Gözlerin Işığım Olsun
Ya sen!.. Sen acı çekmiyormusun sevgili.. Sen değil misin; Amed surlarının dibinde, zift gibi kara lastiklerimize yapışan çamurlarda yürümek isteyen.. Ve bunu düşlerken bile acı çeken.. Sen değil misin, geride bıraktıklarından bir parçayı acıyla koynunda saklayan!.
Gökyüzünde zifiri bir karanlık.. Yıldızlar ışıldıyor sadece.. Ben yokluğunun limanlarında umarsızca gezinirken, kendi kendime ağlıyorum sessizce.. Bir çocuğun masum uyuyuşunu dahi bölmekten korkarak, biraz da ürkekçe.. Kendimi duyguların atmosferinden sıyırmaya çalışıp soluklandığım anlar ise, sessiz çığlıklarımla ulaşmaya çalışıyorum sana.. Şiirlere sığınıyorum, onlar koşuyor imdadıma.. Sonra, gecenin karanlığına okuyorum şiirlerimi..
”...
Al...
Al beni yüreğine..
Gözyaşlarımla bile
Sana hayatı taşırım..”
diye bitiyor son dizelerim. Zaman ve mekan akıp gidiyor ellerimden ve titrek bir mum ışığının aleviyle dansediyorum.. Semaha durar gibi, dönüyorum çelişkilerin girdabında..
“Çok acı çekeceksin” diyor, karanlığın içinden sıyrılıp gelen ve sessizliğin duvarlarını yıkan sesin.. Biliyorum, acıların imbiğinden süzülecek yarınlarım.. Sevmekle başlamıyor mu herşey.. Acıda, sevinçte, heyecanda... Hatta korkularımız esir almıyor mu bizi zaman zaman, en istenilmeyen anlarımızda..
Sevdiğim, ülkemin yaralı gülü.. Acılar içinde değilmiyiz zaten.. Yüzyıllardır kimliğine kavuşmaya hasret ve zulmün kalelerine acılarıyla direnen bir ülkedir anavatanımız!.. Dört parçasının birbirini yaşlı gözlerle izlediği, savaş yangınlarının yüreklere düştüğü, acıya boyanmış bir ülkenin çocukları değil miyiz?. Özümüze ulaşamadan ardımızda bıraktığımız yaşamların, kırık aynadan dökülen parçaları gibiyiz.. Yeryüzünün tüm karelerine dağılan!.. Sürgünlüğümüzün acısı değil mi birtanem, her adımda boğazımıza yumruk gibi oturan.. “Tokluk”lar içindeki “yokluk”ların sancısıdır.. Bizi yeri geldiğinde insanlığımızdan utandıran..
Çöpten yiyecek toplayan ülkem çocuklarını hatırla.. TV ekranlarından unutulmayan karelerdi ve bugün hala yaşanılan.. Onlar yaşamı tutkuyla seviyorlardı, açlığın acısını tutsak edilmiş duygularıyla yaşarlarken.. İnsanlık acı çekiyordu onlar şahsında.. Kirli, parçalanmış ekmeği tutan küçük elleriyle hayatı kovalarlarken!..
Ya sen!.. Sen acı çekmiyormusun sevgili.. Sen değil misin; Amed surlarının dibinde, zift gibi kara lastiklerimize yapışan çamurlarda yürümek isteyen.. Ve bunu düşlerken bile acı çeken.. Sen değil misin, geride bıraktıklarından bir parçayı acıyla koynunda saklayan!.
Ya ben! Ben değil miyim, senle yaşamak isterken yaşamdan geriye kalanları, prangalarını taşımak zorunda olan.. Sevgiliye, ülkeye olan özlemle öksüz bırakılan..
Sözüm sanadır yine sevgili.. Ben senin, beni saran kollarında hazdan eriyorsam, tenim ıslanıyorsa dokunuşlarınla, çekebilirim tüm acıları... Yeter ki sen ol, olabildiğince yanımda.. Ve gözlerin ışığım olsun, karanlıklarda!..
13.12.2007



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz