Anasayfa | Yazarlar | Harun Tak | Munzurlarda bir gün- 5

Munzurlarda bir gün- 5

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Bize yadigar kaldı fotoları

Fotodakiler. Soldan sağa 1-Mazlum : Hüseyin Büyükşahin. Adiyaman’lı. ’93 Amad katılımlı. Dersim Avika Sor Vadisinde vuruldu. 2-Hebun: Amed’in yakın köylerindendir. ’94 yazında Sinê Korucu Köyünde vuruldu. 3- Gûyî Mahsum mahlaslı bir gerilla komutanı. Hakkında fazla bilgi malesef yoktur.

Toplantıya geçildiğinde her manganın tekmil toplantısından özetler verildi. Bunun üzeninden tartışmalar yapılıyor. Asıl soru “Munzurları nasıl geçeriz?”  Kaç arkadaşın öncü olarak gitmesi gerektiğinden, ne kadar erzaka ihtiyacımızın olacağına değin her şeyin konuşulduğu toplantı bitiminde karar alınmıştı: “Yarın yola çıkıyoruz”

Munzurların Kemah’a açılan bu vadisinde (Derêsoran'da) yaşadıklarımızın tamamı artık tarih (!) olmuştu. Yarın ve sonrasında yeni yaşanmışlıklarla kendi tarihimizi yazmaya devam edecektik. Kimselerin bilmediği ve öğrenenlerin bile inanmadığı “tarihimizi” yazmaya devam ediyorduk.

Gökyüzüne bakıyorum öğleden sonrasının berraklığına, Derêsoran'ın en kuytu kayalıklarını yeniden selamlıyorum. “Her yeni yolculuk yeni bir başlangıçtır” sözünü hatırlayarak kendime güç vermeye çalışıyorum. Mangaların arasından geçerken arkadaşların her zamanki doğallık içinde hazırlıklara giriştiklerini, gelecek (!) figürünün burada o kadarda önemli olmadığını, her şeyin aslında anlara sıkışmışlığını yeniden duyumsuyorum. Anlar takıldıkları şekliye bir fotoğraf karesinden ibaret te olsa; bu yaşamın içinde olan bizler için HAYATIN tam da karşılığıydı. İşte Fünye noktası! Onca kar yığını içinden başını vadiye doğru uzatmış! Bizleri seyrediyor. O yamaçtaki nokta ve o fotoğrafa sıkışmış olan anın hayatımdaki toplamı. Mazlum arkadaşımdı.

Deresoran’a üstlenme için gelmiştik (96 sonbaharı). Vadinin üst taraflarında bir yamaçta “kartal yuvasını” andıran bir düzlükte konumlanmış kışa hazırlanıyorduk. Yamaçtaki balkon! Diyebileceğim bir çıkıntı halindeki düzlüğün ucunda Mazlum elindeki düzenekle! Deney yapmaya koyulmuş. Mazlum bölükteki patlayıcıları, fünyeleri, kabloları, pilleri çantasında taşıyor olmakla bizim “patlayıcı uzmanımız” dı.  Aslında İstanbul teknik inşat mühendisliğinden ayrılmış bir arkadaşımızdı Mazlum. Doktor Agit’in deyimiyle “İsminin tam karşılığı bir kişiliğe sahip”  sessiz, uysal, boynu bükük biri.

Onu anlatmanın en güzel yolu sanırım yaşanmış bir diyalogu anlatmaktan geçer. Mazlum'un duyarlılığını ve yaşama bakışını da anlatır bu diyalog. Günlerden bir gün Mazlum; Dara arkadaşa usulca sokulup çekinerek “Heval Dara ben bazen tuvalete çıkmak için noktadan ayrılıyorum. Gidiyorum gidiyorum bir uygun ye bulup tuvalete çıkamadan noktaya geri dönüyorum! Sana da böyle şeyler oluyor mu?” der.

Dara her zamanki hazırcevaplığıyla sorunun tamda karşılığını verir: “Allah göstermesin! Bana hiç öyle şeyler olmuyor” Her anlatıldığında gülmekten yerlere düştüğümüz bu diyalog Mazlum'un Mazlumluklarından sadece biriydi. Doğaya duyarlılığı onu hep zor durumlara sokardı. İlk bakışta “karıncayı bile incitemez” diyebileceğiniz biri; o acımasız savaşımın içinde bile bu yapısını kaybetmemişti Mazlum. Gülüşüyle, duruşuyla, ideallerine bağlılığıyla her arkadaşın dostu, yoldaşı Mazlum. O yamaç noktasına da ismini Mazlumdan esinlenip vermiştik. “Fünye noktası”

Mazlum elindeki düzenekle kafasında şekillendirdiği bir deneyi yapmaya koyulduğunda noktada nöbetçiler ve benden başka kimse uyanık değildi. Yeni nöbetçileri çıkarmak için mangalardan birine doğru yöneldiğimde Mazlumun uyanmış bir şeylerle uğraştığını gördüm.

-Hayırdır Mazlum ne yapıyorsun? 

Elinde tutuğu düzeneği bana doğru uzattı

–Fünye mi patlar? Yoksa ampul mü yanar? Diye sordu.

Artık ne düşünmüştüyse; bunu denemek için bir düzenek hazırlamış kafasına takılan soruya cevap arıyordu. Hazırladığı düzeneğe öylesine bir baktım. Bir pilin (-) kutbundan aldığı kabloyu elektrikli fünyenin bir ucuna bağlamış, Fünyenin diğer ucundan aldığı kabloyu küçük bir ampule, ampulden aldığı kabloyu da elinde ayrık tutuğu pilin (+) kutbuna yakın getirmiş (Kabloyla pili birleştirmemiş! Birleştirse devreyi tamamlamış olacağını biliyor!)

Bir çember düşünün pilden başlıyor, fünye ve ampule uzanıyor oradan tekrar pile geliyor.

Nöbetçileri değiştirmem gerektiği için Mazluma kısa bir cevap vermekle yetiniyorum

–Tabi ki fünye patlar! 

O arkamdan seslenmeye devam ediyordu.

–Bence Ampul yanar! Fünye patlamaz! 

Mazlumu dinlemeye hiçte niyetim yoktu, işim başımdan aşkın zaten! Böyle bir şeyi nasıl düşündüğüne hayret ederek oradan uzaklaşıyorum. Çoğumuzun dönem dönem yaşadığı bir “Akıl tutulmasını” yaşıyordu Mazlum. Zekâ düzeyiyle hepimizi cebinden çıkaracak biri bile böylesi bir tutulmayı yaşayabiliyordu işte. Ben nöbetçileri daha yeni uyandırmıştım ki patlama vadide yankılandı.

Tüm arkadaşlar silahlarına sarılmış patlamanın kaynaklandığı yöne odaklanmıştı. Mazlum onunla konuştuğum yerin yakınındaki yuvarlak bir kayanın dibinde çökmüş halde oturuyor; kayanın diğer yüzeyinden hala duman çıkıyordu. Patlamanın kaynağı belli olmuştu. Mazlum…

Doktor Agit ve diğer tüm arkadaşlara patlamanın “kazayla”  olduğunu anlattık. Kazanın oluş biçimi ise tam bir curcunanın yaşanmasına neden oluyordu. Gülmekten gözlerimden yaşların boşandığını anımsıyorum. Mazlumsa hâlla kafasına takılmış olanı tekrar etmekten vazgeçmemişti.

–Ampulün yanması gerekirdi!

Bu söylediklerine kendiside inanmıyordu aslında. Benim fünye patlar! Dememe pek ihtimal vermese de tedbirini almış düzeneğin fünye tarafını kayanın diğer yüzüne sarkıtmış, oturduğu yüzeye ampul ve pil gelecek şekilde yerleşmiş ve devreyi tamamlayarak ne olacağını! Görmek istemişti. Fünye patlayınca da deneyi sona erdi tabi.

Bölükte Mazlumun yaptığı deney dilden dile dolanmaya başlamıştı. Mazlum bile sonradan bunu nasıl yaptığına anlam veremiyordu. Kafasına takılan şeyin ne olduğunu da anlatmıştı: İki veya daha fazla fünye ve patlayıcıyı aynı anda ateşleyebilmek için nasıl bir düzenek hazırlamalı? Seri balgama yapınca olmuyor, paralel bağlamak gerekiyormuş! (deneyin sonucunda bir şey daha öğrenmiştik!)

Doktor Agit Mazlumu kızdırmak için  “Bir de Mazlumun yapacağı mayınlardan sonuç almayı düşünüyoruz!” der katıla katıla gülerdi. O yamaç noktamızın adı artık Fünye noktasıydı.

Mazlum Adıyaman’ın Alevi köylerinden birindendi. Babasını anlattığında Mazlumun karakter özelliklerinin babasına ne denli benzediğini düşünürdüm. Alevi dedesi olan babası da tıpkı Mazlum gibi vicdan sahibi İnsan gibi insandır demekten kendimi alamazdım. Sevmek için caba sarfetmezsiniz; Sevgi ve saygı duymanız için onla bir süre sohbet etmeniz yeterlidir. Ama savaş, ama çarpık anlayışların hüküm sürdüğü bir yerde Mazlum ancak zayıflıklarımızın! Temsilcisi sayılıyordu. O çelimsiz bedeniyle taşıdığı yükleri görünce iradesine olan saygım da pekişirdi.

Mazlumu severdik hepimiz. Koruma isteğimizin kaynağında; bizde yitip giden “iyiden ve güzelden” yana her şeyin temsilcisi olması yatıyordu. Çoğunun garip karşıladığı değerlere saygısını görünce insanın “değer” denen şeyi kimlerin? Nasıl oluşturduğunu? Fark edişi gibi güçlü bir sarsılma yaşardım. Mazlumun hiçbir özel eşyası yoktu küçük bir ajandası, içinde her zaman çözümlemelerin olduğu bir çantası ve hiç kimsenin almak istemediği bir silahı vardı. Kesik kesik güldüğünde ve gülüşünün aralarına küçük küçük sözcükler sokuşturduğunda kesin birine takılıyor derdik.

O bizlerin zayıflığının temsilcisiydi. Zayıflık olara gördüklerimizin ve algıladıklarımızın neler olduğunu sıralarsam; bizlerin insanlıktan çıkışın eşiğinde olduğunu sizlere anlatmış olurum. Mazlumla en son karşılaşmam 97 yazında Dersim batı karargâhında oldu. Hastaneden İsa arkadasın yanına gittiğimde Mazlumdu gecenin karanlığında beni karşılayıp sıkı sıkı sarılan.

Yanındaki arkadaşa beni tanıştırırken o karanlıkta gözlerinin ışıl ışıl oluşundan yoldaş sevgisini görebiliyordum. Zap Kemalin boğuk sesi bile bana oldukça sevimli gelmişti. O gece ve sonrasında hep Mazlumla kavgalarımızın nedeni kendini korumayışıydı. Koşar adım ölümü kucaklamaya gidişine seyirci olmaktan dolayı acı çekerdim. Ona her söylediğim sözcük bana geri dönen ateş topuna dönüşürdü. Halka, partiye, şehitlere bağlılığın doldurduğu bir bardaktı ve taşmak için yer arıyordu.

Fedayi olmaya gönüllü olduğunu arkadaşlardan öğrenmiştim. İsa arkadaşın güvenliğinde böylesi bir eyleme hazırlanırken son kez yüzüne bakabilmiştim. Savaşa ve savaşın yaratığı her şeye, kahramanlığa ihtiyaç duyan geriliğimize, korkularımıza lanet okuyarak vedalaştım onla. Mazlum Avkasor vadisinde şehit düştü dendiğinde içimden kopup giden yine insanlığımdan bir parçaydı…

Munzurların bu görkemli vadisinde, Derêşoran'da. Mazluma sesleniyorum

- Mazlummmm, Fünye mi patlar? Yoksa ampul mü yanar?

O kendine has gülüşüyle.

- Ampul yanar tabiiiii. Ampuuuulllll, derdi.

Gülüşlerimiz yamaçlarda yankılanan melodilere dönüşüyor.

Yolumuz uzun! Hazırlanmalıyız neyimiz var neyimiz yok ortaya dökeceğimiz bir sınava daha gireceğiz. Doğayla savaşımıza bıraktığımız yerden devam etmeliyiz. Bir insan bedeninin dayanma sınırlarına vuracağız, bedenimizde ve ruhumuzda yeni gediklerin açılmasına aldırış bile etmeden.

Kar ve Munzurlar bu savaşımın kesin galipleri olacaklar biliyoruz bunu ama bizler her günü bir diğerinden beter umarsızlıkla yoğurarak Dersime dönmek için sabırsızlanıyoruz. Her adımda kendimizden biraz daha çok uzaklaştığımızın bilincine bile varamadan.

Dersim'e, orada bıraktığımız dostlarımıza, yoldaşlarımıza dönecek olmanın heyecanını da yaşıyoruz. Günlerdir akümüz bittiği için karargâhla bağlantı bile kuramıyoruz. Dünya denen gezegen de yalnız bizler varmışız gibi bir yalnızlık bu yaşadığımız. Dünyayla, arkadaşlarımızla aramızda bir tek engel var sanki: Munzurlar ve kar denizi.

Hiçbir şey bizleri engelleyemez…. Ne pahasına olursa olsun gitmeliyiz.

27 Nisan 08

Yorumlar (7 gönderildi):

celal atca .. 08 May, 2008 11:04:53
avatar
harun tak munzur daglarinda gecirmis oldugun gerila yasantisini ve hayatini ilgiylenn takip ediyorum.anlattigin munzurlarin zirvezinden kirkmerdiven vadisinin karsi yakasi ormanlik bölge olup ve köyxlerin ismi yaylagülü köyü her gerilanin gecip ugradigi köydenim .ve 2007 yzinda ovacik yaylagülü köyüne ciktigimda gerilanin halen gelip gecip ugrayip erzagini aldigi bir devrime bagli köy.ovacik bölgesini ve munzur mercan daglarinin genel kusbskisi görünüsü biliyorsun yaylagülü köyünün üst kismindaki bölgeye hakim kayratbaba dagi vardir ve belkide ormanlik bu dagin zirvesinden ovacik bölgesini güzel seyretmissindir.bu yazin ovacik bir cok bölgesini hakim bu dagin zirvesinden cekecegim foto resimleri nasname sitesine sana ulastiracam.yine kozluca köyü torunova kirkmerdiven vdisinden seyrettigin ova köyü cakperi savklar köylerini belkide hatirlarsin.harun tak senin kadar bende ovacik munzur daglarina hayranim,2008 haziraninda bahsettigin kirkmerdiven vadisinden munzur dagi zirvesine cikip bir gece yaylaci göcerlere misafir olmayi düsünüyoruz,gerila anilarini merak ve ilgiylen okumaya devam ve takip edecem.selamlar.
Aziz GÜLMÜŞ .. 09 May, 2008 03:05:16
avatar
Harun kardeşim, İnsanları güldürmek kolaydır, ama senin gibi duygulandırmak ve hüzünlendirmek, imgelerle bir yaşama kan vermek oldukça zor ve zahmetli olsa gerek, okudukça hüznümün büyüdüğünü içemdeki insanlığın da bu paralelde yol aldığını söylemek durumundayım, ilgi ile büyük bir iştahla, kaleme aldığın bu güzel ve bir okadar da anlamlı olan yazılarını okurken ülkem ile ilgili umutlarım kabuğunu yırtan tohum gibi tüm bedenimi sarıyor inan, teşekkürler devamını bekliyoruz
ali .. 11 May, 2008 02:07:14
avatar
harun tak yoldas gercekten senin yazilarini okudugumda kendimi gerillada his ediyorum.ama kardesim sende gerillaciligi o kadar ballandira ballandira anlatiyorsunki insan kalkip gitmek istiyor. senin yazilarin cok guzel ama bir daha okuyamam cunku okusam gerillaya gidecem. saygilar
hevale .. 11 May, 2008 11:15:51
avatar
tek kelimeyle yureginize ve kaleminze saglik. keske sizinle bir demli cay sohbetini paylasbilsedik.siz yakinimdaki uzagim ve uzagimdaki yakinimsiniz duygusunu ben uyandriyorsunuz. Sy. Tan ltf. kusura bakmasaniz ve sizin icin bir sakincasi yoksa nereli oldugunuzu yazmanizniz mumkunmu?bazen kelimeler tukenir anlamsiz kalir yasanan ve yansiyan sadce öksüz duygulardir. sevgiyle saygilar
Halim KAR .. 11 May, 2008 02:44:06
avatar
İşte Böyle Harun’um İşte Böyle..

Bu sabah sayende yine bir memleket yolculuğu yaptım. Hasreti ve acıyı yüreğime doldurdum bir kez daha bu yazını okuyunca. Çünkü ben Munzurluyum...

Ama, beni (ve sanıyorum diğer okurlarınıda) aldatan bir şey oluyor, o’da yazılarına (aynı konunun devamı olsa bile) farklı bir başlık kullanmamandan kaynaklanıyor. Hep şöyle bir düşünceye yol açıyor; ‘ben bu yazıyı okumuştum’ (bende de böyle bir duygu oluştuğu için bu sabah, ’hele bir bakayım, belki başka bir yazısıdır’,dedim ve öyle okudum) ya da bazı okurlarda da , ‘birinicisini okumadım, o zaman ikincisininde okumayayım’ gibi. Halbuki her yazın bir başka ahenk taşıyor.

Bence bunu bir düşün. Sonra kareleri birleştirmek senin işin. Yani kullandığın ‘başlıklar’ okurda okumadan bir ‘ön yargı’ ve caydırıcılık duygusu taşımasa daha iyi olur. Okur yakalamak, balık tutmaktan daha zordur, hele bu mevsimsiz siyasal ortamda. Ve her yazar kendi duygu vede düşüncesini en geniş kitleyle paylaşmak ister...

Gelelim sana.

Bir konuşmamızda bana, ‘senin bana yaptığın iltifatları ben haketmedim’ demiştin. Ben ise, ‘bu tür söylemler sizin gibi değerlerin kendi kendini küçük görmesine yol açar, bu ise kendi kıymetini bilmemektir’ diye cevaplamıştım. Böyle bir duygu, o güzel insanların yazmasını engeller diye korkmuşumdur her zaman.

İtiraf edeyim, bende zaman zaman idealist düşünceler hakim hale geliyor. Mesela ; ben, sizin gibi insanları tarihin mahsusçuktan öldürmediğini düşünürüm bazen. Tarih, o kan deryasının ardında mutlaka birini bırakır ki anlatsın, diye bir duyguya kapılırım.. İşte sen o bırakılanlardan birisin, bile istenile..

Güzel bir kalemin var, yüreğin pırıl pırıl. Yazılarında kendini değil, hep başkalarını ve değer yargılarını öne çıkarıyorsun, bunlar bir erdem. Hele kavgayı doğayla bütünleştirmen ? Müthiş bir senfoni oluşturuyor, alıyor götürüyor okuru diyardan diyara. Seni okuyarak Munzurun fotoğrafını rahatça çizebilir bir ressam...

Son demeden, biraz da kendime iltifat etmek isterim sayende; ben (senin o arkadaşı anlattığın ‘anı’ gibi, umarım onuda yazarsın bir gün)) kolay kolay yanılmam Harun’um, ‘iyi bir yazarsın sen !’, (yeterki ‘yeterlilik’ duygusuna kapılma). Ve ben , ‘aydın dalkavukluğu gibi bir duyguyla hareket edip sana iltifat etmedim ( benim yapacağım şey değildir bu), değiyorsun. Bizim yeni yeni yetişen, aynı zamanda sayısız bedeller ödemiş değerimiz, dahası bizden birisin, hakediyorsun sen.

Sanıyorum edebiyat dünyası da kıskançlığından vaz geçerse ve de tek gözle dünyayı süzmeden feragat ederse, senden çokça bahsetmek zorunda kalacak. Bize o meçhul, o hesapsız kitapsız kahramanları anlatacaksın. Ağıdını yakacaksın. O’nların çığlığını duyuracaksın. Dağların seranadı diyorum ben buna. Seni beğeniyle okuyor, seni coşkuyla dinliyoruz Harun’um; sen yazdıkça, dağlar dağ gibi esiyor, nehirler nehir gibi akıyor bile isteye, yeterki sen şarkılarını söyle.

Güller ve güzellikler hep yüreğine dolsun güzel kardeşim, her tuttuğun gül olsun...

Halim KAR (Oturan Adam)
Tak Adına(Gülmüş) .. 11 May, 2008 03:05:56
avatar
Bira, diyeyim.
Artık hevali de telafüz etmek içime sinmiyor.

Harun TAK, Amedlidir.
Kendisi Kimya öğretmeniydi.
Hali vakti yerinde ve rahatlıkla bir devlet memuru olurdu. Ama o idealleri için, üleksi ve halkı için kravatını çantasını bir yana attı. Ver elini dağlar dedi.
15 yıl savaştı. Bedeni bir eleke dönmüş durumda.
Şu anda İsviçre hükümetinde bir ilticacı. İltica yurtlarında kalıyor. Hala yazacak kompütürü bile yok. Ama yüreği onu savuruyor. Zaman zaman inter cafelerden yazıyor. Biz yayınlıyoruz.

Hayat bu.
Ne umduk ne bulduk.
Şimdilik bu kadar.
Selam ve selatle kalın.
Xoca
kemal botan .. 11 May, 2008 07:58:49
avatar
ve binlercesi xoca binlercesi
ender yetişecek beyin adamlarını öldürüp üstüne xain ilan ettiler
yanlışlara dur diyen ayrılanlarsa yine hain
şu an kuzeyde binlerce insan var perişan durumdalar üstüne üstlük hain ilan edilmişler yazık o fedakarlara canlarını hayatlarını bu dava için atan insanlar yıllarını bu halk için verenlere yazık barı hain demesinler kutsamasınlar da

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin