Abdullah AK Parti’den Ne İstiyor?
Ben politikaya ilgi duyduğum günlerde önce “devlet”in tarifini öğrenmiştim: `Devlet, ordu ve bürokrasiden oluşur` diye öğrenmiştim.
Orduyu açıklamaya gerek yok, hepiniz bilirsiniz.
Kalıyor bürokrasi...
Bürokrasi ne demektir, kimlerden oluşur?
İşte zor olan kısım burası. Devleti ordu ile birlikte yöneten ve yönlendiren “sivil” kesimdir bu. Mesela istihbarat birimleri, yine istihbarat raporlarıyla “sağlam” damgası almış valiler, müsteşarlar, polis şefleri vs.
Yine “devlet” tarifini öğrendiğim zamanlar bana dediler ki “Demokrasi kültürü zayıf olan, demokratik olmayan ülkelerde parlamento hayvanların birbiriyle tepiştiği bir ahıra benzer. Oysa hayvanların bir sahibi, bir yöneten çobanı vardır.”
Doğrudur, bu ülkede seçimler yapılır, parlamentosu kurulur ama devleti yönetme parlamentonun işi değildir. Bu seçimler ve oluşturulan parlamento sadece işin takiyyesidir. Demokrasicilik oynamaktır.
Böylece ülkede kötü gidişatın günah keçisi olur hükümetler ve parlamento. Ve böylece ordu ve bürokrasi sudan çıkmış ak kaşık olur, yıpranması önlenir.
TC tarihinde hep fatura hükümetlere ve “seçilmiş” parlamenterlere kesilir. İdam edilirler, tehdit edilirler, partileri kapatılır, halkla karşı karşıya getirilir, cezalandırılır.
Generallere, bürokratlara hiç bir şeycikler olmaz.
Oysa sistemin esas suçluları onlardır. Bankaları hortumlayan hırsızlar, işkencede insan katledenler, orayı burayı bombalayıp kaos ortamı yaratanlar, mahkemeleri tehdit ve şantajla baskı altına alanlar, insanların alınterini kene gibi emenler, bayrağın arkasına saklanan rüşvetçiler, vatan millet sakarya ile işini yürüten düzenbazlar bunlardır.
Bugünlerde pek popüler olan yargı organları da bunlara dahildir. Bu yargı organlarına mensup yargıçlar yine bürokrasi ve ordu tarafından seçilmiş statükoculardır. Sadece adı yargıçtır, aslında bunlar ordunun ve bürokrasinin emir kulları veya objektif sahipleridir.
AK Parti mi? Hiç bir zaman sözünü ettiğim devletin esasına, yani ordu ve bürokrasiye hakim olamadı. Sadece AK Parti değil, ne bir parti ve ne de hükümet hükmedemedi devlete.
AK Parti “iktidar” olsa Erdoğan bu kadar tehdit yer miydi? AK Parti “iktidar” olsa hakkında kapatılma açılır mıydı?
Zaten Erdoğan’ın kendisi de söylemişti: “Biz iktidarız ama muktedir değiliz.”
Yani biz iktidar görünüyoruz ama asıl iktidarda olan başkaları. Yani ordu ve bürokrasi.
Şimdi sorunun cevabına dönelim.
Son “avukat notları”nda neler söylüyor Abdullah. Her zaman olduğu gibi ezberletilen şeyleri tekrar ediyor. Yine Atatürk methiyeleri ve yine hedef AK Parti ve Erdoğan.
Orduya ve bürokrasiye, Genelkurmay’a ve ırkçı TC sistemine laf yok!..
Yine meydanlarda “Katil Erdoğan, Katil AKP!..”
Büyükanıt Diyarbakır’a elini kolunu sallayarak gidiyor, Abdullahçılar neredeyse güllerle karşılayacaklar.
Erdoğan gidiyor, fırtınalar koparılıyor.
Meğer AK Parti Yahudilerin bir oyunuymuş da biz bilmiyormuşuz. Meğer AK Parti “ülkeyi” Yahudilere satmış.
Ha, size Abdullah’ın haftada bir avukatlarla, haftada iki defa da Genelkurmay’daki dostlarıyla çay muhabbeti yaptığını hatırlatalım. Bu muhabbetlerde kendisine “Düşünceni istediğin gibi söyle!..” diyorlarmış. O da “düşünceleri”ni ulaklara söylüyor. Bunu kendisi söylüyor.
Sadece o değil, PKK yi istediğin gibi yönet, yönet ki silahlar konuşsun. Zaten “PKK lideri benim” dedirtmekten de bu sonuç çıkıyor.
1999 da İmralı’ya konduğu zaman silahlar susmuştu. Ama ne olduysa oldu, 2003 de AK Parti hükümet olunca bombalar patlamaya, karakollar basılmaya, Abdullah AK Parti çözümlemeleri yapmaya başladı. Buna Yahudi eklemeyi de unutmadı.
Ama Abdullah’ın öyle bir şansı var ki hiç sormayın. İşaret parmağını burnuna gömüp karıştırmasından, sonra da sümüğünü gömleğine silmesinden keramet çıkaran o kadar çok müridi var ki insan Kürdler için umutsuzluğa kapılmaktan kendini alamıyor.
Ergenekoncuları dinleyin, sonra da “avukat notları”na göz gezdirin. Aynı havayı, aynı söylemleri göreceksiniz.



Yorumlar (1 gönderildi):
Yorum yaz