Harun Tak : Kavgam Sevdamdi - 2
Zekiye bu tür şeyleri basitlikle özdeş sayan bir bakış açısına sahip olsa da arkadaşlarının ısrarına dayanamamıştı. Bismil'e ulaştıklarında jandarmanın onları beklediğini görünce oldukça şaşırmışlardı. Bismil'den çıkıp köy yoluna saptıklarında onlara eslik eden iki cemse dolusu jandarma grubu iyiden iyiye tedirgin etmeye yetmişti. Köye ulaşmak üzereyken Ceren çok küçük ama küçük olduğu kadar önemli olan bir ayrıntıyı hatırlatmış, otobüs rengarenk bahar çiçeklerinin açtığı bir alanda mola vermişti. Çiçek almamışlardı yanlarına!
-------------------***--------------------
Aynı saatlerde Fen edebiyat fakültesi kantininde; ders arasını bakliyen kantin görevlilerinin yoğun hazırlıkları devam ediyordu. Onlarca çay bardaklara dökülüyor, tezgâhın yan tarafına poğaça ve börek tepsileri yerleştiriliyordu. Derse girmemiş bir kaç örgenci dışında kantinde kimsecikler yoktu. Kantindeki tüm hareketlilik ders arasında buraya doluşacak öğrencilere yönelik ken, girişinin tam karsısındaki masada oturan iki kız öğrencinin her halinden birilerini bekledikleri anlaşılıyordu.
-Ceren daha ne kadar burada bole otura caz. İki ders boyu burada boşuna oturduk.
-Tamam, bu ders arası da gelmezse gideriz.
-Oh beee nihayet vazgeçirebildim seni.
Hülya beklemekten sıkılsa da arkadaşını yalnız bırakmamak için bayağı uğraşmış sonunda onu ikna etmeyi başarabilmişti.
Oysa ne çok hazırlanmıştı ceren bu güne ve karsılaşma anına. Annesi bile şaşırıp kalmıştı bu kadar erken uyanmasına. Pazartesi gününü iple çekmişti adeta. Hiç sevmezdi oysa pazartesi günlerini. Hafta sonu bir türlü bitmek bilmemiş, hep okulda “Onunla” karşılaşacağı ani hayal edip durmuştu. Binlerce değişik şekilde düşlemişti karşılaşma anını. En son kantinde karşılaşmalarının daha iyi olacağına karar vermişti. Kantinde karşılaşacaklardı ve bu basit bir rastlantı olacaktı. Sonra birlikte çay içip sohbet koyulacaklar belki de bir kaç ipucu bile yakalayabilecekti bu sohbet anında. Ama gelmemişti işte.
Kantindeki hareketlenme doruğa ulaştığında ders arası verilmiş, guruplar halinde kantine girip çıkan örgencilerin gürültüsü her tarafı sarmaya başlamıştı. Kapıdan giren her grubun içinde “o” var mı diye meraklı gözlerle takip etmeye koyulan Ceren artık umudunu yitirmek üzereyken “o” da girmişti kantine. Cerenlerin oturduğu masanın önünden geçip tezgâhın üzerinde hazır bekletilen çaylardan birini almış ve kalabalık içinde kaybolmuştu.
Cerenin “onu” kaybettiğini anlayan Hülya; “Bak şurada; tezgâhın önündeki kalabalığın yan tarafına da.” Diye arkadaşına yardımcı olmuştu.
Yeniden Lareş‘i bulduğu için sevinen Ceren masadan kalkmış kantin tezgâhına doğru ilerlerken masada oturan Hüly‘aya son kez bakıp arkadaşından destekte almıştı. Tezgâhtan kendisi ve Hülya için iki çay alıp küçük tepsilerden birine koymuş, yan tarafında duran Lareş‘le rastlantısal olarak karşılaşmıştı!
-Merhaba!
- Merhaba! Ceren.
- Şey.. Gecen gün için özür dilerim.
- Sorun değil! Sadece yardımcı olmak istemiştim.
- Biliyorum; ama ben kendim halletmek istediğimden sana öyle davrandım.
- Peki… Bir şey demedim bende.
- Olsun yinede özür dilemem gerek, sana bir çay ısmarlıyayım ödeşelim!
Lareş elindeki çay bardağını Ceren‘e doğru uzatıp
- Teşekküre derim ben zaten almıştım.
- O zaman gel biraz sohbet edelim kendimi anlatabildiğime emin olmak istiyorum.
Lareş ister istemez Cere‘nin önerisini kabul etmek zorunda kaldı. İçindeki ses kırgındı Ceren‘e, yinede onla sohbet etmek fikrinin cazibesine yenik düşmüştü. Ceren‘le birlikte Hülya‘nın oturduğu masaya yöneldiler. Hülya‘yla Lareş‘i tanıştırırken “ Sana bahsettiğim kahraman!” deyi vermişti Ceren, Lareş`se utancından elini nereye uzatacağını şaşırmıştı.
- Geçen gün okula gelirken durakta iki serseriden beni kurtaran arkadaş bu işte.
Derken sözlerindeki ince alayı sezinlemiş olan Lareş iyiden iyiye masaya oturduğuna pişman olmuştu.
Kızgın ve kırık bir sesle:
- Sadece yardımcı olmaya çalıştım. Anladığım kadarıyla senin pek yardıma ihtiyacın yokmuş!
- Hayır; aksine çok hoş bir davranıştı. Ben biraz farklıyım bu konuda. Ne bileyim hep kendim halletmek istediğimdendir belki, sırf bu yüzden seni kırdıysam özür dilerim.
Bu açıklamayla tatmin olmasa da yumuşamıştı Lareş. O gün boyunca birçok şeyi konuşmak için fırsatta bulmuşlardı. Lareş kimdi? Ceren herhangi bir konuda ne düşünüyordu? Kimi zaman birbirlerini itmiş, kimi zamanda çok sıcak bir bağ geliştireceklerine ikna olmuşlardı. üniversite kantininde başlayan sohbet gün boyunca kâh okul çevresinde gezmeyle kâh bir ağaç dibinde oturmakla devam etmişti. Sohbetin daha ilk yarim saatinde Hülya onları bırakıp derse girmeyi tercih ettiğinden Lareş çok daha rahatlamış aklına gelen her konuda Ceren‘i tanımaya koyulmuştu. O gün nasıl geçti, onca zaman konuşacak onca şeyi nasıl bulabildiklerine her ikisi de şaşırmış olsalar da bir tur rahatlama hissi o güne ait izlerden en belirgini olarak kaldı hafızalarında. Bir çok şey biriktirmiş olmakla bir anda bu birikimden kurtulmak arasında geçen zaman dilimi o güne denk gelmişti. Son damla etkisiydi bu. Birbirlerini görmekten “mutlu olmak” la adlandırdıkları şeyi keşfetmek için yola çıkmış ve gürül gürül akan bir nehrin coşkusuna kendilerini kaptırı vermişlerdi.
Ceren ipuçlarının peşinden gitmekle uğraşırken Lareş içinden ne geliyorsa öyle konuşmaktan kendini alamıyordu. Tanıştıkları günden bu güne birçok yerde karsılaşmışlar ama hiç fırsat bulupta sıradan sohbetlerin dehlizlerine yolculuk edememişlerdi. Bu güne denk gelen! Yada daha doğru bir tanımlamayla; Ceren‘in ayarlaması sonucu ulaşılan bu sohbet her ikisi içinde yeni limanlara akan bir nehir'e dönüşmüştü.
Birlikte yemek bile yemişlerdi. Yemekhane kapanmak üzereyken yetişmişler; koca yemekhanede onlar gibi yemeğe gecikmiş birkaç örgenci arkadaşları dışında kimselerin olmadığı bir anda bas basa yemek yiyip sohbete devam etmişlerdi. Bir ara yarin gidilecek olan “ziyaret” de konuşuldu. Ceren o ziyarete geleceğini söylediğinde Lareş‘in yüzünde küçücük bir gülümseme belirmişti.
- Desene yarında birlikteyiz!
Söylediği sözcüklerin Ceren‘in yüzünde yankılanmasını izlerken utanmış, gözlerini saklamak için bayağı uğraşmak zorunda kalmıştı. Ceren‘se aradığı cevapların peşinde koşan avcı misali en temel cevabı yakalamış olmaktan memnun bir edayla;
- - Tabiî ki… Deyivermişti.
O gece sabaha evirilinceye dek cerenleydi Lareş. Birlikte geçirdikleri zaman dilimi o kadar uzun gelmişti ki ona sanki hiç bitmeyecek bir iz bırakmıştı benliğinde. Geriye dönmelerle tekrar tekrar yaşadığı anları, sözcükleri, gözlerdeki yansımaları nasıl oluyordu da bu kadar net hatırlayabildiğine şaşırıp kalıyordu. önceleri “ görmekten mutlu olmak” diye tanımladığı şeyin ötelerine geçtiğini hissediyor ama adini bir türlü koyamıyordu bu duyguların. Sabah yari uykulu bir halde yola koyulduğunda bile aklında evirilen “ceren” figürlerinin karşılığını arayan bir aptal gibiydi.
Tek kapının yan tarafındaki “küçük ev” çay bahçesine; sabahın erken saatinde orada biriken öğrenci arkadaşlarının arasına karıştığında bile “Ceren” ve onu saran duygu sarmalının adını koyamamıştı.
Otuza yakin öğrenci sabırsızlıkla gidecekleri ziyaretin hazırlıklarına koyulmuş ama her planlanan şey yeni engellerle onlara geri dönmüştü. Araç ayarlanmış ama aracın şoförü gidilecek yeri ve nedenini öğrendiğinde hemen su koyuvermiş ve bir mazeret bularak oradan koşarcasına kaçıp gitmişti. çaresizlikle sağa sola dağılıp yeni bir otobüs bulmak için çırpınmaya başlamıştı bu küçük grup. Eğitim fakültesi öğrenci derneğinden bir arkadaşlarının önerisiyle Kulp garajına ve Xalê Selim‘e gitmişler, Xalê Selim onların kurtarıcısı olmuş ayarladığı otobüs bir saat içinde tek kapının diğer yüzündeki park yerinden onları alıp yola koyulmuştu.
Ceren o sabah çok daha güzel görünmüştü Lareş‘e. Ama her nedense Ceren‘e yaklaşmamış, duygularını tanımlayamamanın verdiği çekingenlikle ondan kaçmaya çalışmış, kısa bir selamlaşma sonrasında hep diğer arkadaşlarıyla ilgilenmeyi seçmişti Lareş. Otobüste arka tarafta oturmuş yine Ceren‘den uzak durmuştu. Otobüs yola çıktığında Zekiye'nin kıyafetinin gidilen ziyarete pek uygun düşmediğini görünce; o sabah alelacele üzerine geçirdiği ince kazağını çıkarıp Zekiye'ye vermiş, Zekiye'ye bunu anlatmakta çokta zorlanmamışlardı. Gittikleri yer bir köydü ve gidiş amaçları cenaze ziyaretiydi. Zekiye böylesi bir ayrıntıyı! Rahatlıkla atlamış ve o gün baharın cıvıltılı neşesine karşılık gelecek renklerde ve dekolte de bir elbise seçmişti.
- - Kazağım sana çok yakıştı. Derken pis pis sırıtıyordu Lareş.
- -Yaaa ne demezsin, ama olsun sizimi kıracağım.
Zekiye bu tür şeyleri basitlikle özdeş sayan bir bakış açısına sahip olsa da arkadaşlarının ısrarına dayanamamıştı. Bismil'e ulaştıklarında jandarmanın onları beklediğini görünce oldukça şaşırmışlardı. Bismil'den çıkıp köy yoluna saptıklarında onlara eslik eden iki cemse dolusu jandarma grubu iyiden iyiye tedirgin etmeye yetmişti. Köye ulaşmak üzereyken Ceren çok küçük ama küçük olduğu kadar önemli olan bir ayrıntıyı hatırlatmış, otobüs rengarenk bahar çiçeklerinin açtığı bir alanda mola vermişti. çiçek almamışlardı yanlarına!
Mola yerinde dağılan grup baharın onlara armağan etiği çiçeklerden demetler yapmaya koyulmuştu. Toplanan çiçekler sarı, yeşil ve kırmızı desenler oluşturacak şekilde demetler haline getiriliyorken askerler ne olduğunu anlamaya çalışan gözlerle onları izliyordu. Koca koca demetler halinde otobüsün koridoruna dizilen çiçekler eşliğinde yolculuk devam etmiş, köyde onları yine aynı yaşlarda küçük bir grup genç karşılamıştı. öncelikle yanlarına yaklaşan jandarma başçavuşuna sorular yöneltmişler; Aldıkları cevap bu ziyaretin öyle sıradan geçmeyeceğinin ipuçlarını veriyordu.
Başçavuş ; “ Sizleri korumak için buradayız” demişti. M.Şirin‘in evine uğrayıp annesine başsağlığı dilenmiş, bir yaşlı köylünün ettiği dualar eşliğinde dua etmiştiler. Sonra mezarın başına birikmiş onlarca genç sol yumrukları havada saygı durusuna geçmişti. çiçeklerle bezenmiş mezarın yani başında kısa anma konuşmaları ve “yolun yolumuzdur” yeminleri içilmiş, o gruba dahil olan medya güneşi dergisinden bir muhabir arkadaşları o ani somutlaştıran fotoğraflar çekmişti. Ağır ve mistik bir hava altında gecen ziyaret Lareş‘in ilk somut karsılaşmasıydı “ölümle”. Geri dönüş yoluna girildiğinde otobüsteki yolcuların tümü aranmış ve isimleri kayıt altına alınıp serbest bırakılmıştı. Devlet; düşmanlarını tanımak istiyordu.
Not: Van 100. Yıl üniversitesinde 3 Mayıs 1987 tarihinde oruç tutmadığı için öldürülen Mehmet Şirin Tekin



Yorumlar (4 gönderildi):
Samimiyetle belirtmek isterim ki ; "Ne anlatılmak isteniyor?" sorunuza verecek yanıtım yok. Okur öyküden ne çıkarırsa o dur anlatılan. Siz bir şey çıkaramadıysanız, hiç bir şeydir anlatılan.
"Adini andığınız şahıs" diye bahsetiğiniz kişi sanırım Zekiyedir. Bu öyküde Zekiye ve M. Şirin den başka gerçek isim kullanılmamıştır. Zekiye o gün o guruptaydı ve M. Şirin'in mezarı başında çekilen fotoğraflar sanırım hala Medya Güneşi dergisinin arşivindedir.
Size naçizane önerim; Öykü`yü öykü tadında okumanızdır. Öyküde Zekiye'nin ve M. Şirin'in varlığı sadece Laresin tanıklık ettiklerinden ibarettir.
Selam ve sevgilerimle.
Harun
sayin harun tak kaleminize saglik.
Biliyorsun sevdaliydim ben;hemde deliler gibi,hem sana hem ulkeme.Ama sadece bizi sev dediler,'onu' sevme dediler.Yuregim bu savasi en zor yerlerde yurutebilecek kadar guclu bir ulke sevgisiyle dolu,hem 'onu' yani seni hemde ulkemi bir arada sevebilirim dedim,dinlemediler.Cellat kararini vermisti,kirliliginin,cirkefliginin ustunu ortmek icin vuracakti.Bende kararliydim ;hem seni hem ulkemi sevecektim.Ve oylede yaptim NARIN'a min hem senin icin hem ulkem icin savastim.Simdi ben yasiyorum hem senin hem halkimin gonlunde,ama onlar hergun yeni birinin lanetine ugruyorlar ve dusman dediklerine yalvariryorlar pis canlarini kurtarmak icin.
Inan NARIN'a min ask her zaman kazanacaktir,sen asksin Kurdistan gibi,bende asigim Aliser gibi....
Mucadelede asklari icin infaz edilen Tum degerli yoldaslarima atfen kurdistani bir ask ile kalacaz diyorum
Yorum yaz