Demokratik Özerklik mi, Kemalist Özerklik mi?
M. Kemal’in ilan ettiği “Cumhuriyet” demokartik olmadığı gibi, BDP’nin, M. Kemal’den ilham alarak ilan ettiği “Özerklik” de demokratik değil, Kemalisttir. Dolayısıyla, “Demokratik Özerklik” yerine “Kemalist Özerklik” kavramının daha yerinde olduğu muhakkaktır.
Abdullah Öcalan: Bugün Mustafa Kemal'in egemen kıldığı ideoloji tasfiye oluyor
Bugün 35 ile 40 milyon civarındaki nüfusuyla dünyada devleti olmayan tek ulus olan Kürdler, Güney Kurdistan’da çok önemli bir merhaleye gelmiş durumdalar. Çok yakın bir gelecekte resmi olarak devletleşeceklerini, başta Türkiye, AB ve ABD olmak üzere dünya devletleri tarafından tanınacaklarını ümit ediyorum (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/9524.html). Türkiye, İran ve Suriye’de yaşayan Kürdler de kendi kendilerini yönetme arzularını yüksek sesle dillendirmeye başladılar. Bu yönetim biçiminin ne olacağını (Eyalet mi olur, başka bir yönetim şekli mi olur) bir bütün olarak Kürdler, dünya gerçeklerini de göz önünde bulundurarak, zamanla referandum yoluyla karar verecekler.
Türkiye’deki Kürdlerin en fazla 5’te birini temsil eden BDP, veya başka bir Kürd grup, ortaya atılıp bütün Kürdler adına karar veremez. Bu konuda çalışmalar yapabilirler, Kürdlere öncülük edebilirler, çeşitli girişimlerde de bulunabilirler ama Kürdle adına nihai karar verme hakkına sahip değildirler. Çoğunluğu “Kemalist Kürdler”den oluşan BDP, Kürdler için değil, Kemalizmi koruma ve kollama refleksiyle hareket ediyorlar. Bunu, “Eş Serok”ları Abdullah Öcalan’ın (diğer “Eş Serok”ları M. Kemal’dir) daha birkaç ay önce sarfettiği “Biz ne federalizm istiyoruz ne konfederalizm (ozerklik) istiyoruz. Ayrı bir devlet de istemiyoruz. Bir devlet verseler de kabul etmeyiz” (http://www.nasname.com/tr/8436.html) ve benzeri sözlerinden anlıyoruz. Aşağıda başka örnekler de vereceğim.
“Demokratik Özerklik ilanı” sürecinde, meseleyi bir oldu-bittiye getirmeleri, kendileri dışındaki bütün Kürdleri saf dışı bıraktıkları gibi kendi aralarında bile tam bir mutabakata varamamaları, bu konuda bir iki cılız ses çıkartan Elçi ve Tan gibi bazı zevatın adeta burunları sürtülerek “hizaya sokulmaları” “Cumhuriyeti ilan” sürecinde çeşitli entrikalara başvuran M. Kemal’den esinlendiklerini akla getiriyor (aşağıda aktaracağım tarihi bilgiler ne demek istediğimi izah edecek). BDP’li Bengi Yıldız’ın, Özerkliğin ilan edilmesinin zamanlamasıyla ilgili tartışmalara karşılık verdiği “Bu Mustafa Kemal’in ‘İsmet, yarın sabah cumhuriyeti ilan edeceğiz’ demesi gibi bir şey” cevabını tesadüfen değil, bilinçli olarak verdiği anlaşılıyor (Radikal, 17 Temmuz 2011; http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1056608&CategoryID=78).
M. Kemal’in ilan ettiği “Cumhuriyet” demokartik olmadığı gibi, BDP’nin, M. Kemal’den ilham alarak ilan ettiği “Özerklik” de demokratik değildir, Kemalisttir. Dolayısıyla, “Demokratik Özerklik” yerine “Kemalist Özerklik” kavramının daha yerinde olduğu muhakkaktır.
“Eş Serok” A. Öcalan’ın “Bugün Mustafa Kemal'in egemen kıldığı ideoloji tasfiye oluyor” (http://www.youtube.com/watch?v=mB5pWJY8u84) derin endişesinden yola çıkılarak ilan edildiği anlaşılan “Kemalist Özerklik”in amacı, Kürdleri oyalamaktan; değişen dünyayla birlikte dönüşüme uğrayan Turkiye’de ciddi manada güç kaybeden, can çekişen, bitkisel hayata bağlanmış durumda olan Kemalizm’i Derin Devlet’in desteğiyle Kürdistan’da canlandırıp hakim kılmak, Kürdler’e zorla kabul ettirmekten başka birşey değildir.
Bu uzunca girişten sonra biraz daha uzun detaya geçelim... “Demokratik Özerklik” fikrini “Demokratik Konfederalizm” etiketiyle ortaya atan Abdullah Öcalan’dır. Hatip Dicle, Öcalan’ın emriyle bunu siyasi bir program haline dönüştürdü (http://guncelyorum-canadil.blogspot.com/2011/01/demokratik-ozerklik-uzerine-1.html ve devamı; Özgür Gündem’in 12-21 Ocak 2011 tarihleri arasında yayımlandı). Cengiz Çandar, kaleme aldığı “Dağdan iniş-PKK Nasıl Silah Bırakır? Kürt Sorunu’nun Şiddetten Arındırılması” başlıklı raporda Demokratik Özerklik hakkında şu bilgileri aktarıyor (http://www.tesev.org.tr/UD_OBJS/PDF/DEMP/Dagdan%20Inis-Son%20Hali-web.pdf):
“Abdullah Öcalan’ın 2004 yılında yazdığı ‘Bir Halkı Savunmak’ adlı kitapta ortaya attığı Demokratik Konfederalizm ilkesi çerçevesinde örgütün yeniden örgütlendirilmesiyle kurulmustur. Öcalan tarafından gelistirilen Demokratik Konfederalizm konsepti, bir yandan ulus-devlete (C. Akbay’ın notu: Bağımsız Kürdistan’a) bir alternatif, diğer yandan da Orta Doğu’da sorunların çözümü için bir model olarak önerilmistir” (s. 75).
Mustafa Karasu: Mustafa Kemal’de ve kuruluş felsefesinde Kürt inkarcılığı yoktur
Çandar’ın, aynı raporun 33. sayfasında, Öcalan’ın ağzından aktardığı aşağıdaki ifadeler, Demokratik Özerklik’in Kemalizm ideolojisinin ruhuna bağlı kalınarak geliştirildiğini gösteriyor (“Demokratik Özerklik”in aslında “Kemalist Özerklik” olduğu iddiası destekleniyor):
“Öcalan, PKK’nin 2005’teki ‘Yeniden İnşa Kongresi’ne gönderdiği ve ‘demokratik konfederalizm’ tezini islediği Politik Rapor’da –elbette bu rapor, PKK’nin ideolojisi ve siyasi programı haline gelmistir- ‘(Türk yönetimi) ikinci bir Irak istemiyorlarsa, demokratik çözüm ve barış üzerinde ciddiyetle durmaları gerekir. Bu çözümün Mustafa Kemal Atatürk’ün özgürlük yaklasımının gerçekçi bir uygulamasına ters düşmediğini iyi bilmek gerekir. Atatürk’ün özgür Kürt yurttaşlığına ve kendi ortaklaşa veya ayrı demokratik organlarına düşman olduğunu, Kemalizm’in Kürt düsmanlığı demek olduğunu iddia etmek, milliyetçi tuzaklara düsmek anlamına gelir’ demiştir.”
Çandar, “PKK’nin ideolog yöneticilerinden” biri olarak takdim ettiği Mustafa Karasu’nun da Kemalizm konusunda Öcalan’la aynı görüşte olduğunu söylüyor. Raporun 34. sayfasından aktaracağım aşağıdaki satırlar Karasu’nun, Kemalizm’in güncellenmesi gerektiğine inandığını, “Demokratik Özerklik”i de Kemalizm’in güncelleşmiş versiyonu (yani “Kemalist Özerklik”) olarak gördüğünü gösteriyor:
“Mustafa Karasu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) kuruluş yıldönümünde yaptığı açıklamada, ‘Kemalizm’in güncellenmesi’ gereğinden söz etti. Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) Behdinan çıkışlı haberinde yer alan açıklamasında Mustafa Karasu şöyle demektedir: Kemalizmin güncellenmesi derken 1920-1924 arasındaki 1. Meclis’ten, bu Meclis’i oluşturan yaklaşımdan söz edilmektedir. Çünkü 1. Meclis Kürtleri, Lazları, Çerkesleri ve birçok kesimi kapsadığı gibi, bu yıllarda Mustafa Kemal çeşitli konuşmalarında Kürtler için muhtariyetten söz etmiştir.”
Çandar’ın, aynı yerden devamla Karasu’dan aktardığı şu ifadeler, Karasu’nun hem M. Kemal’e olan derin aşkını hem de “Kemalist Özerklik” konusundaki net görüşünü gösteriyor: “Bu aslında günümüz ölçülerinde güncelleştiğinde, siyasal olarak Demokratik Özerkliğe tekabül etmektedir. Bu açıdan o dönemin güncelleşmesi önemlidir. Öte yandan 1920’de Türkiye’nin kuruluşunda rol alan Mustafa Kemal’de ve kuruluş felsefesinde Kürt inkarcılığı yoktur (...) Mustafa Kemal bir Kurtuluş Savaşı önderidir (...) Bu yönüyle o dönemdeki zihniyetin, pratiğin güncelleşmesi aynı zamanda Kürt Sorunu’nun çözümü anlamına gelmektedir.”
80 binden fazla Dersimli Kürd’ü kimyasal silahlar dahil insanlık dışı yöntemlerle imha ettiren M. Kemal'dir
Karasu, Şeyh Said, Menemen ve benzeri olaylarda kullandığı entrikalarla birçok Kürd liderini katlettirerek tasfiye eden; Takrir-i Sükun’la milyonlarca Kürd’ü susturan; İstiklal Mahkemeleri’yle binlerce Kürd’ü idam ettiren; Şark islahat Planı’yla Kürdleri asimile eden; Mecburi İskan’la onbinlerce Kürdü sürgünde sefalete mahkum ettiren; Kemalist inkılaplarla, özellikle Kürdçe eğitim veren Medreseleri tasfiye ve alfabeyi değiştirmekle Kürd Dili ve Kültürüne ağır darbeler indiren; bütün bunlarla tatmin olmayıp, çocuk-ihtiyar, kadın erkek demeden 80 binden fazla Dersimli Kürd’ü kimyasal silahlar dahil insanlık dışı yöntemlerle imha ettiren M. Kemal için “Kürt inkarcılığı yoktur” diyebiliyor.
“Vazifemiz Türk vatanı içinde Türk olmayanları behemehal (mutlaka) Türk yapmaktır. Türkleri ve Türklüge muhalefet edecek anasırı (ırkları) kesip atacağız. Ülkeye hizmet edeceklerde her şeyin üstünde aradığımız Türk olmalarıdır” diyen ırkçı M. İsmet’in (İnönü) (1925’te Türk Ocakları’nda yaptığı konuşmadan)” ve “Bu memleketin efendisi Türk’tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır” diyen faşist Mahmut Esat’ın (Bozkurt) (1930 Ağrı İsyanı akabinde, seçim bölgesi Ödemiş’te yaptığı konuşma) M. Kemal’in en yakın mesai arkadaşları, Kürdleri inkar, asimilasyon ve imhada ortakları olduğunu unutmayalım.
Öcalan, Karasu ve benzeri Kemalist Kürdlerin iç dünyasını az-çok bilenler, Karasu’nun, “O dönemdeki zihniyetin, pratiğin güncelleşmesi” ifadesiyle M. Kemal’in o dönemdeki inkar, asimilasyon, kültürel soykırım zihniyetinden ve toptan imha/katliam pratiğinden zerre kadar rahatsız olmadığını rahatlıkla görebilir. Bunun bir adım ötesi, Hitler gibi “Bütün enerjimi Atatürk'ten alıyorum; O'nun hayatı bizim feyizli ışığımızdır” demektir; ki buna çok yakın ifadeler kullanıyorlar zaten.
Aysel Tuğluk: Mustafa Kemal bir mucizedir, ölümsüzdür
Demokratik Özerklik bildirisini okuyan Aysel Tuğluk’un da bilinçli ve “Kemalist Özerklik”in ruhuna uygun olarak seçildiği anlaşılıyor. Tuğluk’un, M. Kemal’i ve Kemalizm’i kutsama bakımından Karasu’dan bir-iki adım önde olduğunu söyleyebiliriz. “Kurtarıcı motif, tarihsel imge Mustafa Kemal ve onun tarihsel eylemselliğinin büyüklüğü kendisini gösterdi ve gösterecek. O bir mucizedir, ölümsüzdür. Uluslaşmada temel direktir” sözleriyle M. Kemal’i ilahlaştırıyor adeta (Radikal, 27 Mayıs 2007; http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7097).
Bu yazıdan yaklaşık bir sene sonra kaleme aldığı “Geri dönüş” başlıklı yazısında Tuğluk’un, 28 Şubat Cuntası’nın başlattığı sermaye ve başörtüsü düşmanlığını kutsadığına; sivil hükümeti devirmek için Ergenekon Çetesi adına hareket eden Ergenekoncu Medya’nın pompaladığı “Korku imparatorluğu” propagandasını sahiplenerek dehşet telallığı yaptığına; “Ilımlı İslam ve Gerici Güçler”e (yani, iktidardaki sivil hükümete, dini cemaatlere ve tarikatlara) karşı mücadele için Kemalistlerin gönüllü tetikçiliğini yapmayı kabul ettiğine; Cumhuriyet'in kazanımlarının (yani yukarıda saydığım inkar, asimilasyon ve imha politikalarının) bitirilmesi ve Kemalizmin tehlikede olmasından dolayı çok üzüntü duyduğuna şahit oluyoruz (Radikal, 3 Şubat 2008; http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7948).
Kürdlerin menfaati için çabalayan bir Kürd siyasetçiden çok “Kemalizm Muhipler Cemiyeti” üyesi edasıyla yazan Tuğluk’un sözkonusu yazısından bir bölümünü tekrar hatırlatmak istiyorum (“*” ile işaretlediğim cümleleri birkaç defa okumanızı istiyor, yorumunu engin anlayışınıza bırakıyorum):
“Adına yeşil sermaye dedikleri bu çevreler, işyerlerinde ve ticaret ilişkilerinde karşılıklı ‘selamünaleyküm’ diyen bir diyalog oluşturup Kemalizmin ‘günaydın’ terimini batıl ilan etti*. Devamını herkes biliyor; belediyeler, Refah Partisi ve AKP... Belediyelerden AKP'nin yüzde 47'sine gelen süreç apayrı ele alınması gereken bir konu. Bunu geçiyorum. Bir iddiayla devam ediyorum; birkaç kıyı şeridi il hariç, önümüzdeki birkaç yılda Anadolu'nun şehir ve kasabalarının çoğunda modern hayata dair birçok davranış ve eğlence kültürü kendisine yer bulmakta zorlanacak*.”
Aysel Tuğluk: Kemalistler "gerici güçler"e karşı bizlerin desteğini aramalıdırlar
“Kemalistler, sol, muhalif ve aydın çevreler Kürtlerle uzlaşmanın kaçınılmazlığına inanıyorsa, ılımlı İslam denilen ve aslında ne olduğu, nasıl tanımlanacağı çok da belli olmayan ve tamamen ‘imparatorluk’ güçlerinin imalatı bu projeye karşı modern aklın ve demokratik kültürün birbirini kabul eden zemininde buluşabilmelidir*. Taktiksel bir ilişkiyi kastetmiyorum; Cumhuriyet'in kuruluş sürecindeki tarihsel deneyimden de yararlanarak, yeniden bir ortaklık kurulması gerektiğinden söz ediyorum*. Cumhuriyet'in savunucuları olduklarını iddia edenler gerçekten samimilerse Kürtlerle (C. Akbay’ın notu: kendilerini, yani “Kemalist Kürdleri” kasdediyor) hesaplaşmaktan vazgeçip, kendileriyle hesaplaşacağı aşikâr gerici güçlere karşı Kürtlerin desteğini aramalıdır*… Cumhuriyet'in kazanımları Türk-İslam karışımı bir milliyetçilik/dincilikle bitirilmek isteniyor*. Kemalizm eğer Cumhuriyet aydınları tarafından sol ve demokrat yorumla güncelleştirilebilseydi bunun önüne geçilebilirdi.*”
Aysel Tuğluk’un bu son cümlesinden şunu anlıyoruz: Cumhuriyet aydınlarının aciz kaldıkları Kemalizm’i güncelleştirme işini, ilan ettikleri “Kemalist Özerklik” ile kendileri, yani Kemalist Kürdler yapacak. “Kemalist Özerklik” ile, Kürdlerin refah seviyelerinin yükseltilmesi değil, Kemalizm’in Kürdistanda canladırılıp, fırsat doğduğunda, oradan tekrar bütün Türkiye’ye hakim kılınması hedeflenmektedir. “Kemalist Özerklik”e en büyük desteğin Ergenekoncu Medya’dan, özellikle de daha bir-iki sene önce “hedefimiz, Barzani’nin, askeri ve ekonomik hedefleridir. Amacımız, oradaki ‘Kürt rüyasını’, ‘Türk kâbusuna’ çevirmektir” gibi kışkırtıcı, istilacı ve ırkçı sözler sarfeden Ertuğrul Özkök’ten gelmesi bundandır (19 Temmuz 2011; http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=18287365&yazarid=10&tarih=2011-07-19).
Birkaç yıl önce, PKK’nin “derin-TSK destekli Dağlıca Saldırısı” bahane edilerek, Güney Kurdistan’ı işgal etmesi için TSK’yı kışkırtan; saldırıyla hiçbir ilgisi olmadığı, aksine şiddeti eleştirdiği halde, PKK'nin bitirilmesi için Barzani'nin Abdullah Öcalan'ın yanına, yani İmralı Adası'na, hapsedilmesini teklif edecek kadar küstahlaşan Neokon Çetesi’nin (detaylı bilgi için http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/1522.html ve benzeri yazılara bakılabilir) bugün “Türkiye'nin doğusundaki Kürt kalkışmalarını, Kürtler'in medeni hakları için yeniden ele almak”tan bahsetmesi (bunu “Kürd Sorunu’nu kendi lehimize kurcalayalım” şeklinde anlayınız) de aynı sebeptendir (http://tr.danielpipes.org/9675/hirsli-turkiye).
