Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Hiç aÅŸk büyümedim.(I) Hiç aÅŸk büyümedim.(I) ================================================================================ Necmi Aksoy on 09 May, 2008 03:55:00 Hiç aÅŸk büyümedim.(I) Bir yaÄŸmurlu günde aldılar beni, kahverengi ahÅŸap kaplı odalardaki kırmızı, siyah cüppeli adamların karşısından. Ellerim kelepçeli, ben bir aÅŸk hırsızlığı suçlusu. Yıllar oldu o günden bu güne. Hala dam altı ve hala umut..... özgür dolaÅŸmaya. Gözlerim kamaşıyordu her çıktığımda volta atmaya kısa küçücük meydanında bir ÅŸehir damının. Buraya girmeden önce bir film seyretmiÅŸtim uçurtmayı vurmasınlar mı neydi. Åžimdilerde volta atarken göÄŸe bakar oldum acaba vurulmamış bir uçurtma görür müyüm ki çocukluÄŸumdan kalan. Uçurtmalar ve özgürlük özdeÅŸleÅŸmiÅŸ içimde. Gökyüzünde, ipini saymazsak, kendi başına dolandığından belki de. ülkemin sokaklarında büyürken çocukluÄŸum, ben de uçurtmalar yapardım gazete kağıtlarından ya da bulabilirsem renkli eliÅŸi kağıtlarından. Öyle çoÄŸalırdı ki yüreÄŸimde kıpırtılar, eÄŸer uçurtmama vermiÅŸsem kağıtlardan renkler. Åžimdi burada gezerken betondan küçücük avluyu dam altında gözümde hep gökyüzünde artık olmayan uçurtmalar. Uçurtma dedim de; bizler büyürken uçurtmalarımızın boyutlarıyla birlikte,abiler uçurmaktan bahsederlerdi kadınları. Bizde oturup düÅŸünürdük nasıl baÄŸlayacağımızı uçurtmanın ucuna o kocaman kadını. Derisini yüzsen de kargıya gersen olmaz, kadın zaten bu üfleyen rüzgarda uçmaz. Bende kadın resimleri çizip uçurtma kağıtlarına, kadınları uçurmayı denerdim. Åžimdilerde bu fikre dudağımın kenarında ufak bir gülümseme. Uçmanın uçurtmayı uçurmak olmadığını öÄŸrenmeye baÅŸladığımız dönemlerde daha önce uçurduÄŸumuz uçurtmaların çıtaları kalırdı elimizde yırtılan kağıtlardan. Åžimdi bakıyorum da bu damda ben kendim uçuruma müebbet ve yüreÄŸimde batan çıtalar. Göklerde vurulmayan uçurtmaları aramam belki de yüreÄŸimin, dam altında bile, ipinden kurtulan uçurtmalar gibi başıboÅŸ hatta tamamen boÅŸ olmasındandır. O boÅŸlukta bakışları bile deÄŸiÅŸiyor insanın, gökyüzünde uçurtma ararken bile anlatamıyor başı boÅŸlukla yürek boÅŸluÄŸunun aynı olamadığını. Kelepçede bir kıpırdanma Parmaklarda sicim sicim inadına cinnet YüreÄŸime saplanan başıboÅŸ bir çıta Susku bakışlar... Uçup gitti ipinden kurtulan bir uçurtma Gökyüzünden uzak uçuruma müebbet Orta okulda debelenip duruyordum okumak için. Önce bebelerin uçurtmaları dahil para eden her ÅŸeylerini çalmakla baÅŸlamıştık uçurumun başında kısa metraj filmler çevirmeye. Yine bizden büyük abiler baÅŸka bir uçmalardan bahsetmeye baÅŸladılar. Åžarabın yada rakının uçurması ya da ne bileyim otların uçurması gibi ÅŸeylerden. Koklanınca uçuluyordu hem kadınlar hem bir takım tozlar bu yoz dünyada. Bu arada üç harfli garip bir kelime dolanır olmuÅŸtu ortalıkta. Onun da insanı deliler gibi uçurduÄŸu söylenir oldu. AÅŸk dediler bu hastalıklı hallere. Hastalıklı diyorum ki bu durumu çok sonraları öÄŸrendim. İçini bir hüzün kaplıyor kaplıyormuÅŸ,her ÅŸey kötü yediklerin, içtiklerin tatsız geliyormuÅŸ. Ama bir tutulacak tarafı umuda bulanıp mutlulaÅŸmakmış. Bir kız vardı bizim mahallede, arka sokaktaki mavi badanalı evde oturan iki kardeÅŸi ve Albay babasıyla. Kuzgun siyahı uzun saçları ve ışıl, ışıl bakan ela gözleri vardı. Adı Berrin, ben adını Balkız koymuÅŸtum kocaman balık biçimli gözleri bal gibiydi, hem rengiyle hem bakışıyla. Bir yolunu bulup arkadaÅŸlık etmeye koyulmuÅŸtuk. Hep yanımda olsun isterdim. Onunla sorunlardan uzak bir ayrı yerimiz olsun hayalleri kurardım. Umutluydum ve hüzünlüydüm. Hüznümü kendime umudu ona yakıştırarak büyüdük. Ama Tatvan sokaklarında öylesine diyorum aÅŸk büyümedik, aşık yürümedik. O gitti bir gün ansızın, babasının tayinimi çıkmıştı ne . O zamandan bu yana hüznümün rengi mavi oldu. Umudum karardı. Kalakaldım Bir hüzne umutlarım peÅŸi sıra Sen... Demir almış her ayrılığa tam yol cehennem intihar Öylesine diyorum aÅŸk yürümedim Tatvan sokaklarında Öylesine diyorum aÅŸk büyümedim Tatvan sokaklarında Çok uzun zaman aramadığım yer kalmadı Balkız ımı. Büyüdük devrimci olduk, gruplar halinde battık, gömüldük gülüÅŸlere. Güller kokuyordu çevre ama bal kokusu yoktu gülde. Bol dikenli yollar ve peteksiz bakışlar. Ben kendimi elinin artığı sanıyordum. Hep öyle yanıp kül olmak ve ellerine dolmak istiyordum ateÅŸli seviÅŸmelerden sonra güllerle. Daha çok daha çok ateÅŸ diyordum yanamayıp küle dönemedikçe,siyah geceler ışıyamadıkça alevlerden. Alevleri, yangınları söndürmeye yaÄŸmur olamadıkça, gökyüzünden inen. Hıçkırıklarla bitiyordu güllerle olan kara sevdam. Hep sızdım çok diken yaÅŸadım güllerin arasında YaÄŸmak istesem de avuçlarına kül olamadım Senden öte bir kalıntı olsam da buralarda Daha yakın hıçkırık siyah gecelere Daha sonralarıydı, geçerken büyüten, yakan, kurutan yılların. Hep bir uçurtma yaptım baharda bebelere diye ama aslında kendime ve hep ipini koparıyordum rüzgar eserken karadan denizlere. Uçup deli, deli kendi başına yangınımı denizde söndürsün hayalleriyle. Artık mavi hüznüm deÄŸil, kırık dökük uçurtma kağıtlarına yazdığım, sana yazdığım satırlarım. Yazılan satırlarımın adına ÅŸiir denildiÄŸini burada, damda bir devrimciden öÄŸrendim. Ben, bilirsin okulda olması gereken Türkçe-edebiyat derslerini seninle dışarıda geçirirdim. ÖÄŸrenmemiÅŸiz alt alta yazılan satırların hisler yüklenip omuzlarına, kulağına söylenen notalar gibi olduÄŸunu okunduÄŸunda, ÅŸiir ettiÄŸini. Yeni öÄŸrendim hayatımı zehir ettiÄŸini, ÅŸiir ektiÄŸini gönül yaralarıma. Sözcükler ÅŸiir olup çıktıkça yaralarımdan sürgün verip, yüzdükçe kökleri bir kaşık kanlı yüreÄŸimde, yanıyor bedenim, ulaşılamıyor aÄŸlamalarla tersine, tersine denizlerin. O bakışların, o an lar artık denizim benim gözyaÅŸlarımda. Ve sen... Mavim ÅŸiir Ansızım diyorum Suda alevlenmek diyorum sana Tersine aÄŸlamalarım baÅŸlasın yarın Deniz denizlere yelken açsın Sözcükler kulaç atıp yüzsün bir kaşık suda Gönüller, çabuk ÅŸenlenirdi karabasan hasretler olmasa. Gönüller eÄŸlenirdi o gecede kalkan ganimetler her ne ise. Bir mahalle bakkalını derken daha büyük, daha büyük mekanların içini boÅŸalttıkça, bizlerinde içinin boÅŸaldığını fark edememiÅŸtik. ÇölleÅŸtik duygularda , fışkırdık deli dolu kanunsuz hayatta. Elbet bir gün gelecektik, çatacaktık alarmlarla donatılmış market dolusu yalnızlığımıza. Elbet bir gün çalacaktı, ayrılık ki ölüm, belki kurtuluÅŸ zilleri kapımızda. O zaman başıboÅŸ kalacak çöl sıcağında susuz yüreÄŸim , gökyüzünde vurulmayan uçurtmaları arayan gözlerim. Åžimdi avluda siyasi de olsa söylenen türküler çölleÅŸmiÅŸ yüreÄŸimden daha sıcak kulaklarımda. Göz yaÅŸlarım deniz, oltalar atılmış denizime tutmak istiyorlar içine salıverilen ayrılığın ÅŸarkısını. Yıllar geçiyor, dam altında ihtiyar, sevdasından bahtiyar ve ayrılığa müebbet. Ziller avludaki volta sonuna iÅŸaret. Ayaklar kuzeye baÅŸ kıbleye tam yol cehennem yangın yerine. Hiç büyümedim, hiç aÅŸk büyümedim, hiç yürümedim büyümeye. Ardından... Oltalara mecnun iki büklüm çöller boyu GüneÅŸten daha sıcak türküler söyle bana Ve ben... Demir almış her ayrılığa tam yol cehennem ihtiyar Her zamanki gibi gene.. 08.04.08