Tedavi.

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image

Geçenlerde Şükrü Gülmüş anlattı. “Bekaa’daki kampta o hale getirildik ki ‘Bir an önce dağa çıkıp ölsem de kurtulsam’ dedik hepimiz.” Basit bir şaka, basit bir değerlendirme olarak görülebilir bu cümle.

Ama durum tahminimizden daha vahim.

Şimdi sayfalarda yer alan “Bir Kürd İsrail’e karşı neden savaşır?” adlı anlatımlar da bize ahvalimizi anlatan ve çok dersler çıkarmamız gereken bir durumdur.
 
Gerek İslam dünyasında ve gerek Ortadoğu’da hakim olan eğitim sistemi insanlarımızı bir başka inanca ve insana “karşı olma” veya bir başka deyişle “düşman olma” olarak şekillendirmiştir.

Buna itirazı olan okuyucularım olabilir. Bunu zaten beklemiyor da değilim. Ama maalesef gerçeğimiz budur.

Biz de nihayetinde bu coğrafyanın bir ferdiyiz. Etnik ve kültürel aidiyetimizden ne kadar kurtulmak istesek de, kişi olarak kendimizi bu modası geçmiş etik değerlerden ne kadar uzak tutmaya çalışsak da ait olduğumuz toplumun girdabından çıkış o kadar kolay olmuyor.

Küçük yaşlarda farklı inanca ve insana önyargılı olarak büyütüldüğümüzü kabul etmeden, bu realitemizi sorgulamadan layık olduğumuz yere varamayız, var olan alışkanlıklarımızı kıramayız.

Diyorlar ki “Dünya artık çok küçüldü, bir köy gibi oldu. Herkesin herşeyden haberi oluyor. Artık kapalı, gizli saklısı yoktur.”

Buna katılmamak mümkün mü?

İletişim ve insan ilişkileri o kadar farklılaştı ki buna ayak uydurmak her yiğidin kârı değil. Hele devletsiz bir milletin hiç değil.

Buna rağmen Kürdlerin pek çok avantajı var.

Kürdler yüzyıldır ırkçı işgalci ile mücadele ediyor, savaşıyor, yeniyor, yeniliyor. Bu ölüm kalım savaşından çok bedel ödemesine rağmen her defasında bir ders çıkardılar, olumlu veya olumsuz kazanımları oldu.

Ama Kürdler o kadar dram ve travma yaşadı ki bunu bu sayfada yazmak mümkün değil.

Bir kadın “gerilla” bir başka arkadaşı için “Göğüslerime dokundu” demesi ölüm nedeni olabiliyor. Bir başkası “Seni seviyorum” dedi diye kurşuna dizilebiliyor. Bir başkası hiç bir belge ve ispat olmadan “ajan ve komplocu” ilan edilebiliyor ve infaz edilebiliyor.

Tek kelime Türkçe bilmeyen Kürd köylüsü “ajan” ilan edilip “tavuğuna kadar” katledilebiliyor ve buna “devrimci eylem” adı konulabiliyor.

Bütün bunların adı medeni dünyada “vahşet ve zulüm” iken bizde “devrimci ve sosyalist” kavramlarının içine sığdırılabiliyor.

Yüzyıllık savaşın bıraktığı izler, yanlış ellere düşmenin yaşattığı travmalar bizi birer “düşmanlık” eğitiminden geçirmiştir.

Dedim ya, şimdiki zamanı yakalamak ve dünya konjoktöründe yer alabilmek bir eğitim sorunudur. Bunu devlet sahibi olanlar becerememişken devletsiz Kürdler nasıl yakalasın?

Uzun yıllar dağda kalmış bir Kürd bana yıllar önce demişti: “Bu travmalar ve yaşadıklarımız bizi vahşileştirdi. Hepimiz ruh hastası olduk. Ben dahil, herkesin rehabiliteden geçmesi lazım.”

Bu sözden ben çok şey çıkardım. Doğruya doğru.

Rehabilite kelimesinin Arapçasını söyleyeyim de anlamayanlar anlasın?

Tedavi.

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin