Dicle Can
Hayastan Çocuklarına Ağlıyor Bugün..
Sevgili, bugün insanlık tarihinde insani duyargahlarını yitirmeyen yüreklerin ağladığı ve utanca boğulduğu günlerden biri.. 24 Nisan.
Bu gün, Suriye çöllerine bilinçli olarak sürülen ve yollarda katledilen Hayastan güllerinin zorla yürütülüşünün güncesi olarak düştü tarihin hala kanayan sayfalarına. 24 Nisan’da Ermenilerin binlercesinin avına çıkanlar, Anadolu’da üç ayda “kasap taburları”yla kıydılar, insanlığın belki de en zanaatkar halkına.. Birtanem, bu yüzdendir duygu yüklüyüm. Yaram sızlar bugün..
Bırakma Ellerimi
Gitmeden önce düşünmek artık yüktü bir sevgi hamalı için. Sevgiye hasret kalmanın insanı bitiren yorgunluğu.. Ve ben gittim Hadese.. Araladığında kapısını bana, dondurucu bir ayaza kesmiş gecenin kollarında onu bekleyişimi sürdürüyordum. Bahçemdeki çiçeklerin tanıklığında.. Bir onlar şahitti bana, birde ükem gibi yalnızlığım.. Onun yüzünü gördüm. Durdum, bekledim.. Sırayla geldiler, arkamda bıraktıklarım.. Senin gözlerin geldi ilkin karşıma.. Sana baktım bir süre. Sessiz bir isyanı tetiklercesine.. ...Çoğalarak Geleceğim
Söyle bana! Bu düşlerle gitmedi mi, güneşe gidenlerimiz? Mezartaşları bile olmayan binleri sınırsız göğsünde kucaklayan kürdi topraklar için.. Bu topraklardan taşınan bir kırıntı ve mezartaşsızlarımızın ruhunun gizemi değil mi? Yüreğimin yangınını körükleyen.. ...Su Duruluğuna Karışan Düşler
Patikalardan ilerliyorum, dağların doruğuna uzanırken! Esen rüzgar dağıtıyor saçlarımı!.. Yüzüme savruluyorlar. Benle taşıdığım “torbamdakiler” fırsat bilip çalıyorlar, an’ın kapılarını.. “Haydi” deyip tetikliyorlar, “hatırla bizi”!. Evet, yaşama daha bir tutkuyla bağlandığım unutulmayacak anlarım, unutmadım sizi!.. Zaten hep benimle değil miydiniz?...Ülkemin Çocukları Ağlıyor
Kısa ve kesik kesik soluklanmaların yaşandığı evlerden birinde, bir masum haykırış daha yayılıyor geceye.. Bayramlarda şeker yerine bomba atılan, karanlıklara gömülmek istenen bir tarihin çocuğu olduğundan habersiz!.. Ağlıyor, kara gözlü küçüğüm.. Yastıkların altında gezinen minik elleri, şekerlerini arıyor!. “Dayê min! Li kû ye, şekir ê min?” ...Çiçeklerim Sen Kokuyor
Odamda bekliyorum. Elimde koca bir demet çiçek var, sana sunmak istediğim. Baharlardan topladım. Çiçeklerim sen kokuyor!.. Sense ülkem!. Gözlerin yağmur damlalarıyla belirirken gözlerimin önünde, çıktığım senli düş yolculuklarını anlatmak istiyorum sana!.....Gözlerin Işığım Olsun
Ya sen!.. Sen acı çekmiyormusun sevgili.. Sen değil misin; Amed surlarının dibinde, zift gibi kara lastiklerimize yapışan çamurlarda yürümek isteyen.. Ve bunu düşlerken bile acı çeken.. Sen değil misin, geride bıraktıklarından bir parçayı acıyla koynunda saklayan!. ...Sen Bir Yağmur Damlasına Sığ
Ufukta seni arıyor gözlerim, dingin gecelerin tanyerine evrildiği sabahlara süt bebeklerinin açlık çığlıklarının serenomileri düşerken. Açlığı ve ten kokusunu arayışları soluyor zaman. Sevgiye doymayan bir oburluğa tanıklık etmek istercesine.. Aşkın doruğu yaşanıyor orada, herkes kendi çağında sevgisini tutkuyla bağlı olduklarına aktarırken.....‘Düş’de Olsa, Sevgim Benimdir!
Bazen kaleme sarıldığım zamanlar, sözcükler bir yana düşüyor sen bir yana.. Çizilmiş bir çerçevenin sınırları gibi sınırlarda dolaşmak düşüyor payıma.. Beni, sana anlatmaya çalışırken!.. Ve frenine sonuna kadar basılmış bir araba gibi kendimi dizginleme zorunluluğundayken.. ...Newroz
Bugün Newroz birtanem.. Bugün bayram.. Medlerden günümüze dek süregelen Kürdlerin isyankarlığının, dirilişinin sembolü olan bayramımız!.. Demirci Kawa’nın Ninova’nın tepelerinde tutuşturduğu ateşle başlayan.. Ve onun sarı kırmızı yeşil önlüğünün bayraklaştırıldığı, meşalelerle birlikte zulme karşı yükseltildiği isyan günümüz!.. ...Bilesin!..
Ah sevgili!. Sen benimdin. Ülkemin çocukları masumane dokunuşlarla kendilerini uykunun sıcak kollarına bırakırlarken!. Onlara dokunur gibi sana dokunurken. Ve senin saçlarımı okşayışlarında beni huzura erdirirken.. ...Hakkında
Öncekiler
