Anasayfa | Yazarlar | Metin Delikan | Seîdê Kurdî-2

Seîdê Kurdî-2

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

Bugünlerde pek çok kesim tarafından konuşuluyor Seîdê Kurdî. Pek çok yorumlar yapılıyor. Ben şahsen Kürd şahsiyetlerinin en bilinmesi gerekenlerinden biri olarak kabul ediyorum. Konuşulsun, yorumlansın ki kim olduğunu bilelim. 

Pek çok adı vardır. Esas adı Mihemed Seîd’dir. Kürd çevreleri ona Mele Seîd, Bediüzzaman, Sêidê Nursî derlerdi. Türk çevreleri ise Said Nursi, Saidi Nursi, Molla Said, Kürd Said, Molla Said el-Kurdi derlerdi.

1877 de Hizan’ın Nurs köyünde doğdu. Yedi çocuklu yoksul bir ailedendi. Kendi çevrelerine yakın medreselerde okudu ve çok başarılı bir okul hayatı oldu.
 
Genç yaşında Kürdistan’da iki üniversite kurulması fikrine vardı. Bu üniversitenin adı Medresetüz Zehra olmalı, öğretim dili Kürdçe; Türkçe, Arapça ve Farsça da öğrenilmesi gereken diller olmalıydı.  Bu amaçla İstanbul’a gittiği zamanlar Kürd ve Osmanlı aydın çevrelerince Molla Said el-Kurdî olarak anıldı. O sırada padişah olan II. Abdulhamid’e bu projesini anlattı.

Yıllarca Osmanlı makamlarını buna ikna etmeye çalıştı. Bu girişimlerinden rahatsız olan padişah onu önce hapishaneye, sonra da tımarhaneye kapattı. Buna rağmen hiç korkmadı ve yılmadı. Bu sırada “ilerici ve inkılapçı” görünen İttihat ve Terakki ile kısa bir ilişkisi oldu ama uzun sürmedi. 1908’de padişah İttihatçılar tarafından tahttan indirilince bu umudu suya düştü.

İstanbul’dan ayrılıp Van’a yerleşti.

İstanbul’da olduğu sürece Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti’ne üye oldu ve yayın organlarında Molla Said ve Molla Said el-Kurdî mahlasıyla Kürdçe ve Osmanlıca pek çok değerli yazılar yazdı. Özellikle Kürd kültürü ve dili üzerine görüşlerini yayınladı.

Okuyucularıma şunu hatırlatmak isterim ki, o dönemler Kürdler’in saray çevresiyle çok iyi ilişkileri vardı. Hatta sarayda bulunan Kürd bürokratları ve paşaları da bu Kürd örgütlenmeleri ile yakından ilgileniyordu.

Bediüzzaman’ın Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi’ne yazdığı bu yazılarından birini aşağıya alıyorum. Bir dahaki yazımda Dünya Savaşı ve Şeyh Said serhıldanında Bediüzzaman’ın rolünü yazacağım.

DEVR-İ İSTİBDADDA TIMARHANEDEN SONRA TEVKİFHANEDE İKEN ZABTİYE NAZIRI ŞEFİK PAŞA İLE MUHAVEREMDİR
 
 
Zabtiye Nâzırı:
 
-Padişah sana selâm etmiş,bin ğuruş da maaş bağlamış. Sonra da "yiğirmi-otuz lira yapacak" dedi.
 
Cevaben:
 
-Ben maaş dilencisi değilim;bin lira da olsa kabul edemem. Kendim için gelmedim;milletim için geldim. Hem de bu bana vermek istediğiniz rüşvettir,hakk-ı sükûttur.
 
Nazır:
 
-İradeyi reddediyorsun. İrade reddolunmaz.
 
Cevaben dedim:
 
-Reddediyorum,tâ ki Padişah darılsın,beni çağırsın,ben de doğrusunu söyleyim.
 
Nâzır:
 
-Neticesi vâhimdir.
 
Cevaben:
 
-Neticesi deniz olsa,geniş bir kabirdir,i'dam olunsam,bir milletin kalbine yatacağım. Hem de,İstanbul'a geldiğim vakit,hayatımı rüşvet getirmişim. Ne ederseniz ediniz. Bunu da ciddi söylüyorum. Ben isterim ki ebna-yı cinsimi bil-fiil îkaz edeyim, ki Devlet'e intisab-ı hidmet etmek içindir,maaş kapmak için değildir. Hem de,benim gibi bir adamın millete ve Devlet'e hidmeti, nasihatladır. O da hüsn-i te'sirledir; o da hasbîlikledir, bu da garazsızlık, o da ivazsızlık, o da terk-i menafı'-ı şahsîy (e i)ledir. Binaenaleyh ben maaşın kabulünde ma'zûrum.
 
Nâzır:
 
-Senin Kürdistan'da neşr-i maarif olan maksadın, Meclis-i Vükelâda derdest-i tezkiredir.
 
Cevaben:
 
-Acaba ne kaide iledir? Menfaat-ı şahsiyemi menfaat-ı umumiye-i millete tercih ediyorsunuz.
 
Nâzır hiddet etti.
 
Ben dedim:
 
-Hür yaşamışım, hürriyet-i mutlakanın meydanı olan Kürdistan dağlarında büyümüşüm. Bana hiddet faide vermez. Nafile yorulmayınız. Beni nefyedin. Fizan olsun,Yemen olsun;razıyım. Siz de penbe düzlükten ve yamalıkçılıktan kurtulursunuz. Ben de yüksekten düşmekle incinmekten kurtulurum.
 
Nâzır:
 
-Ne demek istiyorsun?
 
Cevaben dedim:
 
-Sigara kâğıdı kadar ince ve nizam namıyla bir perdeyi, bu kadar feveran-ı efkâr ve hissiyâta karşı herkesin üstüne örtmüşsünüz. Herkes, altında sizin tazyîkinizle meyyit-i müteharrik gibi inliyor. Ben acemî idim; altına girmedim, üstüne düştüm. Suret-i telebbüsüm gibi ahlâkım da sakıyl idi. Bir kere Mâbeyn'de yırtıldı, Şişli'de bir Ermeni'nin evine düştüm; orada da yırtıldı, Fatih'e düştüm; orada da yırtıldı, tevkîfhaneye düştüm; orada da yırtıldı, tımarhaneye düştüm; şimdi de tarrassudhaneye düşmüşüm. Hâsılı, siz de o kadar yamacılık yapamazsınız. Ben de incinirim. "Kad ittesealharku allerrâkı-ı" (yırtık yamadan daha geniş olmuş.) Hem de, Kürdistan'da iken sizi iyi bilirdim. Bu ahval sizin eserinizi bana iyi öğretti. Bâhusus tımarhane bu metinleri bana iyi şerhetti. Hem de bu hallere teşekkür ederim. Zîra sû-i zan makamında hüsn-i zan ederdim.
 
Bediüzzaman
 
Molla Said El-Kürdî    

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin