Anasayfa | Yazarlar | Rucan Keleş | "Kürd Açılımı" Ve Sürece Dair Düşünceler!

"Kürd Açılımı" Ve Sürece Dair Düşünceler!

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Öcalan söz konusu ise, gerisi teferuattır!

Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin kapsamı Abdullah Öcalan’ın sağlık sorununa, koşullarının iyileştirilmesine, kendisi ve aile fertlerinin doğum günlerini kutlamaya ve Öcalan’ın serbest bırakılmasına indirgenmiştir. Öte yandan da Kürdler adına siyaset yaptığını iddia eden PKK endeksli legal/illegal kurumların Öcalan’dan gelecek İmralı talimatları dışında hareket edemiyor olmalarıdır. Buna bariz bir örnek;




 

Uzun bir aradan sonra tekrar yazmaya başlamak pekte kolay olmuyor. Tabi bu ara sürecin yoğun yaşanmış olmasından dolayı, nereden başlayacağım konusunda da epey bocaladım. Ancak, ortalama her Kürdü ilgilendiren ve halen tartışılan "Kürd Açılımı" diye adlandırılan “belalı” kavramdan başlamaya karar verdim.

Son siyasal süreç ile de organik bir bağlantısı olan ve bazı güncel gelişmelere de zemin hazırlayan "Kürd Açılım’ı" veya "Demokratik Açılım’ı" tetikleyen nedenler nelerdir?

AKP iktidarı ateşten gömlek olan bu sorunu neden gündemine aldı? Bunu çözebilecek politik bir dünya görüşüne sahip midir?

Yoksam kendisi için tehlike arz eden bu sorundan bir an önce kurtulmak mı istiyor?

AKP iktidara geldiği günden beri hangi soruna el attı ise karşısında Kürd Meselesi ve Ergenekon’u buldu. Avrupa birliği sürecinin gerekleri ve kendince yapacağı Reformların önünde engel olarak hep iç içe geçmiş bu iki sorunla karşı karşıya geldi. Keza iç içe geçmiş bu iki sorun aynı zaman da AKP iktidarının üzerindeki askeri vesayetin daha da pekişmesine de katkı sağlıyor.  Ne de olsa savaşan ve “şehit” veren Türk Ordusu, Türk halkının gözünde kahramandır! Hakeza AKP iktidarı kendisi için de tehlike arz eden bu sorundan bir an önce kurtulmak istiyor. Ancak süreç hiç de AKP’nin hesapladığı gibi gelişmiyor. İlk başta birilerinin kapalı kapılar ardında kendilerine bunu bir tuzak olarak sunduğunun farkında olamadı. Zaten AKP iktidarı bu soruna el atmasaydı da kendileri için hep bir tehlike olarak duruyordu. Yani mesele AKP için iki arada bir derede gibidir.

Kürdler bu sürecin hiçbir zaman aktif öznesi olamadılar. Türk siyasal erkin paylaşım savaşında çatışan taraflar arasında hep nesne olarak kullanıldılar. Belki AKP içerisinde ki Kürd çevresinin bu açılım projesine asgari düzeyde katkısı olmuş olabilir. Ancak Kürdler bu sürece hiçbir zaman örgütlü olarak katılmadılar. Zaten Kürdlerin adına taraf olabilecek hâlihazırda etkin bir örgütlenmesi de yoktur. Kürdler adına var olan taşeron örgütlenmesi de hiç bir zaman Kürdlerin örgütü olamadı ve Kürdlerin ulusal çıkarları adına da herhangi bir talepleri de yoktur. Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin kapsamı Abdullah Öcalan’ın sağlık sorununa, koşullarının iyileştirilmesine, kendisi ve aile fertlerinin doğum günlerini kutlamaya ve Öcalan’ın serbest bırakılmasına indirgenmiştir. Öte yandan da Kürdler adına siyaset yaptığını iddia eden PKK endeksli legal/illegal kurumların Öcalan’dan gelecek İmralı talimatları dışında hareket edemiyor olmalarıdır. Buna bariz bir örnek; kapatılan DTP milletvekillerinin Türk parlamentosunu boykot kararı almış olmalarına rağmen, Abdullah Öcalan’ın "parlamentoya girin" emri ile nasıl çark ettikleridir.

