Metin Delikan:Ergenekon ve Yönlendirmeler. -2-
Yani adamlar yapar mı yapardı. Bu tehditlerden sonra Mehmet Altan iki yıl boyunca yazamadı. Sadece o değil, darbe ve ordunun müdahalesinden yana olmayan basın uzun süre susturuldu. Başta Aydın Doğan medyası olmak üzere darbe yanlısı basın ise hergün manşetlerde yeni sürecin faydalarını pompalayarak yıllarca bu puslu havada korkunç bir rant elde etti. Bankalarına banka kattılar, devlet çarkını ve parasını aralarında bölüştüler.
Kimse bilmiyordu, ben de bilmiyordum.
Ama Ergenekon tutuklamaları başlayınca merak edip internet sayfalarına girdim. Üç isim kendiliğinden yan yana geldi: Çevik Bir, Levent Ersöz ve Hasan Atilla Uğur...
Bu üç isim Öcalan’ın Kenya’da yakalanıp getirilmesinde görevlendirilmiş üç subay. Bu üç subayı bildiğimiz kadarıyla tanıtalım.
Çevik Bir bir zamanlar Aydın Doğan medyası tarafından halka şirin gösterilerek “olağanüstülükleri” çarşaf çarşaf gazetelere çıkarılan ve gelecek olan darbede Kenan Evren rolü verilecek general idi.
Bir takım mehmetçik basının Ankara’ya çağrılıp bilgilendirildiği toplantının da mimarıydı. Bu toplantıda “vatanın elden gitti gideceği” çok ateşli nutuklarla anlatıldı ve ırkçı-faşist “gazeteciler” de manşetlere taşıyıp alkış çaldılar ve ordunun geçmiş darbelerdeki uğursuz rolüne uygun bir ortam oluşturuldu.
Bu ortamın o dönemki mağdurlarından ve o dönemde Sabah gazetesinde yazan Mehmet Altan bu durumu aşağı yukarı şöyle anlatıyordu: “Gazeteye geldim. Subay olduklarını öğrendiğim adamlar yolumu kesti. ‘Artık yazmayacaksın’ dediler. İtiraz edecek oldum. Subay silahını çıkarıp gösterdi. ‘Yazarsan bunu ..tüne sokarım... Tamam mı’ dedi.”
Bence bu sürecin korkunçluğu burada özetleniyordu. Durum çok ciddiydi.
Yani adamlar yapar mı yapardı. Bu tehditlerden sonra Mehmet Altan iki yıl boyunca yazamadı.
Sadece o değil, darbe ve ordunun müdahalesinden yana olmayan basın uzun süre susturuldu.
Başta Aydın Doğan medyası olmak üzere darbe yanlısı basın ise hergün manşetlerde yeni sürecin faydalarını pompalayarak yıllarca bu puslu havada korkunç bir rant elde etti. Bankalarına banka kattılar, devlet çarkını ve parasını aralarında bölüştüler.
Erbakan hükümeti düştü. Mesut Yılmaz paraşütle başbakan yapıldı. Krizler ve belirsizlik gündeme damgasını vurdu. İşte bütün bu dizaynın görünen mimarı Çevik Bir denen generaldi.
1999 da Abdullah yakalanıp İmralı’ya getirilince Çevik Bir yine başrole kondu. İmralı’daki anlaşmalarda masanın mağlup tarafına Abdullah, galip tarafına Çevik Bir oturdu. Planlar projeler yapıldı. İmralı’nın dışında da Veli Küçük ile Doğu Perinçek de devreye sokularak Abdullahçı Kürdler’in nasıl kullanılacağı detaylarla masaya yatırıldı.
Bütün bunlar benim eskiden bildiğim veya tahmin edebildiğim konulardı ama şimdi okuyabildiğim Ergenekon dosyasında açık seçik var.
Bu plana göre PKK nin önde gelen isimleri belli aralıklarla “Barış Gurubu” adı altında gelip teslim olacaklardı. İçerdeki silahlı guruplar ise sınırın dışına çıkacaklardı ama beş yüz kadarı “belki lazım olur” diye içeride bırakılacaktı.
Kandil’deki silahlılar 3 000 e düşürülecekti.
KDP karakolları ele geçirilecek, oraya Türk subayların emrinde gerillalar yerleştirilecekti. “PKK yi dağıtmayalım, Türk devletinin üçüncü kolu olarak kalsın” dedikleri de kağıt üzerine konmuş, belge olarak hala duruyor.
Abdullah, avukatlarıyla siyasi konularda konuşmakta serbestti. Böylece teslim olmuş bir “Kürd lideri” yerine hala düşünce belirten ve örgütünün başında olan bir lider görüntüsü verildi. Nitekim daha sonraları “Ben PKK nin lideri olarak...” diye söze başlayacaktı.
Bütün bu anlaşmalar Ergenekon dosyasında yazıyor. Ama “devlet sırrı” olabilecek konular dışarda bırakılıyor.
Bu üç isimden Çevik Bir “devlet sırrı” olarak dosyanın dışında tutuluyor. Ama diğer iki isim bu tutuklanmaların içinde. Bildiğiniz gibi Hasan Atilla Uğur şu anda tutuklu. Levent Ersöz ise “firari” sanık.
Abdullah son iki avukat görüşmelerinde de bir isim veriyor: Hasan Atilla Uğur.
Neden veriyor?
Çünkü Ergenekon sanığı ve şu anda tutuklu. İlerdeki günlerde ve mahkemedeki duruşmalarda konuşma ihtimali var. Dokuz sene önce İmralı’da olan görüşmelerden sonra bu ismi zikretmesi konuyla ilgili olmayanlarca bilinmeyenmeyebilir, veya gözden kaçabilir. Ama yakından takibedenler için bir sinyal olduğu açık.
PKK-Ergenekon ilişkilerinden bir kesit olarak “Ergenekon Davası”na yansıyacağı belli. Abdullah şimdiden bu gelişmenin önünü kesiyor, ilerde kafalarda oluşacak sorulara “Zaten onu söylemiştim, bilinmeyen bir şey değildi.” deyip davanın seyrinden sıyrıklarla kurtulmaya çalışıyor.
Abdullah tutuklandığı zaman Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın, ya da siz Kürdistan Kuvvetler Komutanlığı deyin, bu iki önemli isminin İmralı’ya kaydırıldığını göreceksiniz.
Levent Ersöz İmralı Cezaevi’nden sorumlu müdürü yapılmıştır. “Ergenekon firarı” oluncaya kadar da oradadır.
Şu anda tutuklu Hasan Atilla Uğur ise Abdullah’la haftada iki gün oturup, plan proje yapan adamdır.
İlginç değil mi?
Çevik Bir, Hasan Atilla Uğur ve Levent Ersöz. Üçü de Ergenekon sanığı.
İmralı’ya bunlar memur edilmiş. Sanki Türk Silahlı Kuvvetleri denen 800 bin kişilik orduda başka subay yoktu da Ergenekoncular seçildi.
İnsanın aklına her türlü soru geliyor. Haksız mıyım?
Devam edecek...
FOTO- Asker, her yerde asker değildir(!)



Yorumlar (3 gönderildi):
1992-94 yillari arasinda,sayin Mesut Barzani ve bir Turk general arasinda
tercumanlik yaparken cekilmis olan fotografimi;Ulkede özgur Gundem Gazetesi`nde yayinlayip, altina da:"a.aygan Turk generaliyla Kurdleri öldurme plani yaparken" diye yazanlarin kulagi cinlasin.Liderlerine baksinlarda kimin Kurdleri öldurme plani yaptigini görsunler.Bu iliskiler sadece öldurmeyle de sinirli degil, Kurd ulusunun bir daha belini dogrultamayacagi bir durma getirilmesi planidir bence.takdiri siz sayin okuyuculara birakiyorum. selam ve saygilar.
PKK, Ankara cellatarının hizmetindeki bir cellat örgüttür. Hal böyle iken, ki bunu habul etmeyenin yurtseverliğinden kuşku duyarım, fazlası fuzulidir. Ancak kimi yurtseverler kör ve sağırları halen uyarmak peşindeler. Bu da normaldir, saygıi ile karşıliyorum. „Nasname“ ve yazarlarındaki kararlı tavır tüm diğer sitelerde olsa bu cellat takımlarının maskesi çoktan düşmüş, T.C. onları daha fazla kullanmayacaktı. Bu Apocu Kürd düşmanları yanında ‚Kurdistan-Post’ daki utangaç YARIM Apoculara ne demek lazım ?
PKK kuruluşundan bugüne kadar hiç bir zaman ve hç bir yerde Kürdlerle ulusal bir uzlaşma içinde olmadı. Düşman tarafından kurulmuş, tepeden inme taşaron bir örgüt olup, amacı tüm diğer Kürd örgütlerini tasviye etme, ve sonuçta Kürdleri T.C. ye teslim etmek.
Bu basit oyunu görmeyen, buyursun gitsin, Türkiye Devletinin kürdlere oynadığı oyuna ortak olsun. Mebali boynuna!
T.C.’nin hizbullaha ihtiyaci vardı. Onu kurdu, kullandı, sonrada tasviye etti. PKK’ya olan ihtiyacı daha bitmedi. O ihtiyaçları bittiği an ‚serokları’ eliyle 24 saatte silah bıraktırır. Yukarıdaki yazıda da bunun örnekleri var.
Yorum yaz