Rucan Keleş: Referandum Ve Kürdlerin Tavrı Ne Olmalı?
Kürdistan’da egemen olan resmi ideoloji İmralı da genelkurmayın ve Statukocu devletin denetimindedir. Statukocu/derin devlet, Türk siyasetin yumuşak karnı olan Kürd sorunu ile sürece müdahale etmek istiyor. Çeşitli vesilelerle bu durum kamuoyuna da yansıyor. Son dönemler kamuoyuna yansıyan PKK ve BDP ile işbirliğini açıkça yansıtan Türk yüksek yargısının ses kayıtları ve balyoz komutanlar ile Heronların denetimde yürütülen savaş bunun açık göstergesidir. ..
Referandum Ve Kürdlerin Tavrı Ne Olmalı?
İçinde bulunduğumuz süreci iyi anlayabilmemiz için öncesini ve sonrasını iyi değerlendirmemiz gerekir. Aksi durumda günümüze dair verilecek kararlar ve tespitler eksik ve yanlış olur. Sürece egemen olan gücün peşine takılırız ki,buda akıntıya kürek salama olur. Diğer bir deyimle sürecin kuyruğuna takılmış oluruz. Referandum sürecini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Sürecin öncesi statükocu devlet ile 8 yıldır iktidarda kalmaya direnen AKP arasındaki yoğun savaştır. 90 Yıllık statukocu devlet kendi denetimindeki taşeron örgütün danışıklı savaşını da sürece dahil ederek,Referandum sürecini sabote etmeye çalışıyor. Sanki Kürdler de savaşın tarafıymış gibi kamuoyu manipüle ediliyor. Halen bu Paradigma sürece egemendir. Doğal olarak AKP var gücü ile iktidarda kalma mücadelesi veriyor. Zira alaşağı edilecek olan AKP iktidarın kadroları, akıbetlerinin ne olacağını herkesten daha iyi biliyorlar. Mevcut tehlikeyi bertaraf etmek için AKP iktidarı, kendisine karşı direnen derin/statukocu devletin direncini kırmak zorundadır. Avrupa birliğine katilim sürecin ve ABD ile AKP iktidarının talepleri günümüzün dünya koşullarında çakışıyor. Zorunlu olarak AKP iktidarı statukocu devlete karşı ABD`nin desteğinde alarak Avrupa birliği projesi çerçevesinde reformlar ve anayasa değişikliği paketini uygulamaya koyuyor. Başta statukocu devlet, genelkurmay, Ergenekoncu darbeci generaller var olan imtiyazları bu değişimle ellerinde alınacağı için karşı çıkıyorlar. Aslında aynı statukocu/derin devlet Kürdlerin de bir numaralı düşmanıdır.
Avrupa birliği çerçevesinde yapılması öngörülen bazı reformlar ve Anayasa değişikliği ile Avrupa standartlarına varacak olan bir demokrasi elbette Kürdlerin zararına olamaz. Elbette bu Anayasa değişikliği ve reformlar Kürd ulusun ulusal taleplerini hiç bir zaman karşılamıyor. Ancak Kürdlerin görevi 90 Yıllık statukocu/sömürgeci devleti reforme eden sürece ve yasal düzenlemelere karşı çıkmak olmamalıdır. Zaten derin/statukocu devlet mevcut süreci durdurmak ve kendi imtiyazlarını korumak için elinde gelen her şeyi yapıyor. Kürd ulusun tavır/hareketi ve politikası, kendilerin asıl düşmanı olan Statukocu devletin paralleline düşmemelidir. Zaten Balyoz komutanları Heronların gölgesinde ki savaşla bu görevlerini yerine getiriyorlar.
Statukocu devlet yılların verdiği tecrübesi ile kitleleri kandırma konusunda bayağı ustadır. Bazen İnsanları "şeriat getiriyorlar" demagojisi ile iki kampa bölüyorlar. Bazen de mevcut değişimleri "AKP sivil diktatörlük kuruyor" diye kamuoyunu kandırmaya çalışıyorlar. Kitleler arka planda olup bitenlerin yeterli farkından olmadığı için geçmişte gelen önyargılarla hemen bir taraf oluyorlar. Şeriatçı ve laik kesim diye saflaşıyorlar.
Kürdistan’da egemen olan resmi ideoloji İmralı da genelkurmayın ve Statukocu devletin denetimindedir. Statukocu/derin devlet, Türk siyasetin yumuşak karnı olan Kürd sorunu ile sürece müdahale etmek istiyor. Çeşitli vesilelerle bu durum kamuoyuna da yansıyor. Son dönemler kamuoyuna yansıyan PKK ve BDP ile işbirliğini açıkça yansıtan Türk yüksek yargısının ses kayıtları ve balyoz komutanlar ile Heronların denetimde yürütülen savaş bunun açık göstergesidir. Bu çatışmalı ortamda Kürdistan’daki kitleler taşeron örgütün basksı ile boykota zorlanıyorlar. Boykot kararı ile taşeron örgütü Kürdleri sandık başına bırakmak istemiyor. Hatta Abdullah Öcalan son Av. görüşmesinde evet açıklaması yapan bazı sivil toplum örgütünü tehdit ediyor. Böylece sandık başına gidecek olan Kürdlerin evet deme ihtimalini peşinen ortada kaldırmak istiyor. Ancak son dönemler Kürd siyasi partilerin ve sivil toplum örgütleri bu tehditlere rağmen evet diyeceklerini açıkça beyan ettiler. Kürdistani sivil toplum örgütleri, kurumları ve siyasi partileri bu olumlu tavırları ile resmi ideolojiye karşı çıkarak, yıllardır Kürdistan üzerindeki ölü toprağı silkelemiş oluyorlar. Buda Kürdlerin çıkarına olan doğru bir tavırdır.
Her şeyden önce Referandumla yapılmak istenen nedir ve referanduma gidecek olan insanların kaç seçeneği vardır? Referandumda sandık başına gidecek olan insanların iki seçeneği vardır; ya anayasa değişikliğine evet diyecekler, ya da hayır veya boykot ederek mevcut 12 Eylül anayasasına evet demiş olurlar. Yani insanların önünde iki seçenek var; ya 'hayır' oyu ile 12 Eylül faşist rejimine ve anayasasına evet demiş oluyorlar,ya da değişimden yana Evet oyunu kullanacaklar. 12 Eylül faşist rejimi ve anayasasında, dünyada eşine ender rastlanan baskı ve zulüm görmüş olan Kürd halkı neden evet desin? Kürdler kendi akıllarını ekmek peynirle mi yemişler?
Kürd ulusun çoğunluğu referandumda ki tavrı elbette kendi politik çıkarları doğrultusunda olacaktır. Birileri bu referandum Kürdlerin kendi kaderini kendisinin tayin hakkını tanımıyor veya Kürd ulusuna anayasal bir resmiyet hakkı vermiyor diye sol sekter bir tavırla ret edebilir. Elbette Kürd ulusu sömürge bir ulus ve tutsak bir ulus olarak hiçbir demokratik hakkı yoktur. Bu anayasa değişikliği Kürdlerin sömürge ve tutsaklık konumunu değiştirmiyor. Anca bir sonraki atılacak bazı demokratik adımların alt yapısını hazırlamış oluyor. Demokratik zeminde Kürd ulusal hareketin hareketlilik alanını genişletmiş olacak.
Kürdlerin bu referandumda hayır veya evet demesi kendi ulusal haklarında vazgeçtiği anlamına gelmez. Kürd halkının bu referandumda evet demesi, herhangi bir sömürgeci partiye oy veriyormuş anlamına gelemez; bizat kendisinin içinde bulunduğu zor koşulların biraz yumşamasına vesile olacaktır. Herhangi bir ulus veya bir insan içinde yaşadığı zor koşulların değişmesine niye evet demesin? Kürd ulusu kendi kaderini kendisi özgürce belirleyene kadar mücadelesini sürdürecektir. Kürd ulusun bu evrensel haklı talebini hiç kimse ortadan kaldıramaz. Ancak Kürd ulusun bu talebi uluslararası ve Kürdistan’daki mevcut koşulların realitesine göre,bugünde yarına çözülemez. Bundan dolayı Kürd ulusu kendisini de ilgilendiren bazı değişimlere ve reformlara karşı kayıtsız kalamaz ve bilinmeyen bir zamana erteleyemez.
Her şeyden önce yapılan anayasal değişiklik Kürd ulusal demokratik mücadelesinin önünde engel teşkil ediyor mu? Yoksa Kürd ulusal mücadelesinin önünü açabilecek demokratik adımlar mı? ona bakmak gerekir. Bu çerçevede bakıldığında yapılan anayasal değişikliği tutsak konumda olan Kürd ulusunun en azında tutsaklık koşullarını iyileştiriyor. Bir tutsağın kendi tutsaklık koşullarını iyileştirme talebi olmaz mı? Bir şahıs(Abdullah Öcalan) kendi "tutsaklık" koşullarını iyileştirmek için binlerce Kürd gencini ölüm tarlalarına sürüyor. Abdullah Öcalan`ın böyle bir talebi olurda, neden Kürd ulusu kendi tutsaklık koşulların iyileştirmesine karşı çıksın veya hayır desin? Ağır ve baskıcı rejimlerde her zaman en altakiler daha çok baskının yükünü his ederler.
Bu referandumla en alttakiler olarak Kürdlerin yükünün biraz hafifleyeceği aşikârdır. Üzerindeki baskıcı rejimin yükünün hafiflemesine Kürd ulusu niye hayır desin? Kürdistan’ı kan gölüne çeviren, başta Diyarbekir zindanı ve Kürdistan’daki bütün zindanları ölüm mezbahasına çeviren 12 Eylül faşist rejimin göstermelikte olsa sorgulanmasına niye hayır desin ki? Kürdistan’daki 17500 Failli meçhul(faili devlet) zanlıların sorgulanmasına, yargılanmasına niye hayır desinler? Kürdistan’daki danışıklı savaşın askeri sorumluların yargılanmasına, tutuklanmasına niye hayır desinler? Kürdistan’daki "iyi çocukların" yargılanmasının önünü tıkayan statukocu HSYK kurumun değişmesine niye hayır desinler ki?
Kürd örgütlenmelerin önünde kale gibi duran, Kürd sorunundan dolayı Türkiye’yi partiler mezarlığına çeviren sömürgeci devletin bekçisi anayasa mahkemesinin statusunun değişmesine niye hayır denilsin ? Bunlara evet diyecek olanlar bütün bu suçları işlemiş geçmişi şaibeli karanlık olanlardır. Bunlar karanlık işlerinden dolayı yarın hesap vereceklerinde korktukları için referanduma hayır diyorlar. Bunun hesabını soracak olan demokrasiden ve insan haklarından yana olanlarda referanduma evet diyeceklerdir.
02.09.2010
Rucan Keleş



Yorumlar (3 gönderildi):
Kurdun Kuyruğu
Nasreddin Hoca ve arkadaşı ava gitmiş. Arkadaşı kurdun inine girmiş, Nasreddin Hoca da inin önünde bekliyormuş. O sırada kurt inine geri dönmüş. Nasreddin Hoca'da kurt içeri girerken kuyruğundan yakalamış. Kurt eşinmeye başlamış, ortalık toz duman içinde kalmış.
Nasreddin Hoca'nın arkadaşının gözüne toz gitmiş. Onun bir şeyden haberi olmadığından içerden bağırmış.
- “Hoca efendi bu toz duman da neyin nesi? Nereden geliyor?” Diye sorunca, Hoca demiş ki:
- “Eğer kurdun kuyruğu koparsa, tozun nereden geldiğini anlarsın”
Bende BDP ve PKK tayfasina sesleniyorum, MHP ve CHP ile el ele vererek bu demokratiklesmelerin önünü tikarsaniz ve ergenekon - genekurmay HATTI AKP yi tasfiye ederse, siz o zaman görürsünüz bu afralari tafralari MHP - CHP koalisyonunda. Faili mechulsuz, iskencesiz ve demokratik bir ortamda silah zoruyla halki boykota zorlamak neymis görürsünüz.
Beyninize, elinize sağlık.
Sağlıklı fikirlerinizin okuyucuları aydınlatması dileğimle.
Sağlık ve başarı dileklerimle.
Yorum yaz