"Kürdistan" Sözcüğü, Kemalist Rejim İçin Bir Karabasandır!
Tüm düşmanlık, komplo, saldırı ve engelleme çabalarına rağmen; bu kabartılmış, azdırılmış, galeyan çorbasına çevrilmiş varlıklara ve onların kurumlarına rağmen, Kürdistan gerçeği günbegün kökleşip güçleniyor çünkü. Eninde sonunda yelkenleri suya indirecekler.
Türk basınında dün, dikkatimi hemen çeken ve "Kürdistan forması krizi!" başlığıyla verilen, ilginç bir haber vardı.
Olay şöyle:
İran'ın Urmiye kentinde, Urmiye Spor Müdürlüğü tarafından, 24- 29 Ağustos'ta İran, Türkiye, Azerbaycan, Irak ve Nahçıvan'dan olmak üzere, 5 ülkeden iller karması takımların katıldığı bir futbol turnuvası düzenleniyor. Türkiye'yi Erzurum, İran'ı Urumiye, Azerbaycan'ı Bakü, Irak'ı Erbil (aslında isim Hewlêr’dir) ve Nahçıvan'ı da Nahcivan kentinin karmaları temsil ediyor. İlk günkü toplantıda kuralar çekiliyor, katılacak furbolcuyla teknik direktörlerin isimleri ve formalar belirleniyor. Türkiye'yi temsil eden Erzurum Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'nün karma futbol takımı için, doğal olarak ay yıldızlı kırmızı- beyaz renkli forma belirleniyor. Ama aynı hak, Hewler takımı için abes görünüyor. Onların "Kürdistan" yazılı ve armalı formayla sahalara çıkma istemleri, Erzurum karmasının Teknik Direktörü Aydın Özyıldırım ve Gençlik ve Spor İl Müdürü Fatih Çintımar tarafından protestoyla karşılanıyor. Bu takımla karşılaşmayı redediyorlar.
Spor, onların da kendi yayınlarında ve belgelerinde tanımladıkları gibi, "evrensel kültürün bir parçası, dünyada dili, ırkı, dini farklı insanları birleştiren önemli bir vasıtadır. Dünya barışına katkı sağlayan bir etkinliktir" Sportif ögelerin tümünde dinlenmek, eğlenmek olduğu kadar, aynı zamanda sosyal bir kaynaşma da vardır.
Ama ne yazık, spor için genel kabul gören bu betimlemenin, Erzurum Gençlik ve Spor İl Müdürü Fatih Çintımar’ın gerekçeleriyle hiçbir bağıntısı yoktur. İncilerini şöyle döküyor sayın "müdür": "Turnuvada derece yapmamız çok önemli değil. Biz belki orada birinci de olabilirdik... Iraklı yöneticilerin yaklaşımı ve Kürdistan yazılı formada ısrar etmeleri üzerine Erbil maçına çıkmadık. Beni Urumiye'den aradılar ve durumu anlattılar. 'Kesinlikle oynamayın' dedim... Biz böyle birşeye izin vermedik. Bir Türk takımının Kürdistan formalı takımla müsabaka yapması söz konusu değildir."
Bilindiği gibi, geçen eylul ayın’da, İsveç’te "Viva World Cup" futbol turnuvası düzenlenmiş ve Kürdistan milli takımı da katılmıştı. Ne formasını ne de ismini sorgulayan olmuştu. Çintımar gibi bürokratlarla "mehmetcik" kafalı gazetecilerin bu tür densiz tavır ve söylemleri, kendiliğinden gelen ve bireysel olan bir olgu değildir elbet. Bu, sistemin ve devletin resmi ideolojisinin ürettiği bir düşünce tarzıdır. Kendi ırkı ve milliyetinden olmayanlara tehammülü olmayan ve onları red eden faşist ideolojilerin bir türevidir. Bu ilk değildir. Nitekim, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın resmi davetlisi olarak, geçen Mart ayında Türkiye’yi ziyaret eden Irak Cumhurbaşkanı sayın Celal Talabani, Türk işadamlarıyla Cam Köşk’te buluşurken, toplantıda "Kürdistan" dedi diye, Türk basını tarafından pot kırmakla suçlandıydı.
ABD Başkanı George Bush tarafından, Ekim 2005’te, "Kürdistan bölgesel hükümetinin başkanı'' sıfatıyla ve "Irak'tan, Kürdistan bölgesel hükümetinin başkanı Barzani'yi Oval Ofis'te ağırlamak benim için bir onur'' sözleriyle karşılanan, Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) lideri Mesud Barzani için, Türk basınında kullanılmadık edepsiz sözcük kalmadı nerdeyse. Türkiye’deki Hükumet sözcüsü bile bu koroya katıldı bir ara. Çünkü kendi kırmızı çizgilerinden başka bir gerçeği görmek istemiyorlardı. Subay ve askerlerinin başına, Kürdistan’ın Süleymaniye şehrinde, ta 4 Temmuz 2003’te, çuval geçirilmesi bile onlara ders olamamış ne yazık...
"Kürt" sözcüğünün geçtiği her şey onları cin çarpmışa dönderiyor. Kürtçeye "dil" demeğe dilleri varmadığı için, "yerel ağız" icadını kullanıyorlar. "Kürt Sorunu" deyimi onlar için sövgüyle eşanlamlıdır. Değişimi, gerçeği hep yadsıyorlar. Kürdistan, hem bölgede ve hem de dünyada artık kabullenen bir gerçeklik olamasına rağmen, adını duymaya bile dayanamıyorlar. Kürtlerin de diğer halklar gibi bir "varlık" sahibi olma realitesi, onları çileden çıkarıyor. Aynı nakaratı devam ettiriyorlar. Onlar hâlâ "Türkiye hem kara, hem de hava sahasının kullanılmasına izin vermezse, ABD’nin güneyden başlatacağı bir operasyonda sizi Saddam’dan kim koruyacak? Bilmiyor musunuz, ilk fırsatta sizi vuracaktır... Yine çil yavrusu gibi dağlara kaçıp, yine sıkışınca bize, İran'a sığınmayacak mısınız? Daha önce kendi başınıza ne yaptınız da şimdi yapabileceğinizi zannediyorsunuz?"(1); "Savaşın sonucu ne olursa olsun Irak'ta Kürtleri zor günler bekliyor. Özerk veya federal, kendi ülkesine karşı düşmanla birlikte savaşmış olmak, kolay affedilir bir ‘‘suç’’ değil."(2); "Bir tek kuzeyde bazı Kürt grupları, ABD kuvvetleri ile beraber, Saddam kuvvetlerine karşı mücadele ediyorlar. Onların da hesabı belli. Harp sonrası pastadan pay almak. Federatif devlet içinde yer almak veya müstakil bir kürt devleti kurmak- Buna ne biz ne de İranlılar izin vermez. Yani ABD, bir kere daha kürtlere kazık atacak."(3); "Barzani ve Talabani hala İngilizlerin oyununa geliyor. 1920'lerde oynanan oyun yine oynanmak isteniyor. Biz oyunu bozmalıyız." (4) uykusundalar galiba. Hayal içinde olsalar gerek.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğu Ergil, bu saldırganlığın kendini "sürekli olarak bir güvenlik tehdidi" altında görmekten kaynaklandığını vurgulayarak, her ne kadar bu tepki "Kuzey Irak"taki gelişmelere karşı gibi gösterilse de, aslında kendi "Kürt halkımızdan çok büyük kuşku duyduğumuzu gösteriyor" diyor. Ve bunun da gelişmelere ayak uydurmağa engel oluşturduğunu belirtiyor.(5) Bu belirlemeden üç ay sonra ünlü New York Times gazetesi şu vurgulamayı yapıyor: "Türk liderlerin Irak'ın geniş özerkliğe sahip Kürt bölgesinin artan kendine güveni ve görece refahından duyduğu rahatsızlık da artıyor. Bu bölge bir gün bağımsızlık ilan ederse, Türkiye'deki Kürt nüfusunun da bu örneği takip etmesinden korkuyorlar."(6)
Bu zevatı boşboğazlık eden kof adamlar olarak görmekten öte, insanlığa sırtını dönmüş, hiçbir kimseye güveni olmayan, kendisinden daha güçlü olana kulluk ve daha zayıflısına da barbarlık eden, gece-gündüz komplo ve provakasyonlar peşinde olan darbeci devşirme bürokratlar olarak görmek daha doğru olacaktır. Bunlar, yaşamlarını hep generallere yaranmakla tüketirler. Darbe hayalleriyle uyuyup, yeni komplo teorileriyle uyanırlar.
Örnek mi gerekiyor?
Seçimle Danıştay Başsavcısı olan Tansel Çölaşan 27 mayıs askeri darbesini ve darbecilerin hukukunu savunarak, Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın idam edilmiş olmasından memnuniyetini şöyle dile getiriyor: "Cumhuriyet'e ihanetten yargılanmalıydılar; cezalandırılmaları gerekliydi. Ne oldu, çok güzel bir dönem yaşadık". Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, internette bulunan ses kaydında, Cumhurbaşkanı seçiminin TBMM'de birinci turunun yapıldığı günü ve Genelkurmay'ın verdiği muhtırayı kastederek, 'O gece huzur içinde uyudum' diyor. Bu kafatasçı, darbeci ulusalcıların önemli yayın organlarından biri olan Türksolu dergisi de, 32nci sayısının başyazısında aynı temayı işleyerek, "Ordu, tıpkı 28 Şubat’ta olduğu gibi bir müdahale ile, gerekirse 28 Şubat’tan daha sert bir uygulama ile sürece ağırlığını koyup bu planı bozmalıdır. ... Ordu müdahale etmek zorundadır ve etmelidir" diyerek, feryatlarını duyuruyor. Bu bürokrat takımınn tipik özelliği, kendilerine çıkar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak, dalkavukluk ve şaklabanlık yapmaktır... Bu özelliklerine huluskâr, densiz, yağcı, yalaka, yalpak, kemik yalayıcı gibi sıfatları eklemek de, yetmeyecektir onları tasvir etmeğe...
Türkiye’de, ordunun üstünde bir kuvvet olmadığından da, aklı selim bir devlet adamı çıkıp da "sizin üzerinize mi kalmış?" diyebilmemektedir. Onların mavalıyla konuşan devlet adamları(!)ysa, açık arttırmalara katılan simsarları hiç aratmamaktadır. Onun için, dün, kendi devletlerinin sözde en zirvedeki devlet adamına bile ''Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün maç için Ermenistan'a gitme niyetini ifade etmesi, tarihi bir gaflet ve ihanettir'' diyebilen, MHP Grup Başkanvekili ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ı hiç yadırgamadım. Yalnız Şandır’ı değil, hiçbirini yadırgamıyorum artık. Çünkü Ergenekon ortada...
Tüm düşmanlık, komplo, saldırı ve engelleme çabalarına rağmen; bu kabartılmış, azdırılmış, galeyan çorbasına çevrilmiş varlıklara ve onların kurumlarına rağmen, Kürdistan gerçeği günbegün kökleşip güçleniyor çünkü.
Eninde sonunda yelkenleri suya indirecekler.2008-09-03
Stockholm
1) http://www.atin.org/detail.asp?cmd=articledetail&articleid=350
2) Fatih ALTAYLI, Hurriyet, 2003.04.02
3) Ahmet Çavuşoğlu, Güneş, 2003.02.27
4) Özgür Politika, A. Öcalan, 2002.10.13
5) http://www.yenisafak.com/arsiv/2002/aralik/08/gundem.html
6) New York Times, Başyazı, 2008.03.01



Yorumlar (3 gönderildi):
netırse bıra netırse
iro ji dijmın ma dıtırse
em xewn heşyarbun
bıra dıjmın bıtırse
em huşnabın xeberdıdın
raşyi çiye em we dıdın
ji bo gel rabe ser xu
dınya ra bextawari bıdın
Jı bo vé nıvisar(meqale)a te yé héja ez spasıya xwe péşkéşi te dıkım. Hemın ez ji jı dıl u can bawer dıkım ku wé rojek weré texté zordar u zordestan texté zalım u stemkaran texté faşist u kemalistan dé sernıxun u hılbıweşé.
Hemın ez yeqin dıkım dı néz de wé roja KURDISTANé pére ala rengin béte der. Lé belé dı bawerıya mın de şertek jı vé cejna piroz re heye bı gotınek di jı bo vé xewna gıranbıha re bedelek péwıste. Écar pırsa mın eve
Gelo ma çı péwıstıya me bı zımané dıjmın heye? Çıma herkes bı tırki dınıviséné? Çıma nıviskarén me hewl nadın bı kurdi bınıvisın? Gelo evé kengé çé bıbe? Gelo tarixa nıvisandına bı kurdi lı cem we dıyare u em pé nızanın? Ma ku yén wek we nenıvisın yén wek me wé çawa fér bıbın? Ma KURDISTAN bé kurdi dıbe ? ? ? ?
"Kürdistan" Sözcüğü, Kemalist Rejim İçin Bir Karabasandır! Eré raste naxwe em ji lıgel te dıbéjın bıji KURDISTAN her wıha em dıbéjın her bıji zımané KURDİ. Wesselam.
Yorum yaz