Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Dr.Cevdet Akbay: Öcalan/PKK'nın "Demokratik Özerklik” Safsatası Bir Derin Devlet Projesidir Dr.Cevdet Akbay: Öcalan/PKK'nın "Demokratik Özerklik” Safsatası Bir Derin Devlet Projesidir ================================================================================ Dr. Cevdet - Akbay on 14 Aug, 2010 02:32:00 Öcalan/PKK'nın "Demokratik Özerklik” Safsatası Bir Derin Devlet Projesidir Ergenekon Operasyonu ile iyice köşeye sıkışan Derin Devlet, elindeki bütün imkânları kullanmasına rağmen süreci değiştirememenin ezikliğini yaşamaktadır son günlerde. Eskiden bir iki manşetle, birkaç asparagas haberle istediği her şeyi yapabilen Derin Devlet şimdi çaresiz, çünkü bir zaman tekel olan Ergenekoncu medyanın karşısında Taraf ve onun gibi özgür medya var artık. Kirli oyunları, entrikaları, yalanları aynı anda deşifre ediliyor (PKK'nin de Ergenekonculara katılarak Taraf Gazetesi'ne savaş açtığını hatırlayalım). Tabi hayat ile ölüm arasında çırpınan Derin Devlet, devlet üzerindeki hâkimiyetini ve sahip olduğu ayrıcalıkları bırakmamak için elindeki bütün kozları kullanmak zorunda hissediyor kendisini. Bütün güçlerini toplayıp toplu bir atak yapmak istiyor. Referandumu, gücünü göstermek için bir fırsat olarak görüyor. "HAYIR"cı ve "BOYKOT"çular sayesinde referandumda güçlü bir "HAYIR" çıkması Derin Devlet'e taze kan verecek, moralini düzeltecektir. Derin Devlet'in aslında hedefi önümüzdeki seçimdi. Anayasa Mahkemesi’nin "Referandum"a engel olacağını hesaplıyordu. Bir kasetle Deniz Baykal’ın önünü kesip yerine "Gündî Kemal" gibi siyasetten anlamayan, polemikçi birisini geçirmesi de bir Derin Devlet projesiydi ve amaç seçimde bir Ergenekon Koalisyon Hükümeti çıkartmaktı. Derin Devlet, Anayasa Mahkemesi eliyle referanduma engel olunamayınca bütün ağırlığını referanduma yöneltti çünkü referandumda "EVET" çıkması Derin Devlet'in suratına büyük bir tokat gibi algılanacaktır. Yapılan değişikliklerin az da olsa darbe anayasasında gedik açması Kuzey Kürdistan'da işlenen ve üstü örtülen cinayetlerin hesabının sorulmaya başlaması, JİTEM'cilerin hesaba çekilmesi, onlara emir veren üst düzey askerlere de el atılma ihtimali Derin Devleti derinden düşündürüyor. Derin Devletin şimdiki en büyük hedefi, bir şekilde referanduma engel olmak veya hiç olmazsa referandumdan bir "HAYIR" çıkartmak. PKK'nin son aylarda tırmandırdığı akılsız ve faydasız saldırılarının ve BDP'nın "BOYKOT" kararının amacı da Derin Devlet’inkiyle aynıdır; yanı referandumda "HAYIR" çıkmasını sağlamak. Sadece BDP ve PKK değil, diğer Ergenekoncu partilerin, örgütlerin de aynı amaca hizmet ettikleri aşikârdır. Birbirine zıt gibi görünen, hatta düşman gibi görünen yapılar son günlerde birbirine iyice sarılmaya başladılar. Bu da sanıyorum onları güden Derin Devlet'in iyice köşeye sıkışmasından kaynaklanıyor. Köşeye sıkıştıkça kontrolündeki güçlerin arasındaki "safları iyice sıklaştırıyor" anlaşılan. Mesela, geçen gün Kurd Ergenekon elemanlarından Duran Kalkan "Dörtyol'da MHP'nin ve JİTEM'in suçu yoktur" diyerek hem MHP'yi hem de JİTEM"i temize çıkardı; bugün MHP genel başkanı Devlet Bahçeli de "Dörtyol'da bütün suç AK Parti'nindir" diyerek PKK'yi temize çıkardı. Türk ve Kurd Ergenekoncuların dayanışması diye ben buna derim. Gelelim "Demokratik Özerklik" konusuna... Bu projenin, referandumdan önce gündeme sokulması tesadüf müdür? Yoksa Derin Devlet'in, referandum öncesi ortalığı karıştırmak için Öcalan aracılığıyla sunduğu bir proje midir? Sahi, Öcalan'ın şu meşhur "Demokratik Cumhuriyet" projesine ne oldu? Cumhuriyet demokratikleşti, her şey hal oldu da sıra Demokratik Özderklik'e mi geldi? Elbette ki hayır. Cumhuriyet yavaş da olsa demokratikleşiyor, ama cumhuriyetin demokratikleşmesine engel olan güçler arasında bizzat Öcalan’ın kendisi de var. Demokratik Süreç’in başlamasıyla PKK saldırılarını sıklaştırdı, süreci tökezletmeye çalışıyor. Bu durumda, Öcalan ve PKK'sı, "Demokratik Cumhuriyet" diye diretemez zaten. Bir zamanlar Erbakan "temel atıp binayı bitirmemek" ile suçlanırdı; aynı durum şimdi Öcalan için geçerlidir. Bir kavram ortaya atıyor, yıllarca Kürdleri oyaladıktan sonra başka bir kavram daha ortaya atıyor. Sözde "Kürd aydınlarımız" da yeni kavramın kerametlerini ve Öcalan’ın yüksek dehasını(!) anlatmaya başlarlar bize! Şundan emin olunsun ki, "Demokratik Özerklik"le Kürdler bir süre daha oyalandıktan sonra bu sefer "Demokratik Ömerli/Halfeti Muhtarlığı" ortaya atılacaktır; Abdullah Öcalan muhtar olup serbest kalana kadar da bu oyalama taktikleri devam edecektir. PKK'nın eylemlerinin Kürdlerden çok Derin Devlet'in işine yaradığını, Derin Devlet'in, Demokratikleşme Sürecini baltalamak için Öcalan’ı ve PKK'yi kullandığını defalarca yazdım: (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/5191.html; http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/6107.html). Geçmişte yazdıklarıma paralel olarak gördüğüm Gülay Göktürk'ün Demokratik Özerklik konusunda yazdıklarını dikkatinize sunmak istiyorum. 11 Ağustos 2010 tarih ve "Kürdistan Özerk Bölgesi ilan edilmiş, haberiniz var mi? başlıklı yazısında şunları yazıyor Göktürk: "Siz, o bölgede halkın oylarıyla seçilmiş 99 belediye başkanının birden, mevcut Yerel Yönetimler Yasası'nı tanımadığını ilan ederek kendi kafalarından kendilerine tanıdıkları yetkileri fiilen kullanmaya giriştikleri bir tabloyu düşünebiliyor musunuz? Böyle bir durum doğduğunda bir hukuk devletinde yapılabilecek tek şey vardır: Bütün o belediye başkanlarını görevlerinden almak ve soruşturma açmak..." "Peki ondan sonra ne olması beklenir? Bölge halkının 'kendi seçtiklerine' sahip çıkmak için sokaklara dökülmeye çağırılması... Güvenlik kuvvetlerinin bu gösterilere müdahale etmesi... Ortalığın kan gölüne dönmesi... Ardından gelsin olağanüstü hal ya da sıkıyönetim... Ergenekon'un hortlatılarak Güneydoğu'nun yeniden kan ve şiddete boğulması, şiddetin bölge halkının tümünü kuşatması, ezmesi, doğacak kaos içinde hükümetin ülkeyi idare edemez hale gelmesi, siyasi kriz doğması, derin devletin ipleri yeniden ele geçirmesi..." "Plan bu... Hayal bu... Bu planda başarılı olma-sonuç alma-güçlü çıkma diye bir perspektif yok; sadece Güneydoğu halkıyla hükümeti karşı karşıya getirme, halkı kırdırma, Kürd sorununu derinleştirme hedefi var." "Açık koyalım: Bu plan ortak bir plandır. Köşeye sıkışmış iki gücün; PKK'nın ve derin devletin etraflarındaki kuşatmayı yarmak için planladıkları bir intihar harekâtıdır." Ne dersiniz bu iddiaya? Bana göre Gülay Hanım çok haklı. Anlaşılan o ki, Ergenekoncu askerlerin lojistik ve istihbarı desteği olmadan PKK'nın eylemleri fazla ses çıkartmıyor ve entrikalar ve kirli ili$kiler hemen deşifre edildiği için (Dörtyol Provokasyonu'nda olduğu gibi) toplum fazla galeyana gelmiyor. Derin Devlet projesi olan "Demokratik Özerklik" hezeyanı ile Kürdler provoke edilip kan akıtılmaya, referandum iptal edilmeye veya "HAYIR" çıkartılmaya çalışılıyor. Kürdler bu kanlı ve ahlaksız oyuna gelmeyecekler. Bu oyundan BDP ve PKK zararlı çıkacaktır. BDP ve PKK bu kirlilikte çırpındıkça daha da batacaktır. PKK er veya geç bizzat Kürdler tarafından dışlanıp silinecektir, tek seçeneği Derin Devlet'in tetikçiliğini bırakıp BDP yoluyla siyasete katılmasıdır. BDP'nin de tek çaresi, Genelkurmay’ın kontrolündeki Öcalan'la bağlarını kopartıp normal siyasi zemine gelmektir. Aksi halde Kürdler onları siyaset sahnesinden silecekler. 13 ağustos 2010