Bilindiği gibi Cumhurun başı Abdullah Gül’ün "bu tarihi bir fırsat" ve "devletin ortak projesi" olarak kamuoyuna duyurduğu açılım projesi, daha sonra Başbakan Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafında eşgüdüm içerisinde çeşitli faaliyetlerle sürdürüldü. Açılımın daha ilk günlerinde bazı şeylerin ters gittiği ve doğal mecrasında yol almadığı hemen hemen tüm çevrelerce biliniyordu. Gerçi bu açılımın bireysel hak ve özgürlükleri aşan ve Kürdlere ulusal haklar konusunda sunacağı/sunabileceği fazla bir şey yoktur. Ancak halihazırda ki 90 yıllık statükonun oluşturduğu bazı ezberleri bozduğu ve mevcut statükonun bir adım ilerisi olduğu söylenebilir. Onun için Kürdlerin politikası mevcut statükoyu korumak olmamalıdır. Kürdlerin lehine bir milimlik gelişmede olsa, karşı çıkmak Kürdlerin görevi olmamalı, bizzat bunu bir adım daha ileriye götürmenin yollarını aramalıdır.

Bu süreci sabote eden temel nedenlerin kaynağı nedir diye insanın kendi kendisine sorması gerekiyor elbette.

Savaşı sürdüren taraflar gerçekten bu Kürd açılım projesinde yer almış mıydı?

Gerçekten, Abdullah Gül’ün dediği gibi bu bir devlet projesi miydi, yoksam bununla esas statükocu devlet AKP iktidarını oyuna mı getirmek istedi?

Devlet ile savaş halinde olan bir iktidar, nasıl olurda devlet ile ortak mutabakata varmış bir proje hazırlar?

Aslında başından beri AKP iktidarı devlet ile çatışma içerisine girmek istemiyor. Ancak statükocu devlet AKP iktidarına karşı tek taraflı savaşı başlatmıştı. Değişik dönemlerde darbe girişimleri, iktidara karşı çeşitli eylem projeleri uygulamaya koydu. Halen de gelenekçi devlet savunucuları AKP iktidarına karşı savaşı değişik projelerle açık veya gizli sürmektedir. Her an AKP iktidarın açığını yakalamak için fırsat kolluyorlar.

Özellikle de son yirmi yıl siyasi sürecin en yumuşak karnı olan Kürd sorunu; devletin değişik kesimleri tarafından ve birbirlerine karşı bir iktidar aracı olarak kullanıldı. Kandan beslenen egemenler, Toplum Mühendisliği marifetiyle %1 oya sahip olan bir partiyi bir operasyonla %20`lerin üzerine çıkarmışlardır. Onun için MHP gibi savaş ve kandan nemalanan partiler hiç bir zaman barış ortamını istemezler. Normal ortamda %3-5 oy potansiyeline sahip olan MHP, savaş ortamında %17-18 oya sahip olabiliyor.

Bu "açılım projesinin" devletin ortak projesi olduğu kanısında değilim. Devlet katındaki açıklamalar ve Abdullah Öcalan’ın tutumu ve açıklamaları bu doğrultudadır. Abdullah Gül bu söylemi ile Çankaya köşkünde oturmak ile devletin başında oturmayı birbirine karıştırmıştır. Ancak Türk devletinin gerçek siyasi yapısı hiçte Abdullah Gül`ün söyledikleri veya düşündükleri gibi değildir.

Devletin zirvesindeki toplantılarda (MGK Milli Güvenlik Kurulu) statükocu militarist kesim; "evet bu sorun alışa gelmiş askeri yöntemlerle çözülmüyor, Kürd açılımın olması gerekir" diye çözümden yanaymış gibi gözükebilir. Çatışma içerisinde olan güçlerin birbirlerine karşı uyguladığı bir taktiktir. Kürdistan’daki savaşın iplerini elinde bulunduran Genelkurmay ve Ergenekon bu taktikle İktidarın hedef tahtasında (Ergenekon soruşturmalarında, tutuklamalarında) kurtulmak ve AKP iktidarını mayınlı bir alanın içerisine sürmek istiyorlar. Anayasa referandumunu sabote etmek ve AKP Hükümetinin uygulamalarını zora sokmak için muhalefet partileri ile bir çok alanda ortak hareket ediyorlar.

Nitekim son dönemlerde bu olasılığı güçlendiren bir sürü gelişme oldu. Batıda Kürdlere yönelik birçok linç girişimler ve Kürd öğrencilere saldırılar oldu. Bu süreçle beraber Kürdistan’da şiddet yoğunlaşmış ve DTP partisi kapatılmıştır. Abdullah Öcalan’dan biraz daha bağımsız davranan ılımlı Ahmet Türk siyasetten yasaklanmış ve ortamı germek için Samsun’da saldırıya uğramıştır. Hatta şiddetin Karadeniz kıyısına yayılması sürecin derin devlet tarafında nasıl sabote edilmek istendiğini gösteriyor.

BDP’nin başına provakatif gelişmelere açık ve İmralı’ya daha sadık kişilerin gelmesi, şiddet ortamını tırmandırmak içindir.

PKK ile ona bağlı legal ve illegal örgütlenmeler İmralı’nın denetimindedirler. Genelkurmayın Abdullah Öcalan’a sağlamış olduğu lojistik destek ile, İmralı sakinin onayı olmadan PKK ve yandaş örgütlerinde bir kuş bile uçmaz. Bu konu üzerine daha önce uzun uzadıya makaleler yazdım. Bu durumu herkesten daha iyi bu örgütlerin içerisinde yer alan şahıslar bilir. Her ne kadar AKP iktidarı İmralı’yı kendi denetimine, Adalet Bakanlığına bağladığını söylese de, bence halen Ergenekon ve Genelkurmayın denetimindedir. Dolaysıyla, Kürdistan’daki savaş bir bütün olarak Genelkurmay ve “Derin Devlet”in denetiminde sürüyor. Kürdistan’daki Türk ordusunun başındaki generallerin siciline bakmak bence yeterlidir. Kürdistan’da sorumlu olan 3.ordunun başındaki Orgeneral Saldıray Berk, Hakkâri ve Şırnak`ta ki Korgenerallerin adı Ergenekon’un hangi dosyasında geçiyor ve neyle yargılanıyor sorusunun cevabı, aynı zamanda Kürdistan’daki savaşın kimin denetiminde olduğunu da açıklığa kavuşturur.

Abdullah Öcalan derin devlet ile olan ilişkisini kendi kardeşleri ve avukatları üzerinden sürdürüyor. Abdullah Öcalan AKP iktidarının baskıları karşısında "evet sizin önerilerinizi kabul ediyorum" diyebilir. Ancak Abdullah Öcalan derin devletin ve Ergenekon`un yapısını herkesten daha iyi biliyor. Daha önceki bir söyleşisinde Avni Özgürel’e  "bu savaşı bitireni bitirirler" demişti. Derin devlet ve Ergenekon’daki unsurların kendilerine ihanet edenleri nasıl acımasızca ortadan kaldırdığını bu yapıda yer alan biri olarak Abdullah herkesten daha iyi bilir. Onun için korkak bir kişiliğe sahip olan Abdullah bu derin yapıya kolay kolay ihanet etme cesaretini göstermez. Aslında bu derin yapı Abdullah’ın birçok zaafını biliyor ve kendisini çok iyi tanıyor. Kısacası Abdullah bu derin yapı tarafında teslim alınmıştır ve kolay kolay bu çemberden istese de kurtulamaz. Bence Abdullah bu yapının içerisinde başından beri kendi isteği ile özgürce yer almıştır. Zaten politikası da hep bu doğrultuda olmuştur.

Abdullah Öcalan son açıklamalarında "devlet çözümden yanadır. Ancak AKP çözümü istemiyor ve çözüm önünde engeldir"  diyor. Aslında Abdullah bununla sömürgeci devleti temize çıkarmak ve AKP ile Kürdleri karşı karşıya getirmek istiyor. Zaten Genelkurmay ve Ergenekon’un yapmak istediği de budur. Nitekim Kürdistan’daki son gelişmelere bakıldığında derin devlet ve Abdullah’ın bu politikasının belli bir başarı elde ettiği söylenebilir. Aslında Statukocuların kapalı kapılar arkasında (MGK) "evet Kürd açılımını yapın" demelerin altında bu güdüler yatıyor. Bu söylemde destekleme ve pratikte köstekleme politikasıdır. Yukarda belirttiğim gibi bu Ergenekon ve derin devletin AKP’yi zor durumda bırakma taktiğidir. Statükocular bu politika ile AKP iktidarını yıpratıp bir an önce kurtulmak istiyor.

Abdullah Gül’ün "tarihi fırsat" ifadesi ise; perde arkasında söylenen "devlet mutabakatı" sözüne AKP`inin inanmış olmasının büyük etkisi vardır ve bunu kendilerince bir fırsat olarak kabul ettiler. Elbette uluslararası koşulların sorunun çözümüne uygun olması da bir fırsattır. Özellikle Avrupa Birliği ve Amerika bu süreci kayıtsız bir şekilde destekliyor.

Ben şahsen bu sürece olumlu bakanlardan biriyim. Bu açılım projesiyle Kürdlere fazla bir şey sunulacağından değildir.

En azında boşuna akan Kürd gençlerin kanı duracak, Başkaların politikasına hizmet eden ve Kürdistan’ı harap eden bu danışıklı savaş son bulacak ve bu süreç Kürdlerin kendi politikasını yenide yaratmasının olanağını yaratacaktır.

Onun için her Kürd yurtseverin bu savaşa dur demesi gerekir.

Rucan Keleş

2 Haziran 2010

canomergi@hotmail.com

 

Yorumlar (5 gönderildi):

Süleyman Akkoyun .. 03 Jun, 2010 01:45:28
avatar
Kekê Rucan Nasname'ye hoş geldiniz. Sizi aramızda görmek ne güzel.
Sağlık ve esenlikler diliyorum.
Lales .. 03 Jun, 2010 03:22:46
avatar
Resimde ilginç bir yazı varda Öcalansız dÜnyayı vs, vs Ama unutulan Dünyayı kendi başına yıkan Öcalanın kendisi oldu.
Nasıl mı?
Dinleyin Kürd yiğitliği için onur nedir, asla ve asla kendini beş parasız olmadığını ispatlamak için savaşmaktır. Ama Apo kalkıp çıktığı ilk mahkeme oturumunda kendisini kendi sözleriyle beş parasız gösterdiğini Dünya allem şahit oldu.
Yalanım varsa alın Yuo Tube' ye bakın o dönemin mahkeme oturumlarının kayıtları duruyor. Eeeee hal böyleyken dünyayı kendi başına yıkan Öcalanken, hangi Öcalansız dünyadan bahsediliyor onu merak ediyorum.
Dr.Ali GÜN .. 04 Jun, 2010 06:17:14
avatar
Sayın Keleş,

Sağlıklı fikirlerinizle aydınlattığınız için teşekkürler.

Bildiğiniz gibi Devlet soyut bir kavram.

Yazılarınızdan neyi ve kimleri kastettiğinizin anlaşılması için ilavelerim olabilir mi?

AK Parti hükümetinin yürütme gücüne karşı duran ana güç Genelkurmay Başkanlığıdır.

Hem yasalar karşısında hemde dış Dünya'daki baskılar karşısında Hükümetin demokratik açılım kapsamında yapmak istediklerine açıkca hayır diyemiyorlar yani kerhen evet demek zorunda kalıyorlar.

Sayın Abdullah Gül'de bu kerhen söylettirilen evete dayanarak kamuoyundan daha fazla destek alınması için ''Bu devlet projesidir.'' dedi sanıyorum.

TSK bildiğiniz gibi ihtilal,muhtıra gibi yöntemleri artık yapamıyor.

Bu nedenle askeri vesayeti yüksek yargı organları, ruh üçüzü olan muhalefet partileri(CHP,MHP,BDP),bazı silahlı silahsız bürokratlar,sendikalar ve bazı sözde sivil dernekler,basın ve TV gibi medya araçlarıyla hatta AK Parti içindeki gizli kilit haberleşmecilerle legal ve açıktan yürütmeye çalışıyorlar.

Bunların faaliyetlerini desteklemek için devlet sırrı kapsamında gizledikleri yapılanmaları da var. İşte bugün yargılanmaya çalışılan Ergenekon bu yapılanmadır. Ayrıca özellikle de Kürt'lerin özgürlük ve demokrasi mücadelesini manipüle etmek içinde PKK ve diğer solcu,dinci terör örgütlerini devreye sokuyorlar.

Sağlık ve başarı dileklerimle.
Rucan Keles .. 05 Jun, 2010 02:04:06
avatar
Merhaba keke Suleyman,
Katkilarinizdan ve davetinizden dolayi cok tesekürler.Bahtiyar olun.Nasnamedeki degerli dostlarla bir arada olmak benide cok sevindiriyor ve hep aradigim bir Platformdu.Elimden geldigi kadar bundan sonra bu platformda yazacagim.Aslinda bununla ilgili kisa bir makale yazmayida düsünüyorum.

Elbete DR.Ali Gül`ün katkilarina katiliyorum ve cok tesekürler.Derin devlet ve devlet yapisi ile ilgili uzun uzadiya yazdigim üc dört makale var.Eskiden yazdigim Sitede halen asili bulunuyor.Ilgi duyan okuyabilir.
saygilarimla.
Rucan Keles
selim .. 09 Jun, 2010 01:24:27
avatar
yüreğinize sağlık sayın keleş,doğruları yazmışsınız.konuya diğer bir bakış açısıyla bakmak istiyorum ve inanıyorum bu konuda çok yetkin ve doyurucu yazılar yazacaksınız.bdp lilerin yanlış olduğunu bile bile iradelerini-kişiliklerini imralıya ipotek etmelerinin izahını anlamakta zorlanıyorum.ama rant tır demektende kendimi alıkoyamıyorum.imralı papağanının yakalınışında gösterdiği utanç ve eziklik her yurtseverin yüreğini acıtmıştır.ama imralı ne dersen ertesi gün bdp meclis toplantısında onu gündeme getiriyor.imralı erdoğanamı yüklendi kışanakın o günkü konuşması erdoğanla ilgili olacaktır.kürd hak ve özgürlüğünü dillerinden düşürmeyen bdp sanırım kürdleri sadece imralı ve öcalan ailesi olarak görüyor ve bu bence ihanettir.tarih kışanak gibi dalkavukları ve apo gibi korkakları elbette yargılamasını bilecektir.kışanak yardım etmek istiyorsa komşum sağır olan ve ileri derecede özürlü olan kayını ali kışanak a yardım etsin yiyecek ekmek bulamıyor zavallı.onu sokağa atacağına biraz yardım etmekle en azından bir kürde yardım etmiş olacaktır.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: