Tartışma üslubu üzerine iki kelam !..
Düsünce onu düsünen bireyin beyninin kıvrımlarında kaldığı sürece onondur oradan çıktığı andan itibaren onu paylaşanların olur bu noktada elbette o düşünceye katılmadığımızı ifade hakkımız vardır ve bizler bu hakkımızı kullanmakta özgürüz ancak bu hakkı kullanmak o düşünceyi tartışmaya/paylaşmaya açana karşı hurra sen zaten filandansın gibi dar anlamsız bir yargı bizi tıkanmaya ve o çokça bahsettiğimiz özgürleşmenin önündeki tıkayıcı olmaya götürür.biz herhangi bir düşüncenin önünde takoz görevi görmüyoruz öyle bir sığlığa girmekten kaçınıyoruz. Halis Açar Nasnamede yazan biridir , kuşku yokki onun yazdıklarına Nasname yönetimi ve Nasnamede yazan diğer yazar arkadaşlar katılmayabilir ..
Martin Heidegger’in sık sık andığı (özellikle Kastner ile olan yazışmalarında) bir söz vardır. Paul Valéry’nin bir sözüdür bu: ‘Düşüncenin üstesinden gelemeyen, düşünenin üstesinden gelmeye çalışır. (’Qui ne peut attaquer le raisonnement, attaque le raisonneur.’)
Valéry’nin kullandığı ‘attaquer’ fiilini, ben ‘üstesinden gelmek’ diye çevirdim;- kuşkusuz, döğrüşü, ’saldırmak’ ya da ‘hücum etmek’ olmalıydı. Ama, ‘üstesinden gelmek’i yeğlememin bir nedeni var: Düşünceye saldırmanın amaçı, onu yanlışlamak, çürütmek, geçersizliğını göstermektir. Saldıran kişinin entelektüel donanımı ve düzeyi, düşünceyi yanlışlayacak,çürütmek, geçersizliğını göstermektir. Saldıran kişinin entelektüel donanımı ve düzeyi, düşünceyi yanlışlayacak, çürütecek ya da tutarsızlığını gösterip geçersiz kılacak, kısaca önün üstesinden gelebilecek çapta değilşe, işte o zaman, düşünceye değil, o düşüncelerin sahibine, düşünen’e yöneltir saldırısını; önün üstesinden gelmeye kalkışır…"(Hilmi yavuz)
yukarıdaki paragraf bizimde katıldığımız ve kendimizte rehber aldığımız bir tespittir.Valéry’nin sözünden yola çıkarak söylersek, tartışmanın ‘düşünce’ düzeyinde yapılması gelir;- ‘düşünen’in kişiliği düzeyinde değil! Eskilerin ‘şahsiyat’ yapmak dedikleri düzeysizlikten kesinlikle kaçınmak! Ama, tartışma üslubunu kim tayin ediyorsa, tartışmanın o üslupta yürümesini de olağan karşılamak gerekir.
Kuşku yokkı taraf olduğumuz ve inandığımız olguyu yazar ve savunuruz ancak bunu yaparken işkembei kübradan sallamaktan veya ukalaca konu ne olursa olsun mutlaka bir görüşümüz olmalıdır fukaralığından kaçınırız.yazdığımız/savunduğumuz olguyu maddi temellere dayandırarak ve bizde soru oluşturan olgulara atıfta bulunarak tartışmaya açarız bu noktada bizce değer olan yazan kimsenin kimliğinden ziyade ne yazdığı nasıl yazdığıdır dolayısıyla değerlendirmemizi sübjektif yargıların dışına çıkarır anlama , kavrama güdümüzü geliştiririz.yine bizim yıllarca inandığımız savuna geldiğimiz düsünce sistematiğine biraz dokunan biri olduğunda vayy sen haddini aştın demektense yazılana bize dokunsa bile objektif yaklaşır o yazılanın doğru olma olasılığının olabilirliğini gözden kaçırmayız.
Düsünce onu düsünen bireyin beyninin kıvrımlarında kaldığı sürece onondur oradan çıktığı andan itibaren onu paylaşanların olur bu noktada elbette o düşünceye katılmadığımızı ifade hakkımız vardır ve bizler bu hakkımızı kullanmakta özgürüz ancak bu hakkı kullanmak o düşünceyi tartışmaya/paylaşmaya açana karşı hurra sen zaten filandansın gibi dar anlamsız bir yargı bizi tıkanmaya ve o çokça bahsettiğimiz özgürleşmenin önündeki tıkayıcı olmaya götürür.biz herhangi bir düşüncenin önünde takoz görevi görmüyoruz öyle bir sığlığa girmekten kaçınıyoruz.
Halis Acar Nasnamede yazan biridir , kuşku yokki onun yazdıklarına Nasname yönetimi ve Nasnamede yazan diğer yazar arkadaşlar katılmayabilir ..
Biz Nasnamede yazmaya başladığımızda temel duruşumuz Demokrasi yanlısı ve Kürdistanı bir yaklaşımdı ki halada öyledir.birileri bize kızdı diye değil birileri bizi ikna etti diye elbette savunduğumuz şeylerin değişim ve gelişime uğraması doğaldır ve buna saygı ile yaklaşırız.bir konu ile ilgili düsüncemizi(eğer konuya hakimsek) belirtmek için illa o konunun sahibi olmak gibi bir zorunluluğumuz olmadığı gibi.tekrar tekrar altını çizerek belirtelimki biz Kürd özgürleşmesinde çözüm gücü , alternatif örgüt değiliz böyle bir misyonumuz yok ha ileride bu olurmu onu bilemeyiz..eğer aksi olsaydı yanı cözüm gücü olsaydık bu durumdada Nasname gibi özgür bireyler topluluğunda yazmaz gider o platformda yazar hatta o platformu oluştururduk. bu gün biz dahil basın alanında köşeleri olan on binlerce yazar çizer var eğer bunların hepsine siyasal alternatifçiler/cözüm gücü gibi bakılsaydı sanırım onların yazdığı her gazete , her site bir siyasi örgüt yayını olurdu.anlaşılmayan şey tamda budur.
Buradan açıkça ilan ediyoruz eğer Nasname bir siyasi örgüt yayın organıysa biz burada olmayacağız.
Elbette Nasname gibi bir yayın organında yazı yazmak kolay bir şey değil Nasnamede yazmanın bize göre onurlu bir o kadarda zor bir iş olduğunu biliyoruz bu zorlukların en başında okurlarımızın büyük bir bölümünün ulusal ve siyasal kimliklerinden dolayı mağdur olması ve bu mağduriyeti gidermek için çeşitli arayışlar içinde olmasıdır , evet Kürd ler özellikle son otuz yıllık siyasal gelişmelerin ve geldiği noktanın mağdurlarıdırlar , yığınla insan TC ve önün payandası durumuna gelmiş PKK mağdurlarıdırlar ve Nasname okurlarıda büyük oranda bu mağduriyeti yaşayan kesimlerdir, ne yazıkki bu kesimleri PKK ye rağmen örgütleyecek onlara önderlik edecek bir plafformun yokluğu bazı insanlarda bu görevi Nasnameye yükleme gibi bir beklenti yaratabiliyor (dikkat edin önderlik platformu dedim , bir önder demedim buradaki kasıt bir siyasi örgütlenmedir..yoksa kimseye önder misyonu yüklemek değil..) ancak biz bunun bir yanılgı olduğunu ısrarla vurguladık..tekrar etmek olsa bile bir kez daha vurgulayalımki belki Nasnamede yazan tek tek bireylerin böyle bir misyon üstlenmeleri söz konusu olabilir Nasname nin değil.
Okurlarımızdan istek yada beklentimiz bizi bu temelde ele almalarıdır , ne Nasname adına nede herhanngi siyasi yapı adına konuşmuyor yazmıyoruz yazdıklarımız baştan aşağı bizi bağlayan bizim bakış açımızı yansıtan düşüncelerdir. örneğin bu satırların yazarı Nasnamenin saygıdeğer ve etkili kalemlerinden olan sayın Cevdet Akbay veya Sıtkı Zılan dan çok çok farklı bir dünya görüsüne sahiptir ancak bu farklılık bizim bir arada olmamamızı getirmiyor..
dönem dönem bir çok değerli Nasname yazarıyla farklı bakış açılarımız olmuştur/olacaktır bizce olması gereken budur ve değerlidir bir arkadaşımız PKK nin çözülüşüne seyirci kalınmamalı derken biz PKK nin devşirildiğini ve dolayısıyla Kürdistanı olmaktan çıktığını söyleyebiliyoruz bunu yaparkende bizden farklı düsünen arkadaşımızın kişilik haklarına ,kişiliğine saldırmak aklımızın ucundan geçmiyor , olması gereken budur.kadın sorununda hakeza oldukça farklı bakış açılarımız olabiliyor ancak son tartışmalarda görüleceği gibi insanlaşma , eşitleşme ve demokrat kişiliğin geliştirilmesi noktasında ortaklaşabiliyoruz..özgür bireyler topluluğunun temel espiriside iste budur.aynı düsünen merkeziyetçi lider sultasını öne çıkaran , bir anlamda red ettiğimiz apo culuktan uzaklaşma bu satırların yazarının temel bakış açısıdır.
Bize gelen yığınla hakaret , tehdit , eleştiri var ki bu çok doğaldır diktatoryal lider tipini benimseyenlerin yanı türkçesiyle Apo müridi olanların eksiği düsünme yetilerinin gelişmişliğiyle ilintilidir ve o çevreden bize övgü beklemediğimiz gibi , bizimle tartışma adabını öne çıkararak tartışmalarını bekleyecek kadar fukara değiliz.bunun yanında Apo cu olmadığını özellikle belirtip sonrada bize yazılarımızın içeriği ile ilgili değilde bizim kişiliğimizle ilgili tespitler yapanlarda var ve iste bunu yadırgıyoruz , deyim yerindeyse üzüm yiyenler değil bağcıyı dövmek isteyenler sıraya girmiş.neden..?
Kadın konusunda yada PKK ile ilgili yazdıklarımızda bu eleştirmenlerin yaklaşımı yazdıklarımızdan ziyade bizim kimliğimiz olmuştur..kimi o gelenekten gelmediğimiz yaşamımız boyunca bir kez bile "biji Apo" demediğimiz halde bizi Apo cu dayatmacı diye itham ederken , kimi PKK düşmanı olarak yargılayıp mahkum edebiliyor , kimi kadın konusunda savunduğumuz önce insanlaşma , demokratlaşma ve eşitlik savunumu noktasında yazdıklarımızdan ziyade bizim feodal ve despot bir eş olduğumuzu bile vurgulamış..şaşırıyoruz , Halis Acar hiç bir yazısında aile ilişkileri ve eşinin niteliği hakkında tek satır karalamamışken feodal ve despot ilan ediliyor..yada Apo cu dayatmacı..yine bir başka yaklaşım biçimi PKK geleneğinden gelmediğimizi dolayısıyla PKK ile ilgili yazamayacağımızı ima eden yorumlar emailler gönderebiliyor.
elbette yazarken bize yardımcı olacak , destek olacak enstrümanlar kullanıyoruz yaşamın içindeyiz , yaşadıklarımızı , gördüklerimizi , duyduklarımızı değerlendiriyoruz ve özel olarakta saygıdeğer okurlarımızın bize ulaştirdığı email ve sayfaya yazdığı yorumlar bizim için hazine değerindedir ve bu meteryalleri kamuoyunun nabzı olarak değerlendiriyoruz yazılarımızda bireylerin kişilik haklarına saygılı olmak koşuluyla onlardan alıntılar yapıyor hatta yazımızı o yorumlardan birinin üzerine konumlandırıyoruz , bu bir üsluptur ve bizim seçimimizdir.kabul etmeliyizki yazı yazan birinin en büyük teşvikçisi okurlarıdır , yazılarına gelen tepkiler ve okunma oranıdır elbette bizimde yazdıklarımıza katılan okurlarımız oldukça fazladır ve onların saygıdeğer tepkileri bizim daha şevkle yazmamızı sağlıyor.sonuç olarak belirtelimki biz tartışlamayacak konu olmadığı inancındayız ve tartışma platformlarının geliştirilmesinden yanayız elbette farklı düsünecek ve bize aykırı gelecek hatta bizi sarsacak olguları bile hoşgörüyle karşılayıp tartışacak bir demokrasi kültürünün oluşturulmasına ihtiyacımız var.Sadi nin dediği gibi "edebsizlere edebsizlikle karşılık vermek edebdir’yaklaşımı bizim değildir.
yazımıza bize gönderilen bir email ve ona verdiğimiz yanıtla sonlayalım.
"önce DDKD sonra PKK ve sonrada PKK düsmanlığı lanetlı bir yürüyüş , kürt düşmanı a...lar. bu ne biçim kimliksizlik, kişiliksizlik"
yanıtımız
"önce tapu kadastroda rüşvet almak , sonra MTTB , sonra Türk Ocakları , sonra Ankarada mIt te ofis boyluk, sonra D, Perinçek ile dostluk ve Dev-Genç sonra kürdistan devrimcileri ve pilot necati,sonra bağımsız kürdistan , sonra kemalizm faşizmdir, sonra hafız esad ve muhabarat sonra yalçın kücük ve kemalizm , sonra kemalizmin kültür elçiliği , sonra devletime hizmete hazırım,sonra imralı ve itiraf süreci sonra sonra sonra..
şimdi bakalım kim kürd düşmanı , kimliksiz ve kişiliksiz.."
her şeye rağmen Nasnamade yazmak onurlu bir duruştur ve kalemimizin mürekkebi olduğu sürece yazacağız..
Selam ve Saygılar..
10.08.2008



Yorumlar (2 gönderildi):
Ancak, bana ait bir yazıya atfen yaptığınız bu değerlendirme 'bir arkadaşımız PKK nin çözülüşüne seyirci kalınmamalı derken biz PKK nin devşirildiğini ve dolayısıyla Kürdistanı olmaktan çıktığını söyleyebiliyoruz' yanlış anlamalara neden olabileceği için açıklığa kavuşturma gereği duyuyorum. 'PKK'nin Çözülüşüne Seyirci Kalınmamalı' derken sanki PKK'yi kurumsal olarak olumluyormuşum veya dağılmasına engel olunmalı gibi bir anlayışa sahipmişim yanlış sonucu çıkarılabilir. Söz konusu yazıda, PKK içindeki katmanlara değinilmiş, Öcalan'ın başından beri ihanetçi bir kimliğe sahip olduğu değerlendirmesi yapılmış, alt katmandakilere sahip çıkılması gerektiği üzerinde durulmuş. Burada sahip çıkma, kurumsal açıdan olmayıp söz konusu insanların yurtsever kimliğinden kaynaklı bireysel bir sahiplenmedir. PKK'nin bir ihanet projesi olduğu, sistem tarafından, Kürd halkının özgürlük mücadelesini engellemek için piyasaya sürüldüğü noktasında tereddütüm olmamasına karşın, tabanda yer alan ve ihanet projesinden habersiz olan insanların iyi niyeti, samimiyeti, fedakarlığı konusunda da tereddütüm yoktur. Bu kesimi sadece PKK tabanı olarak görüp mahkum etmenin yanlış olduğunu, onları Kürd özgürlük mücadelesinin hesapsız neferleri olarak görüp sahiplenmek gerektiği, aksi bir tutumun ihanetçiler ile dürüst insanları aynı potada eritmek olduğunu düşünüyorum. Yazının içeriğinden bu yaklaşım açık olmasına karşın, yazının başlığı aksi bir yorumlanmaya elverişlidir sanırım. Bu durum, içerik ve başlık arasında gerekli uyumun olmadığını gösteriyor. Bu yanlış anlamada benim eksik anlatımım önemli bir etkendir, bu nedenle yanlış yorumlayanlardan özür dilerim. Yanlış anlayanların da, içeriğe yeteri kadar dikkat etmediklerini söylemem onlara yapılmış bir haksızlık olmasa gerek...
Farklılığa vurgu yapmak isterken sizin bir yazı başlığınizı örnek göstermem benim eksikliğim dolayısıyla bir yanlış anlaşılmaya yol açtığımi haklı uyarınız üzerine gördüm ,sizden ve tabii Nasname okurlarından bu hatamdan dolayı özür dilerim.
selam ve saygılar.
Yorum yaz