Umut yolculuğu!..
“Üç arkadaşım şehit olmuştu, onların anısına çıktım ve tamamiyle intikamdi. Hevalim , dağlarda 15 yıl kaldim. İki kez yaralandım, hala aldığım yaraların ağrısını, zorluğunu yaşıyorum, ancak gördügün gibi sakat değilim. Benimkisi umut yolcuğuydu, lütfen böyle yaz.“ derken acı acı gülümsedi. Sonra iki eski yoldaş olarak sohbet ettik
Umut yolculuğu!...
Bir bayan arkadaşımın ısrarla bana; ”Onu görmelisin, sizin devrede, sizin yaşadıklarınızı yaşayan sizin sürecinizden gelen biri, o da yaralı, lütfen tanış, sohbet ona iyi gelir. Çok üzgün, dargın ancak yaşama bir o kadar da tutkuyla sarılmlş biridir” demişti. İçimden;”Benim üzgün, kırgın halim galiba dostuma dokunuyor olmalı, benim sürecimden gelen, kafası çok kırılan eski yoldaşımın yaşamaya nasıl tutkuyla, inatla bağlandığını görmemi istiyor ki, bende örnek alayım.” dedim. Bir kaç kez onün bulunduğu yakın ülkeye gittim. Ancak onu çeşitli nedenlerden dolayı göremedim. Nihayet son gittiğimde bir fırsat doğdu. Önce aradım. Baktım telefondaki dost sıcak sesinden beni beklediğini, haberdar olduğunu, hatta uzun süre beklediğini sitemlerinden fark edince ertesi gün görüşmeye karar verdik.
Bir öğlen sonrası kararlaştirdığımız yere gittiğimde içimde;
“Galiba çabuk tanırım, sonunda ruhsal yapımız, yaşadıklarımız sonucu olarak hepimiz benzeşmişiz”. Hazretler derdi ya “ Hepiniz bir makinanın çıkardığı ürünler kadar benzer olmalısınız”Yani sonunda bir şekliyle bunu başarmış olmalı ki gerçekten bir çok arkadaşımla kararlaştırdığımız yere gittiğimde sanki yarım saat önce ayrılmış gibi hemen tanıyoruz biribirimizi.
Bu seferde böyle oldu. Gittiğim kafeteryanın yanına varır varmaz baktım kulağıma buğulu, parçalanmışlığı, acıyı saklıyan bir ses geldi.
” Hevalim Merhaba”
Başımı kaldırıp “merhaba “ diyene baktım. Gülümsiyen bir çift göz,.dudaklarından yarım açılı bir gülüs, bir çok hüznü saklıyan bakışlarla;
”Bende yeni gelmiştim” dedi. Aslında bu daha erken geldiğini benim biraz geç kalmışlığımı kapatmak için söylenen bir cümleydi. Benim özür dilememe fırsat vermiyen şevkat ve saygılı ses tonu yüreğimi acıttı. Birden gözlerimin önüne öyle çok benzerileri geldi ki, gözlerime hücüm eden yaşları engelemek için zoraki gülümsedim.
“Merhabalar” diyerek elimi uzattım.
Yakın bir masaya oturduk. Hiç sevmesemde her gittiğim yere arkadaşlara eşlik etmek için gelen garsona “kahve” dedim. Kendiside kahve istedi. Başka bir şey isteyip istemediğimi soran gözlerden akan şevkat pırıltıları yüreğimi ısıttı. Aman allahım ben bu şevkatı, sevgiyi tanırım, hiç yabancısı değilim ki. Baktım hiç yabancılık çekmiyorum, sanki yarim saat once ayrıldığım eski yoldaşımd gibiydi.
Başladık geçmişden, eski ortak arkadaşlardan, bilinen ortak alanlardan konuşmaya. Bir kaç kez daha görüştük.Eve dönünce aradım, onu yazmak için iznini istedim. Kabul edince onun düsüncelerini, görüşlerini kısaca tekrar dinledim.
Bir metrepol kentinde ünüversite 3.sınıf öğrenciyken harekete katılmış. Katılımın nedenlerini sorduğumdan;
“Üç arkadaşım şehit olmuştu, onların anısına çıktım ve tamamiyle intikamdi. Hevalim , dağlarda 15 yıl kaldim. İki kez yaralandım, hala aldığım yaraların ağrısını, zorluğunu yaşıyorum, ancak gördügün gibi sakat değilim. Benimkisi umut yolcuğuydu, lütfen böyle yaz.“ derken acı acı gülümsedi. Sonra iki eski yoldaş olarak sohbet ettik
Ona „seni fiziki olarak da biraz tasvir edeyim“ dediğimde, kendinden emin çocuksu bir ses tonuyla „esmer ve yakışıklı“dedi. Şevkatla gülümsedim. Hevalimin alçakgünüllü olmasına gerek yok, gerçektende yakışıklı ve mert, çocuksu bir temizliği hemen göze çarpıyor. Ne hale getildi bu güzel yürekli mert insanlarımız! (Evet ya, benim bütün „Bahar Gülüşlerim „ zaten güzel.)
. “Geride bıraktıkların vardı sanırım“ dediğimde „Evet gözü yaşlı bir ana, iki güzel ablam. Benim için yıllarca ağlamışlar, hep yolumu beklemişler. Yıllar sonra işte geri geldim. Ancak yüreğimde ilk gittiğimde olan umutlar yok. Kocaman bir hayalkırıklığı işte, nasıl anlatayım ki hevalime! Yani „umut“ için gittim, „hayalkırıklığıyla“ döndüm.
“Peki tekrar geriye dönsen, yani gittiğin zamana, yeniden gidermisin, bu konuda ne diyorsun?“
„ Yok babam yok, asla gitmem. Sakın „Kürdistan rüyasına“ inanmadığımı sanma. Ben ülkemi, halkımı seviyorum. Ülkem için kendimi hiç düşünmeden feda ederim. Ancak bize kocaman bir „hayalkırıklığını“ yaşattılar, bu yaşanılanla geriye dönüp baktığımdan tekrar nasıl giderim ki! Yok yok hevalim ben gitmiyeceğim, nasıl degerlendırirsen degerlendir.
Baktım gözlerine. Zehir gibi bir acı, nemli, ışıltılı bir çift göz. Acıyla burkulmuş dudakların kenarından oluşan derin çizgiler büzülmis. Evet „hayalkırıklığı“ yaşamış, bunu açık yüreklilikle de söylüyor. Süslü kelimelerlere ihtiyaç duymadan konuşuyor.
Onbeş yıllı dağlardan geçirmiş, Şimdi 37 yaşında, yaşamını sürdürmek için inşaat-laminat gibi işleri yapıyor. Söylediğine göre işinde tam ustalaşmıs. Ayaklarını sağlam yere basmak için iş ağır olmasına ragmen inatla çalışıyor.
Ona dil öğrenmesini ve ünüversiteli olduğu için de, ya okula gitmesini ya da meslek yapmasını önerdiğimde; “Yok yeterince zaman kaybettim, ayaklarımın üzerinde durmayı bir an önce başarmalıyım. Dedi. Sonra zehir gibi alaylı bir yarım gülüş belirdi dudaklarında „Yani hevalim hani diyordu ya“ ben olmasam siz aç kalırsınız, iki koyunu güdemesiniz“. Sen de bilirsin ya hevalim bu söylemleri. Gelsin de görsün kim aç kalıyor, kim ayakta o olmadan duramıyor, kim direniyor! Beni fazla konuşturmasınlar. Bilmiyorum hevalim bilmiyorum tek bildiğim „Umut Yolculuğu bu sonuçla bitmemeliydi, ancak bitirdiler. Baktım bakışları nemleniyor, konuyu değiştirdim.
Birbuçuk yıl önce ayrılıp gelmiş dağlardan, söyle böyle derdini anlatacak kadar dil öğrenmiş, çalıştığı iste ustalaşmış, meslek gibi yani, okula gidip ünüversiteyi bitirmek uzun yolmuş, ya ‚kaybederse’! Yok yok bir hayalkırıklığını daha yaşamak istemediğini ve şimdilik akrabaların yanında kaldığını, ev aradığını da ekledi.
_“Ha hevalım şunu da ekle, beni annemin duaları kurtardı, öyle cok ölümlerden kıl payı kurtuldum ki, artık buna kesin inaniyorum“ Bunu diyen yüzünü inceledim, ince bir alay yanında inanmış yanı da hakimdi.
Dilerim tüm anaların duaları çocuklarını korur.
28 / 6 / 2008
Elif ORHAN



Yorumlar (7 gönderildi):
Devamini özlemle bekliyecegim.
Ha ..bu arada umut yolcusu olan DOST a senin araciliginla bir cagrim olacak.
Herkes bildigini anlatmali,yazmali ve halka yansitmali bunlari.
Yansitmali ki;cocuklarimiz bize sorular yönelttiginde onlara cevap verebilmeliyiz.
Halka yansitmali ki;halkimizin icinde bulundugu FELAKET daha uzun surmesin.
Bu halk yarin bizimde yakamiza yapisip hesap soracak.Neden? Neden? Neden anlatmadiniz? diye yuksek sesle soracaklar..
Bu onlarada cevap olmali.
Saygi ve basari dileklerimle....
Anlatilanlari tercume eden ben BU KADAR ACI cekiyorsam,uzuluyor ve gözyaslarima hakim olamiyorsam,bunlari bire bir yasiyan bir insanin ruh halini,acisini tanimliyacak,ifade edecek sözcuk bulmakta zorlaniyorum.
Ve bunlarin yasanmasinda,umuda yolculuk yapanlarin yola cikmasinda,yola cikmak icin karar vermelerinde benim anlatimlarim,kendi capimda katildigim siyasi calismanin ne kadar katkisi olmustur ve tarih önunde ben ne kadar sorumluyum? diye kendime gunlerce sordum durdum.
Bunu kimseyle paylasamamak daha da aci veriyor.
Özgur bir kisilik icindi,özgur bir ulke icindi tum yasananlar.
Sonuc;özgur bir ulke orda kalsin,özgur bir kisiligin dahi gelisimine TAHAMUL edilmedi.
Umudun yitirilmemesi gerek..yasama devam edebilmek,burukta olsa tebesum edebilmek icin..
Evet...bu mucadeleler en degerli olanlarimizi aldi.Onlari hep sevdik,saydik,anilarina sahip ciktik ve cikmaliyiz.
Onlari sevdigimiz icin,anilarina saygi duydugumuz icin mucadeleye gucumuz yettikce asilmali,gercekleri gun yuzune cikarmaliyizki,onlara layik olalim.
Gercekleri gucumuz oraninda,dilimiz döndukce anlatmaliyizki,halkimiz adina tuccarlik yapanlarin gidisine DUR diyebilelim ve bir iki damla murekkep yalamis olmanin geregi olarak halkimiza
verilecek cevabimiz olsun.
Saygilarimla
cocuklarimiz kurtulsun
Yorum yaz