Bir KrüT Aşk Öyküsü…
Gazeteci/yazarımız bu komitelere girmeye çalıştı..Patronu kurtaracak ya(!)..Geçmişte onun için düzdüğü methiyeler dergi ve gazete arşivlerinde duruyordu..komiteler çalışıyordu ancak bizimkinin girdiği her komiteden patronun adamları onu uzaklaştırıyordu..çünkü o bir kaçkın , bir düşkündü..Hatta Patronun adamları ona gazette (dergi) verilmesini bile yasaklamıştı..
Kürdistan’da Selçukluların uzun süre hüküm sürdüğü küçük şirin bir kasabada doğmuştu..Kasaba Halkının büyük çoğunluğu Türk’tü ..O’da o ilde bir Türk olarak dünyaya geldi..Orada okudu Kürdleri ilk orada tanıdı, komşuları Kürddü..Kürd Çocuklarıyla oyunlar oynadı , aynı okula gitti..” kor Ahlat’lı ..” tekerlemesini duya duya büyüdü , edebi dili iyi idi , eli de kalem tutuyordu, kendisine malzeme aramaya koyuldu o dönemlerde Kürd özgürlük mücadelesi revaçtaydı ..Tanıdığı bir çok insan bu mücadeleye sempati duyuyor yada bizzat içindeydi..O da onlara katılmaya karar verdi , ama nasıl..?
Dağa çıkıp gerilla olamazdı, gerilla olmak herkesin işi değildi..düşündü , ilişki geliştirdi ve tamda o günlerde koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler misali, o da gerçek gazetecilerin olmadığı yerde yeni yeni filiz vermeye başlayan gazeteye yamandı..Artık gazeteciydi..Gazetenin Patronu Suriye Bekaa’da yaşıyordu , onun her dediği oluyordu, astığı astık kestiği kestik biriydi .Patron’a yakın olmak gerek, dedi . Allem etti kullem etti bir yolunu bulup Patron’a ulaştı , gazetecilik , yazarlık derken patronun dalkavukluğu ile aldı başını gitti ..Yürü be kim tutar seni , gün geldi birde kitap yazdı , doğduğu yaşadığı yörenin adını verdiği bir kitabı çıktı..ee artık olmuştu , Patron önün dalkavukluğunu ödüllendirmişti..İstanbullara geldi, İstanbullarda yeni insanlar tanıdı..Kaya’lar , Gezici’ler derken birde Patronundan öğrendiği yasak meyveyi ısırma huyu da gelişti..yasak meyveyi ısırdı..burada nokta koyalım devam edeceğiz..
Gelelim yasak meyveye..
Kürdistan’da dondurma, biber ve tarhanası ile ünlü bir kentte dünyaya geldi..Geniş bir ailenin güzel kızlarından biriydi , aile Avrupa’ya açıldığında o daha küçüçüktü , Avrupa’da gelişti serpildi , Kürdleri tanıdı ve onlara yakın durdu..politika yapmaya karar verdi taa Bekaalara kadar gitti..yasak meyvenin halası oğlu olan birde nişanlısı vardı..rivayete göre hala oğlu partiye katıldı gerilla olmayı seçti ama ne yazıkki dayanamadı , bir yanda yavuklusuna olan özlemi beri yanda gerilla yaşamının ona göre olmaması sonucu kaçmaya karar verdi.tam biber ve dondurma şehrine gelmiştiki , partisi onu yakaladı , bir çoklarına yaptığı gibi onuda infaz etti..rivayet..
Yasak meyve nişanlısını yitirmişti, üzgündü, küskündü kolay değil hem hala oğlu hemde yavuklu...kafası karışmıştı , Patron’a her baktığında ; O’nun adını her duyduğunda içinde o ses vardı..”neden yavuklumu katlettiniz”?..Aile tepkiliydi..Patronda kara kara düşünüyordu..Ailenin tepkisini bir biçimde yumuşatacaktı.Yasak meyveyi Türkiye ye gönderdi uzatmayalım . meyvemiz yakalandı ,Türk Asker ve Polisi’nin sorduğu bütün soruları bütün ayrıntılarıyla yanıtladı . (ne yapsındı.yüreği yaralıydı.Tıpkı yıllar sona patronun yaptığının aynısı değiliydi..?).Bu durumu içeride diğer arkadaşlarıyla ilişkisine ket vurduysa bile kısa zamanda bulunduğu cezaevinde yeni bir gönül ilişkisine girdi..Hala oğlu , Nişanlı unutulmuştu (Ölenle ölünmezdiki)..
Gel zaman git zaman devlet onu salıverdi içeride geliştirdiği gönül ilişkisinin aracılığıyla o’da kapağı İstanbullara attı.. DEP davasının bir numaralı itirafçısı olan ve patronun o dönem DEP içndeki prensiyle tanıştı, kader ağlarını örmüştü.. Sonra bizim dalkavuk gazeteciyle tanıştı ve sonrası geldi , bizimki vuruldu gazetecimize .. serde ne hala oğlu nede cezaevinde bıraktığı yavuklu kalmıştı..bir yasak ilişki başlamıştı bir gün iki gün derken yasak olanlar çabuk çıkar misali bu yasak meyve tatma işi açığa çıkmıştı..(Patron Günaydın Apt ve Bekaa’ bol bol yasak meyve yemedi mi,elbette Müridlerde ondan öğrenecekti)..ee herkes patronmuydu..ona her şey serbestti, yasak meyveden bir tek o tadabilirdi..Bizim gazeteci iyi öğrenememişti..Derken tehditler , sorgulamalar , ve ilişkilerin dondurulması , geride sorgulama ve tabii meşhur uygulama ve cezalandırma vardı..Bizimkiler çareyi kaçmakta buldu..baklavasıyla ünlü o kente gittiler bir süre orada yasak meyveye ait olduğu iddia edilen evde kaldılar..oradan bir biçimde sağlanan pasaportlarla küöük ve güzel bir Avrupa ülkesine kapak atıldı..dıştalanan akraba dahil bütün çevreyle soyutlanmış bir yaşam başladı derken bu yasak meyve tatma işinin meyveside geldi , nur topu gibi bir kız çocuğu..
Bizim Selçukluların uzun süre yaşadığı kasabada doğan gazetecimiz geldiği bu küçük Avrupa ülkesinde yollar aradı , bir biçimde eskiye ulaşacaktı bir yol bulup yine piyasaya çıkacaktı..ona yıllarca her türlü ezayı çektiren insan ilişkilerini yasaklayan politik abilerine yaranacaktı..Şansına patron Suriye’den kaçtı ve Kenya’da yakalandı (teslim oldu) bizimki için nefes boruları belirmişti ne yapıp edecek patronunun müridleriyle kontak kuracaktı..Avrupa’da bir seferberlik başlamıştı patronu kurtarma komiteleri kuruluyordu.. bir çok Avrupalı gerçek Kürd dostu bu komitelerde bizzat yer alıyor ve dayanışma içine giriyorlardı..Gerçi bu çok sürmedi..Patronun korkak ve çapsız kimliği açığa çıkınca o Kürd dostu Avrupalılar bıyık altından gülerek bu çapsızın nesini kurtaracağız, deyip tek tek çekildiler neyse biz hikayemize dönelim..
Gazeteci/yazarımız bu komitelere girmeye çalıştı..Patronu kurtaracak ya(!)..Geçmişte onun için düzdüğü methiyeler dergi ve gazete arşivlerinde duruyordu..komiteler çalışıyordu ancak bizimkinin girdiği her komiteden patronun adamları onu uzaklaştırıyordu..çünkü o bir kaçkın , bir düşkündü..Hatta Patronun adamları ona gazette (dergi) verilmesini bile yasaklamıştı.. Gazetecimiz acardı ne yapıp etti patronunun adamlarını ikna etti ve onların gazetesine kapak attı..
gel zaman git zaman , gazetede yazmak bizimkinin işine gelmedi çünkü Patron, kitleler , aklı başında kesimler tarafından eleştiriliyordu..yazdığı gazete Avrupa’da satılmıyor ve okunmuyordu..Patrona Kemalist deniyordu , ihanet ettiği söyleniyordu ..ee bizimki başka bir şey yapacaktı , yapmalıydı..bir yolunu buldu teknolojinin son harikası internette web sitesi açtı , sitenin ismi de güney kürdistanlı bir site ismiydi çaldı, dedik ya yetenekliydi hakkını verelim..başladı sitesinde yazmaya bir süre sonra kendisine benzeyen bir kaç omurgasızı da sitesine aldı..Patronuna bağlı çeşitli kaynaklarla ilişkilerini geliştirdi bir biçimde onlarında desteğini aldı..Arada değerli bir kaç Kürd şahsiyetide yazmaya başladı..Gazetecimiz işini biliyordu, artık koskoca Kürd aydını (!) olmuştu , Sitesinde hem nalına hem mıhına vurmayı seçti.. her yazısında patronuna bağlılığını ifade etmekten çekinmedi , bir yandan onu eleştirdiğini kamuoyuna gösteriyor ama özünde her yazısında patronuna bağlılığını ifade ediyordu..patrona muhalif çevrelerin söylemlerini yumuşatıp kullanırken mesajlar veriyordu..
Sitesinde yazan bir yazara sen patronu eleştir ona yüklenen böylece bizim patroncu olmadığımız anlaşılsın diği gibi rivayetlerde mevcuttur..Yazarımız işi öğrenmişti , kendisi müridliğini kanıtlama çabasındayken birde mürid edinme yolunu seçmişti ..müridler edindi..Patronuna sert yönelen muhaliflere bu müridler aracılığıyla yüklenmeyi seçti ama her defasında çuvalladı..çuvallamayada devam ediyor..
haydi hayırlısı..
*** *** ***
Bana sahibini söyle , sana kim olduunu söyeyeyim..Sahibi Hasan BİLDİRİCİ olan M.Salih EROL olur ,fazlası olmaz…
bu konuda yazmayacaktım ama sevgili Aziz yazınca bende iki çift laf edeyim dedim..
M.Salih Erol..
KP adlı sitede son yüzyılın yüzkarası sayılabilecek bir yazı yazmış..yazıyı okudum açıkçası üzüldüm bir insan nasıl bu kadar zavallılaşır, ahmaklaşır..
O yazıyı yazarken birilerinin çıkıp lo gejo sen kendin demisin demez mi..?
M.Salih Erol..tanımam etmem.. Mehmet Metiner ilişkisinden söz edilir..bir dönem Nasname’de yazmış..ve Nasname’de yazdıktan sonra daha az yemek satmaya başlamış..Apo’cu müridlerin tehdit ve uyarılarıda dahil tabii..ee Nasname’de yazmak yürek işidir ..Şükrü Xoca’nın ünlü bir Madonna parmağı var ona mazhar olmuş ve kapağı KP’ye atmış.KP editörü ünlü Hasan Bildirici de hoşgeldin demiş ve ona o şarlatanlık kokan yazıları yazma görevi vermiş kumaşları aynı …
Ünlü bir Kürd atasözü vardır bilirsiniz..”eceli gelen keçi çobanın ekmeğini yer..”Erol da çobanın ekmeğini yedi..yazık..
Şükrü Xoca sana cevabını verdi verecek bundan eminim..
O nedenle ben çok şey yazmayayım..
Sadece bu sayfadan Erol’a bir çağrı yapıyorum..
Sevgili Selim Çürükkaya’nın çağrısı haklıdır doğrudur.
Hodri meydan..
Bizimde çağrımız şudur..
Nesalıho gel seninle Hasan Bildirici - Şükrü Gülmüş yada Yaşar Kaya -Şükrü Gülmüş karşılaştırması yapalım kamuoyuda hakem olsun..ne dersin..?
Selam ve devamla
11.06.08



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz