Anasayfa | Yazarlar | Fuad Çavgun | Çavgun`la Röpörtaj.(1)*

Çavgun`la Röpörtaj.(1)*

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Gülmüş-Çavgun 2002 / Münih

Biz yeni bir geleneğin başlatıcısı olmak iddiasıyla ortaya çıktık. İlk vurulanımızın adını aldık. Varan bir; Dersim’de Aydın GÜL!.. Kollar sıvandı. Diller söylendi. Kahrolsun Sömürgecilik! Yaşasın Bağımsızlık!...

Mücadelemizin Yaşayan Canlı Tanıkları
 
ZULÜMDE BİLE ADALET
Fuat ÇAVGUN”la
 

Ropörtaj: 1

Şükrü Gülmüş

FUAT ÇAVGUN’U ANLATMAK  ÇOK KOLAY

AMA BİR O KADAR DA ZOR

Kolaydır, çünkü bir ömrünü mücadeleye adamış, nesli tükenen bir derviştir Fuat. Zordur, çünkü bir sır küpüdür. Mücadalesini, halkını ve geleceğini gözünden çok daha hassas koruma kaygısı taşır. Hani ‘kılı kırk’ değil, yüz kırk kere yarar, sözünü tartar ve tane tane konuşur. Bir şey hoşuna gitmemiş ve en küçük bir zarar göreceğini hissettiği an, suskunluğu en keskin isyan türkülerine yükler.

Ama bir şeye sevindiyse; en mahsum çocuksu gülümsemesini bir katre karanfil gibi sunar.

 Biz yeni bir geleneğin başlatıcısı olmak iddiasıyla ortaya çıktık. İlk

vurulanımızın adını aldık. Varan bir; Dersim’de Aydın GÜL!..

Kollar sıvandı. Diller söylendi.

Kahrolsun Sömürgecilik!

Yaşasın Bağımsızlık!...

İmza:Aydın GÜL
 

Haki KARER vurulunca;

BİR DEVRİMCİ ÖLDÜ. YAŞASIN DEVRİM!

İmza: Haki KARER

Yiğitlik,dürüstlüğün sembolu proletarya Enternasyonalizminin gerçek savunucusu, gerçek önder...

Kahrolsun Sömürgecilik!..

Yaşasın Enternesyonalist Dayanışma!.

İmza:Haki KARER

Halil vurulunca; haykırdık
Yaşasın  Bağımsızlık Mücadelemiz.

Kahrolsun yerel işbirlikçilik!..

İmza:Halil ÇAVGUN!..

Bu bir bildirim, bu bir mesajdı.

O ünlü Kürd ozanı’ının ifadesiyle;

Ger bı kuştın ger bı zından

Mılleté Kurd namıri
Da bıcuké Kurd bıbejin

Her bıji aşiti Said!..

(Aydın!..Haki!..Halil...)

Sürüp gitti mücadele bir Fırat yorulmazlığıyla. Ve ben şimdi 28 yıl aradan sonra, yine o günlere geri dönüyorum. Karşımda duran Fuat ÇAVGUN’a bakarken, adeta o günleri anbe an yeniden yaşıyorum.

FUAT ÇAVGUN’U ANLATMAK  ÇOK KOLAY

AMA BİR O KADAR DA ZOR

Kolaydır, çünkü bir ömrünü mücadeleye adamış, nesli tükenen bir derviştir Fuat. Zordur, çünkü bir sır küpüdür. Mücadalesini, halkını ve geleceğini gözünden çok daha hassas koruma kaygısı taşır. Hani ‘kılı kırk’ değil, yüz kırk kere yarar, sözünü tartar ve tane tane konuşur. Bir şey hoşuna gitmemiş ve en küçük bir zarar göreceğini hissettiği an, suskunluğu en keskin isyan türkülerine yükler.

Ama bir şeye sevindiyse; en mahsum çocuksu gülümsemesini bir katre karanfil gibi sunar.

Ben onu, bu nedenle zor anlatırım. Ölümü Yasaklıyorum kitapçığımı ona ithaf ettiğimde şöyle demiştim:’Bu çalışmamı, halen benim gibi, şu Gavuristan’larda yaşamını bin bir eza ile devam ettiren ve bu onurlu eylemde –14 Temmuz Ölüm Orucunda- felç olan arkadaşım Fuat ÇAVGUN’a ithaf ediyorum’  demiştim. Ben onu, sadece bir cümleyle anlatarak, es geçmiştim. Bu bilinçli bir esgeçişti. O kitapta; Kemal bir ara sorar; ‘Bizim Çavuş’un kardeşi kaçıncı katta?’ diye. Hepsi o kadar. Çavuşun kardeşi Fuat’tır. Asıl amacım; bir tek satırla anlattığım Fuat’ı bir kitapla anlatmaktı.Fuat”ı anlatırken, mücadelemize kancan veren ve onların omuzunda yükseldiği ailleri verecektim. ÇAVGUNLAR , DOĞANLAR, DURMUŞLAR, KORKMAZLAR.... ve daha onlarca böyle heder olan, bir mum gibi eriyen ve altını ışıtmayan binlerce aile ve binlerce, her biri birer cihan parçası EVLATLAR...

Ama her kolumu sıvadığımda, onunla böyle bir konuşma yapmak istediğimde, ya ben buna bir cesur adım atamadım ya da Fuat kapandı içine. Bana güvenmediğinden veya bildiklerinin açıklanmasını istemediğinden değil, dediğim gibi onun kaygısı, şu tümcede kilitlenirdi. ‘Bazen politikada konuşmamak, konuşmakdah daha iyidir.’  O bunu söylediğinde hemen sormuştum, Halil CIBRAN’ı duyup duymadığını, okuyup okumadığını ve şu sözüyle ne kadar benzerlik yakaladığını; ‘Gerçekler bilinmesi, arasıra da söylenmesi için vardır.’  Fuat,’Ne bu sözü duydum ne de adı geçen yazardan heberim var’ dedi bana. Oysa o hiç konuşmadan da onun derdini tasasını biliyordum. Adeta bana yıllar öncesinden beri şu mesajı vermişti;

‘Neyi anlatacağız? Neden ve kimin için? Zaten yaşananlar ortada...Halkımız o kadar da cahil değil, her şeyi biliyor. Bizim de bir gün konuşma ortamımız doğar ve hiç bir güç bizim konuşmamızı durduramaz.’

Ama ben bu kez kararlıydım. Balıklama daldım. Önüme aldığım kağıda, bir söyleşi havasında konuşurken, kısacık notlar aldım. Anladım ki, Fuat’ı kasetli ve dört başı mamur bir ropörtaja davet etsem, yine bu iş olmayacak. Ve başladım onunla söyleşmeye, notlar almaya.

Bana sorarsanız FUAT ÇAVGUN bir kahraman. Ve her zaman kahramanların en büyük erdemi mütevazilik oluyor. Ben bu anlamıyla, yolumu ve güzergahımı ta başından belirlemenin rahatlığıyla hareket ettim. Kahramanlık çağının kapandığı anda,  Kürdistan’da yeni bir KÜRD ŞOVALİYE RUHUNUN TEMSİLCİLERİ olanları halkıma anlatmaktır amacım.

Siz bu ropörtajı, tüm türevlerinden farklı bir yere koyun. İki mücadele arkadaşının kendi aralarındaki bir söyleşisine, kulak misafiri olarak dinleyin.

Saygılarımla.

(*) 16. Ekim. 02 tarihinde Münih'de yapılan ropörtaj.

-Aile olarak toplam kaç kişisiniz Fuat?

-Sekiz.

-Sayabilir misin?

- Faté

-En büyüğünüz Faté mi?

-Evet.

-Devam edelim..

- Hacı,Halil, Ben...

-Peki ne zamandır sana sormak istiyordum; şu Ali Haydar KAYTAN’ın da kod ismi Fuat. O senden dolayı mı aldı bu ismi?

-Evet.

-Tanışır mıydınız?

-Ankara Dikmen toplantısında tanışmıştık. Sanırım sevdiğinden almıştı benim adımı.

-Neyse biz sıralamaya devam edelim...Kimdi senden sonraki numara?

-, Mahmut , Said , İsmail ..

-Bu bizimle beraber cezaevinde kalan İsmail mi?

-Evet o. Ama artık evli ve bir kaç çocuğu var İsmail’in.Mazlum, Halil adında ikisi erkek, bir de Zozan adlı bir kızı var.

-Diğer kız kardeşini söylemeyecek iısin?

-Saymaz olur muyum? Şerife adında da bacım var.

-Maşallah baban iyi çalışmış, anamıza da doğurmak kalmış..Sahi ana yaşıyor mu hala?

-Evet. Ama epey yaşlanmışlar...Bak hoca, sen Adnan’ı da tanırdın...Hani şu Dörtlerin Gecesi’ndeki kitabında geçen Futbolcu... Şerife, Adnan’la evlendi

-Öyle mi? Adnan senin damadın oluyor haa...

-Tabi yaa, o bizim akrabamızdı zaten. Amcamoğludur.

.............

..............

Ben derin bir nefes aldım. Çaylar geldi. Bir sigara tutturdum. Fuat sigara içmiyor. Bana da ‘Kesinlikle içmemelisin. Sen kendine karşı bilinçli suç işliyorsun. Seni öncelikle kendine zarar verdiğinden dolayı yargılamak gerekir’ diyor. Ama ben aldırmıyorum ona. O çayıyla meşgul olurken, ben geçmişin zaman dehlizine dalıyorum.

Hilvan’a ta 1978’in sonlarından sonra sık sık gider gelirdim. Mardin ile Hilvan arasında adeta mekik dokurdum. Hilvan’ın sokaklarına dalınca insan kendisini Lübnan’da sanırdı. Her an silahlı insanlarla karşılaşmak insan bir ayrı heyecen, korku ve hava verirdi. Halil Çavgun’unun vurulmasından sonra, her vurulan arkadaşımıza anında misillemeyel yanıt verilmiş. Ve ÇOBANYILDIZ’ların cenaze törenin bir miting havasıyla, silahların korumasında yapılmıştı. Benim ilk durağım Halil’lerin eviydi. Eve her girişimde anası, melül melül bana bakar ve için için ağlardı. Oysa sert görünümlü ve otoriter bir insandı. Bunu ona sordum. O Urfa’lıcanın en albenili tavırıyla; ‘Oy kurban olduğum oy, ma nasıl ağlamıyeyim. Tıpkim Çavişime benzisen’ derdi. Demek benim sarkık bıyıklarımı ve esmerliğimle oğlu Halil’i özdeşleştirirdi. Ben de onun boynuna sarılım ‘ Ma bu iş şaka mı ana!..Ben senin oğlun değil miyim’ derdim. Fuat’a baktığımda bu anımı anlattım.

-Doğru birbirinize benzerdiniz. Özellikle bıyıkları sarkıtınca...Ama hoca, ben anamdan çok babamı severim.

-(Takılıyorum ona.) Sırf Apo, anam da Türk’tü dediği için sen de babanı kayırıyorsun)O devam etmeden; iki elini havaya kaldırıp, zar zor ayakta durarak;

-Yok...Yok dinime imanıma öyle bir şey yok...Ben sana anlatayım. Anam çok zeki ve zeki olduğu kadar da gaddardı. Babama da, bize de kan kustururdu. Belki de bizim bu hale gelmemizde anamızın/analarımızın rolü oldu. Yiğittirler, cesurdurlar ama müthiş bastırmacıdırlar. Olumlu ve olumsuz yönden bize temel şekil veren onlardır.
-Hala da öyle mi?

-Halen de öyledir. O yaşına o başına rağmen babam, zavallı durur yanında. Ben de onun için babamı sever ve hep onu korurdum.. 

-Fuat sen ne zaman devrimcileştin? İlk kez nasıl sende oluştu devrimci  fikirler?

-Aslında 74-75’te Urfa Lise’sinde, diyebilirim. Halil benden önce PDA( Şafakçılar)’la tanışmıştı. Onlarla zaman zaman konuşurduk.

-Başka kimler vardı o dönemde?

-Çok fazla insan yoktu. Devrimci meseleleri belli bir kesim arasında konuşulurdu.

-Apo ile ne zaman tanıştın?

-O dönemden beri tanışırız. Ben Halil ve Abdullah beraber aynı zamanda okuyorduk.Bir müddet sonra Fevzi Aslansoy öldürüldü Faşistler tarafından. Aslansoy HK’dan, Suruç’lu bir arkadaştı. Onun için bir miting yaptık. Bu mitinge, Kemal PİR, Mehmet Hayri DURMUŞ İsmet KILIÇ, Abdurrahman AYHAN, da gelmişti.

-Arabanlı ismet dedikleri İsmet Kılıç mı?

-Evet o.

-O zaman Kesire’yle ilişkisi var mıydı?

- Kesire ile ilişkileri vardı tabi. Bu Araban’lı İsmet’tir. Genç, yakışıklı ve o zaman Diyarbakır’da profesyonel devrimcilik yapıyordu. Ama bak sana şunu söyliyeyim; İsmet, dürüst bir arkadaştı. Ancak ben şu Abdurrahman Ayhan’dan nefret ediyordum. Bence o adam bizim aramıza Pilot Necati’yi taşıdı.

-Nereliydi bu A. Ayhan?

-Ağrı/Tutak’tan. Siyasal’da okuyordu. Pilot Necati’nin hemşerisi ve en yakın arkadaşıydı.

-Peki Fuat, bugünden geriye gittiğimizde, durumlar biraz daha net görülüyor. Ama sizin ilk bir araya gelmeniz, ve şu ünlü toplantılardan haberin var mı? Mesela Dikmen, Çubuk barajı..Daha çok bilmek istediklerim ve karanlıkta kalan yanlar Ankara sürecimizdir? Onlarla ilgili sen, en eski bilgilere ve olayın bizzat içindeydin. Biraz oraları deşelim, ha ne dersin?

-Olur. Sanırım Dikmen en ciddi toplantımızdı.

-O toplantıya kimler vardı ve ne için geldiler? Amacınız neydi?

-Dikmen toplantısına, aklımda kalanları sayayım:

1-Benden başlayalım.

2-Dilaver YILDIRIM

3- İsmet KILIÇ

4-Kemal PİR

5-Şahin DÖNMEZ

6- Baki KARER

7-M. Hayri DURMUŞ

8- Hasan Asgar GÜRGÖZE

 9- Ali Şér GÜRGÖZE

10- Mustafa DERE

11- Mazlum DOĞAN

12 –Haki KARER

13- Abdullah ÖCALAN

14- Abdurrahman AYHAN

15-Kesire YILDIRIM

16-Ali Haydar KAYTAN

17-Mehmet Resul ALTUNOK

18- Güllü ... (Maraş’lı) Soyadını bilmiyorum.

Tutanak tutucusu Dilaver’di. TSİP geleneğinden olduğu için bu tür toplantıların önemini biliyor ve o tutanak tutmada ustaydı.

-Neydi toplantının amacı?

-Temel olarak üç konu üzerinde durduk diyebilirim.

1-    Kürdistan Sömürge bir ülkedir.

2-    Ayrı örgütlenmeliyiz

3, Bunun da temel yönetemi silahli mücadele olmalıdır. Ve ilk kez bu toplantıda şiddeti temel mücadele biçimi olarak benimsediğimizi karar altına aldık.Ve bunun için örgütlenme çalışmalarına başlanmalıdır.

-Konuları tek tek tartıştınız mı?

-Evet ama daha ilk başlarda Hasan asgar ve Mustafa DERE Sovyet Sosyal Emperyalizm düşüncesini savunduklarından toplantıyı terk ettiler. Diğerlerinden Ali Şér parası olmadığı için toplantıda kalmak zorunda kaldı.

-Anlamadım nasıl parası olmadığından?

-Yol parası yoktu. Evine gitmesi için 20 lira gerekiyordu.

-Sonra ne oldu?

-Ne olacak 20 lira verdik ve evine gitti.. Biz de bölgelere gidecek arkadaşları tesbit ettik.

-Kimler nerelere gidecekti?

-Ben Urfa’ya, İsmet Diyarbakır’a , Şahin Elezığ/Dersim’e, Baki Doğubeyazıt’a, Dilaver Ankara’ya, Haki Antep ve Batman’a, (Daha sonra Mazlum Batman’a gitti) Hayri Genel denetleyici durumundaydı. Hatta, toplantıda şu an hatırımda kaldığı kadarıyla, bağımsızlık talebi karşısında; Hayri ısrarla; ‘Federasyon ve otonomi gibi talepleri de gözönünde bulundurmak gerekir’ diye ısrar ediyordu.

-Abdullah nerde çalışacaktı?

-O Ankara merkezde kalacaktı.

-Kendisi neden Ankara’da kalacaktı?

-Gençlikle ilgilenecekti güya ama bana göre, Abdullah daima sağlamcı davranıyordu. Riskli işlere pek girmiyordu.

-Sen o gün hareket ettin mi?

-Hayır. Ogece orda kaldım. Ali Haydar Kaytan, Kesire’ye; ‘Fuat bu gece size gelsin’ dedi. Bunun üzerine Kesire; ‘Bence Fuat arkadaşı bir başka yere alın. Bize gelmesi iyi olmaz. Babam, pek tekin adam değildir’ dedi.

 APONUN OLDUĞU YERDE POLİTİKA YAPILMAZ
 

-Ben, bu genel çalışmaları biliyordum. Peki şu Apo-Kesire meselesini bir çok arkadaşla konuştum. Hatta Kemal Pir’le gerek Lübnan’da gerek Diyarbakır 7. koğuşta.. Ama seninle hiç konuşamadık. Sen bununla ilgili ne biliyorsun?

-Neyi öğrenmek istiyorsun? Önce onu sor da bileyim...

-Mesela daha önce İsmet’le Kesir’e arasında duygusal bir ilişkinin olduğunu ben, sen ve bir çok insan biliyor ama İsmet/Kesire ve Öcalan denklemi hala bir sır..Ney di bu meselenin aslı?

-Ben o zaman Urfa’daydım. Zaman zaman İsmet’le görüşürdük. İsmet Diyarbakır, Antep arasında aktif çalışıyordu. Bak hoca san şunu diyeyim; daha önce de dediğim gibi, İsmet sevdiğim, saydığım bir arkadaşımızdı. Bir gün İsmet Diyarbakır’dan atlayıp aniden yanıma geldi.Aramızda şöyle bir konuşma geçti.

‘Fuat, sana bir şey söyleyeceğim’ dedi. Telaşlı, kızgın ve öfkeliydi. Ona

‘Ne var İsmet? Canını sıkan bir şey mi var? Bana açık söyleyebilirsin’ dedim. Bunun üzerine; rahatladı.

‘Yahu bu olacak iş mi? Arkadaşının sevgilisine elkoyan birisiyle hareket edilmez’ demesin mi?

‘Sen neden bahsediyorsun? Kim kimin sevgilisine el koyar. Burası dağ başı mı?

‘Apo Kesire’ye el koymuş!..’

Bunun üzerine çok sinirlendim. Belime tabancamı taktım. Atlayıp  Direkt Ankara’ya ilk otobüse bilet aldım. Ankara Sıhhiye’deki evde Apo’yu buldum.Kesire, Mazlum, Apo ve daha bir çok arkadaş o evde kalıyorlardı.

Apo’ya ‘gel biraz konuşalım. Önemli bir durum var’ dedim. Ona, ‘Sen nasıl İsmet’in sevgilisi olan Kesire’ye el koyarsın. Buna nasıl cüret edersin?’ Apo gayet sakin bir şekilde; ‘Fuat, senin yanlışın var. Kim söylemişse yalan söylemiş. Bak Kesire’de burda. Çağıralım ve sen kendin konuş ‘ dedi. Kesire’yi çağırdık. Ben ona sertçe bağırdım. ‘Doğru söyle Kesire, Apo sana herhangi bir baskı yaptı mı? İsmet ‘Apo Kesire’yi elimden aldı’ diyor.

-Kesire ne dedi?

-Hiç bir şey söylemedi. Sadece sararmış ve susuyordu. Tek kelime etmedi. Bunun üzerine Urfa’ya geri döndüm.İsmet’e durumu anlattım. Ama İsmet, ikna olmadı. Bana Fuat, ‘seni sever ve sayarım. Senin samimiyetinden ve mertliğinden kuşkum yok. Ama kusura bakma; Apo’nun olduğu yerde politika yapılmaz. Ben bundan sonra bu işte yokum, dedi.

-Gidiş o gidiş, değil mi?

-Öyle!..

-Peki sence bu tuhaf bir durum değil miydi?

-Tuhaftı ama bir şey diyemiyorsun ki...Zaten altı aya kadar, Apo ile Kesire bir arada kalmadılar. Kesire daha çok Mazlum’un olduğu evlerde kalırdı.

-Peki Kemal bana, Kesire ile en son konuştuğumda, ‘Bu adama karşı en ufak bir duygu hissetmiyorum. Bununla nasıl birlikte olurum’ diye intizar ettiğini söylüyordu. Yani siz, Apo’nun o zaman çevresinde olanlar ona baskı yapmadınız mı?

-Nasıl yani?..

-Nasıl olacak? Bu bir emirdir!. Parti kararıdır!.. Sözleşmeli bir ‘devrim nikahıdır!..’ Veya bir formalite evliliktir, gibi...

-Ben böyle birşey söylemedim.

-Peki o dönemden yaşayanlardan duyduğuma göre; büyük çoğunluğunuz; Apo’ya ‘ağabey’ diyormuşsunuz. Bir tek Haki ‘Abdullah’ veya ‘Abdullah arkadaş’ diyormuş. Bir de Haki Antep’te iken, bu olayı duyunca; ‘Biz burda devrim sorunlarıyla uğraşırken, Orda (Ankara’da) yıldırım nikah işleri nerden çıktı?’ söylemi var mı?

-Sanmıyorum. Çünkü, Haki öldürüldükten sonra, evlilik meselesi oldu.

-Resmi nikah nasıl oldu?

-Bazı arkadaşlar ‘devrim nikahı olsun!’ diyorlardı. Buna karşı Abdullah; ‘Tehlikeli olur’ diyordu. En son Halil ATAÇ (Ebubekir/Karayılan) Urfa/Halfeti’ye gidip işlemleri yaptı.

-Nikah şahidlerinin arasında Muzaffer AYATA’nın da olduğu söyleniyor.

-Onu bilmiyorum.

BİR DEVRİMCİ ÖLDÜ YAŞASIN DEVRİM

-Haki KARER’in vurulması da hala çözülmeyen sorunlarımızdan birisi. Anltılanları sen de ben de biliyoruz. Peki bu konuda; Haki’nin vurulmasının ardında Hakiciler söylemi, Tekoşin, Beşparcacılar, Alaattin’nin ajan pravaktörlük pozisyonları konularına gelelim. Sence Haki’yi gerçekten Alaattin ve Tekoşinciler mi vurdu? Mesela bu kadar basit bir olay mıydı? Sen Haki’nin ardından vurulan bir çok arkadaşı tanıyordun. Mesela, Ali YAYLACIK (Balta) Mehmet UZUN, Bozan ASLAN.. Bu arkadaşların ajanlıkla, prabvaktörlükle ve Hakicilik veya Tekoşincilerle bir alakası var mıydı?

-Hoca, o zaman kalıbımıza sığmayan delikanlılardık. Seninle yaşıt sayılırız. Ama sana şu kadarını söyliyebilirim ki, bu insanlar da en az bizim kadar kahraman insanlardı. Biz o zaman da, şimdi de olayı tam olarak derinliğini çıkarmış değiliz. Haki’nin vurulduğu bir gerçektir. Ama onu kim vurdu? Veya vurduysa Alaattin niçin vurdu? Biz Haki ile beraber olduğumuz bir sırada, Alaattin uzaktan geçiyordu. Bizim meşhur ANARŞİST gidip vurayım şu adamı ’ dedi. Haki bırakmadı.

-İzin verirsen, şöyle bir yeniden olayı başa alalım. Bak ne kadar basit ama ne kadar da zor bir denklem.

Haki profesyonel çalışma için Antep’e geliyor. Abdullah/Kesire Ankara’da, Pilot Abdullah’ın arkasındaki gölge adam adeta. Haki ondan sıyrılıp önce Batman’a Ardından Antep’e geliyor. Çevresindeki arkadaşları tarafından seviliyor, sayılıyor. Hadi diyelim ki, Alaattin ‘ajan/pravaktör’ ve Haki’yi vurdu. Ama Haki’nin vurulmasından sonra yapılanlar...

-Şimdi, Haki’nin vurulmasından sonraki arkadaşları gayet iyi tanıyorum. Aslında Arkadaşların tepkisi Cemil’e, Apo’ya ve bizzat mücadelenin içinde bulunmayan herkesedir. Ali Yaylacık (Balta) mert, cesur ve namuslu bir adamdı.

Kendisi Alaattin’i gözünü kırpmadan vurdu. Yanındaki karısınaysa, zarar vermedi. Kemal PİR’i çok severdi. Ama ona ‘Sen aramıza girme’ diyordu. Kemal, üstüne varınca PİR’in bacaklarının arasına bir kaç kurşun sıkmıştı. Sadece korkutmak için.

-Doğru Kemal bana söyledi. Balta’yı o da severdi. Kemal diyordu ki: ‘Balta’ya dedim, bak sana söylüyorum; bu işten vazgeç vallahi Apo seni vurdurtur  dedim. Beni dinlemedi’ diyor.

-Asil ruhlu bir insandı Balta!.. Sana onun en büyük erdemini söyliyeyim: Bizim tarafımızdan vurulacağını ismi gibi biliyordu. En son, üstünde silahı olduğu halde, yanındaki abisine  ‘Yanımdan uzaklaş arkadaşlar geliyor’ diyor. Bak ölürken bile silahına davranmıyor ve yanındaki abisine bir zarar gelsin istemiyor.

KAHRAMANLARIN ERDEMİ MÜTEVAZİ OLMAKTIR
 

-Fuat, bundan önceki bir yazımda, (15+15 Ağustos) senden ve sizin gruptan biraz bahsetmiştim. Ama ben Kemal PİR’i ta 76’dan beri, Lübnan/Beyrut/Seyda’da, Zindan’da da tanıdım.. Ama onun eylemciliğiyle bir türlü birlikte olamadım. Sahi o sizin komutanınız mıydı?(Bu soruyu sorduğumda, utangaç bir genç kız gibi utandı. Elini ağzına götürdü ve kıskıs gülmeye başladı.)

-Onları boş ver...Şehid bir arkadaşımdır. Onu sever sayar ve hala da saygı duyarım.

-Tamam benden de al o kadar ama bu başka bir şey.. Yani Lazlar mı iyi komutan olur veya Kürdler mi?

-O komutandı.. (deyip tarifsiz gülüşünü sunuyor bana)

-Tamam Fuat, biliyorum kahramanların en büyük erdemi mütevazi olmaktır.

-Onu da sen bilirsin. Bu da senin mesleğin...Yazar olan sensin...

-Gelelim seninle yakalanmadan sonra içeriye. Yakalandınız. İlk kez hangi cezaevine götürüldün?

-Maraş, Adana ve sonra Malatya’ya.

-Gezgör (Mustafa), bir ara Mardin’e yanıma kan-ter içinde arabayla geldi. ‘Hoca Fuat’ı bir cezaevi arabasıyla, Kızıltepe üstü götürecekler. Bana araba, silah ve adam... Acele...’ Güldüm Gezgör’e...’Sen bu işleri çocuk işi mi sandın? Bana yukardan emir gelmeden sana bir toplu iğne bile vermem. Sen git bölgenden al. Ya bu tezcanlılığınla arkadaşların hayatına kıyarsak..’ Bu o zamanki götürülmeniz mi?

-Evet, sanırım odur. Gezgör, öyle aklına geleni yapardı. Malatya’da bir seneye yakın kaldım. Halil ve Cuma Adana’ya götürüldü. Ben orda bir duvar delme firarı yapacaktım. Ama yanımdaki  bir tek Dev-Solcu Ali... vardı. Duvar bitti ama  benim Alim firar etmekten vazgeçti. Ben de kaldım.

-Halil Adana’dan firar etti.

-Evet o Geylo’nun kimliğiyle elini kolunu salaya sallaya gitti.

-Şansa bak sen, Halil Adana’dan, Kemal Urfa’dan firar ediyor. Ben Mardin’den onlara katılıyorum ve Kopani’de bir raya geliyoruz. Demek senin Alin de caymasa aramızda olacaktın.

-Öyle.

-Tabi dünya hali bu. Biz Lübnan’dan Suriye’ye ve Kürdistan’a daha adımımızı atar atmaz yine cezaevlerinde bir araya geliyoruz. Önce ben geldim. Yakalandım. Sonra Kemal.. Peki senin Diyarbakır’a gelişin nasıl oldu?

-Hepimizi sizin bulunduğunuz Diyarbakır Zindanı’na toplayacaklarını duymuştum. Ben Diyarbakır’a geldiğimde. Esat OKTAY karşıladı. 36’ya aldı. Hepiniz kurallara uymuştunuz. Ben kurallara uymadım. Durumu bekliyordum. Orda ayağımı kırdılar. Benim hücrelerden Batman Grubundan mahkemelere giden Ömer DURMAZ adındaki bir taraftarla Mazlum’a va sizlere haber gönderdim. Bana gelen haber Mazlum’dandı. Mazlum; ‘Biz kurallara uyduk. Uyduğumuz için de Fuat’a bir şey deme hakkımız yok’ demişti.

-Sen ne yaptın?

-Tek başıma direnmenin anlamsız olacağını anladım. Ama söylenen her şeyi de yapmadım. Esat, beni 39. koğuşa verdi. 236 kişilik bir mevcudu vardı. Burda bilinen şahsiyetlerden Sıraçettin BİLGİN vardı.

-Sahi ‘sayın şeyh DOKTOR’umuzun durumu ve tavırları nasıldı?

-Kraldan kralcı, namaz/niyazcı ama korkaklığından inanır gibi görünüyordu.

-Seninle konuşmuyor muydu?

-Bana Esat tarafından konuşma yasağı konmuştu. Ama Sıraç koğuş sorumlusu olduğundan, ona serbestti.

-Sen ona, o sana bir şey demiyor muydu?

-Ben ne diyeceğim ki. Adam koskocaman ‘lider, şeyh  üstelik doktor’. Ama bir gün benim direnişimden çok etkilenmiş olacak ki; yanıma usulca yaklaşıp;

‘Fuat, benim senin kadar cesaretim olsaydı dünyayı yıkardım’ dedi.

-Bak bunu demiş adamcağız daha sana ne desin Fuat? Başka kimler vardı senin koğuşta?

-Bucaklar, Kırvarlar, KDP’liler, bizim bir taraftarımız vardı. Bir İbrahim YILDIRIM vardı. Cesaretli, mert bir insandı. Bılokadaki çatışmada yaralı yakalanmıştı.

-Hep orda mı kaldın?

-Hayır, tekrar 36’ya alındım. Sistemli işkencelere tabi tutuldum. En çok zoruma gidense; elektirikle hassas noktalarıma yapılan işkencelerdi. Bundan kurtulmak imkansız gibiydi. Bende iddanamede geçen hakkımdaki tüm olayları kabullendim. Sadece kendimle sınırladım. Esat oktay yeterli görmedi. Altına ‘Adaletin kestiği parmak acımaz’ yazdı. Ses etmedim. Amacım mahkemeye kadar çıkmaktı.

-Mahkemeye çıktın ve...

-Evet, ilk mahkeme sorgusunda;

BEN, HAYRİ VE KEMAL OLSAYDIM

 SİZ PKK’YE BUNU YAPAMAZDINIZ, dedim.

-Hakim ne dedi?

-Hakim Emrullah KAYA’yı sende tanırsın. Bana sen niye onlara diyorsun, sen de yok musun?

-Varım ama konumları itibarıyla bu görev onlara düşüyor!’

-Bir de o adalet sözünü kendince değiştirmişsin..

-Haa...İyiki hatırlattın.. Hakime dedim ki; o son sözü Esat Oktay yazdırdı. Ama ben onu da düzelteyim.

SÖMÜRGECİLER ÜLKEMİZDE OLDUKÇA

ADALETİN KESTİĞİ PARMAK SÜREKLİ KANAYACAKTIR!..

-Cezaevine döndün. Rahatladın tabi. Peki arkadaşların sana bir şey söylemediler mi?

-Kemal’in Hayri’ye ‘Fuat, bizi rezil etti’ demiş. Ama Hayri ‘Yok Fuat en doğrusunu yaptı ‘ diye ısrar etmiş.

-Aslında sen onları harekete geçirdin. Peki sence onlar gerçekten önderliklerini yaptılar mı?

-Şu veya bu oranda yaptılar. Ama her şeyi affetsem de 10 Kasım’ı affetmem. Bence Hayri, Kemal, Rıza ve diğerlerinin çıkıp  hoperlörde konuşmaları affedilmez bir suçtur!..

-Hayri bunu bir geri çekilme ve nefes alma olarak yaptık. Buna mecburduk, diyordu. Dışarda parti geri çekildi. Biz de düşüncelerimizden ricat yaptık, diyordu.

-Olmaz. Kabul etmiyorum. ÖNDERLER ÇARESİZ OLAMAZLAR..

-Hayri savunmalar için bu gerekliydi diyordu. Ben kendim de öncelikle onlardan bekledim.

-Hayri hatasını erken anladı. Savunmalara izin vermezlerdi. Zaten ölmeden benim görevim bitti. Ben artık kayıtsız/şartsız ölüme gidiyorum, diyordu. Öyle de yaptı. Onların büyüklükleri ölmüş olmalarından kaynaklanıyor.

-Sen Mazlum’u da iyi tanırdın. Onun radikal bir şekilde gidişini neye yorumluyorsun?

-Mazlum, eskiden beri, yapısı gereği uzun erimli ölüm yolculuklarına çıkmayı istemezdi. Bir de çok daha kötü duruma düşmeyi kaldıramazdı. Onun için diğer tüm arkadaşlardan önce BİREYSEL olarak ölüm kararı aldı bence.

-Fuat, seninle aynı ortamı ama farklı şekillerde yaşadık. Bence de; 10 Kasım konuşması bizi içten vuran en büyük darbeydi. Ben hiçbir zaman, ruhen düşmana teslim olmadım ve benim gibi onlarda, yüzlerce arkadaş vardı. Ama 10 Kasım konuşması, kadroları sarstı. Kitle ise tar u mar oldu. Esat Oktay YILDIRAN’ın şu sözü hala kulaklarımda çınlıyor: Artık burda benim emrretmeden bir  tek sinek dahi uçamaz!..

Hepimiz eşitleitik. Bu eşitleşme bizleri en çukur ihanetlere bile götürebilirdi. Sen çok anlamlı bir uyarı yapmıştın. Önder olanlara ÖNDER gibi davranın demiştin. Bunu hiç kimse anlamadıysa, Hayri, Mazlum anladı. Bir önder. Önder de olsa, bir İNSAN’ın ölüme karar vermesi kolay bir şey mi sence?.

Peki bu çıkışı yaparken, sen neler düşünüyordun?

-Ben bunun zorluklarını gayet iyi biliyordum. Biz bir ulusun davasını yüklenmiş ve kendimize önder demişsek; her gün, her saat ölümle karşı karşıya olmak ve her an ölüme hazırız, demektir. Bana göre, gerek Kürdistan’da, gerek Ortadoğuda veya dünyanın neresinde olursa olsun; liderler gerektiğinde ölümü kucaklamalıdır. Cesur olmalıdır. Onların özel hayatları, acıları ve bireysel zevkleri olamaz.

-Peki 14 Temmuz Ölüm Orucu öncesinde hiç Hayri, Kemal ve diğer arkadaşlarla karşılaştın mı?

-        Biliyorsun, Hayri Şahin Dönmez’in itiraf ve ihanetinden sonra, mahkemeye bir dilekçe verip, PKK/MK üyesi olduğunu ve kendisiyle aynı durumda olan Şahin’in diğer gruplara götürülmesiyle beraber doğal olarak kendisinin de bulunmasını talep etmişti. Bu talep kabul edildiğinden, Hayri Urfa Grubuyla da getirilmeye başlanmıştı. Bir mahkeme gidişinde, yan yana düştük. Hayri bana; ‘Fuat, bekle en kısa zamanda açıklama yapacağım. Söz hakkı vermeyecek olurlarsa, ben korsanca müdahele edeceğim’ demişt. Ben de ona ‘Artık bu işi fazla geciktirmemek gerekir. Her geçen gün durumumuz kötüleşiyor’ dedim. Ve hayri mahkemedeki o tarihi konuşmasını yaptı. Ali Çiçek fırladı. Ben o zaman ayağa kalktım ve yerimde;

-        Başta Mehmet Hayri DURMUŞ ve PKK adına savunma yapan tüm arkadaşların görüşlerine katılıyorum. Ve onlarla ölüm orucuna başlıyorum dedim.

-        Sen mahkemede katlımıştın?

-        Evet. Ondan sonra cezaevine götürüldük. Bizi maltada ayırdılar. Kafalarımız duvara çevrilmişti. Esat Oktay, sinirl ve öfkeliydi. Bu adamaların kafası duvara değmesin, duvara bile Kürdlük ve Apoculuk geçer, dedi.

-        Size dayak attılar mı?

-        Hayır. Ne dayağı, biz artık komutan momutan dinler miyiz? Esat Oktay yanımıza geldi. Kimse kalkmadı ayağa; ‘Niye kalkmıyorsunuz lan?’ Kemal müdahele etti. ‘Terbiyeli ol, kime lan diyorsun?’ Sırıtarak; ‘Öyle mi patron?’ Kemal çok rahat bir şekilde; Bundan sonra hep böyle..’ dedi.

-        Sonra sizi 36.koğuşa (Hücrelere) mi verdiler?

-        Evet. Benim yanıma 35’ten katılan Akif YILMAZ’ı verdiler. Akif sevincinden mi yoksa başka nedenlerden mi ağlıyordu? Ona Neyin var, dedim. O zaman hüngür hüngür, ağlayarak; Mazlum’un ölümüne ben sebep oldum. O lanet olası firar gerçekleşmiş olsaydı...Şimdi kekomuz yaşıyor olacaktı... Ona ‘Bırak bu tür şeyleri...Kendini suçlamanın anlamı yok...

-        Biliyorum. O olayı...Akif can verdiği son ana kadar kendini heder ede ede, bunu söyleye söyleye gitti. Ama durum hiç de öyle değildi Fuat. Bak sana bu olayı da ben anlatayım.

Mazlum, içerden firar edecek. Çöp bidonunun içinde. Her şey hazırlanmış. Dışarıyla bağlantı kurulmuş. Akif o zaman Diyarbakır bölgesinde askeri sorumlu. Onun altında yeğen var. Hilvan-Siverek’ten eylemciler geliyor. Ama o zaman bölge siyasi sorumlusu olan Kokım buna gerek yok. Bizim arkadaşlar rahatlıkla yapar, diyor. Eylem günü, Akif, yeğen silahlarıyla gidip söylenen çöplükte arabayı bekliyorlar. Ama araba gelmiyor. Araba başka çöplüğe gitmiş. Mazlum o kış ortasında donmuş şekilde, askerlerin kolları arasında, tekrar sorguya ve o zamana kadar İbrahim ŞENOL olarak yatan Mazlum DOĞAN olarak tekarar cezaevine...

-Peki sen nerden bu kadar detaylı biliyorsun? Biraz da ben sana sorayım?

-Elbette sen de sorabilirsin Fuat? Bak ben zindandan çıkıp da yirmi yılı aşkın bir zamanda saklanan bir sır vardı. O da, benim Lübnan’dan, Suriye’ye, ordan da ülkeye girdiğimi ve Cemil BAYIK’la –Suruç/Büyükşevran- randevüsünde yakalandığım idi. O zaman Apo’nun emriyle Z ....ile beraber gelmiştik. Özel olarak aldığım görev bu fiarın soruşturulmasıydı. Ama yakalandım. Apo; ‘onları bul ve gerektiği gibi cezalandır’ demişti.  İçeri düştüm. Ve içerdekilerin tümünü sorguladım. Akif, Yeğen, Kokım ve bu konuda kimin bilgisi varsa...

-Netice?...Kim bunu suçlusuydu?

-Benim kuşkularım Baki KARER üzerindeydi. Ama ben içerdeydim. Mazlum yaşıyordu. Ben artık atıl durumdaydım. Sona PKK/MK’sı bunu nasıl çözümledi bilmiyorum. Çünkü ben Hayri ve Mazlum’a durumu anlattım ve bu iş bence kapanmıştı.

-Benim öğrenmek istediğim sen ne gibi yargıya vardın?..

-Doğrusunu istersen ben, Baki ile Mazlum arasında bir çatışma olabileceğini ve Baki’nin bunu bilinçli olarak firarı sabote edip, Mazlum’un dışarıya çıkmamasına yorumladım.

-Sonra...

-        İnsanın kafasına bir sorun takılamayı görsün Fuat?  Biliysin nasıl burgu burgu beyni deler. Ben –belki de 22-23- yıldan sonrai Baki ile İsveç’te karşılaştım. Bu mesleyi de öğrendim.

-        Baki ne dedi?

-        O da top Duran’a attı. Bu konu çok derin ve bir başka sefere kalsın.

-        Ama bana  göre Baki’nin anlatımlarında çok haklılık payı var.

-        Nasıl? Duran’ın başka durumları mı var?

-        Elini nereye atsan Duran çıkıyor. Sayayım: Mazlumun yakalanması...Taksideki belgelerin ele geçmesi..O toplantıya gidecek ve 250 kadro’nun isim listesi.. Kuk/PKK çatışması ve bu günkü ‘Konsey Komuta Merkez Karargar Komutanlığı’na kadar....

Karşılıklı durduk. Hiç konuşmadan birbirimize baktık. Belki çok kısacık bir arada yüksek sesli düşündük. Ürperiyor insan ister istemez. Hayat ve gerçeklik..Zaman zaman çığ düşmesi gibi bir durum yaratıyor. Çünkü zemin sağlam değildi. Çünkü salt duygularla, ve atgözlüklerini takınarak olacak işler değildi bunlar. Bu duruma en uygun izahı sanırım; ‘Tarih yapıyorlar ama tarih yaptıklarınının farkında değiller’dir. Buna benzer bir şeyi de Necmettin Büyükkaya, söylemişti bana. ‘Siz savunmalardaki tavırınızla bir tarih yapıyorsunuz ama bunun farkında değilsiniz. Siz bu konuda ilksiniz. İdam ayağa düştü..’ Ve ben o güzel insan Neco’yu anımsayınca; Fuat’a dönme cesareti görüyorum.

-Fuat, kitabımda da anlatmıştım 14 Temmuz Ölüm Orucu sürecinizi ama sen ne zaman hastahaneye kaldırıldın?

-        Tam olarak hatırlamıyorum. İlk önce Kemal kaldırıldı.Kemal hem kendini çok yoruyor he de çok konuşuzordu. Hayri bazen ona ‘Kemal, acelemiz yok. Kendini o kadar yorma, sakin ol, diyordu. O daha da hiddetleniyordu. ‘Valla doktor –Hayri’ye Kemal öyle derdi- sende bir alemsin haa..Ölüyoruz. Bırak da doya doya konuşalım. San hala sakin ol, diyorsun’ derdi.

-        Peki sonradan destek grupları geldi 35’ten. Şener, Fuat Kav, Karasu...Onlarla ne konuşuyordular?

-        Kemal kızıyordu. Niye geldiniz diyordu. Biz zaten ölüyoruz.

-        Peki Karasu, Hayri ölmeden önce bir konuşma yaptı ve bundan sonra temsilciliği sen yap, diyordu. Sahi Hayri gitmeden yerine birini tain etti mi?

-        Öyle bir durum yoktu. Karasu yalan söylüyor!...

-        Olur mu Fuat? Biz yıllarca bunun için kavga ettik. Adam ben temsilciyim diyordu. Herkese de bunu kabul ettirmişti.

-        Ben öyle bir şey duymadım. O zaman 35’te olsaydım yüzüne de söylerdim.

-        Neyse,biz gelelim hastahane sürecine. Sen en son ölüm orucuyla ilgili ne hatırlızorsun?

-        Hoca, insan artık belli bir zamandan sonra şuurunu kaybediyor. Ne yaptığını bilmiyor. Ama kim ne derse desin, Cunta o arkadaşların ölümesine karar vermişti. Ben onların öldüklerinden, eylemin bittirildiğinden bile haberim yoktu. Kaç kez Şener koluma serum takmada yardımcı olduysa da, ben fırlatıp atıyordum.

-        Peki ne zaman kendine biraz geldin?

-        Sanrım belli bir dönemden sonra, bir ara anam, babam, kardeşlerim hastahanede ziyaretime geldiler. Bir tek onu hatırlıyorum.

-        Hastahane’den geldikten sonra hangi koğuşa gittin?

-        Küçük kardeşim İsmail’in olduğu koğuşta kaldım. O bana bakıyordu.

 ZULÜMDE BİLE ADALET
 

Biliyorsun bizim bir de düşmanın kıskacından kurtulduktan sonraki bir yaşamımız ve kapışmamız var. Sen hiç 35’te bulunmadın. Şu bizim Cezaevi İç Örgütü ve gerek ölenler ve gerekse hala yaşayanlar üzerine, biraz söyleşelim:

Bu fasılda da, sana sorum şu;

-Şener’in o dönemde sana yansıyan ne gibi olumsuzlukları vardı?

-Anlamadım.

-Şöyle diyeyim; Şener Spor salonunda, elbise giydi ve istiklal marşı okudu mu?

Buna nasıl ikna oldun?

-İkna olunmayacak bir durum yok ki? Elbiseyi giyiyor ve istiklal marşını okuyor.Orda elliyi aşkın tutsak var.

-Bizde sorduk. Sorguladık 35’te ‘okumuşsam bile farkına varmadım’ diyor.

-Olacak iş mi? Bu bir sözcük değil ki? Koskocaman marş..Hem de İstiklal marşı..Necmettin’in durumu ortada. Bence o okumadı. Ve Şener’in bazı durumlarını biliyordu. Onun için onu öldürdüler. Partizancılar da bana söyledi.

-Yani inanmadın?

-Olur mu hoca? Peki sen inandın mı? Kendini kaybeden askere, subaya küfür eder..Niye onu yapmadı?

-Ne düşündün o iltimatomu yazarken, gerçekten örgüte karşı darbe mi yapmak istedin?

-Ben darbeci değilim. Ama gerekirse insan yapar da.. Ama ben illede örgütü yöneteceğim diye bir durum yoktu. Zaten aşırı hasta ve yatalak bir durumdaydım. Hala da öyle..

-Hayır Fuat bak bunu kabul etmiyorum. Sen rahatlıkla beni güreşte yenersin..

Neyse espiri yaptım. Eee sonra..

-Ben şuna inandım. Cezaevi iç örgütü kötü niyetli kişilerin eline geçiyor. Bunu uyarmak benim görevim.

-Seni 35’ten destekledim. Ama 35’e gelmedin.

-Getirmediler..Yoksa gelir orda da onlarla kapışırdım.

-Tabi bilinen olaylar; ‘darbecilikle mahkum edilip, cezalandırıldın. Üstüne üstlükte yine konuşmama cezasına bu kez arkadaşların tarafından uğradın’

-Öyle...Devrim bu..

-Bunun için bence en güzel sözün;

ZULÜMDE BİLE ADALET!..

Bunu ne zaman söyledin?

-Yılmaz DEMİR adında bir arkadaş vardı. PSK taraftarıydı. Bizim koğuşta karavana yemeğini dağıtıyordu. Baktım, üstteki etleri kepçe ile toplayıp benim tabağa koyuyor. O zaman müdahele ettim.

Bak bu olmaz Yılmaz! Niye bana bol et veriyorsun. O zaman söyledim.

Zulümde bile adalet, diye. Yani biraz şöyle düşün; ok kişisiniz ve sıra dayağına tabi tutuluyorsunuz. Dokuz kişi dayak yiyor ama bir tanesine vurulmuyor. O zaman o dokuz kişi itiraz etmez mi? Bu da öyle..

-Ama bizde ‘liderleri koruyalım’ adı altında bu yapılıyor. Aynı şey bizde de sık sık olurdu. Mehmet TANBOĞA, en zor koşullarda bile, bizim karanavanamızın en yağlı tarafını ayırıp, ‘Bunu Avraş’e(Karasu) götürün’ derdi.

-İşte onun Avraş’i de onun durumu da ortada. Ama sen bana Hayri ve Mazlum’dan bir tek örnek ver bakayım?..

- Ama onlar gerçek insan ve gerçek önder...

***

devam edecek.

 

Yorumlar (4 gönderildi):

Lawekurd .. 18 Aug, 2008 08:13:50
avatar
Averes de utanmadan yiyiyormuydu yoksa?
Bende gürdüm herkese on sigara dagitilirken bazilarina bir paket veriiyordu. sonunda itiraz ettik ve onlarada 10 sigara. Gerci bu fazla sigarralrin ne amacla verildigi tarrisilir ama, sonucta zehirde olsa zehirin coguda yine agalara veriliyor.
ismail .. 12 Sep, 2008 03:36:29
avatar
hey gidi dunya hey
derlerya sen nelere kadirsin simdi ben giyabende olsa hem fuati hem sukruyu tanirim benimde cezaevi yasadigim var yanibende onlarla ayni kaderin yolcusuydum ancak ben o donemlerde siradan bir pkk taraftariydim bunlar ise bizlerin gozunde liderlerimizdi onlarin bir adim gerilerinden gidenlerden biri idim ben o donemde dortlerin kogusunda kaliyor dum siyasi bilgimiz ve birikimim yok denecek kadar azda olsa salt feodal yanimizla bile o sartlara karsi direndim diyebilirim hata dedigim gibi ben filankesin ogluyum nasil kendime laf soyletirim nasil arkadaslarim uzerine ifade verir nasil arkadasimi satti detirtirim bu bana hep guc verdi ve o sartzlari ve daha sonraki iskenceleri hep bu yanimla ak alinla atlatim diyebilirim benim 1980 1990 donemi icinde hakimda acilan 5 dava ve bu davalr neticesi kimi aylarca kimi haftalarca iskence dezgahlarinda gecirdim kiminde berat etim kiminde ise cezalar aldim amma asla tek kisi ile beni goturemediler hep uzerime okundu ama ben hep yanliz gitmeyi basardim diye bilirim burda kendimi anlatmak icin yazmiyorum tabiki yani bizlerde bu kadar asamadan sonra beli bir birikim ve siyasi bilgiye eristim tabiki uzun bir suredir senerle ayni kogusta kaldim ve inanin sener anesine karsida taviz vermiyen siyasi durusa sahip biri idi ve onunla sonraki donemlerde kalanlar bilirler ben ceza evindeyken o birakilmisti ben hala icerdeydim ve seneri cok iyide taniyordum simdi vuatin birde hocanin takildiklari konu pkk sener olunca dur demek gerekir vuat arkadas senerin ipini cekenlerin basinda gelmekte ve bunuda kendisi soylerken simdi sorarim eh ne yuzle sizler oc alani ilahlastirdiniz ve bir cok arkadasinizi feda etiniz ne zamanki artik baktiniz sizlere yedirmiyecekler basladiniz ah vah etmeye dun nerdeydiniz ipn cekmekte deyilmi sukru hoca kac kisinin ipini cektin soyle bunlari yaziniz yazamasiniz sen gulmus hoca ulke gazetesinde kac kisiyi nerdeyse olum emrini cikariyordun sayayimi serhat bucagi yargilamaya gonderen onun icin bu bucaklardandir bu onlarla gobek baglari var dolayisiyla ajan dir diye hakinda rapor yazmadinmi yani en yakininizdakileri bile sizleri gecerler yani sizleri sollarlar diye bildiklerinizi hep harcamadinizmi bunlari yazin sizlere inanalim yani fuat cavgun aslinda sener coik cesurdu o bizlerden cesur cikti ben hala el kaldirdigima yanarim dedigin sanki siradan bir seymis ve kendini anlatirken ben ordaykende muhaliftim eh hem muhalif hemde senerin ipini cekiyordun bunu boyle kolay nizah edemesin sener hepinizi siyasi olarak alt edebilecegini gormustun ozelikle ceza evinde bile alt edebilmisti onun intikam duygulari sizleri oc alanin yanina itit yaranalim politikasina basvurdunuz ama oc alan bakti sizlerden koy olmaz sizleri postaladi cunku sizler oc alana en yakin arkadaslkarinizi satiyordunuz ooc alaanda sizlerin onuda rahat satacagini biliyordu kendine gore de onlem almisti simdi sizler o cezaevi direnmelerinizi o buyuk mirasi yitirdiniz kanimca ne zaman sizlerle beraber direnen yoldaslarinizi satarken veya olum fermanlarini onaylarken oyle deyilmi belki bu yazdiklarim sizler icin kendinizi gorme ve birazda kendinizle samimi olmaniza yariyacaktir ama bunlari izah etiginizde kimlerin olum fermanini cikardiginizda hoscakalin
Şükrü Gülmüş .. 12 Sep, 2008 05:31:33
avatar
Sayın İsmail,

Söylediklerin kaydeğer şeyler.
Bu benim bir bütünlüklü cezaevi ve basın alanımı ilgilendiriyor.

Bu söylemlere değer biçiyorum ve her zamanda yanıt vermeye hazırım.

Ancak böyle bir tek 'İSAMİL'demekle olmaz ki.. Senden ricam, çık kendine de dahil sana yaptıklarım varsa söyle!..

Ben Diyarbakır Zindanı'nındaki 11 yılıma sahip çıkıyorum.

Basının başındaki dönemimden sorumluyum.

Kimseyi asmadım. Kesmedim. Elimde kan yoktur.

Ancak;
1- O dönemdeki tüm partili olanlara kan kusturdum. Çünkü bundan başka dilden anlamıyorlardı. Herkes telefon kartını gösterip 'İLİŞKİ BENDE. Buranın Öcalan temsilcisi benim' diyordu.

Bunu Öcalan'a da söyledim.
Ve Hakkari'ye muhabir olarak gitmeyi talep ettim. Nihayetinde 'İlişki sende. Bundan sonra RIZA çıkacak onların telefonuna'dedi.

En büyük 'SUÇUM' ise:

SERHAT BUCAK'IN MAAŞINI KESTİM!..
HALA BUNUN HESABINI YAPIYOR.
YAŞAR'I DA, HASAN'I DA RAMAZAN'I DA,YAŞIYOR!..

Çıksınlar karşıma!..
Şükrü Hoca bize haksızlık etti desinler. Onlara yanıt veririm.

Ama böyle gizlenerek, susarak, hesap sorulmaz ki... Keşke sorsalar.

Seni bir tek şekilde seni ciddiye alırım.
Adın ve sanınla. O zaman kaç grad emeğin var, kimsin, nasıl bir adamsın görürüz.

Korkunu korkutma dileğiyle.
Ben burdayım.
Herkese hesap verir. Firavundan da hesap sorarım.

Selamlarımla.
Murat .. 22 Nov, 2008 09:22:40
avatar
Cayi halen kant iciyormusun Fuat:)))

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin