Bu Savaşı Kim İstiyor?
Başından beri bu savaşın Kürdlerin çıkarına olmadığını ve statükocu devletin değişimi, "Kürd açılımı" ve anayasa referandumunu engellemenin bir direnişi olduğunu vurgulamak istedim. Aslında Kürd açılım projesini onaylıyormuş görünen statükocu derin devlet AKP Hükümetine tuzak olarak sundu. Söylemde destekleme ve pratikte köstekle politikasıdır. Bu konuyu bir önceki makalemde detaylı olarak değerlendirmiştim.
Son dönemler birçok Kürd insanı sömürgeci Türk ordusuna vurulan her darbeden sonra; "oh bizimkiler Türk askerine ne güzel darbe vuruyorlar" diyebilirler ve sevinç çığlığı atabilirler. Gerçi buna karşı çıkan ve bu eylemlerin Kürd ulusunun çıkarına olmadığını dile getiren aklı başında birçok Kürd insanı da vardır. Ellete ortalama Kürd insanın sömürgecilere karşı tepkisinin tarihsel süreç de ve sömürge konumunda kaynaklanan haklı nedenleri vardır. Bırakalım Kürdistan’ın bağımsızlığını veya Kürd ulusunun kendi kaderini kendisini özgürce belirleme talebini dile getirmeyi, yalnız son dönemler okulda kasatura ile doğranmak istenen, caddelerde linç girişimine maruz kalan ve batıda metropol kentlerde kurşunlanan Kürd gençlerin duyguları ne olabilir? Bu saldırıları yaşayan birçok Kürd insanı olayların hemen ardında "dağa mı çıkalım?" diye öfkelerini dile getiriyorlar. Zaten birileri de dağların boşalmasını istemiyor. Her türlü baskıya maruz kalmış, dili kültürü yasaklanmış, bütün insani ve demokratik hakları gasp edilmiş Kürd insanı, Türk askerine yapılan bu saldırılar karşısında ki düşünce ve duyguları ne olması gerekir? Vatan millet Sakarya nutuklarına katılması mı beklenmelidir?.
Mevcut süreç de ortalama Kürd insanı olup bitenin perde arkasını görebilecek ve bu savaşın hangi güçlerin karanlık planı olduğunun derin politik analizini yapabilecek birikim ve olanaklara sahip değildir. Hunharca baskılara maruz kalan her ortalama insan gibi o da, yalnız sonuca bakar ve "oh bizimkiler şu kadar Türk askeri öldürdü" diye sevinebilir. Ancak o öldürülen Türk (veya Kürd de olabilir) askerine sıkılan kurşunların kendisinin de geleceğini biraz daha karattığının farkında olamaz. Zira eyleme katılan ve taş atan Kürd çocukların polis tarafında nasıl sadistçe coplandığını, Kafası cadde ortasın da nasıl postalla ezildiğini, çocukların kamuoyu önünde nasıl kolu polis tarafında kırıldığını gören/yaşayan Kürd insanından ne beklenir ki?
Her türlü haksızlığa, baskıya maruz kalan ve hiçbir demokratik hakkı olmayan Kürd ulusunun haklı tepkisini örgütleyecek ve doğru yolu gösterecek bir örgütlenmesi hâlihazırda yoktur. Var olan bazı muhalif örgütlerde mevcut süreci göğüsleyebilecek güçte değildirler. Doğan siyasi boşluğu sömürgeci devletin denetiminde olan taşeron örgütü dolduruyor. Onun için sosyal ve siyasal sürecin bu şekilde gelişmesi olağandır. Ortalama Kürd ve Türk insanı mevcut siyasi süreç de sömürgeci devlet ile AKP iktidarın savaş halinde olduğunu ve birbirlerini yok etmek için her türlü enstrümanı kullandıklarını görebilecek detay ve bilgiye sahip değildirler. Geniş kitleler ancak sürecin görünen kaba kısmını algılarlar. Bu savaşı sürdürenler çok sinsi ve karanlık planlar dâhilinde sürdürüyorlar. Savaşı sürdürenler için her türlü eylem mubahtır ve önemli olan mevcut AKP iktidarında kurtulmalarıdır. Onun için Balyoz Darbe Planın da olduğu gibi bazen kendi camilerini veya kendi uçaklarını bile düşürebilirler. Hatta bu hükümetten kurtulmak için herhangi bir komşu ülke ile savaş senaryosu bile yaratabilirler.
İşte son günlerde olup bitten bu şiddet eylemleri Ergenekon ve statükocu devletin Hükümete karşı yaptığı hamlelerin değişik versiyonudur. Şemdinli çatışmasının olduğu gün bırakılan Balyoz cuntasının başı emekli Org.Cetin Doğan basın mensupların sorusuna şu cevabı verdi; "Bu davanın sonu bunu tertipleyenler tutuklanana kadar sürecektir" . Buda savaşı sürdüren taraflardan birinin ifadesidir ve karşılıklı ilan edilmiş savaşın boyutunu gösteriyor. Son dönemler yalnız 74 muvazzaf general Balyoz Darbesi’nden dolayı sorgulanacaktı. Son bir yargı darbesi ile yetkili savcılar görevden alınarak bu generaller kurtarıldılar. Bu cuntacı muvazzaf generaller sözüm ona "bölücü terör örgütüne" karşı savaşacak olan Türk ordusunun halen başındadırlar. Hazırda ordunun denetiminde olan taşeron örgütü ile beraber ortak düşmanları AKP Hükümetine karşı savaşı başlatacakları aşikârdır. Şemdinli’deki karakolda sorumlu olan tümgeneral Gürbüz Kaya daha önce emrindeki 7 askeri mayınla öldürdüğü biliniyor ve olayı "bölücü suç makinesi PKK`ye" havale etmişlerdi. Bunun ses kaydı kamuoyuna yansımıştı ve bununla ilgili soruşturma örtbas edildi. Şemdinli saldırısından bir gün önce Türk ordusun başı İlker Başbuğ`un "terör artacak" demesi manidardır ve galiba terörün başlaması için bir parolaydı.
Ortama şiddet ve kaosun egemen olmasını isteyen statükocu devlet ve kandan nemalanan siyasi partiler bu eylemlerden hemen sonra, Kürd açılımı kaldırılsın, OHAL getirilsin, Güney Kürdistan’a müdahale edilsin, sınır kaydırılsın, anayasa referandumu iptal edilsin ve erken seçim yapılsın dediler.
Çeşitli darbe girişimleri ve Hükümete karşı eylem planlarından dolayı birçok muvazzaf ve emekli ordu mensubu tutuklanmıştı ve halen birçoğu yargılanıyor. Halen birçok emekli ve muvazzaf ordu mensubu tutuklanmanın ve yargılanmanın korkusu içerisindeydiler. Bu güne kadar dokunulmazlığı olan ve birer kahraman olan "Paşa" generaller artık paşa olarak yaşamıyorlardı. Yine hangi darbe ve eylem planından dolayı yargılanacakları günün korkusu içerisindeydiler. Buda kamuoyu içerisinde sömürgeci Türk ordusunun eski itibarını sıfırlamıştı. "Kahraman ordunun" Türk toplumunda tekrar itibar kazanması için savaşması ve şehit vermesi gerekiyor. Her an bir tutuklanma ve yargılanma korkusu içerisinde olan emekli ve muvazzaf subaylar, bu şiddet eylemleri sayesinde birer kahraman oldular. Savaş kanallarına dönüşen Türk TV. lerinde savaş çığırtkanlığı yapıp boy göstermeye başladılar.
Başından beri bu savaşın Kürdlerin çıkarına olmadığını ve statükocu devletin değişimi, "Kürd açılımı" ve anayasa referandumunu engellemenin bir direnişi olduğunu vurgulamak istedim. Aslında Kürd açılım projesini onaylıyormuş görünen statükocu derin devlet AKP Hükümetine tuzak olarak sundu. Söylemde destekleme ve pratikte köstekle politikasıdır. Bu konuyu bir önceki makalemde detaylı olarak değerlendirmiştim.
Peki bu savaşı sürdüren PKK ve "Serokları" Abdullah Öcalan ne istiyor(lar) ? Kürd ulusu için bir şey talep ediyorlar mı?
Aslında bu konu üzerine daha önce uzun uzadıya birçok makale yazmıştım. Ancak bıkmadan, usanmadan ulusuma karşı olan sorumluluğumdan dolayı yazacağım.
PKK yapısı değerlendirilirken, kendi başına özgürce karar veren bir örgüt yoktur. Her şey Abdullah Öcalan’a bağlı ve yalnız onun direktifleri ve emirleri geçerlidir. Abdullah Öcalan’ın düşünce ve emirlerine karşı çıkan muhalifler acımasızca infaz edildiler. Abdullah Öcalan’ın temel düşüncesi ise "tek bayrak, tek devlet, tek millet ve misak-i milli sınırlarını" savunmaktır. Bakın Abdullah Öcalan en son AV. görüşmesinde şunları talep ediyor: "Eğer hükümet bir temsilcisini gönderirse, bu konuda parlamentodan bir karar çıkarıp önümü açarlarsa ben iki günde tüm silahlı güçleri bir alanda toplarım. Buna gücüm de var, iddiamda var, kendime güveniyorum" (18.06.2010 Av. Gör.notları) Şimdi belli bir an durup şu soruyu kendi kendimize soralım; Peki bu sözüm ona Kürdler adına savaşan PKK örgütü Kürd ulusunun kurtuluşu için mi savaşıyor ? Yoksa Abdullah Öcalan’ın kurtuluşu için mi? Abdullah diyor ki, "iki gün içerisinde hepsini bir yere toplarım". Peki, bu savaşan insanların kendi iradeleri ve bu örgütün kendi organları, karar veren mekanizmaları yok mudur ki, kuzu gibi birileri tarafında iki günde bir yere toplanacaklar. Bunlar kurbanlık kuzumudur? Bu kadar insan" kuzu kuzu" bir insanın yalnız önünü açmak için ölüme gönderiliyor. Kocaman 40/50 milyon nüfuslu Kürd Ulusu nasıl Abdullah Öcalan’ın yalnız önünü açmak için savaşa konur? Bu ne bicim bir mantık, dünyanın neresinde görülmüş böyle bir savaş? Kürd Ulusu’nun bütün enerjisini, dinamiklerini yalnız Abdullah Öcalan için seferber edenler, Kürdistan’da bu kadar Kürd gencin kanını dökenler bunun bedellini tarih karşısında ağır ödeyeceklerdir. Abdullah Öcalan "bunları bir yerde toplayacak gücü ve iradesinin olduğunu" söylüyor. Doğrudur, yıllardır aynı şeyi söylüyoruz: PKK ve yandaş örgütlerinde yalnız Abdullah Öcalan’ın düşünceleri geçerlidir. PKK tarihinde bu ispatlıdır. 2000 Yıllında geri çekilme emrine karşı çıkan PKK elemanları kuruşuna dizildiler. 2004 Yıllında Abdullah’ın tekrar savaş emrine karşı çıkan örgüt elemanların akıbeti aynen infaz oldu. Onun için Abdullah Öcalan’ın "bunu yapabilecek gücüm var" demesi doğrudur.
Farz edelim ki, Abdullah Öcalan’ın önü açıldı; peki bu kadar totaliter bir kişinin emri ile savaşan ve yine bir emirle kuzu gibi bir yere toplanan bir örgütün demokrasiye ne kadar katkısı olur? Böyle Faşizan, anti-demokratik bir yapının yer aldığı bir düzen demokratik olur mu? Veya böyle bir anlayışı dayatan kişinin demokrasiye ne kadar katkısı olacaktır? Aslında böyle bir anlayışın sahibi Ergenekon darbecilerle ikiz kardeş olması doğaldır. Zaten aynı yapı içerisinde yer almaları da herhalde tesadüfî değildir.
Onun için bu savaşın durması, PKK ve Abdullah Öcalan’ın derin devlet ile olan ilişkisinin çözülmesine bağlıdır. Bu ilişki çözülmeden ve ortadan kaldırılmadan mevcut koşullarda Türkiye ve Kürdistan’a barış ve huzur gelmez.
Rucan Keleş/25.06.10



Yorumlar (16 gönderildi):
Fırat Haber Ajansı’nın 25 Haziran 2010 tarihli bülteninde, “AKP'den Burkay'a danışmanlık teklifi” adı altında yayınlanan Köln kaynaklı haberde, Sayın Burkay’a alçakça iftira ediliyor, Partimiz hakkında aslı astarı olmayan iddialarda bulunuluyor.
ANF, “PSK’ya yakın kaynaklar”a dayandırdığı haberinde utanmazca Sayın Burkay’ın “zimmete para geçirmekten dolayı” Genel Sekreterlikten ayrıldığını söylüyor. Oysa Sayın Burkay bugüne kadar yaptığı açıklamalarda, kendisiyle yapılan röportajlarda verdiği cevaplarda genel sekreterlik görevini niçin bıraktığını defalarca açıkladı. Tüm bunlar biliniyorken Burkay’ın “zimmete para geçirdiği” için görevinden ayrıldığını söylemek adi bir iftira ve karalamadır, Anılarının 2. cildi nedeniyle kendisine yönelik başlatılan karalama ve iftira kampanyasının bir başka kanaldan sürdürülmesidir.
Haberde ayrıca, AKP’li Dengir Mir Mehmet Fırat’ın “Almanya’nın Wupertal kentinde PSK’lilerle bir araya geldiği” ve Sayın Fırat’ın Avrupa’da yaşayan PSK’li yöneticilerin Türkiye’ye dönmelerini istediği belirtiliyor.
PSK, AKP de dahil siyasi partilerle, kurum, kuruluş ve kişilerle görüşür; bunun için kimsenin icazetine ihtiyaç duymaz. Ama ne Sayın Fırat ile ANF’nin iddia ettiği görüşme olmuştur ne de iddia edilen konu görüşülmüştür.
AKP ve hükümet yetkilileri Sayın Burkay ve yurtdışında bulunan öteki Kürt politikacıların ülkeye gelebileceklerini defalarca dile getirdiler. Sayın Burkay da kendisi ile yapılan ropörtajlarda, “geriye dönüşlerin Başbakan ve hükümet yetkililerinin iyi niyetlerinin ötesinde” bir sorun olduğunu, “hukuki şartların” oluşmasın halinde ülkeye döneceğini defalarca söyledi.
Kamuoyu tüm bunları gazete sayfaları ve televizyon ekranları vasıtasıyla biliyorken, ANF, sanki yeni bir şeymişcesine ve gizemli bir biçimde verdiği haber ile PKK yandaşlarını partimize ve Burkay’a karşı kışkırtmayı hedeflemektedir.
ANF, arkasındaki iradenin defalarca hükümet ve devlete görüşme önerisinde bulunduğunu, “devletin bir cavuş ile görüşmeye razı olduğunu” unutmuş olacak ki, AKP’nin HAK-PAR ile görüşmesini, AKP’li bazı yönetici ve mileltvekillerinin Sayın Burkay’dan övgü ile bahsetmelerini “işbirlikçilik” olarak göstermek istiyor. Ki bu yeni bir şey değil. ANF’nin borazanı olduğu PKK kendisi dışındaki tüm yurtsever güçleri “kurtuluşun önünde engel” olarak gördü, “işbirlikçilikle”, “hainlikle” yaftaladı, ANF ve benzeri kuruluşlar da yurtsever ve demokratik güçleri düşman olarak gören bu sorumsuz politikanın borazanlığını yaptılar.
ANF, son haberiyle kendisine verilen uğursuz görevine devam ettiğini gösteriyor. Ama ANF ve arkasındaki irade bilmelidir ki, Kürdistanlı güçler arasında iyi ilişkilere en çok ihtiyaç duyulduğu bir dönemde, Burkay’a ve Partimize atılan çamur onlara yapışmaz, çamuru atanların ne kadar kirli olduklarını bir kez daha ortaya koyar.
25 Haziran 2010
PSK-Kurdistan Sosyalist Partisi
Bu savas TR deki mevcut iktidar sahipleriyle statukonun savasidir.Kurtlerde bu savasta taraf olmaktan ziyade statuko ve ergenekonun araci ve tetikcisdir.
Turkiyede 12 eylulde refarandum olacak,ama bakiyoruzki pkk nin aldigi pozisyon ve bilhassa ocalanin ben 31 mayistan sonra yokum demesi ergenokoncu larin aldigi pozisyonla parelellik teskil etmektedir.Ama unutulmamasi gereken bu savasi zaten kaybetmis pkk nin yaninda kurtlerde kaybedeceklerdir.1984 eruh semdinli baskinlariyla baslayan sozum ona ulusal kurtulus mucadelesi 1960-1990 arasi yazan cizen bir kurt neslinini yok etmisdir.Simdi bu isin kar zarar kisminda acaba kurtler ne kazanmistir.Bu iste kimler kazancli cikmistir.
Mazlum dogan,kemal pir,hayri durmus,ferhat kutay ve yuzlerce genc d.bakir cezaevinde sistematik olarak yok edildi.Dagda da ocalan eliyle sener,ve cetin ler gibi yuzlerce kurt genci ya olduruldu yada sukru hoca ve curukkayalar gibi leride hain ilan edildiler.Kala bizede emine ayna gibi cocugu olmadigi icin annelerin goz yasinin ne oldugunu bilmeyen,kana doymayan kalkan,karasu,gibi capsiz ongurusuz sadece biz nasil ergenekona hizmet ederiz diyen bir zihniyet kalmistir. Iste bu bizim savasimiz.
Su an kurt sorunu falan kalmamistir.su anda pkk ve ocalan sorunu vardir.Artik geride kalan tum kurt gencleri bu savasa hayir demelidr.Artik kurt halki gercegi gormelidir
Sağlıklı düşünceleriniz için teşekkürler.
Ancak yazınızın daha net anlaşılabilmesi için katkım olabilir mi?
Şöyleki: Yazınızdan aşağıya aldığım cümlesinde: ''Aslında Kürd açılım projesini onaylıyormuş görünen statükocu derin devlet AKP Hükümetine tuzak olarak sundu. Söylemde destekleme ve pratikte köstekle politikasıdır.'' diye belirtiyorsunuz.
Kürt açılımı deyimini kullanmamak daha uygundur.Ergenekon'cular kasıtlı olarak bu terimi kullanıyorlar. Doğrusu demokratik açılımdır. AK Parti ise ''Kardeşlik ve birlik Projesi'' diyor.
Statükocu Derin Devlet Genelkurmay önderliğindeki asker-yüksek yargı vesayet sistemidir.
AK Parti hükümeti işte bu vesayeti kırmak için anayasa değişiklikleri yaptı ve onaylanması içinde referanduma sunuyor.
Ergenekon güçleri bütün cephelerden referandumda kabul edilmemesi için çalışıyorlar. Şiddeti tırmandırıyorlar. Kılıçdaroğlu'yla Ergenekon'cu alevileri ve bazı Baykal'a küskün Ergenekoncu'ları CHP'ye çekmeğe çalışıyorlar. BDP cahil kandırılmış Kürt'leri kandırmaya devam ediyor. MHP'de bölücülük azdı deyip Türk ırkçılığını azdırıyor.
Bütün bu çalışmalara rağmen Ergenekon referandumdan korkuyor. Onun için Ergenekon'cu Anayasa Mahkemesinden 5 Temmuzda Ergenekon'un belini kıracak 3 adet temel değişikliği iptal edilmesi kararını çıkartacaklar.
Referandum da bu temel değişiklikler olmadan bazı önemsiz belirleyici olmayan değişiklikler için sadece halkı kandırmak için yapılacak gibi görünüyor.
Sağlık ve başarı dileklerimle.
Dr. Ali GÜN
kürdistan halkının çıkarlarını kendinize rehber edinen arkadaşlar akp politikalarıylamı kürdistan özgürleşecek
kürtdistan kürt halkının özgür iradesiyle ancak özgürleşir
gerillaya bu kadar saldırınızın arkasında akp hayranlığı ve kardırma politikası yatıyor..
28 isyan kanla bastırıldıktan sonra kürdistanın beton altına koyan bu üçkağıtçı delet değilmiş gibi hala bir kaç açılıma varlığımızı teslim etmenin peşindesiniz..
kürdistana inananıan ve kürdistan politikalarını savunan bir insan halkyla beraber olmalı halkının yayında olmalı halının nefesini kendi içinde hisetmelii.
avrupalardan atıp tutmak kolay tutsak kürdistan mücadele bekler mücadele edilmeyen yerde özgürlük olurmu..
yeşil akp ne ise kızıl chp de odur kurt mhp ne ise yeşil akpde odur
1- Dr. Baran
2- Lamia Baksi.
Burada butun halkima ve de ozellikle'de PKK saflarin'da olan butun durust yurtsever Kurd kesimlerine bir cagrim vardir, artik derin-devletin, ergenekonun halkimiz uzerin'de surdurmek istedigi bu cirkef plani desifre olmustur, bizlerin halkimizi ve butun dunya kamuoyunu bu konuda aydinlatmamiz gerekiyor, bunun icinde durust olan her yurtsever Kurd insani ulkesine ve halkina ihanet etmemelidir, bu konu'da da ellerinin'den geldigi olcu'de de daha durustce bir caba sarf etmeleri gerekmektedir. Eger biz bunu yapmazsak, iste ne yazik'ki derin-devlet, ergenekon PKK araciligiyla halkimiz uzerin'de hicde unutulmayacak olan bir kabusun icine dusurulmus olacaktir. Halkimizin bu acilarla karsilasmamasi icin halkimizi bu konuda bilgilendirmemiz ve aydinlatmamiz gerekiyor, artik bilmeliyiz'ki PKK'nin imrali'da ozel koruma altinda'ki seroklari tarafin'dan Qandil dekilere derin-devletin ve ergenekon'un istemleri dogrultusunda verilen bu politikasini teshir etmemiz gerekiyor. Bu varolan gerceklerle birlikte halkimizin sunada inanmasi gerekir'ki, artik acikca derin-devletin gudumunde bir parti olan BDP ve de onun parlamenterleri konusunda'da bu konuda durust calismalar yapmamiz gerekiyor. Zaten eger birazcikda olsa durust Kurd insanlari'nin BDP hakkin'da yapmis olduklari degisik yorumlarina bakacak olaursaniz bunlarin yapmis olduklari politika'nin halkimizin hic bir sorunuyla ilgili degildir. Adamlarin isleri-gucleri yok dogrudan dogruya eliyle Qandili ve Imraliyi isaret ediyorlar ve ''Kurd sorununun cozumunun burayla cozule bilecegini'' idda etmektedirler. Cunki onlar resmen derin-devlet ve ergenekon tarafin'dan orada gorev yapmalari icin oraya ozel olarak secmeli olarak getirilmislerdir.
Şu ilişkiyi nasıl görmezden geliyorsun bilmiyorum; devlet istemese Apdullah o örgütü o küçük adadan yönetebilir mi? Örgüt dediğin, parti dediğin Apdullahın burnu aktı, karnı ağrıdı diye ortalığı birbirine katan bir sistem değil mi? Bu savaşta kaybeden gariban Kürt ve Türk çocuklarıyken kazanan hep başkaları olmadı mı? 30 yıldır sen Kürtsün ne kazandın ben Türküm ne kazandım?
demokratik özerlik ilan eden
bir örgütü devletle işbirliği içinde göstermek kafa bulandırmaktan başka bir işe yaramaz..
bu topraklarda yaşanan zulümlerin acıların zulumlerin haddi hesabı yok amed zindanında yaşananlar hiç bir yerde yaşanmamıştır..
gerilllanın gücü ile bu zülüm zalimlerin içinde bir korkuya ve deehşete düşmüştür..
gerilla kürddün gücüdür gücünü kürdün ta kendisinden alır buna devleti dahil etmek ve ilişkilendirmek halka ve gerilla hakssızlıktır..
yastığı ranzası olmayan gerilaya köyü bağı bahçesi olmayan halka haksızlıktır..
demokratik özerlik halkımıza hayırlı olsun..
ve şu bilinmeli ki özerk kürdistan bağımsız birleşik kürdistanın temelidir..
bunu lama cima yok..
kıvırmanın buylandırmanın ilişkiler kurmanın komplu teorileri kurmanın anlamı yok ve zamanıda değil..
şivan perverin bir daha halepçeler yazmaması için yek vucuk olmak özgür ülkenin yararınadır
saygılarım ...
Silahli mücadele amaca varmak icin verilecek mücadelelerden birisidir.Silahli mücadele herhalükarda savunulmasi gereken bir mücadele yöntemi degildir.Eger herhalükarda silahli mücadele savunulursa,bunun siyasal literatürdaki adi fetisizimdir.Yani ne olursa olsun illada silahli mücadele....
Eger net bir siyasal hedef yoksa veya ulusal bir talep yoksa yapilan silahli eylem o ulusun kendisini vurabilir ve baskalarin siyasal hedeflerine hizmet etmis olur.Tipki bu gün Kürdistandaki silahli eylemlerin derin/statukocu devletin taleplerine hizmet ettigi gibi.
Benzer eylemler 12 Eylül darbesi öncesinde ve baska dönemler sömürgeci devlet tarafinda bizat örgütlendi.Bu günde benzer eylemleri örgütlüyor.Onun icin bu tür eylemler günümüzde Kürd ulusal hareketine zarardan baska bir faydasi yoktur.
ümit ederim sorunun cevebi verilmistir.
iyi günler.
rucan keles
Bunlarin hepsi hile. genelkurmaya kan ve kaos lazim oldugu zaman pkk ye ismarlanan siparisler bunlar. Hantepede. gediktepede , sariyaylada bile bile karakol bastirildigini , istihbarata ve heron gøruntulerine ragmen ønlem alinmadigi artik apacik ortaya cikti.
Hele bir dörtyol olayi varki; pkk - jitem ve mhp isbirligi. Amac sivil hukumeti baltalamak.
Bumu sizin savasiniz ?
Kirki savas kirli savas diyordunuz, demekki bir bildiginiz varmis. Hakikaten kirli savas.
Yoksa sizi 1 haftada bitirirler. Yok aksi ise hadi bir general - emekli olsun tek, öldürunde görelim. veya suikast yapin. Ertesi gün sizi kandilde nasil bogacaklar bilirsiniz. siz size verilen izin cercevesinde ve sikeli savasiyorsunuz . milleti körmü saniyorsunuz.
Yorum yaz