“Kemalist Özerklik” bir Derin Devlet projesidir
Ergenekon Davası ile iyice köşeye sıkışan Ulusal Derin Devlet, Uluslararası Derin Devlet’in desteğiyle, “Kemalist Özerklik” kisvesi altında direnmeye devam edecek. Yani Derin Devlet ve tetikçileri, cepheyi bütün Türkiye sathından Kürdistan hatına kaydırmış durumdalar. Diyarbakır Zindanı’ndaki işkenceleriyle; OHAL’deki insanlık dışı uygulamalarıyla; “faili malum” cinayetleriyle; inkâr, asimilasyon ve imha politikalarıyla kan kusturdukları, hayatlarını zehir ettikleri Kürdleri kendi pis oyunları için kullanmaya, Sivil Anayasa ile sistemin demokratikleşmesine engel olarak Kürdlerin kazanımlarına darbe vurmaya devam edecekler. PKK’nin “derin-TSK destekli Silvan Saldırısı”nın Derin Devlet destekli olduğuna inandığım “Kemalist Özerklik” ilanının aynı güne denk gelmesi tesadüf olamaz.
Kemalist Kürdler, “Eş Serok”ları M. Kemal’den aldıkları enerji, Ulusal ve Uluslararası Derin Devletler’den alacakları destekle “Kemalist Özerklik ” adı altında Kemalist Kürdler Saltanatı’nı kurabilseler kısaca şu icraatlarda bulunacaklar (“Cumhuriyet” adı altında Kemalist Saltanat/Diktatörlük kuran M. Kemal’in icraatlarından esinlenecekler elbet): “Takrir-i Sükûn Kanunu” ile Kürdistan’daki medya dahil bütün muhalefet susturulacak. M. Kemal’in “kan ile yapılan inkılâplar daha muhkem (sağlam) olur. Kansız inkılâb ebedileştirilemez...” direktifi doğrultusunda “İstiklal Mahkemeleri” kurulacak, muhalif Kürdler darağaçlarında sallandırılarak imha edilecekler.
“Diyarbakir Suikastı” (İzmir Suikastı’ndan esinlenecekler) ve “Şemdinli Olayı” (Menemen Olayı’ndan esinlenecekler) gibi entrikalarla, kıyıda köşede kellesini bir şekilde kurtarıp ayakta durabilen muhalif Kürdler ya tamamen susturulacaklar, ya sürgüne gönderilecekler, ya da köleleştirilecekler. “Şapka Kanunu” ile, poşudan şalvara kadar Kürdlere has bütün giysiler yasaklanacak, Kürdlere zorla fötr şapka giydirilecek; giymeyenler “Kemalist Özerklik”e muhalefetten idam edilecekler. Kürdlerden topladıkları paralarla “KarBank” (İş Bankasi’ndan esinlenecekler) kurulacak, Kemalist Kürdler zenginleşecek, geride kalan Kürdler ise sırtlarında binbir yama ile sefalet içinde yaşamaya devam edecekler. Liste uzayabilir, kısacası, M. Kemal’in Cumhuriyet’in ilk kuruluş döneminde yaptıkları “Kemalist Özerklik”te Kemalist Kürdler tarafından tekrar hayata geçirecek.
Mustafa Kemal: ihtimal bazı kafalar kesilecektir
"Yaptığım, yapacaklarımın teminatıdır" sözünden esinlenerek "M. Kemal'in yaptıkları, Kemalist Kürdler'in yapacaklarının teminatıdır" diyebiliriz. İsterseniz, "Kemalist Özerklik" ilan eden Kemalist Kürdler'in adeta ilahlaştırdıkları "Eş Serok"ları M. Kemal'in demokrasi anlayışını, muhalifleri tasfiyede kullandığı kanlı yöntemleri ve "en büyük eseri" olarak sunulan "Cumhuriyet"i nasıl entrikalarla ilan ettiğini kısaca bir daha hatırlayalım:
“Saltanatın kaldırılma teklifi Meclis'e geldi. İki kişi açıkça muhalefette bulunarak padişahlığı müdafaa ettiler. Bunlardan biri sonradan Mustafa Kemal'i öldürmek istediği için İzmir'de idam olunan (C. Akbay’in notu: muhalifleri tasfiye için uydurulan “İzmir Suikastı” entrikasindan bahsediliyor) Lazistan Milletvekili Ziya Hurşit’tir. Teklif ‘Teşkilat-ı Esasiye, adliye ve Şer'iye encumenlerinden mürekkep’ bir karma komisyona verilmişti. Komisyonda hemen medrese başını doğrulttu. Saltanat Hilafetten ayrılabilir miydi, ayrılamaz mı idi? Mecliste doğrudan doğruya oylarını göstermeyenler işi bir teoriler çıkmazı içine saplamak istiyorlardı.”
“Mustafa Kemal'in Meclis'e karşı ikinci açık diktası (C. Akbay’in notu: Atay tevazu gösteriyor, M. Kemal hemen hemen bütün kararlarını açık dikta ile kabul ettirirdi) bu encümende olmuştur. Dinleyiciler arasında idi. Önündeki sıraya çıkarak yüksek sesle haykırdı; ‘Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından ilim icabıdır diye müzakere ile verilmez. Hakimiyet ve saltanat kuvvetle, zorla alınır. Türk milleti bu hakimiyeti kendi eline zorla almıştır. Şimdi bu millete saltanatı bırakacak mısın diye sorulmaz. Mesele emr-i vakidir (oldu bittidir) ve behemehâl (mutlaka) olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi böyle tabii görürse muvafık (uygun) olur. Yoksa hakikat gene usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.’ Karma komisyon üyeleri bu ‘izahat ile tenevvür ettiklerini’ söyleyerek işi kısa kestiler.” (Çankaya, F.R.Atay, İst.1969, s. 339).
“Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu” kitabının yazarı Lord Kinross, aynı olayı aktarırken şu ilavelerde bulunuyor: “Bu bir şiddet tehditi demekti. Gazi arkadan uzun uzadıya birtakım ‘bilimsel’ açıklamalarda bulundu (....) Gazi, ad okunarak yoklama teklifine karşı çıkarak, ‘Buna hacet (ihtiyaç) yoktur, memleket ve milletin bağımsızlığını sonuna kadar koruyacak temel ilkeleri Yüksek Meclis'in oy birliğiyle onaylayacağını sanırım’ dedi. Başkan kanunu oya sundu, oy birliğiyle kabul edildiğini söyledi. Yalnız menfi bir ses işitildi: ‘Ben muhalifim!’ Bu ses: ‘Söz yok!’ sadalarıyla boğuldu." (L. Kinross, s. 418-19) (“Kemalist Özerklik”in ilan ediliş tarzına itiraz eden fakat daha sonra “hizaya getirilen” Tan ve Elçi gibilere bir mesaj var burada).
Kemalist Kürdler’in “Kemalist Özerklik Meclisi”ni nasıl işletecekleri hakkında bir fikir sahibi olmak için M. Kemal’in Meclis’i nasıl işlettiğine bakalım: “Vaktiyle ‘Roman’ adlı kitabımda ‘Geziciler’ ismini verdiğim, o (M. Kemal) ne derse ‘evet’, neyi istemezse ‘hayır’ diyen, pek azı sevgi, bir çoğu menfaat duygusu ile onun şahsına bağlı bir takım da vardır. Silahlıdırlar. Meclis'in içinde de bir çeşit ‘müfreze’ halindedirler (...) (M.Kemal’in) Kendisine has bir reisliği vardı. O zamanlar takrirlerin oya konmadan önce reis tarafından açıklama yapması adetti. Mustafa Kemal'in açıklaması öyle olurdu ki, takririn kabul mu, yoksa red mi edilmesini istediği anlaşılırdı. Bir defa böyle takrirlerden birini oya koydu, beklediğinin aksi çıkınca: “Lütfen ellerinizi indirir misiniz? Galiba eyi izah edemedim” dedi ve yeniden red kararı istediğini hissetirerek izah etti.” (Çankaya, F.R.Atay, İst.1969, s. 362).
Mustafa Kemal: demokrasi aptal kişilerin yönetimidir, tek sağlıklı hükümet tarzı diktatörlüktür
Kemalist Kürdler’in örnek aldığı M. Kemal’e göre demokrasi aptal kişilerin yönetimidir: “Bir akşam Meclis oturumundan sonra geç saatte örnek çiftliğe döndü; meb'uslar o gün her zamankinden de fazla güçlük çıkarmışlardı. Kurmayları holde ateşin yanında toplanmışlardı. İçeri girer girmez M. Kemal politikacıların fesatligi yüzünden kasırga gibi patladı: Demokrasi çok kişinin, ama zihni karmaşık, aptal kişilerin yönetimiydi; tek sağlıklı hükümet tarzı tek adamın mutlak hükümranlığıydı. Ansızın Halide Edip'e dönüp ‘Siz ne düşünüyorsunuz?’ (dedi)” (Bozkurt, H.C. Armstrong, Arba Yayınları, 1996, s.120).
Devamını Halide Edip Adivar’in kaleminden takip edelim: “O günlede bir akşam Mustafa Kemal Paşa çiftliğe geldi. Uzun uzun konuştuk. Pek dediğini anlamadım. Bana sordu: ‘Doğru değil mi, hanımefendi?’ ‘Dediginizi pek anlayamadım, Paşam.’ ‘Yanıma geliniz anlatayım.’ Yanındaki sandalyeye oturdum. O da bu defa fikrini çok açık olarak anlattı ve bunu şu kelimelerle belirtti: ‘Şunu demek istiyorum: Herkes benim verdiğim emri yapmalıdır.’ ‘Simdiye kadar Türkiye'nin kurtuluşu ve iyiliği için böyle yapmamışlar mı?’ ‘Ben hiçbir eleştiri, hiç bir fikir istemiyorum. Yalnız emirlerimin yerine getirilmesini.’ ‘Benden de mi, Paşam?’ ‘Sizden de.’ … Gerçi M. Kemal Paşa'nın istediğini tehditle isteyeceğini biliyorsam da, bunu beni tehdit için söylemediğine emindim.” (Türk'ün Ataşle imtihanı, H.E-Adıvar, 1973, s.139-140).
Bengi Yıldız’ın hatırlattığı M. Kemal’in şu meşhur “İsmet, yarın sabah cumhuriyeti ilan edeceğiz” hikayesini, Kemalist Kürdler’in “Kemalist Özerklik”i ilan etmek için esinlendikleri “Cumhuriyet’in İlanı” entrikasını da hatırlayalım isterseniz (Bozkurt, H.C. Armstrong, s. 167-169).
“...Mebuslar bir biri ardına Rauf'a katıldılar. Mustafa Kemal'i açıkça eleştiriyorlardı. Onu çok yakından tanıyorlardı. O yönetmeye uygun biri değildi. Böyle birinin yönetimi altında hiçkimse güvenlikte olamazdı. Ayrıca Mustafa Kemal kimdi ki, böyle bir kuvveti göstermek istiyordu? Zaferi kazanmak için onlar da ellerinden geleni yapmamışlar mıydı? Ermenileri bozguna uğratıp Rusya'yı bir anlaşma yapmaya zorlayan Kazım Karabekir değil miydi? Mustafa Kemal tehlikeden tamamen uzak Samsun ve Sivas'ta Padişah'ın yaveri gibi davranıp, siyaset yaparken, İzmir civarında Yunanlılara karşı direniş örgütleyenler Refet ve Rauf değiller miydi?”
“Mustafa Kemal'in Meclis'te sahip olduğu çoğunluk yavaş yavaş erimeye başladı. Azınlığa düşmeden yeni partisinin kuruluşunun yetişeceği umuduyla Meclisi feshetti ve yeni seçimleri yaptırdı. Yeni Meclis, eski yıkıcılık ve düşmanlıkla açıldı. Onun emirleri doğrultusunda oy kullanmıyordu... Fevzi, ordunun son askerine varıncaya değin bir bütün olarak onun yanında olduğunu garanti ediyordu; askerler maaşlarını ve tayinlerini aldıkları ve iyi muamele gördükleri sürece ne yaptığına aldırmayacaklardı. En büyük muhalifi olan Rauf, K. Karabekir, Ali Fuat ve Nureddin şu sırada tesadüfen Ankara'nın dışındaydılar (...)”
M. Kemal, Cumhuriyeti entrika ile ilan etti
“Cumhuriyeti ilan edecek, kendisi de cumhurbaşkanı ve yasal önder olarak secilecekti. Ancak özgür bir oylamada Meclis bunu asla kabul etmeyecekti. Meclis'i bu kararları almaya kendisinin sevk etmesi gerekiyordu. Küçük bir siyasal entrika tasarladı; bir bunalım yaratacak ve bundan yararlanacakti... Hükümet üyelerini Çankaya'daki evine bir akşam yemeğine davet etti. Gelecekteki yönetim biçimi hakkında, tek tek her bakanın meclise karşı sorumlu olduğu ve sürekli olarak mebusların eleştiri sağanağı ile mudahelelerine maruz bulunduğu mevcut sistemin yetersizliği hakında uzun uzadıya tartıştılar. ‘Meclis'e bir ülkenin bu şekilde yönetilemiyeceğini göstermeliyiz’ dediğinde epey içki içmiş bulunuyordu; ‘Siz Heyet-i Vekile, yöneten siz olmalısınız, Mebuslar şimdi yaptıkları gibi size rahatça müdahale edememelidir.’ Hepsi de mebusların bitip tükenmeyen eleştirilerine ve denetimine karşıydılar.”
“‘Yarın hepinizin istifa etmenizi istiyorum’ diye sözüne devam etti. ‘Meclis'ten yönetimi devralmasını ve hükümeti kurmasını isteyeceğim. Teklifleri ne olursa olsun, yeniden görev almayı reddetmeniz ve işleri elinizden geldiği kadar güçleştirmeniz gerekiyor. Bundan sonra Meclis'in nasıl bir karışıklık içine düşeceğini birlikte seyredeceğiz. Göreceksiniz, çok kısa zamanda hepimizin geri gelmesini isteyeceklerdir.’ Ertesi gün hükümet istifa etti ve Meclis yeni bir hükümet kurmak için çalışmalara başladı. Rauf'un, muhalefet liderlerinin olmayışı nedeniyle, mebuslar kendi aralarında anlaşamıyorlardı... İki gün sonra Mustafa Kemal, bu kez birkaç yakın arkadaşını akşam yemeğinde sofra başında toplamıştı. Aralarında İsmet, Fevzi ve Kemaleddin de vardı. Bu kargaşayı onlara anlatırken gülümsüyordu.”
“Planı yürümüştü. Hükümet hala kurulmamıştı. Mecliste entrika ve kargaşadan başka birşey yoktu... Ansızın ‘Buna bir son vermenin tam sırasıdır’ dedi. ‘Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğim. Bu, bütün güçlüklerin çaresi olacak’... Meclisin giriş bölümünde, yeni kabineyi oluşturmaları için seçtiği arkadaşlarını topladı- bütün muhalifleri dışarda bırakmıştı- ve toplantı salonuna girip kürsüye çıktı... ‘Sistemi değiştirmeliyiz, Türkiye'nin Cumhuriyet olmasına, başında bir Cumhurbaşkanı olmasına karar verdim.’ Meclis bu anı bildiri karşısında şaşkına döndü. Yetkilerini Mustafa Kemal'e sadece geçici bir bunalımı çözmek üzere bir hükümet kurması için devretmislerdi. Oysa yeni bir yönetim biçimi ilan ediyordu... Artık kabul etmekten başka çareleri kalmamıştı.”
Meclis'in %40'ı oylamaya katılmadığı halde Cumhuriyete ilan edildi, M. Kemal hem Cumhurbaşkanı, hem Bakanlar Kurulu, Meclis ve Halk Fırkası'nın başkanı oldu
“Mebusların %40'ı oylamaya katılmadığı halde Türkiye'yi Cumhuriyete dönüştürecek olan İsmet ve Mustafa Kemal'in hazırlamış olduğu tasarı yasalaştı ve Mustafa Kemal ilk Cumhurbaşkanı seçildi (29 Ekim 1923). Bu oylamayla M.Kemal yasal egemen olmuştu. Artık başbakanı ve bakanları atama yetkisine sahip olan Cumhurbaşkanıydı. Ayrıca Bakanlar Kurulu'nun, Meclis'in ve Halk Fırkası'nın da başkanıydı. Bundan başka Başkumandan'dı ve orduyla halkı avucunda tutmaktaydı.”
“Hükümet yanlısı gazeteler- diğerleri sansürler susturulmuştu- bütün Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanından kaynaklanan sevinç konusunda ateşli makaleler yayınladılar. Gercekteyse Türk köylüsü ve kasaba halkı için bu olay kahvelerde bir sohbet konusu olmaktan pek öteye geçememişti. Neredeyse açlık sınırında yasamaktaydılar. İlgi alanları yaşamın temel güçlükleri... küçük dükkânları, vergi memurlarının rusvetçiliği, oğullarının askerden sağ dönüp dönmeyeceği... gibi konulardı...”
Aktarılacak çok şey var ama yazı her zamanki gibi oldukça uzadı; bir noktayı daha yazıp sonlandırayım.
Seçim öncesi “Ya rabbi… Kürt Sorunu’nun çözümünde demokratik özerklik için bize yardım eyle" diye dua eden Altan Tan, “Tek taraflı olarak özerklik ilan edilmesinin zamanlama ve yöntemine karşı çıktım (…) Meclis'te gidip bunları konuşmadık, daha yeni anayasa yapılacak, onun için önerilerimizi götürmedik. Bunları yapmadan tek taraflı özerklik ilan etmeye karşı çıktım, aceleci buldum” sözleriyle “Kemalist Özerklik”in ilan şeklinden rahatsız olduğunu dışa vurmuştu ama aradan bir gün geçmeden itirazından çark etti.
Sert çıkışları ve cesareti ile birazcık Ali Şükrü Bey’i andıran Altan Tan’ı, “ihtimal ki bazı kafalar kesilecek” diyen birisi mi susturdu, yoksa tarihi iyi bilen kendisini Ali Şükrü Bey’in akıbeti mi korkuttu? Ali Şükrü Bey, bilirsiniz, M. Kemal’in en şiddetli muhaliflerindendi. M. Kemal, Ali Şükrü Bey’i ortadan kaldırmak için tetikçi olarak Topal Osman Ağa’yı tuttu (Kemalist Kürdler’in Topal Osmanları çoktur). Ali Şükrü Bey ortadan kaldırılınca sıra tetikçiye gelmişti. Osman Ağa, M. Kemal tarafından harcanacağını öğrenince Çankaya Köşkü’nü bastı.
Kürdler, M. Kemal’in milletin başına ördüğü çorapların, onun takipçisi Kemalist Kürdler tarafından kendi başlarına örülmesine asla müsaade etmeyecekler
“Yedi düveli dize getiren kahraman” M. Kemal, bu baskından kadın kılığıyla, yani Latife Hanım'ın çarşafına girip kaçarak hayatını kurtarabildi (http://www.candundar.com.tr/_old/index.php?Did=8646). M. Kemal’in adamları tarafından yaralı olarak ele geçirilen Osman Ağa kafası kesilerek infaz edildi. Yoksa halde M. Kemal’in tetikçisi olduğunu mahkemede itiraf edecekti. Gerçi itiraf etseydi de, bütün ipler M. Kemal’in elinde olduğu için, birşey degişmiyecekti ama en azından tarihe not düşülmüş olacaktı. Daha sonra idama mahkum edildiği için başsız cesedi mezardan çıkartılarak ayaklarından darağacına asıldı.
M. Kemal’den sonra hem dünya değişti hem de Türkiye çok değişti. Hatta, M. Kemal mezarından dirilip gelse, eski alışkanlıklarını bugün yapmaya çalışa, büyük ihtimalle soluğu Ergenekoncular’ın tutuklu bulunduğu Silivri’de alacaktır. Onun için Kürdler, Ali Şükrü Beycilik oynayan Altan Tan ve benzerleri gibi tırsmayacaklar; Kemalist Kürdler’in tehditlerine ve kirli entrikalarına karşı susmayacaklar, dik duracaklar. M. Kemal’in milletin başına ördüğü çorapların, onun takipçisi Kemalist Kürdler tarafından kendi başlarına örülmesine asla müsaade etmeyecekler.
22 Temmuz 2011



Yorumlar (13 gönderildi):
gördüm,yaşadım
Karar vermem için zamana ihtiyacım var,bilim ve siyasi denklem adına..
Abd desteginde son zamanlarda guclenen gulen cemaati ve akp tc'deki iktidari ele gecirmeye basladigindan beri benzer gayet olumlu ifadeler cemaat ve tayyip icinde kullanildi ama hic bir faydasi olmadi. Inkar ve zulume devam dedi her ikiside.
Yani burada onemli olan ne dendigi degil ne demek istendigi ve neye ulasilmak istendigi onenlidir. Yoksa hem ordu hemde gulen cemaati ve akp gayette kemalistlerdir. cemaat ve akp ye biraz din tozu katilmistir o kadar. en son silvan olayinda oldugu gibi hemen akp, chp ve mhp aninda bir araya gelebilmisleridir. Sizin ve kurt islami cevrelerinin dustugu en buyuk hata budur. turkun islamcisinin kemalist olmadigini zanetmenizdir. En nihayetinde hem cemaat hemde akp 1980 fasist kemalist darbesinin urunleridirler..
Herkesin bir iki dakika ayirip bu ibretlik kisa videoyu dinlemeli. M. Kemal'in ve kemalist cellatlarinin zulmunu bir daha hatirlamali.
Nasnameden isteğim; Bu tür güncel ve güzel yazıları uzun süre manşette ve mümkünse birinci sırada tutması.
Ve okuyuculardan da ricam, bu güzel yazıyı çevrelerine, özellikle Kürt gençlerine tavsiye etmeleri.
(Emre Akoz, Sabah, 26/7/2011; http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/akoz/2011/07/26/pkkbdp-artik-bir-burjuva-hareketidir)
Geçenlerde "Koltuk Talebi" başlıklı kısa bir yazı daha yazmıştım. Ancak yer yokluğundan sayfaya girememişti.
Ekranda ve radyoda da dile getirdiğim bir fikrin yazıya dökülmüş haliydi... Şöyle:
Kürt/PKK sorununa, "terör olayı" demek nasıl eski paradigma ise, "isyan" demek de eski paradigmadır.
Silahlı mücadele yanlısı bir avuç okumuşun; yoksul köylülere, işsizlere ve güçsüz aşiretlere dayanarak başladıkları harekette, bugün Kürt burjuvazisi ciddi bir yere sahiptir.
Dolayısıyla sosyalizmden alınmış kavramlar söylemden (laftan) ibarettir. Bu olay bir "Kürt Ulusalcılığı" hareketidir.
Artık mesele, "Ezilmeyelim" çığlığı değil, "Biz yönetelim" talebidir. Amiyane tabirle arkadaşlar koltuk istiyor.
***
Neşe Düzel'in BDP milletvekili Bengi Yıldız ile yaptığı söyleşiyi okusanız, yukarıda söylediklerimin neredeyse kelimesi kelimesine ifade edildiğini görürsünüz. (Taraf, 25 Temmuz)
Ben bu söyleşinin birkaç noktasına değineceğim. İmkanı olanlar lütfen internetten o söyleşiyi bulup tamamını okusun.
Çünkü gerçekten "zihin açıcı" bir konuşma... Kürt ulusalcı hareketinin nasıl akıl yürüttüğünü apaçık ortaya koyuyor.
***
Örneğin benim önemsediğim bir meseleyi Neşe Düzel, Bengi Yıldız'a soruyor: "Siz bütün Kürtleri temsil ediyor musunuz?"
Nasyonalist (milliyetçi/ulusalcı) hareketler, "ulus/millet" adını verdikleri bir halkın/kitlenin tamamı adına konuşurlar ve onun bütününü temsil ettiklerini iddia ederler.
Türkler bu ideolojik meşrulaştırma mekanizmasını çok iyi tanır:
Atatürk tamamen kendi düşüncesinin sonucu olan bazı kararlar alır... Sonra da bunları "Millet böyle istiyor... Ben milletimin arzusunu yerine getiriyorum" diye savunurdu.
***
Bakın Bengi Yıldız o soruya nasıl cevap veriyor:
"Kürtlerin tamamını temsil etme meselesi, oy oranı itibarıyla değildir. Bu mücadeleyi yürütenler... Bu yapının tamamı... KCK, PKK, DTK ve BDP... Biz Kürtlerin yüz yıllık arayışının ifadesiyiz."
Sonra da Kemalist metinlerde sıkça karşılaştığımız bir iddia ile taçlandırıyor bu temsil fikrini:
"Bir toplumun dili, onun bilinçlenmiş aydın kesimidir. O kesim halk adına, o halkla birlikte, o halk için o mücadeleyi yürütür."
Düşünce sistematiği ve tutarlılık açısından gülünç bir durum:
Bir yandan, "demokratik özerklik" dediğin düzeni yüzde 50 oy aldığın yerlerde uygulayacağını söylüyorsun...
Ama "Kürtlerin ne kadarını temsil ediyorsun" diye sorulduğunda, aniden aritmetiği bir yana atıp, ideolojik bir gerekçe öne sürüyorsun.
***
Neyse... Bildiğiniz gibi benim bir iddiam daha var: Bu hareketin kullandığı sosyalist söyleme aldanmamak gerek.
Mademki "ulusalcı" bir hareketle karşı karşıyayız... Onun ardında Kürt burjuvazisinin bir bölümü yer almakta.
Bakın Düzel'in "Demokratik özerkliğin olduğu iller devletten yardım alacak mı, yoksa tamamıyla kendi yağıyla mı kavrulacak" sorusunu Bengi Yıldız nasıl cevaplıyor:
"Merkezin pozitif ayrımcılık yaparak orayı desteklemesi gerekir. Yani Ankara'ya vergi vermemesi ama devletten yardım alması lazım".
***
Vergi, mühim meseledir! Günümüzde vergi kelimesini duyduğunuz an, arkasında bilhassa işadamlarını yani burjuvaları aramalısınız.
Bengi Yıldız'ın dile getirdiği "Biz vergi vermeyelim ama Ankara bizi desteklesin" talebi, bir kısım Kürt burjuvazisinin arzusudur. (Bana inanmayan has bir Kürt burjuvası olan Altan Tan'a sorabilir.)
Siyasi açıdan ise önce federasyon, ardından mümkünse bağımsızlık hedefini Ankara'ya finanse ettirme çabasıdır. Yalan mı?
(Ahmet Altan, Taraf, 26 Temmuz 2011)
Neşe Düzel’in Bengi Yıldız’la yaptığı söyleşi bence tarihe geçecek.
Düzel, Yıldız’la yaptığı konuşmada uzun zamandır tartışılan “özerklik” meselesini somuta getiriyor.
Özerklik konusundaki “somut” gerçeklik ise koskoca bir boşluk...
Yıldız’ın “özerklik” meselesini anlatmak için “iyi” bir isim olmadığını söyleyenler var.
Eğer o “iyi bir isim değilse” BDP’liler neden onu iki seçim arka arkaya aday gösterip, DTK’ya temsilci olarak gönderdiler?
Sorun Yıldız’la ilgili değil.
Ben size çok net söyleyeyim, PKK’dan, KCK’dan, DTK’dan, BDP’den kim “iyi” isimse o gelsin, Neşe’nin sorduğu soruların aynısına, üstelik o soruları da iyice çalışıp cevap versin.
O sorulara “somut” biçimde cevap verebilecek bir tek kişinin bile çıkabileceğini sanmıyorum.
Çünkü ortada, sağlam bir zemine dayanan “somut” bir plan yok.
Yıldız’ın “sınırlarını” çizdiği “Kürdistan” bölgesindeki 23 ilin seçim sonuçlarına baktık.
Bunlardan yedi tanesinde BDP’li bağımsızlar birinci parti, “Kürdistan’ın” geriye kalan 16 ilinden 14 tanesini AKP kazanmış, birer ili de CHP ile MHP almış.
BDP’lilerin birinci parti olduğu bu yedi ilden de sadece beşinde oyları yüzde elliyi geçmiş.
Anlayacağınız, “özerklik” ilan etmek için ortaya koyulan “yüzde elliden fazla oy” tarifine uyan sadece beş il var Kürdistan’da.
Bizzat Yıldız’ın sınırlarını çizdiği Kürdistan bölgesinin “dörtte birinden bile az” bir rakam bu.
Şimdi asıl sorun da bu, “programına demokratik özerkliği” koyduğun halde Kürdistan dediğin bölgenin sadece yedi ilinde birinci parti çıkabildiysen, nasıl olacak da bütün Kürt halkının temsilcisi olarak “Demokratik Özerk Kürdistan” ilan edebileceksin?
PKK’nın da, KCK’nın da, DTK’nın da, BDP’nin de bilinçli bir şekilde “belirsiz” tuttukları “özerklik planının” arkasında bu zayıf temel var.
Zaten bence PKK’nın şiddetini ve tehdidini arttırmasının nedeni de, taleplerini sağlam siyasi bir temele oturtamaması, Kürtlerden ve “Kürdistan’dan” istediği siyasi desteği bulamaması.
Siyaset yolu açık, programına “demokratik özerkliği” koyan bir parti “bağımsız” adaylarla da olsa seçime giriyor, neden Kürdistan’ın desteğini kazanamıyor?
Buna hemen “yüzde on barajı desteğimizi eksiltti” diye cevap verileceğini biliyorum.
Ne kadar eksiltti?
Demokratik özerkliği aslında isteyen Kürtler, “baraj” yüzünden mi bunu savunan partiye oy vermedi, baraj yüzünden vazgeçiyorlarsa gerçekten istiyor sayılırlar mı?
Daha fazla adam öldürüp, savaşı daha fazla kızıştırıp, daha fazla tehdit ederek bu sorun çözülmez.
Bu yanlış siyaset de bir sonuç getirmez, aksine zarar verir.
Demokratik özerklik talebi bence de doğru bir talep, sadece “Kürdistan” için değil bütün Türkiye için de uygulanmalı.
Ekimde anayasa görüşmeleri başlayacak, acele “özerklik” ilanları, asker kaçırmalar, baskınlar yoluyla değil de parlamentoda “meşru ve somut” önerilerle anayasa görüşmeleri sırasında gündeme getirilirse, bu ülkede “demokratik özerklik” sadece Kürtlerden değil Türklerden de destek bulur.
Neden “demokratik özerkliği” görüşmeyle, tartışmayla, anayasayla değil de “silahla” almak gerekiyor?
“Türkler bize bunu vermez” diyorsanız, bunun cevabını zaten ekimde başlayacak tartışmalarda göreceğiz, bu telaş niye?
“İki dillilik”, “anadilde eğitim”, “demokratik özerklik”, bunların hepsi anayasa görüşmelerinde gündeme gelecek, gerçekleşme ihtimali de yüksek, niye bütün ülkeyi yakacak, insanları öldürecek bir savaşa kendimizi mecbur bırakalım; haa, çok istiyorsanız, bunlar anayasada yer almazsa, gene savaşırsınız ama iki üç ay sabredilir, silahlar susturulursa belki de kimse ölmeden bunlar gerçekleşir.
Bir duralım, siyasete, anayasaya, parlamentoya bir şans verelim, bakalım iktidar “artık iyi niyet yok” türünden anlamsızlıklarını mı sürdürecek yoksa çağdaş bir anayasayı ortaklaşa yapmaya mı yanaşacak, onu bir anlayalım.
Planı, haritası, tarifi olmayan “muğlâk” taleplerle savaşı sürdürüp insanları öldürmektense, üç ay bekleyip sorunları çözmeyi barış içinde siyasetle denemek çok mu akla, mantığa, vicdana aykırı?
Kürt politikasının “iyi” isimlerinden biri, buna “somut” bir cevap verebilir mi acaba?
Kemal Agabey'in duru$unu, bari$ anlayi$ini takdir ediyorum. $iddetin cozum olmadigina inaniyor. "silahlar susmali" diyor, hakli. "silahlari guvence olarak gormek yanli$" diyor, hakli. Elimizdeki silahlar Kemalist rejimi alt etmeye yetmez, $imdiye kadar yetmedi, 300 sene ugra$sak da yetmeyecek. Elimizdeki silah Kemalist rejimi daha da guclendirmeye, barbarla$tirmaya ve i$ledigi cinayetleri me$rula$tirmaya yariyor.
Bircok defa yazdim, gene yazayim. Kaybettigimiz 50 bin insanimizin sadece 1000 ki$isi sivil itaatsizlik yontemini kullansaydi ve hepsi bu yolda olseydi, bugunkunden daha iyi konumda olurduk. 49 bin insanimiz da sag olurdu. Kimisi politikaci, kimisi ogretmen, doktor, vali, hakim, savci vesaire olarak Kurdlere hizmet edecekti. Ama Ocalan Pol Pot gibi egitimlilere du$man, istemiyor. Hem kendisi hem de "patron" devletle bir olup ne kadar egitimli Kurd varsa ortadan kaldirdilar.
Ocalan'in Medyasi aciktan, Ergenekoncu Medya da caktirmadan Kemal Agabey'e "giydirmeye" cabaliyorlar. $imdiden AK Parti'ci ilan ettiler. Oysa Kemal Agabey bari$ istiyor, AK parti ile bari$ haricinde fikren uyu$tuklari cok alan yoktur. Kemal Agabey solcudur, sosyalisttir, AK Parti dindardir, muhafazakardir. Ben de dindar bir Kurd oldugum halde sosyalist Kemal Agabey'e saygi gosteriyorum, duru$unu, bari$i sevi$Ini seviyorum.
Apocu Medya'nin butun saldirisina ragmen Kemal Burkay Ocalan ve avanesiyle yumu$ak dil, bari$ dili kullaniyor. Iyi de ediyor. Ben $ahsen Ocalan'in ihanetinden dolayi ona yumu$ak davranamiyorum, ele$tirmeye devam edecegim. Kemal Agabey, agabeylik yapmali, toparlayici olmali, ki oyledir.
Turkiye'ye Ho$ Gittin Kemal Agabey. $iir'den anlasam bir $iir yazardim ona, ugra$tim ama beceremedim.
Guzel gunler gelecek, cook guzel gunler. Bundan 10 sene once hayal etmedigimiz guzel geli$meler oluyor bugun; 10 sene sonra da bugun hayal etmedigimiz guzel geli$melere olacak.
Bir roportaj icin kaynaklarimi tararken Musa Anter'in (Ape Musa'nin) Mem u Zin filmi munasebetiyle ba$indan gecen "Kurdce islik" hatirasini anlatiyor (http://www.youtube.com/watch?v=SXm0ts7-GH4&feature=related). $Oyle diyor:
"“1943 yilinda Istanbul Dicle Talebe Yurdu Muduru idim. Birgun iki polis beni ikinci subeye goturduler. Iceri girer girmez uc bes polis ve komiser bana saldirdi. Tekme, tokat, kufur binbir para. Sebebini sordum. Komiser ‘Ulan hain oglu hain, kusurunu bilmiyor musun?’ ‘Yok’ dedim. Komser: ‘Radyonuz yok mudur?’ ‘Var’ dedim. ‘Peki, plak, pikabiniz da yok mu?’ ‘O da var’ dedim. ‘Peki, it oglu it! Bu kadar guzel Turkce plak varken, ne bok yemege yurtta Kurdce islik calisiyorsun?’ Iste biz buradan geliyoruz aziz Turk ve Kurd gencleri. Simdi ayni Istanbul’da meshur Kurd klasik destanindan esinlenerek Mem u Zin filmini cekiyoruz ve Turkiye Cumhuriyeti Basbakani, gala gecesine tebrik mesaji yolluyor, Turkiye Insan Haklari Vakfi da bana yaptigim hizmetten dolayi plaket veriyor."
Oldurulmeden birkac ay once, yani $iddetin, irkciligin had safhada oldugu 1992'lerde sarfediyor bu sozleri. Kazanimin degerini bilen bir ruh haline sahip, gercekci. Bugunku bunca kazanima ragmen "neyimiz var" diyen Kurdlere ders olacak bir tavir. Bununla yetiniyor mu? Elbette ki hayir, sadece her gelen gunun gecmi$ten daha guzel olacagini soyluyor. Sadece soylemiyor, soyledigine inaniyor. Hatta ayni yerde bir adim daha ileri gidip, belki bir cogumuzun dikkat cekmedigi $u ifadeleri de kullaniyor:
"Oyle dusunuyorum ki, bundan bin yil once nasil ki biz Turk kardeslerimizi Kurdistan’da musluman edip terbiye etmissek, hatta Selcuk Han’i bile sunet edip adini degistirerek Muhammed yapmissak bugun de yine Kurdler Turkiye’ye ve Turklere demokrasiyi getirecegiz.”
Muthi$ bir ileri goru$luluk. Ocalan dahil butun beceriksiz PKK ileri gelenlerinin yerinde bir Ape Musa bir Kemal Agabey olsa bu mesele $imdi coktan cozulmu$tu.
Ape Musa'nin bu sozu bana Ustadim Bediuzzaman Said Kurdi'nin ta 1910'larin sonunda soyledigi $u ifadelerini hatirlatiyor (bu ifadeler, bugunun butun Kurd ve Turk'lerin, ozellikle siyasetcilerin, Ba$bakan ve bakanlarin mutlaka okumasi gereken Munazarak isimli eserinde geciyor):
“Tarif ettiğin meşrûtiyetin (parlamenter demokrasi) ne miktarı bize gelmiş ve niçin bütün gelmiyor?” Bu soruya su guzel ve mujdeli cevabi veriyor: “Ancak on kısımdan bir kısmı size gelebilmiş. Zîrâ sizin şu vahşetengiz (vahşet dolu), cehâletperver (bilgisizliği koruyup yetiştiren) husûmetefzâ (kin besleyen) olan sarp dağ ve derelerinizdeki vahşet ayılarından, cehâlet ejderhasından, husûmet (düşmanlık) kurtlarından bîçare meşrûtiyet korkar, kolaylıkla gelmeye cesâret edemez. Eğer siz tenbel kalıp da onun yolunu yapmazsanız, tenbellik etseniz, yüz sene sonra tamamen cemâlini göreceksiniz.”
Kurdistan’da cereyan eden vahset, cehalet ve husumet ve biz Kurdlerin tembelligi demokrasinin bize gelmesini engelledi ama Ustad’in “100 sene sonra” dedigi 1910-11’lerde demokrasi guzel yuzunu gosterecektir insaAllah.
Bu ara Ape Musa'nin Ustad Bediuzzaman ile olan hatiratinin bir kismini da hatirlatmak istiyorum (http://www.nasname.com/tr/1116.html):
“1945 te İstanbul'da da bir mahkemesi vardı. Kayınpederim Abdurrahim Zapsu'nun hem hemşerisi hem de birinci dünya harbinde Bitlis cephesinde birlikte savaştığı ve Ruslar'a sir düştüğü arkadaşıydı… Bir akşam yemeğine kendilerini evime davet ettim. İstanbul'daki tüm seçkin Kürt din adamları da gelmişlerdi. örneğin şeyh Şefik Arvasi, şeyh Eminzade, Bitlisli Şeyh Mustafa, Abdulhakim Arvasi'nin oğlu Kadıköy müftüsü Meki Arvasi, Cemalettin Arvasi gibi... Yemekten sonra bölgemize ait semaverli çay faslı başladı. Topluluk çok güzel dini ve ilmi sohbetlere başlamıştı. O vakit Saidi Nursi garpte oturuyor ve müridlerini coğunlukla Türkler oluşturuyordu. Sohbetinden anladığım kadarıyla, çabası bu insanları doğru yola sevkedip cennet yapmak olduğu idi. O vakit patavasız bir delikanlıydım… konuşmalara tahamülüm kalmamış olacak ki, birden bire ve biraz da patavatsızca Bediüzzaman'a şöyle dedim. ‘Muhterem Hocam, çocukluğumdan beri duyduğum ve tüm Kürdlere sempatik gelen adınız Melaye Saidi Kurdi idi. Şimdi her gün Türkler sizi oradan oraya sürüyor, hapsediyor, mahkemelerde süründürüyor. Ama siz hala Türkleri cenette götürme çabası içindesiniz. Bu nasıl iştir anlamadım.’”
“Tabi anlatmam ve sohbetimiz Kürdçe idi. Birden bire o nur ve ilim fışkıran gözlerini bir projektör gibi bana çevirdi. Tatlı bir tebessümle: ‘Ev kiye Abdurrehim?’ (bu kimdir, Abdurrahim?) diye sordu. Kayınpederim de: ‘Seyda, xort zavayê mın e.’ (genc benim damadimdir, Ustad) dedi. ‘Wey, kurrê min, ka were ba min’ (Yanima gel evladim) deyip beni yanına çağırdı. Oturdum. Elini boynuma sardı, beni öptü ve şunları söyledi: ‘Kurrê min, hin zaroyi, tu nizane ez çi dikim. Bixwîn e û ulm hin bike.’ (Evladim, siz cocuksunuz, ne yaptigimi bilmiyorsunuz. Okuyup bilgi sahibi olunuz). Diğerleri de bu barış ve yakınlığımızdan emin olmuşlardı. Ustadın birisini öpüp sıvazlaması adeta bir nevi takdis etme anlamına geliyordu. Maalesef bir çok eserini okuduğum halde kendisini bir daha göremiyecektim. Kendisiyle geçen şerefli anım bu kadardır.”
http://nevzatcicek.blogcu.com/kendi-dilinden-kck-sozlesmesi/11204483
http://nevzatcicek.blogcu.com/kck-sozlesmesi-1/11204486
http://nevzatcicek.blogcu.com/kck-sozlesmesi-2/11204562
http://nevzatcicek.blogcu.com/kck-sozlesmesi-3/11204572
Bir suru suslu ve goz boyama amacli ifadeleri gecip bazi puf noktalara ve satir aralarini bakildiginda tipik bir Kemalist modelle kar$i kar$iya oldugumuzu goruruz. Yani yukaridaki yazida gostermeye cali$tigim durumu KCK Sozle$mesi'nde gormek mumkun: Tek lider ve tek parti yonetiminde despot bir yonetim!
Kurdler ilkel Turk Kemalizminden kacarken bu adamlar ba$imiza Kurd Kemalizmi gecirmeye cali$iyorlar. Kurdler Kemalizm'in hicbir versiyonunu istemiyor artik. Zaten PKK/KCK da Kurdlerin kendilerinin sundugu Kurd Kemalizmi'ni istemediklerini bildikleri icin pazarligi Kurdlerle degil direk devletle yapma yoluna gidiyorlar.
Eski Devlet olsa coktan raziydi pazarliga, cunku neticede Ocalan ve avanesi Kemalizme taze kan veren insanlar; Kemalizm onlarin $ahsinda Kurdistan'da canlandirilabilir ancak. Yeni devlet, gorebildigim kadariyla, KCK'nin isteklerine "Evet" demedigi icin KCK "bari$ ister gibi yapmak" icin oturdugu masayi devirdi, $iddete dondu.
Hukumeti pazarliga razi etmek icin MIT’le en son yaptigi gour$meyi santaj olarak kullanmak istedini tahmin ediyorum; hukumet kabul etmedigi icin, hukumeti zor durumda birakmak icin goru$meye katilan PKK’liler tarafindan kaydedilen goru$meler sizdirildi (PKK’yi zor durumda birakacak bolumlerin ozelikle makaslandigi soyleniyor).
PKK, halkin “teroristlerle masaya oturmam” diyen Basbakan’a kar$i “teroristlerle anla$ti” diye ayaklanacagini, hukumeti sIkI$tIrIp istifaya zorlayacagini bekledi. Ulusalci bazi cizirtilar ciksa da halkin buyuk bir ekseriyeti bari$ istedigi icin bari$ goru$melerini olumlu buldu. PKK, kendi bacagina kur$un sIktI, anlayacagimiz.
O goru$meden $unu da anladik: AK Parti hukumeti bircok riski gogusleyerek bari$ icin masaya otururken PKK/KCK gercek manada bari$ istemiyor. Bari$ goru$meleri devam ederken, devlet Ocalan’a ev hapsi dahil bircok tavizlere vermeye hazirken PKK Silvan saldirisi ile $iddete yoneldi.
PKK’nin hukumeti ko$eye sIkI$tIrmak icin korukledigi $iddet kendisinin sonu olacak gibi gorunuyor. Olan Kurd ve Turk tarafindaki fakir fukaranin askerdeki ve dagdaki genc evlatlarina oluyor.
$u var: Imrali’da degi$en denge sonucu Ocalan susturuldu. Birkac aydir “Haftalik Olagan Goru$me”lerini yapip milleti ahkam kesmiyor, siyasi demecler vermiyor, orgutunu yonlendiremiyor. 1996-97’den beri “Imrali kimin kontrolunde? Ocalan’in haftalik goru$melerinin devam eden davasiyla ne alakasi var? Ocalan’in PKK’yi yoneterek $iddeti tirmandirmasina neden musaade ediliyor?” gibi sorular yoneltiyordum. Nihayet Ocalan’in cizirtisini kestiler biraz.
Ocalan'in sus(turul)masi $iddetin de susturulmasina vesile olacak umarim.
Demokratik özerkliğin ilanı Kürt halkına kck işte birşeyler yapıyor göz boyamasıydı ve zaman kazanmaktı bu zamana şundan gerek duyuldu Kemalistler ve onun işbirlikçisi kemalist pkk lılar bir türlü istedikleri ayarda Kürtleri sisteme entegre etme noktasına henüz gelemediler.
AKP nın tek başına iktidar olması bu oyunları bozuyor. yanlış anlaşılmasın AKPnın Kürt sorununu adil birşekide çözme gibi bir proğramı ve anlayışı yok yanlız akp ile kemalistler arasında bir iktidar mücadelesi olduğu kesin AKP kemalistleri halen tamamıyla söküp atmamış bunu başardıktan sonra Kürt sorunun çözümü ile ilgili düşüncesi netleşecektir.
Bütün veriler pkk nın esas amacının Kürtleri demokratik maskesi altında islah edip kemalist zihniyetli cumhuriyete entegre etmektir.Statukucu kemalistler ve pkk aynı amaçla yoldsaşdırlar bunun gizli saklı tarafı kalmadı demokratik halk kongreside bu zihniyetin ürünüdür.Demokratik özedrklik ilan ediyorsun hemen sonrasında demokratik halk kongresinin delegasyonu oluyorsun bu ne çelişkidir anlaşılıyor çünkü demokratik özerkliğin bir anlamı yok demektir.
Demokratik özerklik ilan etin Özerk Kürdistanın sınırlarınımı çizdin ya da müzakeremi etin muhatabın kim.vergileri özerk bölgede bloke etin meclisin mi var.özerklik ilanını yapacaksın seni tanımıyan TBMM meclisine gideceksin bu ne turşu bu ne lahana utanın artık utanın bu rezaletten Bu halkı kandırmaktan vazgeçin ya delikanlıca Kürdistana sahip çıkarak Kürtlerin ulus olmaktan haklarına çıkın yada ait olduğunuz yerde (chp)siyaset yapın bu kadar komik çözümler için bu gencecik fidanları kandırıp öldürtmeyin Kürtlerin entegrasyonunu başaramıyacaksınız atalarınızda binyıldır katlediyorlar talan ediyorlar dört kıtaya hakim oldular ama Kürtleri asimle edemediler.
Devlet projesi pkk da Kürtlerin islahında fiyasko çıktı sonucunu görmek yakındır. Kürtler pes etmedi etmiyecek mücadelelerine devam edecekler inşallah onlarda geçmişten ders alarak sırtını düşmanlarına vererek onlardan bir umut bekliyerek politika geliştirmezler kendi dinamikleri ve haklı olduklları davaları bu gücü kendilerine vermeye yeterlidir.
inşallah bundan sonra devlet Kürt sorunun çözümü nü bundan önceki politikalardan ders alarak daha adil mantıklı ve insanı bir çözüm anlayışını benimser.
Fahim I$ik ko$e yazilari da yaziyor. "Kürt sorununda gerçeğe dönüş..." ba$likli en son yazisini (http://www.ilkehaber.com/yazi/kurt-sorununda-gercege-donus...-2802.htm) e-mail listesinde bulunan bana da gondermi$. Yazisini okudum, itirazlarimi kendisine gonderdim. Konu guncel oldugu icin cevabimi siz okuyucularla da payla$mak istedim, meseleye bir katkimiz olsun babindan.
KCK Operasyonlari bircok acidan tarti$iliyor; kimisi "oh olsun, hepsi iceri alinsin" derken, kimisi "siyasetcilerin ne sucu var, herkes iceri aliniyor" diyor. Ben ortada bir yerlerdeyim. KCK'yi Ergenekon'un Kurd ayagi gormekle birlikte, Ergenekonda oldugu gibi bazi ya$larin da kurularin yaninda yandigina inaniyorum.
KCK'yi, Kemalizmi ve Kemalizmden esinlenen Apoizmi Kurdistan'a yerle$tirmeye cali$an, orada bir diktatorluk kurmaya cali$an bir yapi olarak goruyorum $ahsen. BDP gibi bir siyasi yapi varken KCK'nin siyasi parti olmadigi ortada; sivil toplum orgutu derseniz, o da degil.
Neyse... Fehim Hoca'ya verdigim cevaba geliyorum...
Sevgili Fahim Bey;
Iyi guzel yaziyorsunuz ama bazi gercekleri gormemezlikten geliyorsunuz maalesef.
Birinci gercek $udur, KCK olarak bildigimiz yapi tipki Kemalist yapi gibi "tek onder, tek parti" mentalitesine dayaniyor. Lider ele$tirilemez, partiya kafa tutulamaz... Yani KCK'nin 21nci asirda Kurdistan'a getirmeye cali$tigi yonetim, M. Kemal'in 1920'lerde getirip anamizi aglattigi sistemin karbon kopyasidir. Kemalizmden agzi yanan bizler Apoizmi (ki bu ideolojinin fikri babasi da ne hikmetse M. Kemal'dir, Ocalan ve avanesinin beyanatina bakabilirsiniz) icme niyetimiz yok. Siz israrla "icin icin, diliniz yanmaz" demeye getiriyorsunuz, yaniliyor muyum?
Ikinci gercek... Gidasini $iddetten alan hicbir yapi $iddetin izalesini, bari$in gelmesini istemez. Kurt dumanli havayi, balikci bulanik suyu neden ister? Ergenekon ve onun Kurd ayagi olarak gordugum PKK/KCK da gercek manada bari$ istemez. Zaman kazanmak icin veya sizin bizim gibi gercekten bari$ isteyenlerin gonlunu kazanmak icin ister gibi yapar ama gercek manada istemez. Erdogan 2005'te "Kurd sorunu benim sorunumdur" derken PKK ne yapiyordu, silahlari birakip "tamam, en sonunda Kurd sorununu sahiplenen biri cikti, ona destek olalim" mi dedi yoksa darbe plani yapan Ergenekoncularin degirmenine su, tanklarina gulle mi surdu? 2004'te silahli cati$mayi gerektirecek ne vardi? MIT'le bari$ goru$meleri yaparken Silvan'da TSK icindeki Ergenekoncularin i$birligiyle asker katletmesini, muhalif i$adamlarina ait in$aatlari ate$e vermesini, "AK Parti'den caydirmak icin" siyasetcilerin cocuklarini kacirmasini, sokak ortasinda enseye kur$un sikmasini, imam katletmesini, adam kacirmasini "bari$ cabasi" olarak mi goruyorsunuz, sahi?
Gormek istemediginiz gercek $udur sevgili dost. Erdogan, Demirel, Ciller, Yilmaz gibi "bana ne" der, Kurd Sorunu'nu sahiplenmeyebilirdi, JITEM gibi cellatlari destekleyip masum Kurdleri katlettirebilir, i$adamlarini infaz ettirebilirdi. Severiz veya sevmeyiz, mevcut sistem icinde Kurd sorununu anlayan ve cozmeye cali$an (kendi capinda, parti icinde fa$istler var, onlara ragmen) bir insan. 2006'dan beri MIT uzerinden PKK ile goru$meyi goze alan, o riski alan bir insan. Peki PKK ne gibi risk aldi bu surecte? BDP ne gibi bir risk aldi? Erdogan "Kurd sorunu benim sorunumdur" dediginde askerlerden zilgit yerken bir tokat da Kemalist Kurd siyasi yapi ve PKK vuruyordu. Sava$ci generaller Diyarbakiri ziyaret ederken elpence kar$ilayan PKK ve kemalist Kurd yapi, sivil hukumet yetkilileri giderken kepenk kapatma eylemleri yaptiriyordu. Ergenekon icadi Gundi Kemal'i alki$larlar kar$Ilayan PKK'liler, Erdogan'i tehditle kar$Iliyor.
Erdogan sutten cikmi$ ak ka$ik mi? Elbette ki hayir ama risk alarak bir sorunu cozmeye cali$iyor, kani durdurmaya cali$iyor. Ba$ka en bekleyebiliriz yani?
Bu son $iddetin sorumlusu Erdogan degil sevgili dost; bu son $iddetin tek sorumlusu PKK'dir. Bari$ istemedigi icin masayi tepikleyip rahat nefes aldigi $iddete donmu$tur PKK. Olumlerin, kanin, gozya$inin tek sorumlusu PKK'dir. PKK saldirip cogu Kurd olan genc insanalri katlederken Erdogan'in "tamam, tamam, adam oldur ama ne olur bari$ masasina gel, elini opeyim" demesini mi bekliyorsunuz? Hangi siyasi parti bunu goze alabilir? PKK'nin butun ahmakca icraatlarina ragmen Erdogan bari$ kapisini tamamen kapatmi$ degil. Ama PKK bari$ istemiyor. Istediginiz kadar temize cikartiniz, PKK bari$ istemez. Bu bu kadar acik.
Bari$i ancak Kurdler getirebilir. Sivil Anayasa ile gelen demokratik ortamda sorun cozulur. Sirasi gelmi$ken, PKK'nin $iddeti tirmandirmasinin bir sebebinin de darbe anayasasina dokundurtmamak olduguna inanirim. Anayasa cali$malarina hiz verildigi bir donemde PKK'nin $iddeti artirmasi bana basit bir "bari$ icin sava$"a benzemiyor. Bati cenahinda agir yenilgiye ugrayan Derin Devlet, mucadele alanini Kurdistan'a ta$imi$ durumda. Hedef Sivil Anayasa'yi kosteklemek. BDP'li bazi milletvekillerin "sirasi mi yeni anayasanin, once sava$i durduralim" demesi bo$una soylenmi$ sozler degil. BDP'nin Anayasa cali$malarindan cekilme tehditleri savurmasi bo$una degil. Derin Devlet'in "Gundi Abbas" adayi Duran Kalkan'in BDP'ye "Meclis'ten cekiliniz" cagrisi yapmasi bo$una degil.
Gorulecek cok gercek var, gormek isteyenler icin. Eh tabi benim de goremedigim $eyler vardir mutlaka, kendimi temize cikartmiyorum.
Selam ve dostlukla
Yorum yaz