Dr.Cevdet Akbay: Madem “BOYKOT” Ediyorsun, Sandıkta Ne İşin Var?
BDP, referandumu “BOYKOT” ediyor. “BOYKOT”un gerekçesini ise “Yeni bir anayasa için” olduğunu iddia ediyor. Oysa, “BOYKOT”la mevcut darbe anayasasının ömrünü daha da uzatıyorlar; hatta, bin yıl daha “BOYKOT” etseler gene yeni bir anayasa yapamazlar. BDP’liler, “BOYKOT”u “ölüm orucu” ile karıştırıyorlar herhalde. Devletin, “Vah vaah! Adamlar BOYKOT yapmaktan bir hal oldu; bari yeni bir anayasa verelim de garibanlar BOYKOTu bırakıp rahat nefes alsınlar!” diyeceğini umuyorlar herhalde!
BDP, referandumu “BOYKOT” ediyor. “BOYKOT”un gerekçesini ise “Yeni bir anayasa için” olduğunu iddia ediyor. Oysa, “BOYKOT”la mevcut darbe anayasasının ömrünü daha da uzatıyorlar; hatta, bin yıl daha “BOYKOT” etseler gene yeni bir anayasa yapamazlar. BDP’liler, “BOYKOT”u “ölüm orucu” ile karıştırıyorlar herhalde. Devletin, “Vah vaah! Adamlar BOYKOT yapmaktan bir hal oldu; bari yeni bir anayasa verelim de garibanlar BOYKOTu bırakıp rahat nefes alsınlar!” diyeceğini umuyorlar herhalde!
Herşeyden önce, yeni bir anayasa yapmak için Meclis’teki sayıları yeterli değil. Bin yıl geçse bile sayıları yetmeyecek. O halde, BDP’nin amacı yeni anayasa değil, Kürdleri kandırmaktır, oyalamaktır! Kendi sayısı yetmiyorsa, yeni anayasa için mutlaka Meclis’teki diğer partilerle birlikte hareket etmek zorundadır. Düzenlemeleri yapan ve 2011’de sivil/demokratik anayasa sözü veren AK Parti ile değil, “darbe anayasasına dokundurtmayız!” diyen “HAYIR”cı CHP ve MHP ile birlikte hareket ediyor. CHP ve MHP ile demokratik bir anayasa yapamayacaklarına göre, BDP’nin “yeni anayasa” söyleminde kesinlikle samimi olmadığı ortaya çıkıyor.
Değişiklikler Meclis’te oylanırken de BDP “HAYIR”cı cephe ile birlikte hareket etmişti. Hatta, kapatılma tehtidi ile karşı karşıya olmasına rağmen parti kapatılmasını zorlaştıran maddeye bile destek vermedi. Onun için, yarin BDP hakkında kapatma davası açılırsa kimse “yazık oldu!” demeyecek. Ama BDP’deki bazı “derin” yüzsüzlerin “AK Parti partimizi kapattırdı!” sözlerini şimdiden duyar gibiyim!
Yapilan değişiklikler elbette ki yeterli değil ama darbecileri, Ergenekonculari, statukoculari, faili mechul cinayet isleyenleri, devletin rantiyla palazlanmaya alisanlari tedirgin ettigine gore demek ki değişiklikler halkin yararinadir (halkin yararina olan onlarin zararinadir). Değişiklikler hakkinda hicbir sey bilmesek bile, gecici 15nci maddenin kaldirilmasindan dolayi “yargilanirsam intihar ederim” diyen Kenan Evren’in zelil durumuna bakmak bile yeterlidir. Bir zamanlar Kuzey Kürdistan’da “korku imparatorlugu” kuran Sari Levent ve benzeri “apoletli haydutlar”in yargilanmaktan kacmak için intihara tesebbus etmelerine, intihar etmelerine bakmak yeterlidir. Kürdlere kan kusturanlar tedirgin olurken BDP’nin “Kürdler için birsey yok!” soyleminin hicbir gecerliligi yoktur. Yalan ve dolanla Kürdleri kandirmaya calisiyor; bunu yaparken yuzleri hic kizarmiyor.
Yirmi kusur değişiklik yapildi fakat bunlar içinde en onemlisi demokratiklesmenin onunde engel olarak gorulen yargiya aittir. Gerisi için “dolgu maddesi” dense de onlar da onemlidir. Yargiya dair yapilan değişikliklerle, Meclis’in yetkilerini gasbederek yeni anayasaya’ya engel olan, 367 entrikasi ve benzeri kararlarla CHP’nin Hukuk Burosu gibi davranan, Turkiye’yi siyasi parti mezarligina donusturan Anayasa Mahkemesi’nin yapisi degistiriliyor. Bugun CHP, MHP, IP gibi partiler istedikleri usulsuzlukleri yapsalar kapatilma tehditi altinda olmazlar ama Anayasa Mahkemesi’ndeki yasakci zihniyetin hedefinde olan iki parti vardir; AK Parti ve BDP! BDP, kapatilma tehtidi altinda olmasina ragmen “yeni düzenlemeler bize birsey getirmiyor” demesi gercekleri tersyuz etmektir.
Ayrica, katillerin yargilanmasina, faili mechul cinayetlerin aydinlanmasina (ki bunlar, binlerce ferdi JITEM gibi resmi ceteleri tarafindan katledilen Kürdleri cok yakindan ilgilendiren konulardir) engel olan HSYK gibi yargi organlarina ceki düzen veriliyor. Mevcut sistemde, Danistay ve Yargitay HSYK uyelerini, HSYK da Danistay ve Yargitay uyelerini secerek yasakci zihniyetin yarginin tepesini isgal etmesine imkan sagliyor. Yeni düzenleme ile bu kast sistemi kiriliyor. HSYK, son gunlerde yangindan mal kacirir gibi Ergenekon Teror Orgutu uyelerini (ki istisnasiz hepsinin elinde Kürd kani vardir) serbest birakmak için Ergenekon savci ve hakimlerini gorevden almak için pervasizca cirpinmasi, değişikligin kabuluyle keyfi davranamayacaklarindan dolayidir. HSYK uyesi Ali Suat Ertosun’un son gunlerde ortay acikan ses kaydinda “Biz ayrılmadan isteklerinizi bildirin” cagrisi referandumda “EVET” cikma tedirginliginden kaynaklaniyor.
Referandum’da “BOYKOT”cu BDP’nin destegiyle “HAYIR” cikmasi durumunda, Meclis’in yetkilerini gasbederek yeni anayasaya acikca karsi cikan yasakci Anayasa Mahkemesi oldugu gibi duracak. BDP, mevcut yasakci Anayasa Mahkemesi’ne ragmen yeni anayasayi kiminle ve nasil yapacak? Birakin yeni anayasa yapmayi, kapatilmamak için garantisi bile yok; BDP’yi Anayasa Mahkemesi’nin elinden kim kurtaracak?
Ayrica, referandumda “HAYIR” cikmasi durumunda “Derin Devlet”in morali duzelecek, Turkiye’yi tekrar cehenneme cevirmek, Kürdistan’a OHAL’I geri getirmek için harekete gececek. “Derin Devlet” adina hareket eden HSYK’nin eli guclenecek, Ergenekon Cetesi’ni sorgulayan hakim ve savcilari dagitip Ergenekonculari “faili mechul cinayet” islemek için serbest birakacak. 2004’te ateskes kararini bozarak Kuzey Kürdistan’a 250 binden fazla askerin yigilmasini saglayan Ocalan o tarihten sonra islenen butun faili belli ve mechul cinayetlerden sorumlu oldugu gibi, “HAYIR” ciktiktan sonra ozellikle Kürdistan’da islenecek her cinayetten de BDP sorumlu olacaktir.
Referandumda “EVET” cikmasi durumunda, yasakci zihniyet yarginin onemli noktalarini isgal edemeyecegi için yeni anayasanin onundeki onemli engeller de haliyle etkisizlesecektir. Yani, yeni anayasa için, demokratiklesmenin onunde engel olarak duran yuksek yarginin mutlaka normal zemine cekilmesi gerekiyor; bu da “HAYIR” ile değil “EVET” ile mumkundur. “BOYKOT”cu BDP acikca “HAYIR”cilarin degirmenine su tasidigi için, “yeni anayasa için ‘BOYKOT’” soylemi kandirmacadan baska birsey değildir.
Simdiye kadar anlattiklarimla su iddiada bulunuyorum: BDP, kesinlikle demokratik yeni bir anayasa istemiyor (BDP tabani istiyor elbet, BDP’nin arkasindaki gucu kasdediyorum)! Bunun sebebi belli. BDP, siyasi bir parti gibi değil, bir “cemaat”, “tarikat” veya “yeralti orgutu” gibi calisiyor. Emirler Ocalan’dan gelir; “parti yonetimi”ne dusen o emirleri harfiyen uygulamak! Yani, BDP’nin gercek baskani aslinda Ocalan’dir; es baskanlar formalite icabi orada bulunuyorlar.
Ocalan, hicbir zaman “darbe anayasasi”na ve “darbecilere” dokundurtmaz. Cunku, bugun sahip oldugu konumunu ve herseyini darbecilere ve darbecilerin olusturdugu ortama (kaosa, baskiya, zulme vs.) borcludur. Herkes yerleri biliniyormus gibi toplanip Diyarbakir Cehennemi ve benzeri hapishanelere doldurulurken, kendisi askerler tarafindan itina ile korunup yurtdisina cikartildi.
Palazlanmasi için Ocalan’i sag-salim yurtdisina cikartan darbeciler, iskencehaneleri “Ocalan’a eleman yetistirme enstituleri” olarak calistirdilar. Oralardan cikan hemen hemen her fert Ocalan’in gucune guc katti. Onun için, Ocalan hicbir zaman borclu oldugu darbeci patronlari aleyhine hareket etmez, edemez. Teslim oldugu gunden beri de darbecilerin devami olan Ergenekoncu generallerin kontrolu altindadir, onlarin direktifleriyle BDP’yi yonetmektedir.
Öcalan’in, butun varligini kaotik ortama borclu olan bir orgutun (PKK’nin) lideri oldugunu da unutmayalim. Sistem demokratiklesse, yonetim seffaflassa, Kürdlere karsi yapilan devlet zulmu bitse, PKK da biter. PKK bitse, Ocalan da biter! Cunku, Ocalan gucunu PKK’dan aliyor. PKK’siz Ocalan’in hicbir onemi yoktur. Kendisini ilahlastircak kadar megalomanyak olan Ocalan, sistemin demokratiklesmesiyle sahip oldugu gucunun kaybolmasini kesinlikle istemez. Onun için, Ocalan kesinlikle daha demokratik bir anayasa istemez ve bu konuda muhatap olarak da alinamaz. Omru boyunca diktatorluk yapan biri ahir omrunde demokrat olamaz; esyanin tabiatina terstir.
Ocalan’in, ozellikle son aylardaki haftalik avukat gorusme notlarina bakildiginda, “BOYKOT”la aslinda “HAYIR”i kasdettigi rahatlikla anlasiliyor. Hatta 25 Agustos 2010 tarihli gorusmesinde acikca “HAYIR da denebilir” diyor (http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=95759). Hedefi, “BOYKOT”la “HAYIR”in guclendirip “EVET”in zayiflatmaktir. Direk “HAYIR” cagrisi “BOYKOT”a gore daha sakincalidir Ocalan ve BDP’ye gore. Onlar da biliyor ki, sandiga giden Kürdlerin cogunlugu (hatta BDP yonetimindeki bircok insan bile) “EVET” der. Cunku, darbecilerden ve darbe anayasasindan cok ceken Kürdlerin “HAYIR” demesi için hicbir makul gerekce yoktur.
“BOYKOT” karari ile, Kürdlerin sandiga gitmesine, dolayisiyla “EVET” sayisinin artmasina engel olunuyor. Cok sinsi ve seytani bir yontem. Bu tur seytani yontemler ise genelde seytani/Lucifer’i rehber edinen “Derin Devlet”in isi olabilir. Son gunlerde internete sizan ve Yargitay uyelerine ait oldugu soylenen telefon gorusmelerinden de anlasilacagi uzere, “BOYKOT”u Ocalan’a empoze eden de “Derin Devlet”tir (http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=321514). Telefonda gorusen yargi mensuplari, “Derin Devlet”in adina konusuyorlar.
Sozkonusu ses kaydindaki “’Hayır kampanyası’ için Öcalan'a iş düşüyor" ifadesi, “BOYKOT”un “HAYIR” için yapildigi gosteriyor. Ayni ses kaydinda “Biz BDP ile anlaştık, onlar boykot edecekler, askerin de bundan haberi var” deniyor. Ergenekon davası sanıklarından olan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in avukatligini yapan Turgut Kazan’in “HAYIR” için BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile gorustugu sozkonusu ses kayitlarinda geciyor (Demirtas da gorusmeyi dogruluyor). BDP’nin asil baskani Ocalan oldugu ve es baskanlarin “BOYKOT” karari konusunda fazla yetkili olmadiklari için “BOYKOT” kararinin Imrali’yi kontrol eden Ergenekoncu askerler tarafindan Ocalan’a aldirildigi anlasiliyor. Yani, “BOYKOT” kararinin direk “Derin Devlet” tarafindan alindigi soylenebilir. BDP yonetimi Ocalan’in, Ocalan da “Derin Devlet”in kendilerine verdigi emirleri yerine getiriyor!
Buraya kadar anlattigin ozeti sudur: “BOYKOT”cularin asil hedefi Kürdlerin sandiga gitmesine ve iradeleriyle “EVET” demelerine engel olmaktir. Eger Kürdlerin “HAYIR” diyeceklerinden emin olsalardi “BOYKOT” yerine “HAYIR”diyeceklerdi; Kürdleri temsil eden(!) BDP, Kürdlere guvenmedigi için sandiga gitmelerine engel olarak halkin iradesine ipotek koyuyor. 12 Eylul darbecileri bile boyle bir ilkellige imza atmamislardi. Diger bir nokta da, ortaya cikan telefon gorusmelerinden de anlasilacagi uzere, “BOYKOT” karari BDP ve Ocalan’in ozgur iredesiyle değil, onlarin arkasindaki “Derin Devlet”in kararidir. “Derin Devlet”in direktifi dogrultusunda hareket ettiklerinden, “BOYKOT”u tam savunamiyorlar, gerekceleri akla yakin gelmiyor.
“BOYKOT” karariyla Kürdlerin sandiga gitmesine engel olan BDP, diger partilere gore daha fazla sayida gozlemci/musahid gorevlendirecekmis! Sandigi “BOYKOT” eden BDP’nin sandikta ne isi olabilir acaba? BDP’nin “BOYKOT” gerekceleri ve telkinleri Kürdleri ikna etmeyince, Ocalan, 25 Agustos 2010 tarihli aciklamasindaki “Boykot daha da aktifleştirilebilir” (http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=95759) emriyle sandiga gitmek isteyen Kürdleri tehdit etmeye basladilar. Kuzey Kürdistan’in bircok yerinde evlerin kapisina “12 Eylül günü sakın sandığa gitmeyin. Gidenler tespit edilip cezalandırılacaktır!” notlari birakilmaya baslandi (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15667543&yazarid=174&tarih=2010-08-30). “Curet” edip sandiga giden Kürdler, sandikta fislenip daha sonra cezalandirilacak anlasilan!
12 Eylul cuntacilari, darbe anayasasini sunduklari referandumda her sandigin basina bircok jandarma dikip “HAYIR” diyenleri not ederek halka gozdagi veriyorlardi. Zarflar cok seffaf, “EVET” ve “HAYIR” pusulalari da renkli oldugundan, jandarma zarfin içinde “HAYIR” kullanan vatandasi onundeki listede isaretliyordu. Ocalan ve BDP de darbeci efendilerinden esinlenerek simdi sandikta teror estirmeye calisiyorlar. Kürdler darbecilerin tehditlerine zerre kadar deger vermeyerek darbe anayasasina buyuk oranda “HAYIR” dediler (Bingol’de “HAYIR” yuzde 90’dan fazla, rekor seviyedeydi). Darbecilerden korkmayan Kürdler, darbecilere ozenen BDP, Ocalan ve Ocalan’in silahli cetesi PKK’den korkmayacak, onlara ragmen sandiga gidecek ve guclur bir “EVET” diyecekler. Kürdlerin verecegi “EVET” hem darbecilere ve darbe anayasasina guclu bir “HAYIR” hem de darbecilerin gudumundeki BDP ve Ocalan’in yuzune guclu bir samar olacaktir.
3 Eylul 2010



Yorumlar (36 gönderildi):
Gerisini okuma ihtiyaci mi duymadiniz yoksa okumaya karsi alerjiniz mi var? $imdi ben de "sorunuzun ilk kismini okudum, gerisini okuma ihtiyaci duymadim, onun icin cevap vermiyorum" desem sizin duruma du$mu$ olurum. Ama du$meyecegim, acizlik etmeyecegim.
Sizin Apocu olup olmadiginizi bilmiyorum ama Apocularin okuMAMA hastaligi vardir. Okumazlar ama cok laf ederler. Ilahla$tirdiklari onderliklerine benziyorlar yani.
Anayasa Mahkemesi'ndeki hakimler Turklerin veya Kurdlerin hakimleri degildir. Adil bir hakim oldugu zaman herkese e$it davranir. Sistem demokratikle$tiginde herkes adil olmak zorunda kalacaktir cunku yanli$ yaptiginda bunun hesabinin sorulacagini bilir. $imdi ise bir duzen kurmu$lar, hesap sorulamayacagini biliyorlar, onun icin hukuku altust ediyorlar. Tipki Ergenekoncu askerlerde oldugu gibi. Mesela, Sari Levent, yargilanmayacagindan emin oldugu icin Kurdistan'da teror estiriyordu; ama yargilanmaya basladiginda kafasi donk etti, intihara kalki$ti (bazilari intihar etti).
Ocalan'a ve BDP'ye ragmen Kurdler daha iyi yerde olacaktir. Bunda kimsenin $uphesi olmasin.
Değerlendirmeniz bir harika olmuş tespitleriz doğru ve isabetlidir beynize sağlik demekten başka bir şey doğru olmaz kanısındayım
cevdetlerin kürdistanda çoğalması dileğiyle hoşça kalınız.
Yok eğer referandumda Hayır çıkarsa, Kürtler yine DTP'den uzaklaşır.
Kürtler artık PKKyi dinlemiyor.
PKK, kaçıncı kezdir Kürtleri serhildana çağırıyor, örneğin, Recep Tayip Erdoğanı protesto etmeleri çağrısını yaptı ama onları dinleyen olmadı.
PKK böylece gittikçe ilgiyi kaybediyor!
yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı biz kürtler için o kadar önemli değil malesef sayın akbay çünkü biz biliyoruz ki yargı hangi siyasi zihniyete mensup olursa olsun biz kürtler için taraftır.bağlı bulunduğu zihniyete ve anayasaya göre taraf olmak zorundadır.
içinde kürtler olmayan bir sürecin kürtlerin yararına olacağına ve kürtlerin daha iyi bi yerde olacağına inanmak bana güç geliyor peki size neden cazip geliyor?
tüm tezinizi çürüten idda bugün taraf gazetesinde melih altınokların haberindeydi. gülten kışanak daha bu video ve haber ortada yokken yani eppeyi önce yargıtayın kendilerine pras yaptığı ve boykotun evete yaradığı için hayır demelerini lütfen ile istemişler.
şimdi bu idda eski bir idda ve taraf gazetesinde melih altınoklar diyabakırda ki bir güvenilir dostundan tescillediğini söylüyor. şimdi soruyorum sizin tüm iddalarınızı bina ettiğiniz bu yaznız bu somut gerçeklik karşısında bir suzizan olmuyor mu? yoksa bdp suzizanını yapmak vebali olmayan bir olay mı?
bence düşünmeye değer bir konu ve soru olarak bakın bu olaya. bugünkü tarafta nelih altınokların yazısında gülten kışanakın beyanatı var!
Sizin icin öcalan ve emrindekiler nasil ergenekonucuysa,benim icin de fetullah ve sizler gibilerde CIA ajanisiniz,ilimli islam projesinin birer adamisiniz.Peki beni bu sonuca götüren ne biliyor musunuz?Yazilarinizdaki kalitesizlik.Bol bol alinti.Temel düsünce sistematiginiz emin Cölasanin kopyesi.inanin bana sizin yazilarinizi okuyan herkes,eger simdiye kadar Öcalan PKK KCK vs olumlardan nefret etmisse,yeniden onlari sevebilir.cünkü yazim uslubunuz cok cirkin.Kelime aralarinda kürtleri asagilamaktan baska bir sey yapmiyorsunuz.bunu elestiri olarak kabul edin
Siz sagolun cevdet bey tc kendini erdoganla yaniliyor.bu tarihte 3,kez tirklerin kilif degistirmesidir.yoksa biteceklerini bilirler.ergenekon genelkurmay isin biberidir.hersey tikirinda gidiyorr.asker simdilik kendini geri cekiyor bi kac adami formalite yargiliyor.Bunlarin tarihi bu islamiyet karsisinda ilk kilif degistirdiklerinde samanist dini olan ortaasya halklari boylari olan tirkler islamiyeti kabulenmez ve binlerin basini kilica vururlar
welhasil erdogan tc yi renovire eder restore ediyor o kadar digerleri hepsi perde arkasi aldiklari rolu oyniyor
haaa bdp u aposi kck si ayri degil oyunun icinde Kurd ayagidirlar.
inanan inansin inanmayanda inanacak zamanla baska da bi sey yok
BDP`nin daha demokratik bir anayasa istemedigi fikrinizin nesnel temeli pek yok.Neden daha demokratik bir anayasa istemesin ki BDP? Daha demokratik bir anayasa BDP`ye oy veren Kürd halkinin haklarinin da genislemesi demektir.Bunu istememeleri icin bir neden görmüyorum.
Ha,daha demokratik bir anayasa istedigimiz icin yapilmak istenen -minimal da olasa-olumlu degisiklikleri boykot etmek mi lazim? Bence hayir.Degisikliklere evet demek,daha demokratik bir anayasa talebinin önünde engel degil ki! Kuskusuz BDP`liler de bunu iyi biliyor.Fakat onlar sunu da iyi biliyorlar:Bölgedeki tek siyasi rakipleri AK Parti.Evet derlerse AK Partiyle ayni cephede yer almis olacaklar.Siyasi rakipleriyle ayni kefeye girmemek icin "evet",CHP ve MHP gibi statükocu/milliyetci (Kürd secmeninin hic benimsemeyecegi) cephede yer almamak icin de "hayir" demekten kacindilar.Geriye ne kaliyor,boykot.
Bunda tabii Kürt sorununu cözümünde,AK Partiden cok devletin muatab alinmak istenmesinin de önemli bir rolü var diye düsünüyorum.Son zamanlarda BDP`liler tarafindan,"Kürdlerin sorunu devletle,AKP bu isi yüzüne-gözüne bulastirdi,öyleyse muatabimiz da devlet" diyenleri duymaktayiz hep.
Öyleyse bu is nasil olacak? Tabii ki,CHP`nin,MHP`nin,BDP`nin,Ergenekoncularin,dünyadaki bazi lobilerin vs...birlikte hareketiyle AK Partiyi iktidardan indirerek.
Amac bu olmali herhalde.
BDP ve APO da yaptiklari siyasetle bu filmde bir rol oynuyorlar, ne yazik ki.
Tesekkürler
"Hayır" çıkarsa felaket mi?
Yazının başlığı sizi yanıltmasın; referandumdan evet çıkacağı konusunda pek kuşkum yok. Zaten kamuoyu araştırmaları da bunu gösteriyor.
Bu başlığı, evetçilerin hayır çıkma ihtimaline karşı çizdikleri "The day after" tabloları konusundaki rahatsızlığımı dile getirmek için attım.
Muhtemelen biliyorsunuz; The day after (Ertesi Gün) ünlü bir filmin adı. Nükleer bir felaketin ertesi günü dünyanın halini tasvir ediyor.
Referandum tarihi yaklaştıkça hem basında hem de hükümet cenahında -son kararsızları da kazanma taktiği olsa gerek- iknadan çok korkutmacaya yönelik bir propaganda aldı başını yürüdü.
Köşelerde yazılan, miting meydanlarında anlatılan senaryolara bakılacak olursa
hayır çıkarsa:
Ergenekon Davası sizlere ömür olacak.
Tabii o zaman Ergenekon yaralı bir hayvan gibi üstümüze saldıracak. Kaybettiği bütün mevzileri birer birer geri alacak.
Darbecilerin yargılanması bir başka bahara kalacak.
Askeri vesayet rejimi bütün kurumlarıyla tekrar geri gelecek.
Kürt sorunu çığırından çıkacak, iç savaş yaşanacak.
Ekonomide istikrar yok olacak.
Yabancı sermaye gelmeyecek.
Avrupa Birliği hayal olacak.
Özetle, hayır çıkması halinde Türkiye'nin son on yılda aldığı yol sıfırlanacak; her şeyi sil baştan yapacağız.
Böyle bir tablo gerçek olabilir mi? Böyle bir tabloyu gerçek sanmak topluma karşı haksızlıktır her şeyden önce. Son yıllarda aldığımız yolun büyük ölçüde toplumsal dinamiklerin sonucu olduğunu; sosyal, siyasal, ekonomik, iç, dış birçok etkenin iç içe ve bir arada yarattıkları bir konjonktür olduğunu inkar etmektir.
Ben size olacak olanı söyleyeyim:
Referandumdan hayır çıkması halinde -ki bu ihtimal sıfıra yakındır- elbette bazı olumsuz gelişmeler yaşanabilir. Hükümet zayıflayabilir; reformlara devam konusunda şevki kaçabilir; yeni bir anayasa konusu bir süre için rafa kalkabilir. Değişimin hızı yavaşlayabilir. Ama tersine gidiş yaşanamaz.
Değişimde kritik süreç artık aşılmıştır. Artık hiçbir güç Türkiye'nin derin devletle hesaplaşması sürecini durduramaz; Ergenekon'un üstünü örtemez. Darbeler dönemini geri getiremez. Kürt sorununda yapılan tartışmaları geri alamaz; tekrar Kürtler'i inkar politikasına geri dönemez. Artık hiç kimse şeriat fobilerini tekrar hortlatamaz; dini duyarlılıklara sahip partileri "gayrimeşru" ilan edip siyasetin dışında tutma çabaları artık hiçbir işe yaramaz. Bu halk artık son on yılda yaşadıklarını, duyduklarını, öğrendiklerini unutup "hiçbir şey olmamış gibi" eski rejim içinde yaşamaya razı olmaz.
X x x
Aslında biz bunu hep yapıyoruz: Her kritik dönemeçte o dönemeç aşılamazsa Türkiye'nin önünde büyük bir uçurum açılacağını ve ülkenin o uçurumdan yuvarlanacağını sanıyoruz. Avrupa Birliği'ndeki her kritik oylamada, Anayasa Mahkemesi'nin her kritik kararında yüreğimiz ağzımızda bekliyoruz. Her seçim sonucunu bir hayat-memat meselesi haline getiriyor ve kabuslar görüyoruz.
"The day after" senaryolarını yazanlar bunu çoğu zaman ajitasyon amaçlı olarak yazıyor olsa da, bu senaryoların toplum psikolojisi üzerinde son derece zararlı etkileri oluyor.
Öyle bir ülke ki kaderi hep bıçak sırtında...
Böyle bir ülkede yaşamanın ne kadar yıpratıcı bir şey olduğu açık değil mi?
İnsanların en büyük ihtiyacı güven duymaktır. İnsanlar yarınına güven duymak ister; istikrar içinde yaşamak ister; bu güven ve istikrar duygusu içinde geleceğini planlayabilmek, hayaller kurabilmek ister.
Adım başı önüne çıkardığımız bu felaket senaryolarıyla biz insanların elinden en değerli şeyini; hayallerini alıyor; kendi kaderini tayin etme hakkı elinden alınmış, geleceği olmayan; kendine güvensiz, umutsuz bir toplum yaratıyoruz.
Ondan sonra da bu toplumdan değişim iradesi bekliyoruz.
Yarın, referandumda oyların yarıdan bir fazlası hayır çıkarsa her şey tersine dönecekse; her şey bu kadar pamuk ipliğine bağlıysa, o toplum değişime neden inansın ve neden değişim için kendini öne atsın?
saygilarimla
Bir yandan TCnin anayasini degişmesini boykot edersiniz, diger yandan o mecliste oturuyorsunuz.Olurmu boyle ikiyuzluluk.Meclisi terk edip, sinnei-millete donun ki o zaman cidi oldugunuzu bilelim.
Hani özgür bireycilik, Hani demokratlık. Yorumumu yayınlayın.aksi halde bir daha hiç yorum we görüş bildirmeyecem göndermiyecem.
'ı
Erdogan ve Erdoganci kürtler sunu unutmamalidirlar ki, 1920lerde türklere sartsiz destek verdik ve sonumuz ölüm oldu. Eger Erdogan destek istiyorsa önce kürtlerle pazarlik yapmali. kürtlerin isteklerini güvence altina almali. "Siz önce bana destek verin ben sonra sizin sorunlariniza care bulacagim" demekle bu isler olmaz. Diyarbakirda "Sehabelerden" söz edip durdu. Recep Tayyip Erdogan bizim dinimiz senden sorulmuyor. Kürtler din kardesligini 1920de yapti. 2010da sadece tek bir kardeslik vardir o da kürt kardesligi. Bizi öldürülenler müslüman kardes dedigimiz Türkler, Farslar ve Araplar oldu. Daha da müslüman kardeslik temelinde iliskilerimiz olmayacaktir.
Pazarliksiz hicbir destek vermiyoruz. Ankarada tek tarafli yapilan degisikliklere cevabimiz sivil itaatsizlik olacaktir. Türklerin Ankarada tek tarafli yaptiklari Kurdistanda islemez...
Korku ve tehlikeden uzak rahat ortamlarda tavizsiz bir devrimci portresi çizen, bütün Kürt örgütlerini ve liderlerini gerici, feodal, işbirlikçi ve uzlaşmacılıkla suçlayan, kendisi ve hareketi dışında hiç kimsenin varlığına tahammül etmeyen, kendisini bütün Kürt halkının önderi olarak gören, her şeyi en iyi kendisinin bildiğini sanıp her konuda ahkam kesen, kendisini peygamberler, tarihi büyük şahsiyetler ve filozoflarla mukayese edip onların yaptıklarından daha önemli işler yaptığını sanıp, “Benden önce Kürt ulusu yoktu. Kürt ulusunu ben yarattım” diyecek kadar sapkınlık içine düşüp kendisini ilahlaştıran, adeta kendisine tapan ve tapılmasını isteyen, kimsenin kendisini anlayamadığını, idrak edemediğini ve kavrayamadığını söyleyerek kendisini eşsiz, ulaşılamayacak olağanüstü bir varlık konumunda gören, kendisine sıfat ve isim seçmede bir türlü karar veremeyen, sadece yüz yüze görüşmelerde değil, telefonla katıldığı TV programlarında dahi kimseyi konuşturmayan veya korku ve heyecandan kimsenin karşısında konuşmaya cesaret edemediği o ceberut serok, ulu önder ve büyük başkan tebdili mekan edip mevzi değiştirince, Samiri’nin altın buzağısı gibi büyüsü bozulup kuru bir puttan ibaret olduğu ortaya çıktı. Firavunun sihirbazları misali bu büyüye yakalanan belamları ve avenesi de karşılaştıkları bu durum karşısında dillerini yutmuşçasına korku, panik ve şaşkınlık içerisinde kaldılar.
Apo, dayılarının yanına ulaşır ulaşmaz, dili çözülmeye başlayınca; “Benim annem de Türk’tür. Devlete hizmet etmeye hazırım. Bizim bugüne kadar yaptıklarımız yanlıştı. Bağımsızlık şöyle dursun, özerklik ve federasyon düşüncesinin bile çok yanlış olduğunu, uğruna mücadele verdiğimiz şeylerin çoğunu bugün devletin kendisinin gerçekleştirdiğini, her şeyin devletin eliyle basit bir şekilde halledilebileceğini, bazı yasakların kaldırılması ve bir kısım kültürel hakların tanınmasıyla sorunun çözüleceğini, kendisine imkan ve fırsat tanınırsa PKK’yi rejim partisi, gerillayı da koruculaştırıp TC’nin hizmetine sokacağını ve böylece devleti bu beladan kurtaracağını, demokratik cumhuriyet projesi (nasıl sihirli bir çözümse) çerçevesinde beraber kardeşçe yaşayabileceklerini, eğer bunlar yapılmaz ve kendisine bu imkan verilmezse Hizbullah’ın Kürdistan’da tehlikeli bir şekilde gelişip hakim güç olacağını, dış güçlerin Kürt sorununu kendi kontrollerine alıp, Güneyde bir Kürt devleti kuracaklarını, aynı şeyi Kuzeyde de yapıp TC’yi parçalayacaklarını, Güneydeki Kürtlerin değil ayrı devlet ve bağımsızlık, federasyon düşüncesinden bile vazgeçip kendisinin son versiyonu olan demokratik cumhuriyet projesini esas alan bir çözüm arayışı içinde olmaları gerektiğini, eğer kendisine fırsat tanınır ve görev verilirse, Güney Kürdistan’da da TC’ye sadık bir ğulam olarak hizmete hazır olduğunu” söyleyerek, sözde devrimci bir gerilla liderinin yüz seksen derecelik bir dönüşle nasıl bir cahş olarak halkının karşısına geçtiğini gördük. Bu duruma hiç de şaşırmadık. Sadece, her şeyin aslına rücu ettiği prensibinin bir daha doğrulandığına tanıklık ettik.
Kendisini temsil hakkını böyle bir lidere ve partiye veren insanların nasıl bir zillet durumu yaşadıklarını, nasıl bir musibete düçar olduklarını ve nasıl bir kötü sona doğru sürüklendiklerini böylece ibretle izledik. Böyle bir lider ve böyle bir liderin hayatını kurtarmaya endekslenmiş bir parti, nasıl olur da Kürt halkının temsilcisi ve haklarının savunucusu olabilir? Nasıl olur da bütün bu olup bitenlere rağmen halen bazı insanlar böyle bir lider ve partiye güven duyabiliyor, gelecekleriyle ilgili umut bağlayabiliyor ve Kürt sorununa çözüm getirebileceği beklentisi içerisinde olabiliyorlar? Anlaşılan, bu yirmibeş yıllık trajedi-komik serüveni bundan sonra da izlemeye devam edeceğiz. “Lideri karga olanın gagası ....... çıkmaz” sözü tam da bu duruma uygun düşmektedir.
Teslimiyet ve ihanet içine düşen böyle bir lideri kurtarmak için partilerini, mensuplarını, mücadele tarihlerini, bütün emek ve kazanımlarını feda eden bu insanların duçar oldukları bu musibeti ve içine düştükleri kötü durum, zillet ve onursuzluğu gördükçe, kahramanca direnerek şereflice şehit olmayı teslimiyete tercih eden, zilleti kabul etmeyip ser verip sır vermeyen bir rehbere ve onun varisi bir cemaate tabi olmayı bize nasip ettiği için Rabbimize ne kadar şükretsek yine de azdır.
2-tum yaziyi okumadan, yazinin ilk bolumunden soru derlemek normal,
3-Cevded akbay ancak devranin sorusuna onun okumadigi bolumde asikar cevaap vardiysa, bu okumama ozgurlugune bozulabilir. aksi halde uzun uzadiya cekilip sundurulen kose yazilarini okuyucu nicin okusun? ilk bolumde bolumun kendi konteksiti icinde bir tutarsizlik farkedip soru sorma hakki da oluversin okuyucunun
4-tahminle yuklu yazi yazmak yerine sorulan soruya cevap vermek daha munasip
5-cevded akbay a bir soru: yanilmiyorsam yazdiginiz konulardan bir hayli farkli bir mevzuda doktoraniz var. bu durumda burda yazdiginiz konularla mesleginiz alakasi olmadigina gore, DR. unvaninizi nicin habire yazip durursunuz?
bilimsel bir makale yazildiginda-uc bes istisna disinda, butun bilimsel dergilerde bile yazarlarin akademik unvani yeralmaz. kurdlerin ye kurkum ye kulturu zaten bir hayli kotu yerlerde-abdo da biraz da bu yuzden koca ulusa musallat oldu. yapmasak boyel gorgusuzlukler daha iyi olmaz mi? tamam Dr almak icin onca emek acab harcadiniz, bunun kiymetini en fazla uzmani okumusu meslek erbabi yetismis elemani kit kurdler bilmesi gerekir ama boyle de alakasiz yerlerde gozumuze sokulmadan da bu isi beceririz. hurmetler
Yine aydınlatıcı güzel bir yazı yazmışsınız.
Beyninize, elinize sağlık.
Yazılarınızdan faydalanmaları gereken okuyucuların, bunun yerine kendi kısır ve küçük Dünya'larıyla karşı atakta bulunmalarından etkilenmemenizi diliyorum.
Lütfen,aydınlatmaya devam ediniz.
Sağlık ve başarı dileklerimle.
http://www.gazetekurd.net/index.php/yazar-nviskar/muhammed-zubeyir/5293-neden-boykot
" Biz Kürtler, dini ve siyasi inancı ne olursa olsun muslumani-ateisti, sunnisi-alevisi ile Kürtluk ortak paydasında buluşmayı başarmalıyız.
Bize vuranlar bizi alevi, Sünni, dindar veya dinsiz diye ayırmadan Kürt olduğumuz için vuruyorlar.
Kürt olduğumuz için uğradığımız zulümlere Kürt kimliği şemsiyesi altında birleşerek mücadele etmeliyiz.
Bu Anayasa değişiklik paketi vesilesiyle baslayan saflaşmada Türk gruplarının Evet veya Hayır için gerekçesi ne olursa olsun Kürtler Boykot etmelidir.
Boykot, Kürdün özgür bir kimlik olarak Türk siyasi çevrelerinin iktidar kavgasınında oyunun bir parçası olmayı reddetmesidir.
Boykot, İttihat Terakki ile baslayan Kürt özgürleşme mücadelesinde en somut adımı atmaktır.
Bırakın Türk aydınları bizi eleştirsin.
Bırakın üstten bakan tavırlarla niye oyun bozanlık yapıyorsunuz desinler.
Bırakın Kürtlerin taleplerini alayı alır tarzda bizim gündemimiz ne Kürtlerin gündemi ne diye yazsınlar.
Bırakın en aydınları bile bıktım bu Kürtlerden desin.
Desinler ki Kürtlerin güdülmeye hazır sürü olmadığını anlasınlar.
Anlasınlar ki Kürt iradesini kale almadan bir Kürdistan kursalar bile biz boykot edeceğiz.
Onlara millet olduğumuzu göstereceğiz.
Bediuzzaman Said-I Kurdi, İttihat ve Terakki yönetimine karşı rest çektiği Munazarat kitabında “Ey bize(Kürtlere) vesayete muhtaç çocuk nazarıyla bakan hükumet, ya mutluluğumuzu temin edin ya da emaneti ehline verin” dedikten sonra Kürtlere dönerek “vesayete muhtaç çocuk olmadığımızı gösterin, Türklerin elinden kokuşmuş pis su içmek istemiyorsanız kendi çeşmenize sahip olun” diyordu.
Biz Kürtler iki kokuşmuş sudan daha az kokuşmuşuna razı olmak zorunda değiliz. Kendi çeşmemize sahip olacak gücümüz var.
Kimsenin merhametine bırakılmayacak kadar kutsal olan özgürlük ve irademizi görmezden gelen Türk siyasi ve dini çevrelerine sizin kokuşmuş suyunuzu istemiyoruz demeliyiz.
Biz kendi çeşmemizin sahibi olacağız.
İlk kazmayı da BOYKOT diyerek yere vurmalı ve kuyuyu kazmaya başlamalıyız.
Kimse bizim oynamamıza izin verilmeyen bir oyunda bize alkışçı rolü biçmesin.
Boykot demek için BDP'li olmamıza gerek yok. Kürt olmak yeterli. "
hem adam usenmemis said nursi'den alinti bile yapmis. dikkat edin bu adamlar sizin elestirdiginiz Hizbullah tarafindan sehid edildigi iddia edilen Izzedin Yildirim'in takipcileri. yani en az sizin kadar NURCU bu adamlar. ayni zamanda Hizbullah dusmani.
adamlar iki imami oldurenlerle bile Kurd ortak paydasinda bulusmak gerektigini soyluyorlar. herhalde o ortak paydaya hizbullah dahil degil.biz nerden bilelim.
simdi biz bunlari mi dinleyelim yoksa sizi mi ? siz mi dogru soyluyorsunuz onlar mi ? siz mi dogrusunuz ? onlar mi ?
said nursi'yi siz mi yanlis anliyorsunuz yoksa ?
bu kadar soru yeter. cunki cevaplayamayacaginizi dusunuyorum sizi daha fazla sikintiya koymak kardeslerinizle karsi karsiy agetirmek istemem. hadi selametle.
1) http://www.firatnews.com/index.php?rupel=nuce&nuceID=32657
2) http://www.odatv.com/n.php?n=kim-bu-iyi-kurtler-0301101200
Bugunku "BOYKOT" Bediuzzaman'in felsefesiyle taban tabana zittir cunku omru zorbalarla ugra$makla gecen Bediuzzaman'in pe$inden gittigini sanan bu karde$lerimiz, BOYKOT'la zorbalarin/darbecilerin kanunlarini ebedi yapiyorlar. BOYKOTcular HAYIRcilarin kuyruguna takilip "HAYIR" cikarsa, bu darbe yasasi oldugu gibi kalacak. Bediuzzaman bu darbe anayasasini onaylar miydi?
Rahmetli Izzettin Yildirim'in katlinden sonra Med-Zehra'ya bir$eyler oldu; bazi soylemleri neredeyse PKK'nin soylemlerini andiriyor. Yazik ediyorlar bu harekete. Bari Bediuzzaman'i BDP'nin/Ocalan'in "BOYKOT"una alet etmesinler. Ayip oluyor.
Sevgili Sorani; cok onemli bir noktaya parmak bastiniz, cok sagolunuz. Ergenekoncu apoletli haydutlarin avukatligini yapan ODATV'nin ayni zamanda Kurd Ergenkoncusu Ocalan'in ve cetesinin/PKK avukatligini da yaptigina dair birkac yazi yazdim gecmi$te. Yani bu ikisi arasindaki "benzerlik" bizleri fazla $a$ritmiyor. Iki elmanin parcalari gibiler. Biri Turkce konu$uyor, digeri Kurdce (Ocalan Kurdce de konu$amiyor!).
Ocalan ve PKK dusmanliginizi anlamaya calisiyordum. Ancak bir arkadasin sizi gaza getirmesine hemencecik basit bir cevap vererek Zehra Vakfi hakkinda kestirmeden ve delilsiz bir sekilde konusmanizi anlamak mumkun degil.Kaldiki boykot yazisinin yazarin kendi gorusunu yansittigi ve fikir cevresini baglamaigina dair yazinin altinda not dustuk. Zahmet edip okumus olsaydiniz bu kadar basit bir cevap vermeyeceginizden ve Zehra Vakfi hakkinda size yakismayan bir dil kullanmayacaginizdan eminim. Yazinin yazari olarak boykot ile ilgili fikirlerimi kimseye dusmanlik etmeden ve inandigim sekilde yazdim. Sonraki yazimda ise BDP cizgisini elestiren bir yazi kaleme aldim. Yani dogru gordugume destek vermek yanlis gordugume elestiri yapmak gibi en dogal hakkimi kullandim. Bunu yaparken kimseye hayranlik veya dusmanlik duygulari ile hareket etmedim ve etmem de. Kurt davasi icin dogru olduguna inandigim seyleri yazarken birilerinin hosuna gidecek veya gitmeyecek diye bir kaygim da yok. Simdi size ne demeli bilmiyorum.
PKK'yi derin devletin idare ettigine inandiginiza gore Pkk soylemlerine benzer soylemler dile getiren cevrelere dokundurarak neler kastettiginizi dusunmek bile istemiyorum. Neyse. Bu konuyu kisisellestirmeden sizden ricam Zehra Vakfi veya herhangi bir kurum hakkinda bir sey yazacaginiz zaman ya bir bilene sorun veya yazdiginiz sey hakkinda yeterli bilgiye ulasin. Yoksa size karsi husnu zan sahibi kardeslerinizi incitmekten baska bir sey yapmis olmazsiniz.
selam ve dua ile.
Bir yazidan yola cikarak bir cemaat, vakf vesaire hakkinda yargiya varmanin hata olacagini kabul ediyorum. Yorum hizli yazildigi icin detaya inmedim; kasit incitmek degil elbet, $urdan burdan derledigim bilgi kirintilarini kisa yoruma dokmek..
Madem bu yorumu yazdiniz, yorumdaki ana fikri biraz daha acayim... Izzettin Agabey, hayatini Risale-i Nur hizmetine vakfetmi$ bir $ehit. Kurd ve Nurcu olmasi, Kemalist sistemin du$manligi icin yeter de artar sebeplerdendir. Bunda $uphe yok. $iddet kar$iti olmasiyla Kurdistan'daki $iddet yanlisi derin-Hizbullah ve PKK'nin hiddetini cekmeye yetiyordu.
Nitekim bu hiddet fiziki saldiriya donu$tu ve Izzettin Yildirim, $iddeti yontem olarak kabul eden derin-Hizbullahcilar tarafindan $ehit edildi. Hizbullahcilar yazdiklari kitapta bu meseleyi acikliga kavusturmak isteseler de acikca "biz oldurmedik" diyemiyorlar cunku onu onlar oldurdu. Bunda zerre kadar $uphe ta$imiyorum. Tabi, Zehra Vakfi'nin, Izzettin Yildirim'i katledenlerin derekesine inip $iddete bula$mamasi, daha cok kanin akmasina mani oldu, cok da iyi oldu bence.
Izzettin Yildirim'i derin-Hizbullah veya Hizbulkontra oldurmeseydi oyle inaniyorum ki derin-PKK veya Abdulkontra oldurecekti. Gunahi Hizbulkontra boynuna aldi. Izzettin Yildirim'i oldurtenler, oldurenler, oldurulmesi icin yardimci olanlar, goz yumanlar yarin Mahkeme-i Kubra'da yargilanacak ve cok cetin cezalara carptirilacaklar (bu dunyada da cezalarini alacaklar muhakkak).
Bu meselenin asli... Gelelim Zehra Vakfi hakkindaki yari sui zanima... $urdan burdan duydugumuz kadariyla, Ocalan'in Kurdlere zarar verdigini dile getirenlere kar$i Zehraci bazi dostlarimiz "Biz Ocalan'a laf attirmayiz" diye sert tepki gosteriyorlarmi$. Birkac yerden buna benzer $eyler duydum.
Zehra Vakfi'nin diger Kurd hareketleriyle cati$maya girmemesi elbette ki onemlidir ve saygi gosteriyorum. Fakat "Ocalan'a laf dokundurtmam" demek Zehra Vakfi'na du$muyor. Benim "Ocalan ve PKK du$manligimi(!) dert edinmeniz bile (ki benim yaptigim du$manlik degil, ele$tiridir, ikisini birbirinden ayirmak lazim) kendi ba$ina yukaridaki soylentilerin belirli bir dayanaga sahip oldugunu az bucuk gosteriyor saniyorum. Siz kendi ba$iniza Zehra Vakfi'ni temsil etmediginize gore, benim yorumu $oyle duzelteyim: Zehra Vakfi'ndaki BAZI dostlarin Ocalan ve PKK'ye olan muhabbetini ve yakinligini cok merak ediyorum... On yargidan uzak bir $ekilde ara$tirmaya deger bir konu olarak goruyorum.
Selam ve muhabbetle
Zehra vakfina karsi duyarli cumleleriniz icin tesekkurler.
Diger yandan kendi davaniza delil diye siralamaya calsitiginiz bu ifadeler sizin gibi akademisyen bir tavir icinde olaylari ele almasi gereken bir kalem ve dusunce ehlinin sunun bunun demesi veya surdan burdan duyma uzerine fikrini bina etmekte israr etmesini anlamaya calismam gerekir mi bilmiyorum.
"Biz Ocalan'a laf attirmayiz/ettirmeyiz diye sert tepki gosteriyorlarmis" ne demek?
Bunu soyleyen birini yargilamak veya ondan utanmak gibi bir kayginin icinde olmadan belirtmeliyim ki hicbir Zehra vakfi elemanin boyle bir savunma geregi veya derdi hicbir sekilde yoktur.
Bediuzzaman hazretlerinden bir alinti yaparsak 'bir seyi kim soylemis, kime soylemis, ne zaman soylemis niye soylemis' kriterlerini dikkate almadan sadce '"demisler diye duydum' demek ve bununla bir harekete anlamsiz ithamlar yoneltmenin sizin gibi bir delil ehline yakismayacagini her insaf sahibi gibi siz de kabul edersininz sanirim.
Zehra Vakfi kimi savunacagini, savunmayacagini
Degerli dostum,
Bemim cumlemden de kendinizie gore anlamlar cikararak beni de onceki mesnedsiz ve sonraki delilsiz ithamlariniza istihrac yaparak delil yapmaya calismanizi anlamlandirmayacagim.
Zehra vakfi ve gonuldaslarinin nerde nasil duracagini, kimi veya neyi savunup savunmayacagini sececek olgunlukta oldugundan herhangi bir suphesi olmayan bir ferdi olarak sadece basit ve net bir ozur notu dusmenizin yeterli olacagini ve bu ozrun incittiginiz bu nadide grup tarafindan anlamli bir dost selami olarak kabul edileceginin bilinciyle hareket edeceginiz temennisiyle
Not:Zehra vakfi hakkinda birinci elden bilgi almak isterseniz mail adresim muhammedzubeyir@gmail.com
Selam ve muhabbetler
Herneyse, siz bu gorusleri altalta, ustuste, yanyana koyun, ister husn-u zan ister sui zan neresinden bakarsaniz bakin " benim anam'da Turk'tur" kivrakligini gorursunuz.
Ey Zehra Vakfi, binanizin penceresinden "ZEHRA VAKFI" tabelanizin tam uzerinde ki pencereden birisi elinde bir megafonla Apo'ya PKK'ye BDP'nin kisliksiz gudumlu politikalrina methiyeler duzecek ve siz kapiya cikip yok canim bu adam bizim goruslerimiz yansitmiyor diyeceksiniz ama icerden bu arkadasa destek vereceksiniz yol vereceksiniz, siz alemi sagir herkesi kor mu zannediyorsunuz? Gazetekurd.net sitesi ZEhra VAkinin yayin organi degil mi ? Bu arkadas da orda mahlasla yazan bir zat degil mi ? Nasname'ye yazdigi yorumlarda isminden gazetekurd'a link vermiyor mu? gazetekurd'da yazdigi yazilara bakin.Apo'nun selamina aleykumselam diyen adam degil mi ? Habur'a heyecanla destansi bir yazi dokturen arkadas degil mi ? Boykot taraftari yazan adamdegil mi ? nasil sizi baglamaz ?
Arkadas bir konuda hakli, Cevdet Bey kendi ifadesi ile "surdan burdan" duydugu seylerle fikir sahibi olup hemen karsi yorum yazmamali idi, eger kaynaklari muteber insanlar ise dimdik dosdogru yazmali surdan burdan gibi tahkir ifadeleri kullanmamali, hem akademik formasyon hem de insaf boyle gerektirir. Yok eger kaynaklari muteber insanlar degil ise, ne diye o itibarsizlarin sozune istinad ediyor ustelik surdan burdan diyerek kendi eliyle kendini mat ediyor.
Ancak biz Cevdet Bey'e itibar ediyoruz ve onun su cumlesi " Zehra Vakfi'ndaki BAZI dostlarin Ocalan ve PKK'ye olan muhabbetini ve yakinligini cok merak ediyorum... On yargidan uzak bir $ekilde ara$tirmaya deger bir konu olarak goruyorum." uzerine bir soru ile bitirmek istiyorum. Zehra VAkfi Aptullah Ocalan, PKK ve BDP fikri ve pratigi ile ilgili ne dusunuyor tutumu nedir durusu nedir ? hilesiz, dolambacli yollara sapmadan, hic bir elastik kelime ifadeye tenezzul etmeden acik ve net olarak bildirirse memnun oluruz. kim nerde duruyor, kim kimin tarafinda belli olsun. siz iki arada kalmakdan, zan ve tohmet altinda kalmakdan kurtulursunuz ki biz de Huzur'a vardigimizda size sahid oluruz.
Size yardimci olmakicin size bu husuta yol haritasi olacak bir cumle ile Bediuzzaman HZ'lerinin bir sozu ile bitiriyorum. " Bizim bir tek hilemiz vardir O da HILESIZLIGIMIZDIR". Selam hidayete tabi olanlarin uzerine olsun.
Yorum yaz