ABD ve PKK
Soğuk savaş döneminde bütün dünya diktatörle kaynıyordu. Kimisini Rusya, kimsini Amerika hile ve entrikalarla deviriyor veya iktidar yapıyordu.
Dünyanın bu iki kutuplu yapısında hiç bir ülkenin tarafsız kalma şansı yoktu.
Bize Amerika düştü.
İstisnasız TC nin her türlü hareketini kontrol eden, yönlendiren güç Amerika idi. Rusya’ya karşı kullanabileceği herşeyi kullandı. Mesela Afganistan-İran-Pakistan-Türkiye yeşil hattı onların icadıydı.
Ne yaptı?
Radikal ve komünizm düşmanı bir İslam yarattı bu ülkelerde.
Ve bu tip adamları ve örgütleri kullandı, kendi askeri–politik çıkarlarına kalkan yaptı.
Bütün bu konular epey derin ve geniş. Kitaplar yetmez.
Biz şimdiye gelelim. Şimdi ne peşinde?
Soğuk savaş bitiminde “Yeni dünya düzeni” denilen yeni bir strateji geliştirdi. Artık diktatör üretip devletlerin başına dikme yerine “açık demokrasilerin inşası” için düğmeye bastı.
Bu öyle kolay olmayacaktı. Çünkü daha önce başına cuntalar dikilmiş ülkelerde demokrasi güçleri ve aydınlar tırpanlanmış, demokrasi getirecek dinamikler neredeyse yok edilmişti.
Dolayısıyla “yeni dünya düzeni” kuşaklar boyu başarılamayacaktı. “Yeni dünya düzeni” demesinin üzerinden 18 yıl geçmesine rağmen gözle görülür bir “yeni düzen” inşa edilemedi.
Bunları da bir yana bırakalım. Bunlar da uzun konu.
Kürd sorununda neler değişti ABD politikasında? Çok şey.
Rahmetli Berzani “51. eyaletiniz olmaya hazırız, yeterki bizi bu işgalci barbarların elinden kurtarın” demişti ölünceye kadar. Amerika işgalcilerle olan çıkar politikası gereği Kürdleri ciddiye almadı.
Deyim yerindeyse Kürdleri defalarca sattı, dikta rejimlerine kurban etti.
Yine çıkarları gereği 1991 den beri “çekiç güç” marifetiyle Kürdleri koruyor, bölgede olabilecek yeni bir Kürd felaketini önlüyor. Saddam’ın yıkılışından sonra da Kürdler ABD’nin Irak politikasının ortasına oturmuş durumda. İşte bu gelişme Kürdler için tarihi bir fırsat oldu ve olmaya da devam ediyor.
Amerika’nın Ortadoğu ve Kürd politikası öyle bir kaç günde oluşmadı. Yıllar süren istihbarat ve entellektüel çalışmalar sonucu belirlendi. Uygulama da aynı şekilde. Uzun süreli ve ülke çıkarı gözetilerek gündem belirlendi.
İşte bu gündemlerden biri Abdullah’ın Suriye’den çıkarılması ve Türkiye istemediği halde paketleyip İmralı’ya koymasıydı. Bunu o kadar ustalıkla yaptı ki Türkiye’yi Kürd sorununu açmaya mecbur etti.
Oysa Türk devleti ne Abdullah’ı yakalamak istemişti ve ne de PKK nin bitmesini istiyordu. Belki de tarih te PKK-TC savaşı kadar anlamsız ve neye kime hizmet ettiğini bilinmeyen bir savaşı hiç yazmamıştı.
Eğer yakalanmasa ve PKK Suriye’den çıkarılmasa şimdi on binlerce Kürd yaşamıyor olacaktı. Bunu kabul etmek ve Amerika’ya şükran borçlu olduğumuzu teslim etmek gerek.
Amerika’nın Kürd sorununa bakışında PKK hala çözülmesi gereken bir sorun durumunda. Dikkat ederseniz şimdiye kadar PKK ile doğrudan bir çatışma yaşanmadı. Ama PKK nin varlığı hala Kürd sorununun layık olduğu yere oturmamasının nedenlerinden biridir.
Ama Federal Kürdistan Başkanı Mesud Berzanî’nin PKK lileri “Amerika’nın paketleyip TC ye teslim etme” ihtimaline karşı uyarması, TC nin Kandil’e müdahalesinde hava sahasını açması ve teknik bazı olanaklar sağlaması bize artık ABD’nin PKK yi bitirmek istediğine dair sinyaller verdi.
Ama gelinen noktada bazı derin güçler PKK yi ille de savaşan ve yaşayan bir örgüt olarak görmek istemesi mevcut yere getirdi bizi. Bu durum bizi derinden üzüyor.
ABD nin bu yeni politikasına Türk ırkçı basınından bazılarının 2008 i PKK nin bitirilme yılı olarak göstermelerini ciddiye almak gerekiyor. Eğer gerçekten ABD PKK yi bitirmek isterse bitirir. Bunun lamı cimi yok. Bizi üzen bu arada hayatını kaybedecek Kürd gençleridir.
Akılsızların ABD ve Berzanî’nin politikalarını anlayamaması, veya bir başka gücün politikasına alet olmaları yine Kürd insanının kanının akmasına, yeni düşmanlıkların doğmasına neden olacak.
Yazık olacak, çok yazık!..
Kürdler hiç bir zaman böyle bir avantaj yakalayamadı şimdiye kadar. Şimdi Ortadoğu’nun kilit rolünü oynuyor ama bazı güçler PKK yi kullanarak tekere çomak sokuyor ve bazı körler de buna “politika” adını verebiliyor ve arkasından yürüyor.
Hem Kemalist sisteme karşı savaşan, ama aynı zamanda Kemalizm’i göklere çıkaran ve Kürdlere tavsiye eden bu kafaların neye hizmet ettiğini ben pek anlayamadım.
Siz anladınız mı?
Ya da şöyle söyleyelim: Kemalizm için dağlarda savaşmaya değer mi?



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz