Kürdler Çapraz Ateş’te... -1-
Geçen gün Osman FERİD’in yazısını okuduktan sonra kahvemi alıp hüzünle dışarıya daldım. Aklımın bir kenarında onun düşünceleri, bir yanında aklıma gelen bir kaç olay...
Zamanın birinde, sanırım 2002 idi, Kürdistan’a gitmiştim. Eski bir dostun dükkanının yanından geçerken yıllardır görmediğim, bir sohbet edemediğim arkadaşımı göreyim dedim. Bir iki demeden içeri daldım.
Telefonda konuşuyordu, yüzü başka tarafa bakıyordu. Benim içeriye girdiğimi farketmemişti.
Sürpriz olsun diye arkasından geçip boynuna sıkı sıkı sarıldım.
Dostum ve akrabamdı ne de olsa. Yıllardır görmemiştim.
Yanlız bu dostu değil, doğduğum yerlere yirmi yıl gidememiştim. Faili meçhuller vardı. Kimi ajan, kimi hain, kimi bölücü diye kaybediliyordu.
Üstelik yolumun üzerindeki Elazığ gurubunda beni çok iyi tanıyan tetikçilerin adını bir sevenim bana söylemişti.
Dolayısıyla yıllarca uzak durup bekledim. Ama Susurluk gibi Allah’ın bahşettiği bir kaza olunca korkum geçti. Artık Kayseri’den öteye geçebilirdim.
İşte öyle bir gündü.
Ben sarılınca korkudan ayağa sıçradı değerli dostum, rengi soldu. Neye uğradığımızı hem ben hem de akrabam anlayamamıştık. O beni karşısında görünce irkilmişti, ben de onun reaksiyonundan korkmuştum.
Meğer ablasıyla konuşuyormuş. Zar zor bitirdi konuşmasını ve bana döndü. O şaşkınlık içinde pek de konuşamadık. Ama daha sonraki günlerde durumu anladım.
Bizim ilçenin hali vakti yerinde bir Kürdüydü. Adamın biri buna haber göndermiş: “Hevval, qampanyamız vardir. Gönderdigim erqadeşe on bin mark vêr.”
Zaten bu akrabamın savaşanlara saygısı ve sempatisi var. Hemen borç harç ediyor, Kürd’ün savaşı (!) alevlensin, dağları sarsın diye gönderiyor.
Ertesi sabah özel timler evinin önünü arkasını sarıyor. Alıp götürüyorlar.
Lafı hiç uzatmadan oturtmuşlar sorgu odasına. “PKK senden 10 bin kampanya istemiş. Dün falan adama vermişsin. Falan yerde adama ulaştırmışsın.”
Gelen de, götüren de, para teslim edilen yer de belli.
Sonuçta akrabam da, olaydan haberi olan üç kişi daha üç ay boyunca Diyarbakır’da kalmış, başına gelmeyen kalmamış.
Daha dört gün önce bırakılmış. Bugün ben çektiğim özlemden ötürü boynuna sarılmışım. Zavallı polis sanmış. Ben de, o da çok korktuk tabi. İkimiz de bunu çözmeye çalışıyorduk Ama doğrusunu söylemek gerekirse böyle tuhaf bir durumu ikimiz de ne ad koyacağımızı bilemiyorduk.
Kısa süre sonra yine karanlık bazı olaylar yaşamış. Kimi “PKK ye on bin veren bize de 20 bin verir” diye haberler göndermeye başlamış.
Adam artık kaybettiği paraları düşünmüyor, faili meçhul olmamak için tedbir almaya başlıyor. Başka çaresi yok.
Dükkanı neredeyse beleşe satıyor. Köyüne gidip yerleşiyor. Artık parasız pulsuz, borçlar içinde yüzen biridir.
O bir yana.
Birinin “hain, ajan” diye damgaladığı, diğerinin “bölücü” dosyalarına yerleştirdiği biri olmuştur.
Psikolojisi alt üsttür.
Oralardan uzaklaşmak istemektedir ama bu da mümkün değildir artık. Yaşı da, sağlığı da uygun değildir.
Osman Ferid abimi okuyunca, elimde kahvem dışarıda yağmur çiselerini seyrederken aklıma bu Kürd akrabam geldi. Sadece bu değerli akrabam değil, Kürdistan’ın her köşesinde bu hale getirilmiş hali akti yerinde insanlar geldi.
Biliyordum.
Yazmak kolaydı benim için, Osman Ferid için.
Ama sorun çok daha uzaklarda bir yerlerde dizayn edilip, büyük medya kurumlarıyla, her yere ulaşıyordu.
Sorun bizi aşıyordu.
Ama biz yazıyorduk.
Tıpkı Şükrü Gülmüş’ün “Dinliyorum ve kahroluyorum” dediği gibi...
Biz de yazıyoruz ve kahroluyoruz.
Devamı var...
17 eylül 2008



Yorumlar (1 gönderildi):
birzamanlar bizede iki maas vereceksiniz,bir maas dedigimiz zaman yok bir maas az iki maas olacak diyorlardi.bizim o maaslarla hafiz esadin ogluna bmw araba aliniyordu. oysa iki maasi burda ne zor sartlarda kazanirdik.
Yorum yaz