“AKP’ye Oh Oldu” Mu Demeli?
Öte yandan da bugün, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, Savunma ve Havacılık Dergisi’ne iç ve dış güvenlik konularıyla ilgili değerlendirmelerde bulunarak, Cumhuriyetin kuruluşundan beri din konusunun istismar edildiğini belirtip, “İrticai unsurlar, laiklik karşıtı faaliyetlerini legal oluşumlar vasıtasıyla sürdürmektedirler” diyor. Özcesi, ya bu kafatasçı, militarist ve darbeci koroya katılmak, ya da parti kapatmakla o partiden kaynaklandığı öne sürülen sorunların çözülemeyeceğini söyleyen koromuza güç kazandırmak!… Ya şiddete ve kan dökülmesine tapan vampirler şatosu, ya da her inancın, her düşüncenin, her polikanın yeşerebildiği ve şiddetten arındırılmış özgür fikirler platformu…
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)nin kapatılması için dava açması ve bunun Anayasa Mahkemesi tarafından oybirliğiyle kabul edilmesi, Türk yazılı ve görsel medyasında günlerdir hararetle tartışılıyor. Tıpkı Kürd Sorunu’nda olduğu gibi. Bu konuda da, rejimin borazanlığını yapanlarla demokratik açılımları savunanlar arasında, tehditlere ve aşağılamalara varan bir kapışma sürüp gidiyor. Statükonun şurasından burasınadan rahatsız olan, ama konu askerlere gelince “aman ha!” deyip yan çizen kalemşörlerin de, bu konuda, demokratik açılımları savunanların safında yer aldıkları görülüyor.
Kimileri de, sanki Türkiye’de gerçek bir demokrasi oturmuş ve hukuk sistemi tamamen bağımsız olup, eksiksiz işliyormuş gibi, “Seçmenden yüzde 47 oy alan parti nasıl olur da kapatılmak istenir” diye, şaşkınlık içinde. Esas üzerine gidilmesi ve fikir teatisinde bulunulması gereken kesim de, bu “şaşkın”lar topluluğu olduğu inancındayım.
AKP hakkında kapatma davası açılması ve olaki bu partinin kapatılması, Türkiye’nin siyasi tarihine bir “ilk” olarak düşmeyecektir ne yazık. Aksine, dernek, sendika ve parti kapatma gibi olaylar, cumhuriyet tarihinin nirengi taşlarını oluşturmaktadır. Nitekim DP, TÖB-DER, TİP, TSİP, NİZAM PARTİSİ, SELAMET PARTİSİ, HADEP, EMEKLİ-SEN vb, bu rejime özgü olan siyaset mezarlığında gömülüp gitti... Henüz cumhuriyetin ilk yıllarında bile bu tür örgütlenmelere tehammül edilememiş ve Amele Teali Cemiyeti “yasadışı bulunarak” 1927'nin sonlarında kapatılmıştır. Anayasa Mahkemesinin kurulduğu 1963 yılından bu yana 24 siyasi partinin kapısına kilit vurulmştur. Hamurunun ununu bu tür anti-demokratik uygulamalardan ve suyunu da döktürdüğü Kürd kanından alan bu rejimin, seksen yıllık bir geleneğini görmeyip te, sadece kendisine dokunan bir olayına şaşmak, sadece ve sadece insanî duyarlılığımızın ne denli ham kaldığına delalet edebilir.
Bu tür girişimler sadece bir savcının kişisel insiyatifiyle oluşmaz. Bu olayın kan damarları “cumhuriyet mitingleri” ve “e-muhtıra”sına kadar uzanır... Yalçınkaya’nın bu girişimi, “Derin devlet”in Ergenekon çetesi soruşturmasından duyduğu rahatsızlık ve bu soruşturmanın gidebileceği yerlerle, deşifre edebilceği isimler endişesinden ayrı tutulamamalıdır. Çünkü hatırlardadır. 28 Şubat "postmodern askeri müdahale"si de Susurluk soruşturmasının ertesinde patlak vermişti. Onun ardından da partiler kapatılmış, ama Susurluk kombinezyonu bir türlü çözülememişti... “e-muhtıra”sı da Şemdinli olaylarından sonra verilmiş ve dava yarıda bıraktırlmıştı. Sadece bu değil, davanın savcısı Ferhat Sarıkaya, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın ismini zikretti ve iki astsubayı zanlı gösterdi diye, hem görevden alındı ve hem de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca meslekten ihraç edildi.
Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Şemdinli Davası'nın sanık astsubayları Ali Kaya ve Özcan İldeniz'i suçlu bularak, onlar hakkında 39'ar yıl 5'er ay 10'ar gün hapis cezası verdi. Ama ardından da, bu davada mahkemeye başkanlık yapan İlhan Kaya Bakırköy'e düz hakim olarak postalandı. Büyükanıt’tan “iyi çocuklar” fetvasını alan sanıklar ise, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılarak, görev yerlerine iade edildiler.
Acaba Erdoğan ve AKP kurmayları bütün bu olup bitenlerden bêhaber miydiler? Elbetteki hayır! “Gemisini kurtarana kaptan derler” anlayışıyla sadece kendi paçalarını kurtarmanın derdine düştüler. Ismarlamanın arkasındaki güce göre anayasa maddelerini değiştirip, iktidarlarını sürdürmenin cezbesine kapıldılar. “Kürd sorunu” deyimiyle başlayan, “üst kimlık-alt kimlik” kavramlarını kullanan ve “şeffaf bir demokrasi” vaat eden aynı Erdoğan, sözkonusu cezbenin heyecanıyla, “Sınır Ötesi Operasyon” sırasında “TSK yeni bir kahramanlık örneği sergiliyor” deyip, “Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i” mısralarını içeren, şiirler bile okumağa başladı. Hükümeti eleştirip, anadilde eğitim ve üniversitelerde Kürdoloji bölümleri açılmasını öneren Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu'na verdiği “Türkiye’de sadece Kürtler yok, Çerkezler, Lazlar var, herkes talep edecek, o zaman ne yapacağız?” şeklindeki yanıt da çok kof ve sadece sıradan, düz bir mantığın ürünü olmaktan öte bir şey değildi.
DTP'nin kapatılma davasında sus pus oldular. Hatta Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı DTP'lilerle görüştüğü halde, Erdoğan, “Ben bu ülkenin başbakanı olarak, PKK’yi terörist ilan etmeyenlerle görüşmem” diye caka atıyordu. Kendisince birilerine kendisini aklıyordu. Nitekim Avrupa Adalet Divanı "terör" örgütü PKK'nın, Avrupa Birliği terör örgütleri listesine alınması için yapılan talebi, dün reddetti. Onlarla da mı görüşmeyecek? Yine dün, Türk-İsveç İş Konseyi ve İsveç Ticaret Konseyi'nin ev sahipliğini yaptığı, Stockholm’deki Türk-İsveç İş Forumunda “Siyasette dürüstlük esas olmalıdır” diyebiliyordu. Hangi dürüstlük sayın başbakan?
Ama yine de bizim için sorun, AKP’nin bu yanlışı ya da şu eksiklği değil de, Kemalizm denilen bu anti-demokratik ve anti-Kürd silindirinin parça parça edilerek, hürda mezarlığına atılıp atılmamasına ilişkindir. AKP’ye karşı geliştirilen bu hamle elbetteki sıradan bir olay değil ve biz Kürdlerin de bunu, kendi ulusal demokratik kazanımlarımızı nasıl etkileyeceğini objektif bir biçimde irdeleyerek, tavır koymalıyız.
Bu hamle hiç de öyle gelişigüzel yapılmadı. AKP’yi kapatma davasının hemen arifesinde, Cumhuriyet gazetesinin bu konuyu açıkça işledeği görülüyor. İlhan Selçuk, 7 ve 8 şubattaki köşe yazılarında “Eğer kapatma davası açılırsa, bir de üstüne ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa belki bir umutlar doğabilir yani. Çünkü normal yollardan bunları mümkün değil yani”.... “Belki asker gelirse bir şey olabilir” diyor. Emekli General Doğu Silahçıoğlu da (Ergenekon ve benzeri suç örgütlerine konu olan kitaplarda adı sıkça geçen biri), aynı gazetede ve 3 Mart’ta bir öneri de bulunuyor: “AKP hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Anayasa Mahkemesi'nde dava açmak ve AKP'nin kapatılmasını sağlamak”… Hemen ardından da Danıştay Başsavcısı olan Tansel Çölaşan’ın “27 Mayıs darbe değildi: Halk orduya görev verdi, toplumsal dönüşüm oldu. Her ihtilal darbe değildir, 1960'ta yapılan aslında ihtilal değil, devrim.”... “Menderes, Zorlu Cumhuriyet'e ihanetten yargılanmalıydılar; cezalandırılmaları gerekliydi. Ne oldu, çok güzel bir dönem yaşadık” demesi dikkat çekiyor. Ama bizlerin gözden hiç kaçırmaması gereken bir nokta da, bir zamanlar MED-TV’nin baş aktörlerinden ve Abdullah Öcalan’ın hocası oaln Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün, bunlara arka çıkması ve Deniz Baykal’ı tavırlarından dolayı kutlaması olmalı bence.
Şimdi de aynı koronun üyelerinden Oktay Ekşi, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk`in "Türkiye’de siyasi sürece yargı darbesi yapılıyor" ve AB’nin genişlemesinden sorumlu komiseri Olli Rehn`in de "AB kriterlerinin ciddi ihlali durumunda, Komisyon müzakere sürecini gözden geçirmek zorunda kalabilir." … "Bu evrede Türk anayasasında bir sistem hatası ortaya çıkmıştır. Zaten AB uzun süredir Türkiye’nin bir anayasa reformu yapmasını istemektedir." demelerinden ötürü, edepsizlikle suçlayabiliyor.
Öte yandan da bugün, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, Savunma ve Havacılık Dergisi’ne iç ve dış güvenlik konularıyla ilgili değerlendirmelerde bulunarak, Cumhuriyetin kuruluşundan beri din konusunun istismar edildiğini belirtip, “İrticai unsurlar, laiklik karşıtı faaliyetlerini legal oluşumlar vasıtasıyla sürdürmektedirler” diyor.
Özcesi, ya bu kafatasçı, militarist ve darbeci koroya katılmak, ya da parti kapatmakla o partiden kaynaklandığı öne sürülen sorunların çözülemeyeceğini söyleyen koromuza güç kazandırmak!… Ya şiddete ve kan dökülmesine tapan vampirler şatosu, ya da her inancın, her düşüncenin, her polikanın yeşerebildiği ve şiddetten arındırılmış özgür fikirler platformu…
2008-04-04



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz