime hizmete hazırım" demişti. Bu hizmetini de ikircimsiz bir şekilde yerine getirdi. Devlet ne dediyse karşılıksız harfiyen yerine getirdi. Devlet, Gerillaları sınır dışına çıkar dedi ve çıkardı. Kendi örgütün ismini ve politikasını değiştir dedi ve yaptı. Bunları zaten Abdullah Öcalan da hiç bir zaman gizlemedi, olduğu gibi kamuoyuna açıkladı. 

AKP iktidarı ile savaş halinde olan statükocu/derin devlet kendi denetimindeki Abdullah Öcalan eliyle PKK’yi 2004 de tekrar savaş alanına sürdü. PKK de bu danışıklı savaşa karşı çıkanları örgüt içerisinde tasfiye veya infaz etti. Bu savaşı 2004 Genelkurmayı ve statükocu devlet istediği için başladı. Bu savaşın başlaması için Abdullah Öcalan’ın Avukatları Genelkurmayın helikopterleri ile Güney Kürdistan’daki PKK kamplarına götürüldü. Böylece Savaş kararı alındı ve Kürd ulusuna ve gençlerine ölüm dayatıldı. Bunları görmemezlikten gelmek, bu süreci atlayıp yalnız son olup bitenlere takılırsak süreci anlayamayız.

Bu gün sık sık dile getirilen "Kandil’e bayrak dikelim" güney Kürdistan’a girelim konseptini Abdullah Öcalan kendi sorgucularına öneriyor: "Talabani ve Barzani maşadır. Şimdi benim durumumdan sonra Amerika’nın en büyük yatırımı bunlara olacak ve Türkiye için tehdit bana göre daha da büyüyecektir. Bunların oyunlarını boşa çıkarmak için ben hizmete hazırım, örgütü sizin uygun göreceğiniz şekilde bunların üstüne yöneltebilirim". (Atilla Uğur, Abdullah Öcalan’ı nasıl sorguladım)  Bilmiyorum bu kadar açık Kürd düşmanı söylemlere eklenecek bir şey var mı? 

Kendi devletine ne kadar sadık ve devlete hizmette kararlı olduğunu net ifade eden başka sözler var mıdır?  

Hatta bu açıklamaları Türk TV. lerin karşısında canlı söyledi. Abdullah Öcalan uyguladığı bütün kararları devletin talimatı ile almıştır. Yani tek başına Abdullah Öcalan karar vermemiştir. Hatta kendisi ile görüşenlere “devlet neyi uygun görürse" yapacağını söylüyor. Kendi başına karar almıyor. Diğer bir ifadesinde de Abdullah Öcalan şöyle diyor; "Devletimin emrindeyim, size hizmet benim için onurdur. Verdiğim bilgiler değerli bulunursa mutluluk duyarım. İmkân verilirse devlete hizmette kararlıyım" (Hasan Attila Uğur, A.Öcalan’ı Nasıl sorguladım).

Dikkat edilirse Devlete demiyor. Devletime hizmette karalıyım diyor. Yani devleti sahiplenme ve daha önce devlete verdiği bir hizmettin devamlılığını ifade ediyor. Elbette hizmetinde kararlı olduğu devlet AKP iktidarı değildir. Kemalist/statükocu devletin kendisidir. 

Yani alınan savaş ve ateşkes kararları dâhil bütün kararlar statükocu/derin devlet kararıdır. Abdullah Öcalan’ın tek başına aldığı kararlar değildir. Bu savaş kararını kim almışsa, ancak o yapı bu savaşı sonlandırabilir. Onun için şimdiki MİT ile PKK sözcüleri ve Abdullah Öcalan’ın bu savaşı bitirmezler.  1993 yılında Abdullah Öcalan’ın verdiği bir mülakatta Turgut Özal’ın ölümünü kast ederek; "Bu savaşı bitireni bitirirler" demişti.

Elbette Abdullah Öcalan ve PKK yöneticilerin bu savaşı bitirme rolleri olabilir. Ancak Abdullah Öcalan ve diğer PKK yöneticileri ile derin devlet  AKP iktidarına karşı aynı siyasal cephede bulunuyorlar.  Onun için Abdullah Öcalan sık sık devlet çözümden yana, ancak AKP iktidarı istemiyor demesi bundandır. Böylece bu savaşın direk AKP iktidarına karşı olduğunu söylemiş oluyor.

Bu durumu açık net ifade eden düşünce birçok Av. görüşme notlarında vardır. Şöyle ki; "Düşünüyorum da eski Ergenekon mu daha tehlikeli yoksa AKP’nin yeni Ergenekon’u mu daha tehlikelidir. 93’teki Çiller-Güreş ittifakı mı daha tehlikeli yoksa bugünkü Erdoğan-Asker ittifakımı daha tehlikeli? .... Bugünkünün daha tehlikeli olduğunu söyleyebilirim. (Abdullah Öcalan Av.not, 14.07.2010) Bu politika ile Abdullah Öcalan’ın bu politikası sömürgeci Türk devletin iç iktidar mücadelesindeki tarafını açık net bir şekilde ortaya koyuyor. Aslında bu kıyaslama ile Abdullah Öcalan Çiller-Güreş döneminde Kürdistan’da yapılan katliamları, Köy boşaltmaları, binlerce faili meçhul (aslında Faili devlet) cinayetlerini aklıyor.

Abdullah Öcalan’ın bu politik tavrı bu günkü BDP, PKK ve diğer bağlı örgütlerin politikasının kendisidir. Bu politik tavır sömürgeci Türk devletin iç iktidar mücadelesindeki taraf olma durumunda kaynaklanıyor. Zaten başından beri Abdullah Öcalan Kemalist cumhuriyetin bekası için görevlendirilmiştir. Kemalist olduğunu ve "günümüzün Mustafa Kemal’i" olduğunu, kendi açıklamalarında açık bir şekilde ifade ediyor. Böyle olunca AKP iktidarını temsilen MİT ile Abdullah Öcalan’ın görüşmesi ve MİT ile PKK’nin görüşmesi bir anlam ifade etmez. Elbette bu süreç ebedi olamaz.

Diyalektik olarak karşılıklı savaş halinde olan güçlerden birinin yenilgisi kesindir. Birinin diğerine biat etmesi ile de bu süreç sonuçlanmaz. Varsayalım ki, Balyoz Davası’nda yargılanan eski1.Ordu komutanı Og.Çetin Doğan AKP tarafında Genelkurmay başkanı yapıldı. Bu durum onun AKP’ye karşı politik tavrında değişiklik yapar mı? 

Farz edelim, Abdullah Öcalan ev hapsine alındı veya herhangi bir Bakan yapıldı. Bu durum Abdullah Öcalan’ı kendi politik tavrında vaz geçirir mi?  Onun için AKP iktidarını temsilen MİT ile Abdullah Öcalan ve PKK görüşmeleri bir sonuç getirmeyecektir. Hatta görüşmeleri provoke etmek için savaşı daha da tırmandıracaktır.

Savaşı ancak savaşa karar verenler durdurabilir.

Savaşanlar, savaşın emekçileri savaşı durduramazlar. Çünkü savaşa karar ve emir verenler onlar değildirler. 2000 Yılında savaşı durdurma kararını ve gerillaların Güney Kürdistan’a çekilmelerinin emrini o dönemin derin devleti ve Genelkurmay verdi. Yine 2004 Yılında savaşın tekrar başlamasına derin devlet ve Genelkurmay karar verdi. Savaşın tekrar başlaması için Abdullah Öcalan’ın Avukatları Genelkurmayın Helikopteri ile Güney Kürdistan’daki PKK kamplarına götürüldü. Bu ikinci savaş 5 yıl aradan sonra 2004 yılında derin devlet tarafında başlatıldı. Bu savaşı kim başlatmışsa ancak onlar durdurabilir veya   tasfiye edildikten sonra biter. Onun için Abdullah Öcalan’ın Ev hapsine alınması veya serbest kalması fazla bir şey değiştirmez.

Bu savaşın Kürdlerin milli davası ile hiç bir alakası yoktur. Bu savaş sömürgeci Türk devletinin iç iktidar savaşının bir parçasıdır. Son tahlilde sömürgeci devletin iç iktidar savaşında taraflardan biri tasfiye olmak zorunda. Demokrasinin evrensel ilkelerine ayak uyduran, Kürd ulusun kendi kaderini kendisini tayin hakkını tanıyan taraf bu savaşta başarılı olacaktır. Eskiyi, Kemalist rejimi savunan taraf son tahlilde bu savaşı kaybedecektir. Bu savaşın kodlarının deşifre olması için AKP iktidarı Abdullah Öcalan ve PKK ile yaptığı görüşmeleri şeffaf yapması gerekir. Karşılıklı kim neyi talep ediyor, kamuoyu tarafında bilinmesi en meşru olanıdır. Çünkü karanlık bağlantıları olan illegal bir örgütle yapılan görüşmelerin gizliliği, karşı tarafı bataklığa sürükler. Sürdürülecek görüşmelere paralel olarak AKP iktidarın Kürd sorununda daha açık, net ve cesur davranması gerekiyor. Kürd ulusun demokratik haklarına saygılı, başta ana dilde eğitim hakkı olmak üzere birçok kararın alınması zorunludur. Başta Anayasa değişikliği olmak üzere, demokrasinin evrensel ilkelerinin uygulanmasında kararlı olması gerekir. Açıkçası Kürd ulusu eşit haklara sahip olması gerekir.

Sonuç olarak Statükocu/derin devlet, AKP iktidarını yumuşak karnı olan Kürd sorunu ile vurmak istiyor.  Bu savaşın bitmesi için AKP iktidarı çözüm bekleyen Kürd sorununda daha cesur ve çözümleyici davranmak zorunda. Bu savaşın bitmesi Kürd ve Türk halkların çıkarına olacaktır.

20 Ekim 2011

Rucan Keleş

canomergi@hotmail.com


 

Yorumlar (4 gönderildi):

Husen Sahin .. 22 Oct, 2011 02:58:55
avatar
Sayın Nasname yöneticileri,
Nihayet kimi gerçekler kaynak gösterilerek veriliyor, bu bir yönü ile sevindirici. Gazeteci U. Mumcu da PKK- MİT ilişkilerini irdeleyince, Apo daha fazla koku ortalığa yayılmadan kendisi de bu ilişkiyi itiraf ederek "Devrimin Dili ve Eylemi" adı altında kitaplaştırmak zorunda kalmıştı.
U. Mumcu ise bu İlişkileri acığa çıkardığından dolayı hayatında oldu. Kürd mürütlerinde bu mide var ve her şeyi bir Dehanın üstün yetenklerine bağlarlar. O, Türk MİT`i , KGB, CİA vede MOSAD`ı bile kullanabilir. O Deha ki kendi saltanatını "Alamut Kalesinde" ki Hasan Sabah gibi sağlam kurmuş ve rüştünü Mürütlerine kabul ettirmiştir.
Ve o Deha bugün Yeşil, Bahçeli, V. Küçük, M.Ağar larla oturup kalksa bile, yine da Mürütler derlerki bunda kesinlikle bir hayır ve hikmet vardır. Yine de karamsar olmaya gerek yok. Bu kabus er ya da geç son bulmalı, yeni Mürütlere geçit verilmemelidir.
Laje SILİ .. 22 Oct, 2011 03:37:34
avatar
Sayın KELEŞ' in yazdığına katılmamak için kör ve sağır olmak gerekir. Fakat ne yazık ki PKK ye destek verenler, hata canını verenlerin büyük çoğunluğu bu kirli ilişkinin farkında bile değil.
Artık gizli saklı bir şey yok. Her şey aleni ortada olmasına rağmen Halen PKK ye destek verenlerin (bu kirli ilşkilerde organik bağı olmayan, işi menfeatsiz destekleyenler) durumu nasıl izah edilir anlamakta güçlük çekiyorum. Nasıl bu kadar kör ve sağır olabiliyoruz....
Saygılarımla
Muzaffer Saglam .. 22 Oct, 2011 03:03:14
avatar
Varolan bu gercek artik ispatlanmistir'ki PKK her dort bir taraftan, yani Turkiye, Iran, Suriye ve Irak ilen bu ulkelerin istihbarat birimleri ilen birlikte hareket halindedir. Tabiki burada Irak diktatoru Sadam'in olumunden sonra Irak'in bu durumunu'da bir degiisiklik oldugunu belirtmekte yarar vardir kanisindayim. Yalniz orada'ki o gorevi PKK adina guney Kurdistan'da PCDK adli casiklarin denetimin'deki bu parti bu gorev yurutmektedir. Cunki o partinin aktif olan tum kesimleri gecmisler'de casik olan kesimlerdiler. Yani guney Kurdistan'in ozgurlugune karsin Saddam Huseyin ilen birlikte hareket ediyorlardi. Iste simdi onlar o gorevi orada PKK adina PCDK adili parti len yerine getirmektedirler. Zaten bunun bir devaminin'da onceden biz Suriye ilen olan durumu'da belirtmistik. Yalniz okur ve yorumcularin bunun ilgili olarak daha da iyi bilgilene bilmeleri icin burada'ki durumua da kisacik'da olsa deginmekte yarar vardir dusuncesindeyim. Yani burada'ki gorevi'de PKK adina PYD adli parti yerine getirmektedir. O parti tamamen Suriye muhabaratin denetiminde ve kontrolundedir. Tabiki disarida da bu gorev ve sorumluluk'da yine PKK'nin onemli elemanlarin'dan olan Bahoz Erdal PKK icinde Qandil ve cevresin'de ki alanlar'da Turkiye'ye yonelik yapmis oldugu hicde beklenilmeyecek olan saldirilariidir. Cunki eger onun PKK icinde'ki fonksiyonuna birazcik'da olsa bakacak olursaniz, onun hic bir zaman Suriye'ye karsin Kurdistan'in o parcasi icin hic bir hareketi, faaliyeti vs. seyleri yoktur, neticede bu gorev ve sorumlulugu'da Suriye muhabarati'nin adina Bahoz Erdal boylecene yerine getirmis oluyor. Ha tabiki o zaman bu durumlan ilgili Iran'in durumuna da deginmekte yarar vardir tabi. Iste o gorevide gecmiste Cemil Bayik yapiyordu, fakat daha sonra'da Murat Karayilan'da Cemil Bayik araciligiylan bu goreve ve sorumluluga getirilmis oldu. Turkiye'de ki gorev ve sorumlulugu'da zaten hem onceden ve hemde simdi de dogrudan-dogruya Ocalan araciligiylan Imrali tarafindan ve ona bagli olarak'da Qandil de ise Duran Kalkan, Mustafa karasu, Ali Haydar Kaytan, Riza Altun, Sabri Ok bu gorevi yerine getirmektedirler. Cunki bilindigi gibi gectigimiz kisa bir donem icerisin'de Imrali kac-defa MIT ilen gorusmeler yapti ve buna bagli olarak'da Sabri Ok, Mustafa Karasu ve benzerri kac kisi daha bu gorevi Norvec de Oslu da yerine getirmis oldular. Bu soylenen seyler yalan degil gercekci olan seylerdirler. Iste burada artik Kurd halkinin tum yurtsever keimlerin bu ihaneti artik gormeleri gerekiyor ve hem halkini ve hemde ulkesi Kurdistanini bu ihanet cenberin'den kurtarma bilmek icin birlikte elbirligi ilen buna karsin mutlaka hareket etmeleri gerekiyor. Tabiki burada onemli olan bir husus'da dusman ozgurlugune kavusmus olan guney Kurdistan'i yine eskisi gibi tekrardan hem talan etmek istiyor ve hemde burasini'da yine eskisi gibi egemenligine gecirmek istiyor. Fakat burada bunun icin dusman ve dusmanlan isbirligi icinde olan hain Kurdler sunu cok iyi bilmelidirler'ki Kurdistan ulkesi artik o gecmisli acili yillar'da oldugu gibi tek basina degildir. Kurdistan'in etrafindan cok dost ulkeler vardirlar, bu nedenlede dusman ve onun hain Kurd isbirlikcileri o hain firsati hicde bir daha yakaliyamazlar.
Durum artik ispatlanmistir ve tum dunya siyaseti ve kamuoyu durumu boyle degerlendirmektedir. Bunun icinde eger dikkat ederseniz uluslararasi siyasi duzeyde hic bir ulke PKK'ye destek vermemektedir ve Turkiye'nin yapmis oldugu bu saldirisina karsin da herhangi bir karsilik'da vermemektedir.
Gun ola sabah ola.
türk .. 22 Oct, 2011 03:12:30
avatar
Bence de ortada tam bir polisiye film tezgahlanıyor. Hani olurya filmi seyrederken bazı karakterlerden şüphe ederiz de, film bittiğinde bambaşka biri katil çıkar ya. Aynı öyle bir şey. Şu an pkk nın peşine takılıp giden onca insana da yazık oluyor.
Filmin son sahnesinde herşey ortaya çıktığında nasıl üzülüp, hayal kırıklığına uğrayacaklar ki, o an yüzlerini görmek isterim. Nasıl kullanıldıklarını, nasıl kandırıldıklarını düşünecekler ve bu sefer başka bir yıkım yaşayacaklar, kimseye güvenmeyecekler. Hatta anne, babalarına bile ........

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: