‘Düş’de Olsa, Sevgim Benimdir!
Bazen kaleme sarıldığım zamanlar, sözcükler bir yana düşüyor sen bir yana.. Çizilmiş bir çerçevenin sınırları gibi sınırlarda dolaşmak düşüyor payıma.. Beni, sana anlatmaya çalışırken!.. Ve frenine sonuna kadar basılmış bir araba gibi kendimi dizginleme zorunluluğundayken..
Sevgiye, sevgiliye ve sevilmeye dair duygular atmosferinin solunamadığı ve sıcacık dokunuşları bütünleyemediği içsel fırtınalar ikliminde, kendimi “cezalandırarak” belki milyonlarca kez “seni seviyorum” demeye adamışım kendimi!.. Yunan mitolojisinde tanrılar tarafından cezalandırılan ve bu yüzden hergün aynı ağır taşı, yuvarlandığı dağın tepesine elleriyle çıkarmak zorunda bırakılan Sisyphon’unki gibi sonsuza kadardır. Bu “cezayı” kendime biçmişliğim!..
Sıyrılamıyorum, sana olan sevgimden. Hele, kıyısında oturduğum gölün yeşile çalan suları ayaklarımın altında uzanıyorken.. Dalıyorum, dalgaların kıyıya vuruşlarına.. Sularla birlikte oynaşan çakılların dansı, küçük kıvılcımlar saçıyor zamanın devingenliğine.. Mutluluk veriyor.. Göl suyunun rengine karışan gözlerini buluyorum orada.. Gülüşüm olan ve seni bana ait kılan.. Heyecanlanıyorum!. Ellerimi uzatıyorum. Parmaklarına dokunmak, küçük öpücükler kondurmak istiyorum..
Ama hayır!.. Olmuyor sevgili.. Gözlerin soğuk bir rüzgar gibi. Ve hırçın, hiddetli... Demir parmaklıklar gibi düşüyor araya. “Niçin”, “neden” soruları bir çember içinde çırpınırken, beynimin tüm kıvrımları duyargahlarını yitiriyor.. Ve ben, hüzün dalgalarına düşüyor, yeniliyorum!.. Soğuk sulara kapılıyorum.. Kollarım kalkmıyor, kulaç atamıyorum.. “Birtanem” deyişindeki sesinin tınılarını duyma beklentisinden sıyrılıp, ağlıyorum!.. Dalından hoyratça koparılmış tomurcuk bir gül gibi, yalın ve umarsız..
Sevmemeliydim belki.. Yeryüzündeki “tanrılara” karşı gelmemeliydim. Gökyüzündeki yıldızlara, fısıldamamalıydım senin adını. Gecenin sonsuzluğa karıştığını düşündüğüm anlarda, bana yoldaş olurlarken.. Karışmamalıydım belki, halkımın özgürlük kavgasına.. Onların düşlerini kendi düşlerimden ayırmalıydım.. Yitirilmeye çalışılırlarken..
Belki hiç anlatmamalıydım sana, hayatımıza sıkışan bir an’da, sende yakaladığım ışığı.. Senli bakışlarımı, senli gülüşlerimi, senli özleyişlerimi.. Dağlarımızı kucaklayışımı..
Yine de dilim varmıyor, “belki”lere evet demeye!. Ben, kendi “cezamı” kendim kabullenmişken, nasıl sitem edebilirim sana ve ülkeme.. Yeryüzündeki tüm insanlar için altınçağı düşlüyorken, nasıl karşı gelebilirim onun gereklerine..
İşte bu sebepledir ki, “düş”te olsa sevgim benimdir.. Bir ömür “seni seviyorum” diyecek kadar..
04.01.2008



Yorumlar (2 gönderildi):
Nasname'de, bir Kürd yazar kadın görmek ne güzel ve sevindirici benim açımdan. Dicle Can KÜRDLER arenasına hoş geldiniz. Sözlerinizde gerçekler, duygularınızda, yaşamak isteyenlerin yaşamama hüznü akıyor kaleminizden. Sen yazar ben okuyucu ''Nasname'' ortak değerlerimiz olsun, hoşça ve selametle kalın.Yazılarınızın devamını dört gözle bekleriz..
İnananlar bile yıllarca gizlediler varlıklarını. İndiler yerin altındaki karanlık delhizlere tanınmamak üzere.
Bir amaç uğruna yok saydılar, güneşin ışıklarını ve başardılar....
Yorum yaz