Ortayolcular, ortaoyuncular.
Ortaoyunu eski bir eğlence biçimidir. Sokaklarda, kahvehanelerde halkı eğlendirmek ve bir yandan da padişahı övmek için oynanırdı.
Ortaoyuncular bir bakıma sistemin dalkavukları, padişahın yağcı-yalaka takımıydı.
Bu yüzden padişahtan alacakları bir kaç altın bahşiş uğruna yapmayacakları şey yoktu. halkın ise bunların soytarılıklarını seyredip gülmekten başka çareleri yoktu.
O dönemler tek eğlenceydi İstanbul’da.
78 kuşağı çok iyi bilir.
İrili ufaklı yüz cıvarında Marksist örgüt vardı. Bunlara “Kürd solu” da, “Türk solu” da dahildir. Herkes “Ben daha çok Marksistim, sen revizyonist, öteki de oportünisttir.” yarışındaydı.
Bütün herşeye rağmen buna PKK yi de dahil edelim. Çünkü bu Marxizm yarışında o daha keskince şeyler söylerdi. Hatta Gorbaçov “Yok yahu, ne sosyalizmi, hepimiz kapitalistiz” deyinceye kadar da PKK konferans ve kongrelerinde o zamanki adıyla SSCB ye çok cafcaflı “sosyalist” övgüler yapılır, yoldaşça “selamlar” gönderiliyordu.
Bu yüz cıvarında örgütün pek çok olmazsa olmazı vardı. Bu olmazların pek çoğunu Marx, Engels, Lenin, Stalin, Mao ve Enver Hoca’nın kitaplarından aşırılır, Kur-an’ın hadisleri gibi kutsal sayılırdı, dokunan yakılırdı. Hatta bugün El-Qaida barbarları gibi Stalin’e hakaret edenin kellesini koparılırdı.
Tıpkı bir Kemalist’in Mekemal’i tanrılaştırdığı gibi, bizde bu şahsiyetlere olağanüstü varlıklar gibi bakılırdı.
Tıpkı bir El-Qaideci gibi intihar eylemi yapmak, kendisinden olmayanı pusuya düşürüp öldürmek kahramanlık sayılırdı. “Şehitler” ve cesetler üzerinden politika yapmak adettendi.
Kurgu ölme ve öldürme üzerineydi. Aradan geçen bu kadar zaman sonra her kendisine sosyalistim diyenin sosyalist olmadığını, her kendisine Kürd’üm diyenin de Kürd olmadığını anladık. Meğer bunların çoğu ya devlet tarafından yönlendirilmiş ve yönetilmiş; veya devlet tarafından kurulmuşlar.
Ama içlerinde bir ideal için yola çıkmış, kendini feda etmişler de vardı. Devlet bu kendinden olmayan “sol ve Kürdçü” gurupları ve kişileri fiziken imha etti, kendinden olanını da büyüttü. Böylece dipten gelen muhalefet tehlikesini kolayca kontrol etti.
Bu örgütlerin bir kısmı “Sovyetler”in kurtuluş olarak görüyor, Stalin Yoldaş’ın kolhoz ve solhozlarla nasıl bir ekonomik deha yarattığı, nasıl bir adalet ve eşitlik sağladığını öve öve bitiremiyorlardı. Oysa Stalin otuz yıllık iktidarında vatandaşlarının yarısı ve hatta hepsiyle savaş halindeydi. Açtığı yaralar hala kapanmış değildir o toplumda.
Diğer “sosyalist” devletleri anlatmama gerek yok. Çoğunuz gidip görmüşsünüzdür. Mesela Küba’ya eğlence gezileri düzenleyen bazı arkadaşların sistemi anlatırken gülmekten kırıldıklarını ve pek çok “muameleden” çok memnun kaldıklarını anlatır dururlar. Açlıkla ve yoksullukla boğuşan, neredeyse elli yıllık komik ve bir o kadar da trajik bir rejimle yönetilen bu ülkeye inananlar var mı,var...
Diğer uç da Sovyetler’e revizyonist ve hatta sosyal emperyalist diyen Mao ve Enver Hoca hayranları vardı.
Bu iki akım arasında yıllar süren bir çatışma ve tartışma vardı. Hala bu tartışmayı sürdüren kafası kırk yıl öncesine takılan bozuk plaklar hala mevcut.
Globalleşmeyi ve değişimi hala kavrayamayan bir takım insanları muhatap almak, bunlara kafa yormak gibi boş beleşliğe hiç gerek yok.
İşte bu sosyal-emperyalist ve sosyalist blok tartışmalarında bir kısım adamlar vardı ki ne Stalinci olabiliyordu, ne de Stalin’den vazgeçiyordu. Bunlara iki taraf da “ortayolcu” diyorlardı. Oldu size üç ana “sosyalist” akım.
“Ortayolcular” aldıkları bu “orta” terbiyeyi üzerlerinden atmış değiller. Gündeme düşen tartışmalarda hep bir “ortayol” bulurlar ve işi teorisine de bir güzel uydururlar. Globalizm, Kürd sorunu, AB sorunu vs. konularında ille de bir kulpunu bulup orta yerlerde dolanırlar.
“Ortayol”un mucidi hiç şüphesiz ki Mahir Çayan’dır. Yeri gelmişken o dönemler 26 yaşında olan Çayan’ın ortaya çıkarılışı, hapisten kaçırılışı ve sonra da kendisini kontrol eden güçlerin Kızıldere’de nasıl hiç acımadan katledildiğini bir daha araştırmalarını öneririm. Haşa, Çarşambalı Mahir Çayan ajan değildi. Ama kontrol edildiğini, askerlerin nasıl örgütüne sızdırıldığını devlet bir güzel açıkladı.
O gelenekten gelenler hala “ortayol” terbiyesine sahiptirler. Biraz Che, biraz Stalin, biraz Mao karışımıdırlar. Ne birinden, ne de ötekinden vazgeçmezler. Türkiye ve Kürdistan’daki tartışmalarda da “ortada” olmaktan başka bir işe yaramazlar.
Tartışmaların, kamuoyunun gündeminin tam da üstüne gittiği konularda yan çizip ortaoyunu oynar bu ortayolcular. Şimdilerde PKK ve Kürd sorunu tartışmalarında da hala bu görülüyor.
Bunlar çok mu önemlidir tartışılan gündemde? Hayır. Ortada dolaşan bir takım numuneler olunca bunları yazmam gerekti.



Yorumlar (3 gönderildi):
Türk basininin Hasan cemal'le basvurdugu dezanformasyon harekatina sizin de ortak olmaniz talihsizliktir. Mahir ve deniz kimseye yaslanarak devrimci mücadeleyi gelistirmediler. Onlar sosyalizm idealiyle hareket ettiler ve o ugurda canlarini feda ettiler. Onlarin kahramanliklarini anlatmayacagim, yaptiklariyla bir çok insana sosyalizm bilinci tasidilar ve hala tasiyorlar. Onlarin bu etkisini kirmak için basvurulan yöntemlerin bosa çikacagi gerçekligini tarih gösteriyor ve göstermeye devam edecek.
Elli yillik reformizm batakligi ibrahim Deniz ve Mahir'in çikisiyla gerçeklesmistir. sizi bir kez daha bu önderleri anarken daha dikkatli olmaya davet ediyorum. Yine de sizin kendi bakis açinizi etkileme gibi bir düsüncem yok, ama tarihe karsi sorumlu davranmanizi isteme hakkim oldugunu düsünüyorum. Burjuvazinin oltaya attigi yemlere düsmeme dilegimi yinelerken çalismalariniz da basarilar diliyorum...
Yorum yaz