Utanmıyormusunuz(!)...
Mehmet Şener;Biliyor musun Karasu, sevgili önderimiz diyor ki, Siz Kürdistan dağlarının kıymetini bilmiyorsunuz, insan orada bir ordu saklar, bir ordu kurar. Çok doğru söylüyor tabii. Ama şehitlerimize küfredecek kadar saygısızlaşan sevgili önderimiz bir türlü lütfedip dağlarımıza gelip orduyu kurmuyor. Her nedense kardeşini de göndermiyor. Fidel ve Raul Kastro ların kulakları çınlasın, bizimkiler uzaktan kumandalı çalışmanın rahatlığını keşfetmişler.
Son yazımız oldukça ses getirdi..yazımıza gelen tepkilerden çıkardığımız önemli bir sonuç var..
Evet birilerinin nasırına fena bastıkki , canhiras feryatlar yükseldi, bunu bekliyorduk ve bu bizi şaşırtmadı ..kımı ayıptır , günahtır , yazıktır dedi.. kimi tarih size UTANMİYORMUSUNUZ diye soracak dedi..kimi PKK ve özellikle Öcalana yönelik eleştiri ve tespitlerimizin Kürd halkının zararına oluyor dedi..
Değerli okurlar biz yazdığımız her satırın kesinlikle arkasındayız ve yazdıklarımızın sorumluluğunu üstlenecek yetenekteyiz.. gece rüyamızda gördügümüz bir şeyi sabah Nasname gibi saygın ve onurlu bir sitede asparagas şeklinde yazmadık yazmayacağız..
Öcalan ergenekon üyesidir dedik , kıyamet koptu..iyide biz Öcalanın ergenekon üyesi olduğu iddiamızı bundan önce yazdığımız bütün yazılarımızda vurguladık..Öcalanın son avukat görüşmes notlarında çok net görüleceği ve yine ilk kez Nasnamede tarafımızdan yapılan vurgu bir sürü Türk medyası ve Kürd internet sitesinde yer aldı..yanı bu tespiti yapan yegane kimse biz değiliz..
Öcalanın otuz yıllık PKK pratiğine objektif ve tutarlı bir göz atıldığında Ergenekon yada derin devlet (ki bize göre ikisi aynı yapıdir) ilişkileri apaçık ortadir..
Konu ile ilgili binlerce satır yazı yazıldı , onlarca belge ortaya çıktı..hatta öcalan mit ilişkisi , öcalan ergenekon ilişkisi gibi iki başlıkla gööğlede basit bir yoklama yapıldığında bunlar çok çok net ortaya çıkacaktir.. kaldıki öcalanın bekaada avni özgürel karşılaşması çok açık değilmidir..gazeteci Avni özgürelin iddiasına yaklaşık 15 yıldır ne öcalandan nede PKK kaynaklarından tek bir yalanlama geldimi..yine ilginçtir avni özgürel in ilgili açıklamayı defalarca yazılı ve görsel medyada açıklaması karşılığında öcalan..30.10.2006 tarihli özgür gündem gazetesinde yayınlanan avukat görüşmesinde Avni özgürel i iyi tanıdığını , babasının asker kökenli olduğunu, değerli düsünceleri olduğunu ve görüşlerinden faydalanması gerektiğini söylüyordu..ancak yine aynı iddiaları Avni Özgürel i kaynak gösterek kitabında yazan A.Melik Fırat içinde Demirel ajanı ,işbirlikçi vs diyerek fırtınalar kopardı..
Aşağıda kücük bir kronoloji yaptık , çeşitli kaynaklardan öcalanın otuz yıllık serüveninden kesitler ve hakkında ortaya atılanlara yer verdik..umarız bize tarih önünde UTANMİYORMUSUNUZ diyenler... Kürd halkının başına bela edilen Öcalan gerçeği ile ilgili kendilerine bir kaç soru sorar ve yanıtlarını ararlar..
Avni Özgürel söyleşisinde ne demişti, ?
"1966–67 yıllarında Ankara’da İzmir caddesinde mit`e ait bir yerde anti komünist yayınları ve bildiriler alırdık, kara yağız genç bir delikanlı hep orda bulunuyordu, oraya her gittiğimde onu orada görüyordum. Daha sonraları Apo’yu sık sık medyada görünce acaba bu omu diye kendime sorardım. Tabi insan yaşlanınca görüntüde değişiyor. Ancak 1993’de Apo basını Bekaa’ya çağırınca, Panorama dergisinin genel yayın yönetmeni olarak bende oraya gittim. Daha sonra haftalık dergi olan Panorama adına özel bir söyleşide bulundum. Kendisine Ankara’da İzmir caddesindeki fikir ajansı diye bir yerde “sanki görmüşüm, yanlış hatırlıyorum olabilirim “ diye sordum, Öcalan’da “yoo doğru hatırlıyorsun. Ama ben bunları bir müddet sonra açıklayacağım" dedi.
Avni Özgürel İzmir caddesindeki bu kuruma mit elemanları dışında kimsenin giremeyeceğini, mit’in tam güvendiği kimselerin girebileceğini söylüyor.
Abdullah Öcalan ve Pilot Necati..
Öcalan’ın 1984–1995 yılları arasında çözümlemelerinden derlenen “Devrimin Dili ve Eylemi” kitapçığında MİT’in kendi yanına yerleştirdiği iki elemandan bahseder, bunlar karısı Kesire Öcalan ve Pilot Necati’ olarak bilinen Necati Kaya’dır.
Abdullah Öcalan Pilotu anlatıyor:
Pilot, Özel Savaş Dairesi’ne bağlı bir kontrgerilla. Her gün beni kafesteki kuş olarak yolup kavurup, tuzlayıp bir lokmada yiyeceği biri olarak görüyor. Bu adamlar 1976'da beni adamakıllı ele geçirmeye çalışıyorlar. Daha önceki dolaylı yollar yetmedi. Şimdi tehlikeli olmaya başlıyoruz. Pilot çok tehlikeli, Pilot çok paralı. "Grubunu besleyeyim abi" diyordu. "Şu eylemi de yapalım, bu eylemi de yapalım. Ben parayı mutlaka bulup getiririm" diyordu. "Abi" diyordu, "emret kendimi 4 katlı bu binadan aşağı atayım." Atabilirdi de, o kadar yiğitti. Hem de havada parende atarak. Bir gün geliyor, "abi yolda iki-üç polisi vurdum, devirdim" diyordu. Kendini o kadar etkili biri gibi göstermek istiyordu. Ve herhalde "istediğin gibi bir militanım, her işi yapabilirim" demek istiyordu. Zaten soygun planlarını ve önerisini getirmişti. Talimatını benden hemen çıkarmak istiyordu. O talimatı önceden polisten aldığı anlaşılıyor. Sonuna kadar para harcıyor, sonuna kadar güç gösterisinde bulunuyor. Gelecek vaat ediyor. Kaldı ki, Kemal Pir bu durumu hemen değerlendirmek istiyordu. "Hayır" diyordum, "şimdi eylem zamanı değil." Yani biz Pilot ile bir yıl veya bir buçuk yıl, 1977 sonlarına kadar belki de beraber olduk. Eşzamanlı ve kesin devletten, hiç kuşku yok. Adam o dönemin imkanlarına göre avuç avuç para saçıyor. Yalnız beni değil, tüm grubumuzu lokantaya götürüyor. Her gelen "abi, beni de bir lokantaya götürün, bana da bir tatlı alın" diyor. Sayemizde milletin karnı doyuyor. Aslında bu bir ilişki tarzı, bu meşhurdur. Uğur Mumcu da diyordu ya: "MİT Apo'yu besledi." İşte beslenme hikayesi böyledir. Bizi dış görünüşle ele alıp değerlendirdiler. Bizi kesin bu taktikle, daha 1980'e, hatta 1978'e ulaşmadan dağıtacaklarını umuyorlardı. TC'nin (ki bu ilerde daha iyi anlaşılacak) MİT'in sanırım o zamanki temel yönelimi buydu. Pilot'un da davranışlarında bu çok daha somuttur. Pilot da böyle düşünüyordu ve beni kaybettikten sonra kendini yerden yere vuruyor, patlıyor. "Nasıl elimizden kurtuldu?" diyor, "hatta çıldırtacaktı" deniliyordu. "Nerededir?" diye dört dönüyor. Herhalde emir almış, Diyarbakır'dan sonra beni kaybedince, bizim köye kadar gitmiş.
1977 Ocak Toplantısını evinde yapmıştık ki, bizim en büyük toplantımızdı. İşin ilginç yanı, Pilot her şeyi hazırladı ve biz de gittik ve yaptık. Tabii belgesi yok, hiçbir şeyi yok, adı yok. Soba kapısı açık, yazdığımız notları eğer polis basarsa sobanın içine atacağız. Bayan da var. Polis gelirse, yılbaşı töreni var diyeceğiz. Çok ilginç, devletin iki yanını nasıl kullanıyoruz. Sanırım MİT bunları duyduğunda hem kahkahadan patlıyor, hem de öfkesinden boğuluyordur. Doğan Arkadaş vardı, 1979'daydı galiba, beni yakaladı. Anlattıklarına göre MİT başını dövüyor, "bu yüzde yüz kucağımızdaydı, biz bunu nasıl kaçırdık" diyormuş.”
Nevzat Çicek, NOKTA Dergisi, 11.01.2007
İmralı’da yargılandığı sırada kendisine Necati Kaya ile ilgili de soru yöneltildi. Öcalan, “Sanıyorum 1982 yılında kullandığı zirai ilaçlama uçağı düşmüş ve ölmüş” diyordu.
Mahkeme, nedense bu kadar izahı yeterli görüyor ve konunun üzerine gitmiyordu.
Abdullah Öcalan'ın 1999*da Imralı'ya götürülmesine kadar geçen 27 yıldaki ilk ve son futuklanmasıydı. SBF birinci sınıf öğrencisiydi.Yani o da Hiram Abas'la aynı fakültedendi!
7 nisanda gözaltına alındı, 27 nisan 1972'de tutuklandı, 27 ekim 1972'de serbest bırakıldı.
Bu serbest bırakılma pek "normal" görünmüyordu.
Başlangıçta aynı davadan yargılananlar arasında, hakkında en ağır ceza istenen iki kişiden biriydi. .savcı daha sonra "fikrini değiştirdi". Önce Öcalan hakkında istediği
cezayı hafifleştirdi, sonra da tahliyesini istedi, işi daha da ilginç kılan, bu askerî savcının
antikomûnistliğiyle ünlü Baki Tuğ olmasıydı. Deniz Gezmiş davasında da iddia makamında yer almıştı. Kolay kolay kimsenin tahliye isteğine katılmazdı. Apo'nun tahliyesinden sonra da"garip" şeyler oldu. Önce askerliği ertelendi. Sonra da 21 yaşını geçmiş olduğu ve disiplin cezası almış bulunduğu halde, yönetmeliğe aylan olan burs isteği kabul edüdi.
Gazeteci Uğur Mumcu öldürülmeden az önce başladığı ve tamamlayamadığıKürt
Dosyost'na, Öcalan'ın 12 Mart döneminde herhangi bir nedenle "kayınldığr kuşkusunu
araştırarak girişti.Biraz ilerleyince PKK liderinin yakınında kuşkulu iki kişi daha olduğu
bilgisine ulaştı: 1978'de evlendiği kansı Kesire Yıldırım ve yanından hiç ayrılmayan
Ağrılı Pilot Necati.71 Öcalan, kendisine konuyla ilgili sorular soran gazetecilere, "Pilot Necati'nin MiT ajanı olduğunu bile bile yanında tuttuğunu, onu kullanarak MÎTi kandırdığını"
söylemişti. Bundan 4 yıl sonra Mahir Sayın'la yaptığı bir TV röportajında ise "PKK'nın
kuruluş aşamasında Pilot Necati aracılığıyla MÎTin parasını yediklerini, Atatürk'ün
manevî kızı Sabiha Gökçen'e suikast planı gibi bazı provokasyonlarda kullanılmak istendiğini" anlatacak ve "işte Uğur Mumcu bunları yazacaktı. Adam 10 gün sonra
öldürüldü. Bilemiyorum bunun etkisi var mı yok mu ? Bu açılsa çok iyi
bir olaydır. Hatta tam bu aile ilişkisini, pilot ilişkisini inceliyordu" şeklinde imalarda
bulunacaktı.
Bu kişilerin MıT ajanıolduklarına ilişkin iddialar dahaönce 7.8.1979
tarihliAydınlıkgazetesindeçıkm ışve Doğu Perincek'in genel başkanıolduğu Türkiye işçi
KöylüPartisi 'nin bildirisinde yer almıştı.
Tempo, 14 nisan 1993.
Gazete Pazar, 22 haziran 1977.
Mumcu'nun öldürülmesinden kısa bir süre sonra bir açıklama yapan ve o
zamanlar CHP grup başkanvekili olan Uluç Gürkan konuya yeni bir boyut getirdi: "Ben,
Uğur Mumcu,Prof. Bahri Savcı, Mümtaz Soysal gibi bazı isimler aynı koğuşta
tutukluyduk. Bu koğuşa zaman zaman üzerlerinde Apo'nun yazdığı mektuplarla yakalanan bazı gençler getiriliyordu. Bizler bu gençlerin polis olduğundan kuşkulanıyorduk.
Gerçekten de iki üç gün gözaltında tutulan bu gençler daha sonra serbest bırakılıyorlardı.
Ancak işin garip yanı, üzerinde mektup bulunan gençler birkaç günlüğüne de olsa içeri
alınırken, mektubu yazan Abdullah Öcalan, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde kimse
dokunmadan öğrenciliğine devam ediyordu. O tarihlerde bizim aklımıza giren bu
kuşku, uzun yıllar açıklığa kavuşmadı. Yıllar sonra, geçtiğimiz aylarda rahmetli Uğur Mumcu
ile bir sohbetimiz sırasında yine gündeme geldi. Mumcu bu konuşmamızdan sonra konuyu
araştıracağını söyledi. Ardından çeşitli kişilerle konuştuğunu duydum."
Uğur Mumcu'nun konuştuğu kişilerden biri, 12 Mart döneminde Öcalan'ın tahliyesini
sağlayan Askeri Savcı Baki Tuğ'du. Artık emekli olmuştu ve DYP'den milletvekili seçilmişti.
Uğur Mumcu'ya bazı belgeler arayacağını söylemişti. Uğur Mumcu, Baki Tuğ'dan beklediği cevabı ve belgeyi bir türlü alamamıştı. Mumcu'nun ölümünden üç gün sonraSabah gazetesinden Nezih Tavlaş, Baki Tuğ'u aradı.
Aralarında şu telefon görüşmesi geçti: "
- Baki Bey saygılar sunuyorum. Nezih Tavlaş ben.
- Buyur canım sağ olasın. Saygı benden canım.
- şimdi bilmiyorum arkadaşlar şey yaptı mı ? Benim Uğur Ağabey ile çok
yakın ve özel bir ilişkim vardı.
- Söyledi arkadaşlar söyledi, söyledi.
- şimdi Baki Bey, ben, bundan yaklaşık 10 gün önce Uğur Ağabey ile yaptığımız
konuşmada sizinle görüştüğünü söylemişti bana.
- Görüştü benle konuştuk. Biz 6 aydan beri konuşuyoruz.
- Öyleymiş.
- Ben şimdi üç akşamdan beri uyuyamıyorum.
- Evet efendim. şimdi Uğur Ağabey'in bana aktardığı bir şey vardı. Size de bunu bir ileteyim istedim. Sizinle yaptığı konuşmada, kendisinin bu Apo'yla ilgili, Apo'nun tutuklanmasıyla ilgili şeyi araştırdığını -siz eksik olmayın yardımcı olmuşsunuz kendisine- o, Apo'nun gözaltına alındıktan sonra salıverilmesi için size bir telkinde bulunulduğu ve yukarıdan bir şey geldiğini söyledi bana.
- şimdi, şöyle Nezih. Ben o tür bir olay hatırlıyorum ancak Apo'yla mı
ilgili, başka mensupla mı ilgili onu çözemedik. Sayın Mumcu'ya da söylediğim oydu.
Bana böyle bir şey gelmişti. Ancak onla ilgili mi, değil mi bende resmî yazı olacak
dedim. Ben o yazıyı ararken o olay oldu.
- Yani size bu şahsı bırakın ya da bu şahsa dokunmayın gibisinden bir şey geldi mi ?
- O, -dokunmayın- mealinde değil -bizim mensubumuz-dur- şeklindeydi. Yalnız o mu,
değil mi çözemedik. O belgeyi arıyordum ben.
- Anladım. Yani belgeyle...
- Aradığım belge oydu bulsaydım onu verecektim."75
Baki Tuğ telefonu kapattıktan sonra aradığı Sabah TBMM Büro şefi Mehmet
Çetingüleç'e de şunları söyledi: "Mumcu'ya söylediğim sürede istediğim belgeyi henüz
bulamadım.
Bunu kendisine de en son telefon görüşmesinde bildirdim, inceleme 10-15 gün daha
sürecek. Belgede bir şahıs ismi var. MÎT hesabına çalışan bir şahsın ismi. O belgeyi
arıyorum onu bulursak Uğur Mumcu'nün aradığı düğüm çözülecek."
Baki Tuğ hâlâ o belgeyi arıyor!..Ama şurası belgelenmişti ki MiT, sıkıyönetim makamlarının "yanlışlıkla" tutukladığı ajanları olursa devreye giriyor, "mensubumuzdur" diye yazı gönderiyordu.
Günaydın, 3şubat 1993.
Zaman: Devletler genellikle kendi içerisindeki yasadışı örgütler ve güçlerle belirli ilişkiler içerisinde bulunur. Hatta bu örgütlerin direkt devlet kontrolünde olduğu görüşünü savunanlar da var. Türkiye açısından düşündüğümüzde PKK ve diğer aşırı sol örgütlenmeler açısından bu ilişki ne boyuttadır?
Ben Türkiye'de ki PKK hareketini devlet yarattı demiyorum. Başka dış güçler PKK hareketini yarattılar tezine de katılmıyorum. Kürtler Ortadoğu'da bu statükonun cenderesine alınmasalardı PKK hareketi doğmazdı. Silahlı mücadele de olmazdı. Ama PKK hareketi doğup maddi bir güce dönüşünce, kitle desteği kazanınca, olanakları artınca Türkiye, Suriye, İran ve Irak istihbarat örgütleri kontak kurmaya çalışmış, kişilik özelliklerinden dolayı Öcalan bir Truva Atı haline getirilmiş, onun güdümünde PKK içinde tek kişinin hükümranlığının geçerli olduğu bir diktatörlük kurulmuş, ardından parti deformasyona uğratılarak, sahte bir tarikata dönüştürülmüştür. Bütün bunları Öcalan tek başına yapmadı. Onu kullanan güçlerin memuru olarak kendisine yaptırıldı. Kitabım "Aponun Ayetleri" nde bunun öyküsünü uzunca anlatmışım merak edenler alıp okuyabilirler.
Zaman: Türkiye'de yıllarca PKK'ya ya da Abdullah Öcalan'a dönük bazı operasyonların Ankara'dan engellendiği iddiaları ortada dolaştı. Bu iddiaların gerçeklik payı nedir?
Devletin kendisi değil ama bazı güçler, devletle Öcalan'ın ilişkilerini kavramamış bazı kesimler bazı ufak tefek girişimlerde bulunmuş olabilirler. Ama Yukarıda aktardığım rapor da gösteriyor ki devletin kendisi Öcalan`ı ortadan kaldırma gibi bir girişimde bulunmamış, bulunmaz da! Hatta devlet gerekli olduğu müddetçe Öcalan'ın Suriye`de kalmasını istemiş,1985 yıllarından sonra Türkiye Devleti istemeseydi Öcalan Suriye'de barınamazdı ve Türkiye "Çıkar oradan" deseydi -ki bunu söylemek için elinde tonlarca belge vardı- Suriye bir gün dahi olsa barındırmayı göze alamazdı. Nitekim Öcalan üslendiği görevleri layıkıyla yerine getirince, Türk Genel Kurmay yetkilileri 1998 tarihinde "PKK kontrol edilebilir noktaya gelmiştir" değerlendirmesi yaptı. Bunun hemen ardından General Ateş Suriye hududunda sinyalini verdi. Ve Öcalan Türkiye`ye geldi. Öcalan'la derin devlet arasında gidip gelenlerden sızan bilgiler, Öcalan'ın 1996 da kesin dönüş yapacağı sözünü verdiğini gösteriyor. Ve şu ünlü "uluslararası komplo" nun bir senaryo olduğu açığa çıkıyor.
Zaman: Doğu Perinçek'in PKK ile veya daha derin oluşumlarla ilişkisi hep tartışıldı. PKK içerisinde bulunduğunuz dönemde bu konuda herhangi bir anınız oldu mu?
Derin devlet yalnız generallerden, resmi elbiseli kişilerden oluşmuyor. Yazarlardan, Doçentlerden Profesörlerden gazetecilerden de yararlanıyor. Perinçek, Yalçın Küçük ve Apo ilişkisi yalnız örgüt lideri-gazeteciler ilişkisi olmadığı anlaşılmıştır. Doğu Perinçek ile ilgili bir anımı istediğiniz için aktarayım:
Ben 1991 tarihinde cezaevinden tahliye olmuş, İstanbul´da yayın yapan Yeni Ülke gazetesinde gazeteci olarak çalışıyordum. O zaman Doğu Perinçek Bekaa Vadisi'nden yeni geri dönmüştü. Bir gün telefonla beni aradı; "Zamanınız varsa bizim 2000`e Doğru Dergisinin bürosuna gelin, sizinle önemli bir konuyu görüşmek istiyorum" dedi.
Gittim!..
Karşılıklı oturduğumuz masanın üzerine Bekaa Vadisi'nde, Öcalan ile çekilmiş beş adet fotoğrafını bıraktı.
Ben daha bunlar nedir sorusunu sormadan, kendisi:
"Gördüğün bu beş fotoğrafı MİT dün İstanbul'daki bütün büyük gazetelere postalamış"
"Evet aynı fotoğraflar dün bizim gazeteye de geldi" deyince, masasının çekmecesini çekti, Bekaa`da çekilmiş bir tomar fotoğraf arasından beş tane fotoğraf seçip önüme attı ve şu sözleri söyledi:
"Biz o fotoğrafları çektirdiğimizde Aponun Şam'daki özel fotoğrafçısında tab ettir***. Bir nüshası bende bir nüshası onda kaldı. Peki bu bir nüsha MIT`in eline nasıl geçti?"
Şaşırdım yüzüne baktım ama çok sakin bir ses tonuyla:
"İkiniz biliyorsunuz" dedim.
Zaman: PKK ile devlet ilişkisini araştıranların genellikle faili meçhul suikastlara kurban gitmesi bir tesadüf mü?
Sizin tarafta devletin Apo ile ilişkisi olduğundan kuşkulananlar ve bu kuşkularını somuta çevirmek isteyenler ortadan kaldırılıyordu. Bizim taraftan ise Apo'nun devletle ilişkisinden kuşkulananlar gidiyordu. Bizimkinin sayısı sizinkine göre çok kabarık. Bu sır da henüz çözülmüş değil.
Zaman: Son zamanlarda PKK ile yeniden yaşanan sıcak çatışmalar ne anlam ifade ediyor?
Türkiye'de derin devlet, çatışmanın tekrar başlamasını istiyordu ve başlattılar. Benden kanıt isteyeceksiniz biliyorum. En iyisi siz istemeden ben sıralayayım:
2004 Haziran ayında Kongre-Gel adına yapılan bir açıklamada, ateşkes sürecinin sona erdiği, devleti ele geçirmek isteyen AKP hükümetine karşı eylemlere baş vurulacağı savunuluyordu.
Yeniden "ateş aç" kararını İmralı'da tutuklu olan her sözü ve bütün mimikleri kayda geçen Abdullah Öcalan, avukatları aracılığıyla Kongre Gel`in ikinci kongresine ulaştırmıştır. Belgeyi veriyorum:
"11 Eylül'e kadar umudum şuydu. Devlet çatışmayı bitirir, Ecevit hükümetteydi, sonra seçim oldu, AKP' ye 6 aylık bir süre verdim, o dönemki başbakana mektup yazdım. Hiçbir ses çıkmadı." Bu ne demektir? Demek ki biz bildiğimizi yapacağız diyorlar. 2003'ün ilk yarısına kadar bekle***, olmadı
"Yapacağım bir şey kalmadı. Bundan saldırma anlamı çıkmaz, hayır kendi kararlarıdır. Ben burada gerilla yönetmem. Bunu arkadaşlara da, savcıya da söyleyin. ben hukuk nedir bilirim. Siyaseti de bilirim. Arkadaşlara söyleyin siz karar verin. Savaşabiliyorsanız savaşın! " ( 2004. 04.07 Tarihli Görüşme notu.
Bu belgeyi destekleyen daha başka belgeler var.
Kani Yılmaz: PKK'nın eski Avrupa sorumlusudur. Kandil dağında yapılan Kongre Gel`in ikinci kongresine katılmıştır. Şu anda Güney Kürdistan'da yaşıyor. "Bu oyun bozulacak" adlı makalesinde şunları söylüyor:
"Kongra Gel, 2. Kongresinde, Haziran'da savaş kararı tartışılırken de, bizim savaş kararına karşı çıkışımız üzerine, bunlardan biri kameraları kapatarak kürsüye çıkmış 'bu kongreden savaş kararı çıkmalıdır' demiş ve karar çıkmıştı." diyor. Bunlardan birinin kim olduğunu da açıklıyor:
"Peki Genel Kurmay'dan hiçbir rahatsızlık uyarısı almayan Avukat, Hazirandan bu yana şehit düşen onlarca gencin sorumluluğunu nasıl taşıyacaksın?" diye soruyor!..
Ben hemen bu avukatın ismini merak ediyorum. Ve MSN üzeri görüştüğüm Gülnaz Altun'a soruyorum.
Gülnaz Altun (Sakine Barman) uzun yıllardan beri Gerilla komutanı olarak PKK saflarında kaldı.
Qendîl"deki yönetimde görev aldı. Şu anda hala Güney Kürdistan'da yaşıyor.
Kendisine şu soruyu sordum:
"Sakine, Kani Yılmaz, bir makalesinde yeniden savaş kararını Öcalan'ın bir avukatı kongreye aldırttı" diyor. Kimdir bu avukat?
Bana verdiği yanıt şudur:
"O Kongreye İrfan Dündar ve Mahmut Şakar katıldılar. İrfan hiç konuşmadı. "Bu kongrede savaş kararı çıkmalıdır" diyen avukat Mahmut Şakar`dı.
Abdullah Öcalan`nın kardeşi Osman Öcalan, söylenenleri doğruluyor. Yaklaşık olarak 1985 tarihinden itibaren PKK içinde önemli mevkilerde görev yapmış, 2004 yılında Kongre Gel'den ayrılmış, son yıllarda Kogre Gel`de olan biten her şeyi bilen bir kişidir. Gazeteci Arif Zerevan`a, 2004 haziran ayında başlatılan savaşla ilgili şunları söylüyor:
Arif Zêrevan: --- PKK-Kongra-Gel, şimdi yeniden savaştan söz ediyor, ateşkesi bitirdiğini, yeniden savaşacağını söylüyor. Siz bu savaş siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Osman Öcalan: --- Ben bu savaşı şaibeli görüyorum. İki buçuk yıldır, savaşı önlemek için çalışıyorum. 2002'nin Eylül'ünde savaş kararını çıkarmak istediler, biz bunu engelle***. Kongra-Gel'in kuruluş toplantısında yine savaşı gündeme getirdiler ancak biz yine engelle***. 2004'ün Mayısında Kongra-Gel'in ikinci toplantısında o kararı aldılar; ben orada yoktum.
Arif Zêrevan: --- "Şaibe var" demekle neyi kastediyorsunuz?
Osman Öcalan: --- Diyebilirim ki, Abdullah Öcalan'la Türk ordusu arasında zımnî bir anlaşma vardır. PKK lideri, ordunun savaş istediğini düşünüyor ve o da orduya göre hareket ediyor.
Arif Zêrevan: --- Türk gazeteci Ahmet Altan ve Cengiz Çandar da, bu savaşın PKK'nın kendi kararı olmadığını Türk ordusunun bir siparişi olduğunu söylüyorlar.
Osman Öcalan: --- Onların bu kanaatine değer vermek gerekiyor. Savaş, demokratik adımların atılmasına, Türkiye'nin AB üyeliğine daha da önemlisi Irak Kürdistanı'ndaki federasyonun kurulmasına engel çıkarıyor. Bu, yerinde bir savaş değildir. Bu savaş, Kürtlere hizmetten daha çok zarar vermektedir.
Arif Zêrevan: --- Acaba, Abdullah Öcalan'la Kemalistler ile ordu arasında bir ittifakın olması mümkün mü?
Osman Öcalan: --- PKK Başkanı ile PKK böyle bir ittifaka hazırdırlar. Ancak Türk ordusu veya Türk devleti onlarla resmi bir ittifak yapmaz. Onlar zımnî bir şekilde birbirini anlıyor ve birlikte hareket ediyorlar. Resmi bir ittifak değil, çünkü Türkiye Cumhuriyeti resmi bir ittifakı kabul etmez.
Abdullah Öcalan`ı idare edenler istemeseler bütün bunlar cereyan edebilir mi, siz inanıyor musunuz?
(30. 05. 2005 Kaynak: kurdistandailynews.)
S.Cürükkaya Röpörtaj i Zaman. 25.06.2007.yayinlanmayan räpörtaj..
"Şemdin Sakık gibi Kör Cemal gibi Şahin Bilgiç gibi Cemil Işık gibi PKK'da yönetimi ele geçirenler baskılarını ve eylemlerini bölge halkı üzerinde yoğunlaştırdılar. Ben bunlara karşı koydum hatta bu şekilde eylemleri gerçekleştirenlerden bazıları Kör Cemal, Halil Kaya, Cemal Işık, Şahin Baliç gibilerini cezalandırdım. Şemdin Sakık'ı da cezalandıracaktım; ancak tutuklu bulunduğu sırada elimizden kaçtı."öcalan Savcilik sorusturmasi..
Öcalan ın tasfiye ettiği isimlerden Mehmet Şener, kendisi gibi örgütün önde gelen isimlerinden olan Mustafa Karasu ya 28 Haziran 1991 günü Zaho dan gönderdiği mektupta Öcalan ı şöyle anlatıyor:
“Ne yazık ki Karasu, Ortadoğu nun labirentlerinde siyaset üretiyor diye övündüğümüz Apo, Ortadoğu�nun labirentlerinde can telaşına düşmüş. Bizler ağaçtan ormanı görmeyecek körler olamayız...
Apo bizi kaçmakla suçluyor. Önderimiz, çok tatlı konuşuyor. Bizi savaş siperlerinden alıp tutuklayacak ve her türlü zoru da öngören bir planla, bize ajanlık dayatacaksın ve biz de öyle duracağız, sana boyun eğeceğiz.
Biliyor musun Karasu, sevgili önderimiz diyor ki, Siz Kürdistan dağlarının kıymetini bilmiyorsunuz, insan orada bir ordu saklar, bir ordu kurar. Çok doğru söylüyor tabii. Ama şehitlerimize küfredecek kadar saygısızlaşan sevgili önderimiz bir türlü lütfedip dağlarımıza gelip orduyu kurmuyor. Her nedense kardeşini de göndermiyor. Fidel ve Raul Kastro ların kulakları çınlasın, bizimkiler uzaktan kumandalı çalışmanın rahatlığını keşfetmişler.
Sevgili önderimiz diyor ki, Benim ülkeye gelmem provokasyon olur, çünkü düşman bütün gücüyle beni yok etmek için size yüklenir. İnan Karasu, onun ülkeye gelmesini isteyen yok, kendi pisliğini bize bulaştırmasın yeter. Bizi savaştan kaçmakla suçlayanlar, savaşa lütfetsinler. Mao nun silahı sırtından düşmedi. Fidel en önde savaştı. Ho Şi Minh, Vietnam dağlarını ana karargâhı yaptı, önderlik budur.
1978 deki toplantıdan sonra 1990 da Bekaa Vadisi nde ikinci konferansını yapan PKK nın bu toplantısının genel sekreterliğini Mehmet Şener yaptı. Kongrede PKK nın demokratikleşmesinden söz eden Merkez Komite üyesi Mehmet Şener, Baran kod adıyla bilinen Cihangir Hazır ile birlikte tutuklandı. Ancak Şener ve Baran, arkadaşları tarafından kurtarıldılar. (Bu isimler daha sonra PKK Vejin hareketini kurdular). Ancak Mehmet Şener kısa bir süre sonra Kamışlı da Öcalan ın emriyle öldürüldü. Şener ve karısı Peşmergelerin arasından alınıp infaz edildiler. Şener i destekleyen Mustafa Puşa da karısı ile birlikte öldürüldü.
ÖNCE AJANLIKLA SUÇLUYOR SONRA DA ÖLDÜRÜYORDU
PKK nın üçüncü kongresinde Öcalan ın bütün yetkilerini aldığı Abdullah Ekinci intihar etti. Kesire Öcalan ve Ali Çetiner örgütten kaçtılar. Üçüncü kongrede 10 militan daha MİT ajanı oldukları gerekçeleriyle öldürüldüler Hasan Bindal, Öcalan ın yakın arkadaşı Şahin Bilgiç tarafından kazaen öldürülünce, Bilgiç in kaderi de kurşuna dizilmek oldu. Örgütün Botan bölgesi sorumlusu Kör Cemal kod adlı Halil Kaya 1987 de kurşuna dizildi. Öcalan 1991 de Botan ın yeni bölge sorumlusu Nizamettin Taş ı üç ay hapsetti. Parmaksız Zeki kodlu Şemdin Sakık, Botan bölgesi sorumlusu oldu. Ancak Şemdin Sakık ın da daha sonra Apo ile arası açıldı ve örgütten koptu. İstanbul ve Marmara Bölge Sorumlusu Osman Tim de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nde yargılanırken 1992 de Sağmalcılar Cezaevi nde boğularak öldürüldü. Gerekçe yine aynıydı, işbirlikçi olmak ve örgüte ihanet etmek. Atina temsilcisi Avukat Hüseyin Yıldırım da Öcalan dan ayrıldı. Avukat Yıldırım, Öcalan ın ölüm tuzağından yaralı olarak kurtuldu. Öcalan Mehmet Ali Birand ile yaptığı konuşmada, « Kabaca söylemek gerekirse PKK kadrolarının dörtte biri tasfiye edildi. TC nin bize verdirdiği kayıplardan daha fazla kayıp verdik. » sözleri de akillardadir..
Öcalanin ölüm tuzağından kurtulamayan PKK Merkez Komite üyesi Mehmet Şener, Mustafa Karasu ya gönderdiği mektubunda devamla şöyle diyor:
« Bizi dışlamanın ilk adımlarını Apo attı. Dördüncü kongrenin üstünden 20 gün geçmeden ben ve Baran arkadaşın görevleri 25 kişilik Merkez Komite nin beş üyesinin katılmış olduğu toplantıyla Apo nun talimatı üzerine donduruldu ve soruşturmaya alındık. İlginç bir tesadüf olup olmadığına sen karar ver Karasu...
Apo nun planına göre bana bir itiraf yazdırılacak ve bu itirafta ajan olduğumu, ajanlığımın cezaevine girişle başladığını, cezaevinde gizli şahin rolü üstlendiğimi, direnişleri kırdığımı, direnenleri kendi erkimin altına aldığımı, cezaevinde direnişleri liberalizme çektiğimi söyleyeceğim. Dışarıdaki görevimin de Apo yu temizlemek, tasfiye etmek olduğunu açıklayacağım ve af dileyeceğim. Yüce Apo da insafa gelip beni kazanma adına ya af edecek veya ben mazlumlara ihanet eden birini affetmem kahramanlığı taslayıp bir ajanın işini bitirecek. İş bununla bitmiyor tabii, ben ajanlığı kabul ettikten sonra cezaevindeki tüm kadrolar özeleştiriye çekilecek. Çünkü hepsi ajan Şener in etkisinde kalmışlar. Tabii, ajan Şener in en fazla etkisinde kalan da Mustafa Karasu ve Sakine Cansız arkadaşlardır. Bunu her gün Apo vaaz ediyor. Tabii sebepsiz değil, Karasu da Sakine de Apo nun popülaritesini rahatsız edecek kadar saygın arkadaşlar oldular. Oysa Apo kendi dışında bir kişilik kabul etmiyor“.
"Aslında ben hep barışçı çizgideydim; ancak PKK'yı Susurluk benzeri çeteler sarmıştı. Bunlara karşı koyamadım."savcilik ifadeleri..
Bu günlük te bu kadar
selam ve saygılar..
14.07.2008



Yorumlar (6 gönderildi):
Esas sorun ve durum şudur: Bir yanda Kürdistan üzerinde degişik hesaplari bulunan ve geçmişten beri Kürt halkina düşmanlik yapan güçler, ve bunlarin Kürt ulusal kurtuluş umutlarini tümden bogma ve bu olmazsa çarpitma çabalari var. Öte yanda buna karşi 200 yildir Kürt halkinin kurtuluş umutlarini diri tutmaya ve geliştirmeye çalişan, Kürt gücünü kurtuluş ve bagimsizlik dogrultusunda örgütlendirmeye ve eyleme geçirmeye çalişan Kürt Milli Kurtuluş Hareketi sözkonusudur.
Şehit Şex Said bu hareketin en önemli ve önde gelen önderi ve sembolüdür. Abdullah Öcalan 15 şubat 1999 tarihine kadar bu hareketin lideridir. Ama esaret altinda bu hareketten ayrilmiş, bagimsizlik yolundan geri adim atmiştir ve Kemalizmin hizmetine girerek Kürt Milli Kurtuluş Hareketinin lideri olmaktan çikmiştir. O zamana kadar Kürt Milli Kurtuluş hareketinin öncü gücü konumunda bulunan PKK hareketini Türk solu çizgisine çekmiştir, TC üzerindeki büyük Kürt tehlikesini sinirlandirmak amaciyla PKKyi ilkel komunizmle sinirlandirmiş ve Kürt milliyetciligine düşmanlik yapmiştir, her türlü Kürt ulusalciligini yasaklamiştir. Bir sürü ideolojik, siyasi ve askeri tahribata yol acmi$tir. Allah nasib ederse bir gün tüm bunlarin hesabi, Kürt halkinin tek ve tartişilmaz temsilcileri olan Kürt Milliyetcileri tarafindan sorulur.
Gelinen aşamada TCnin Kürt gerçekligine düşmanca yaklaşimi sürüyorken, Kürt Hareketini daha fazla bitmiş solculukla, hele hele Kemalizmin hizmetindeki Türk solculuguyla sinirlandirmak, sinirli bir bariş arayişini ebedi kilmak, ilkel Türk sol çizgisi dişindaki tüm yollari dogmalara dayanarak kapatmak, Kürt düşmanligidir, Türk ajanligidir ve bu en son „sadece sol çati partisi altinda birleşecek sol güçler sorunu çözer başka kimse çözemez“ yaklaşiminda ifadesini bulmuştur. Ayni biçimde herşeyi Apo’ya endekslemek, hele hele Apo tarihimizin en büyük ihaneti anlamina gelen sözler söylerken Apo’yu tek çözüm adresi yapmak, tek ve ebedi lider olarak dayatmak ve böylece 40 milyon insani hiçleştirmek, yönetim düzeyinde Kürt hareketine karşi bilincli bir düşmanliktir. „Ya önderlikle yaşam ya hiç“ sözünde ifadesini bulmaktadir. Dini anlamda daha da kötüdür, putperestliktir ama bu ayri bir konu ve ayri bir çözümlemeyi gerektirir. Şu an gerek DTP ve gerek KCKnin politikalarinin çogu objektif olarak anti-Kürdistani, karşi-devrimci politikalardir. Komunistler kendilerini yenileyemedikleri için sorunlarin kaynagi ve çözümün bir engeli durumuna düşmekteler, karşi devrimci kontra durumundalar.
Oysa her açidan aleyhimize olan statüko çatlamiş ve aşilmaya başlamiştir. Devrimci arayişlarinin daha fazla başari şansi oldugu, bagimsizligin her zamankinden daha fazla mümkün oldugu bir dönemden geçilmektedir. Böyle bir dönemde Kürt Hareketinin öncü örgütlenmesinin kesin ve tartişilmaz öncelikli görevi, Kürdistan somutunda bagimsizlik akimini temsil etmektir, Kürt halkinin kurtuluş umutlarini temsil etmektir. Kurtuluş ve Bagimsizlik yolunda yürümekten uzak olan her türlü çagdişi anlayişlar, kişi ve gruplar ya gelişen bagimsizlik akimiyla öyle yada böyle uzlaşmak ve olumlu ilişki içinde olmak, yada tasfiye olmak ve tarih sahnesini terk etmek durumundadirlar.
Saygilar
Yorum yaz