Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Bu Savaşı Kim İstiyor? Bu Savaşı Kim İstiyor? ================================================================================ Rucan - Keleş on 26 Jun, 2010 12:22:00 Son dönemler birçok Kürd insanı sömürgeci Türk ordusuna vurulan her darbeden sonra; "oh bizimkiler Türk askerine ne güzel darbe vuruyorlar" diyebilirler ve sevinç çığlığı atabilirler. Gerçi buna karşı çıkan ve bu eylemlerin Kürd ulusunun çıkarına olmadığını dile getiren aklı başında birçok Kürd insanı da vardır. Ellete ortalama Kürd insanın sömürgecilere karşı tepkisinin tarihsel süreç de ve sömürge konumunda kaynaklanan haklı nedenleri vardır. Bırakalım Kürdistan’ın bağımsızlığını veya Kürd ulusunun kendi kaderini kendisini özgürce belirleme talebini dile getirmeyi, yalnız son dönemler okulda kasatura ile doğranmak istenen, caddelerde linç girişimine maruz kalan ve batıda metropol kentlerde kurşunlanan Kürd gençlerin duyguları ne olabilir? Bu saldırıları yaşayan birçok Kürd insanı olayların hemen ardında "dağa mı çıkalım?" diye öfkelerini dile getiriyorlar. Zaten birileri de dağların boşalmasını istemiyor. Her türlü baskıya maruz kalmış, dili kültürü yasaklanmış, bütün insani ve demokratik hakları gasp edilmiş Kürd insanı, Türk askerine yapılan bu saldırılar karşısında ki düşünce ve duyguları ne olması gerekir? Vatan millet Sakarya nutuklarına katılması mı beklenmelidir?. Mevcut süreç de ortalama Kürd insanı olup bitenin perde arkasını görebilecek ve bu savaşın hangi güçlerin karanlık planı olduğunun derin politik analizini yapabilecek birikim ve olanaklara sahip değildir. Hunharca baskılara maruz kalan her ortalama insan gibi o da, yalnız sonuca bakar ve "oh bizimkiler şu kadar Türk askeri öldürdü" diye sevinebilir. Ancak o öldürülen Türk (veya Kürd de olabilir) askerine sıkılan kurşunların kendisinin de geleceğini biraz daha karattığının farkında olamaz. Zira eyleme katılan ve taş atan Kürd çocukların polis tarafında nasıl sadistçe coplandığını, Kafası cadde ortasın da nasıl postalla ezildiğini, çocukların kamuoyu önünde nasıl kolu polis tarafında kırıldığını gören/yaşayan Kürd insanından ne beklenir ki? Her türlü haksızlığa, baskıya maruz kalan ve hiçbir demokratik hakkı olmayan Kürd ulusunun haklı tepkisini örgütleyecek ve doğru yolu gösterecek bir örgütlenmesi hâlihazırda yoktur. Var olan bazı muhalif örgütlerde mevcut süreci göğüsleyebilecek güçte değildirler. Doğan siyasi boşluğu sömürgeci devletin denetiminde olan taşeron örgütü dolduruyor. Onun için sosyal ve siyasal sürecin bu şekilde gelişmesi olağandır. Ortalama Kürd ve Türk insanı mevcut siyasi süreç de sömürgeci devlet ile AKP iktidarın savaş halinde olduğunu ve birbirlerini yok etmek için her türlü enstrümanı kullandıklarını görebilecek detay ve bilgiye sahip değildirler. Geniş kitleler ancak sürecin görünen kaba kısmını algılarlar. Bu savaşı sürdürenler çok sinsi ve karanlık planlar dâhilinde sürdürüyorlar. Savaşı sürdürenler için her türlü eylem mubahtır ve önemli olan mevcut AKP iktidarında kurtulmalarıdır. Onun için Balyoz Darbe Planın da olduğu gibi bazen kendi camilerini veya kendi uçaklarını bile düşürebilirler. Hatta bu hükümetten kurtulmak için herhangi bir komşu ülke ile savaş senaryosu bile yaratabilirler. İşte son günlerde olup bitten bu şiddet eylemleri Ergenekon ve statükocu devletin Hükümete karşı yaptığı hamlelerin değişik versiyonudur. Şemdinli çatışmasının olduğu gün bırakılan Balyoz cuntasının başı emekli Org.Cetin Doğan basın mensupların sorusuna şu cevabı verdi; "Bu davanın sonu bunu tertipleyenler tutuklanana kadar sürecektir" . Buda savaşı sürdüren taraflardan birinin ifadesidir ve karşılıklı ilan edilmiş savaşın boyutunu gösteriyor. Son dönemler yalnız 74 muvazzaf general Balyoz Darbesi’nden dolayı sorgulanacaktı. Son bir yargı darbesi ile yetkili savcılar görevden alınarak bu generaller kurtarıldılar. Bu cuntacı muvazzaf generaller sözüm ona "bölücü terör örgütüne" karşı savaşacak olan Türk ordusunun halen başındadırlar. Hazırda ordunun denetiminde olan taşeron örgütü ile beraber ortak düşmanları AKP Hükümetine karşı savaşı başlatacakları aşikârdır. Şemdinli’deki karakolda sorumlu olan tümgeneral Gürbüz Kaya daha önce emrindeki 7 askeri mayınla öldürdüğü biliniyor ve olayı "bölücü suç makinesi PKK`ye" havale etmişlerdi. Bunun ses kaydı kamuoyuna yansımıştı ve bununla ilgili soruşturma örtbas edildi. Şemdinli saldırısından bir gün önce Türk ordusun başı İlker Başbuğ`un "terör artacak" demesi manidardır ve galiba terörün başlaması için bir parolaydı. Ortama şiddet ve kaosun egemen olmasını isteyen statükocu devlet ve kandan nemalanan siyasi partiler bu eylemlerden hemen sonra, Kürd açılımı kaldırılsın, OHAL getirilsin, Güney Kürdistan’a müdahale edilsin, sınır kaydırılsın, anayasa referandumu iptal edilsin ve erken seçim yapılsın dediler. Çeşitli darbe girişimleri ve Hükümete karşı eylem planlarından dolayı birçok muvazzaf ve emekli ordu mensubu tutuklanmıştı ve halen birçoğu yargılanıyor. Halen birçok emekli ve muvazzaf ordu mensubu tutuklanmanın ve yargılanmanın korkusu içerisindeydiler. Bu güne kadar dokunulmazlığı olan ve birer kahraman olan "Paşa" generaller artık paşa olarak yaşamıyorlardı. Yine hangi darbe ve eylem planından dolayı yargılanacakları günün korkusu içerisindeydiler. Buda kamuoyu içerisinde sömürgeci Türk ordusunun eski itibarını sıfırlamıştı. "Kahraman ordunun" Türk toplumunda tekrar itibar kazanması için savaşması ve şehit vermesi gerekiyor. Her an bir tutuklanma ve yargılanma korkusu içerisinde olan emekli ve muvazzaf subaylar, bu şiddet eylemleri sayesinde birer kahraman oldular. Savaş kanallarına dönüşen Türk TV. lerinde savaş çığırtkanlığı yapıp boy göstermeye başladılar. Başından beri bu savaşın Kürdlerin çıkarına olmadığını ve statükocu devletin değişimi, "Kürd açılımı" ve anayasa referandumunu engellemenin bir direnişi olduğunu vurgulamak istedim. Aslında Kürd açılım projesini onaylıyormuş görünen statükocu derin devlet AKP Hükümetine tuzak olarak sundu. Söylemde destekleme ve pratikte köstekle politikasıdır. Bu konuyu bir önceki makalemde detaylı olarak değerlendirmiştim. Peki bu savaşı sürdüren PKK ve "Serokları" Abdullah Öcalan ne istiyor(lar) ? Kürd ulusu için bir şey talep ediyorlar mı? Aslında bu konu üzerine daha önce uzun uzadıya birçok makale yazmıştım. Ancak bıkmadan, usanmadan ulusuma karşı olan sorumluluğumdan dolayı yazacağım. PKK yapısı değerlendirilirken, kendi başına özgürce karar veren bir örgüt yoktur. Her şey Abdullah Öcalan’a bağlı ve yalnız onun direktifleri ve emirleri geçerlidir. Abdullah Öcalan’ın düşünce ve emirlerine karşı çıkan muhalifler acımasızca infaz edildiler. Abdullah Öcalan’ın temel düşüncesi ise "tek bayrak, tek devlet, tek millet ve misak-i milli sınırlarını" savunmaktır. Bakın Abdullah Öcalan en son AV. görüşmesinde şunları talep ediyor: "Eğer hükümet bir temsilcisini gönderirse, bu konuda parlamentodan bir karar çıkarıp önümü açarlarsa ben iki günde tüm silahlı güçleri bir alanda toplarım. Buna gücüm de var, iddiamda var, kendime güveniyorum" (18.06.2010 Av. Gör.notları) Şimdi belli bir an durup şu soruyu kendi kendimize soralım; Peki bu sözüm ona Kürdler adına savaşan PKK örgütü Kürd ulusunun kurtuluşu için mi savaşıyor ? Yoksa Abdullah Öcalan’ın kurtuluşu için mi? Abdullah diyor ki, "iki gün içerisinde hepsini bir yere toplarım". Peki, bu savaşan insanların kendi iradeleri ve bu örgütün kendi organları, karar veren mekanizmaları yok mudur ki, kuzu gibi birileri tarafında iki günde bir yere toplanacaklar. Bunlar kurbanlık kuzumudur? Bu kadar insan" kuzu kuzu" bir insanın yalnız önünü açmak için ölüme gönderiliyor. Kocaman 40/50 milyon nüfuslu Kürd Ulusu nasıl Abdullah Öcalan’ın yalnız önünü açmak için savaşa konur? Bu ne bicim bir mantık, dünyanın neresinde görülmüş böyle bir savaş? Kürd Ulusu’nun bütün enerjisini, dinamiklerini yalnız Abdullah Öcalan için seferber edenler, Kürdistan’da bu kadar Kürd gencin kanını dökenler bunun bedellini tarih karşısında ağır ödeyeceklerdir. Abdullah Öcalan "bunları bir yerde toplayacak gücü ve iradesinin olduğunu" söylüyor. Doğrudur, yıllardır aynı şeyi söylüyoruz: PKK ve yandaş örgütlerinde yalnız Abdullah Öcalan’ın düşünceleri geçerlidir. PKK tarihinde bu ispatlıdır. 2000 Yıllında geri çekilme emrine karşı çıkan PKK elemanları kuruşuna dizildiler. 2004 Yıllında Abdullah’ın tekrar savaş emrine karşı çıkan örgüt elemanların akıbeti aynen infaz oldu. Onun için Abdullah Öcalan’ın "bunu yapabilecek gücüm var" demesi doğrudur. Farz edelim ki, Abdullah Öcalan’ın önü açıldı; peki bu kadar totaliter bir kişinin emri ile savaşan ve yine bir emirle kuzu gibi bir yere toplanan bir örgütün demokrasiye ne kadar katkısı olur? Böyle Faşizan, anti-demokratik bir yapının yer aldığı bir düzen demokratik olur mu? Veya böyle bir anlayışı dayatan kişinin demokrasiye ne kadar katkısı olacaktır? Aslında böyle bir anlayışın sahibi Ergenekon darbecilerle ikiz kardeş olması doğaldır. Zaten aynı yapı içerisinde yer almaları da herhalde tesadüfî değildir. Onun için bu savaşın durması, PKK ve Abdullah Öcalan’ın derin devlet ile olan ilişkisinin çözülmesine bağlıdır. Bu ilişki çözülmeden ve ortadan kaldırılmadan mevcut koşullarda Türkiye ve Kürdistan’a barış ve huzur gelmez. Rucan Keleş/25.06.10