Dam üstünde saksağan...
Bu devlet çok tuhaf bir devlet. Kurulduğundan beri bir “laiklik” övgüsü yapılıyor. Seksen senedir de ne olduğunu, nasıl olduğunu hiç kimse anlamış değil. Laikçiler konuştuğu zaman aklıma hep o boş söz gelir:dam üstünde saksağan.
Ve ne tuhaftır ki Türkiye’den başka hiç bir ülkede laisizm tartışılmaz.
Neden tartışılmaz?
Çünkü hiç bir devlet anayasasına kelime ve kavram olarak “laik” kelimesini koymamıştır. Bundan 210 yıl önceden başlayarak Fransa’da kilisenin devletin yönetimine doğrudan müdahalesini engellemek için ortaya atılmış bir düşüncedir ki daha sonraları önemini kaybetmiştir.
Yeryüzünde kitaplarına ve yasalarına “laiklik” kelimesini koyan bir diğer ülke de fi tarihinde Meksika’dır. Şu anda da Meksika laiklik diye bir kavram kalmamıştır.
Ama bizim faşo kafalılar bu terimi sırf MKemal ortaya atmış diye etrafında dolanıp dolanıp duruyorlar.
Peki kendileri bir tanım getirebiliyorlar mı? Hayır. “Devlet laik olmalı” diye ortaya çıktığınız zaman önce gerçekten devleti sorgulamak gerekir. Öncelikle devletin yüzyıllık geçmişinde gerçekte dinden ayrı olup olmadığını, dine ve vatandaşın inancına müdahale edip etmediğine bakmak gerek.
Bu konuda vatandaşın dinine ve inancına en çok müdahale eden, keyfinin istediği zaman “mürteci” vatandaşını idam edenler Stalin ile Atatürk’tür. Tarihte bunlardan daha çok kendi “mürtecisini” katleden diktatör yoktur.
1920’leri düşünün. Seferberlik ve bir dünya savaşı yaşamış olan Anadolu’da insanlar açlıktan ve hastalıktan kırılırken Kemalist rejim ekonomik tedbirler almak, vatandaşın hayat standartlarını yükseltmeye çalışmak, ekonomik ve sosyal reformlar yerine, yukarıdan emirlerle batılı olma uğruna kendi kültürel değerlerini alt üst edecek uygulamalar içinde olmuştur.
Bir zamanlar MKemal’in Toulouse’da Osmanlı Subayı olarak eğitim gördüğü zamanlar aldığı Fransız hayranlığı hastalığını tatmin içindi “laiklik” düşüncesi. Çünkü bu şehir laiklik düşüncesinin doğduğu yerdir.
Aslında laiklik kelimesi ve kavramını ben üzerinde durmaya değmez bir şey bulurum. Çünkü dünyada bir başka benzeri yoktur ve tamamen sünnidir, gündemi bulandırmaktır.
Vatandaşın ne giyeceği, vatandaşın neye inandığına müdahale bir devletin görevi asla olmamalıdır.
Ama gel de bunu Kemalistler’e anlat. Anlatamazsın.
Laiklik uğruna Kürd medreseleri ve mektepleri kapatılmış, Anadolu’da pek çok hayır işleriyle uğraşan vakıflar ortadan kaldırılmış, başta Hacı Bektaş Dergâhı olmak üzere Hıristiyan ve Alevi değerlerine yasak konmuştur.
Hilafetin kaldırılmasını da buna eklersek Kemalist rejimin kendi kültürel değerlerini ne kadar ayak altına aldığını görürsünüz.
“Şapka kanunu” çıkararak, “kılık kıyafet kanunu” çıkararak, Arap harfini kaldırarak medeni olunamayacağını anlamayanlara sormak lazım: Başka bir ülkede bu tür “inkılaplar” var mıdır? Boşuna kafanızı yormayın, yoktur. Bir başka ülkede altı ok, bir başka ülkede dokuz ok yoktur.
Dünyanın bütün halkları babalarının atalarının kullandığı harfleri gururla kullanır, kıyafetini severek giyer. Bütün bunların gericisi veya ilericisi olmaz. Ama Kemalistlerin oluyor işte.
Erzurum’da şapkaya karşı yapılan yürüyüşte Şal Hatun ile birlikte 12 kişi idam edilmiştir. İdam veren hakim ise Çetin Altan’ın dedesi. Bunu kendisi bir röportajda anlatır. İşte Kemalizm budur. Frenk şapkası için kendi vatandaşını idam eden mantıktır.
İnsanın tüyleri diken diken oluyor öğrendiği zaman:MKemal’in ülkesinde bir kadın şapkaya karşı yürüdüğü için idam edilmiştir. Aslında Şal Hatun’un şahsında bu gerici-faşist zihniyetin vatandaşına neyi reva gördüğünü ibretle görüyoruz.
Şimdi de türban için idam çıkarmak isteyen, devlet dairelerinde ve üniversitelerde linç etmek için türbanlı arayan, namaz kılan çocuktan “karşı-devrim” çıkaran zihniyet tamı tamına 1930 ların Kemalizmidir, faşizmdir.
Bunu ne uğruna yapıyorlar? Laiklik uğruna.
Şal Hatun’u neden idam ediyorlar? Laiklik uğruna.
Kemalistlerin devrim dediği zaman siz karşı-devrim, laiklik dediği yerde anti-laik, barış dediği yerde siz savaş anlayın.
Zarar etmezsiniz.
10 Nisan 08



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz