Anasayfa | Yazarlar | Dr. Cevdet Akbay | Dr.Cevdet Akbay: Öcalan/PKK'nın "Demokratik Özerklik” Safsatası Bir Derin Devlet Projesidir

Dr.Cevdet Akbay: Öcalan/PKK'nın "Demokratik Özerklik” Safsatası Bir Derin Devlet Projesidir

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Kiminle/Kimlerle Milli Birlik?

Derin Devlet, Anayasa Mahkemesi eliyle referanduma engel olunamayınca bütün ağırlığını referanduma yöneltti çünkü referandumda "EVET" çıkması Derin Devlet'in suratına büyük bir tokat gibi algılanacaktır. Yapılan değişikliklerin az da olsa darbe anayasasında gedik açması Kuzey Kürdistan'da işlenen ve üstü örtülen cinayetlerin hesabının sorulmaya başlaması, JİTEM'cilerin hesaba çekilmesi, onlara emir veren üst düzey askerlere de el atılma ihtimali Derin Devleti derinden düşündürüyor...

 

 

 

Öcalan/PKK'nın "Demokratik Özerklik” Safsatası Bir Derin Devlet Projesidir

Ergenekon Operasyonu ile iyice köşeye sıkışan Derin Devlet, elindeki bütün imkânları kullanmasına rağmen süreci değiştirememenin ezikliğini yaşamaktadır son günlerde. Eskiden bir iki manşetle, birkaç asparagas haberle istediği her şeyi yapabilen Derin Devlet şimdi çaresiz, çünkü bir zaman tekel olan Ergenekoncu medyanın karşısında Taraf ve onun gibi özgür medya var artık. Kirli oyunları, entrikaları, yalanları aynı anda deşifre ediliyor (PKK'nin de Ergenekonculara katılarak Taraf Gazetesi'ne savaş açtığını hatırlayalım).

Tabi hayat ile ölüm arasında çırpınan Derin Devlet, devlet üzerindeki hâkimiyetini ve sahip olduğu ayrıcalıkları bırakmamak için elindeki bütün kozları kullanmak zorunda hissediyor kendisini. Bütün güçlerini toplayıp toplu bir atak yapmak istiyor. Referandumu, gücünü göstermek için bir fırsat olarak görüyor. "HAYIR"cı ve "BOYKOT"çular sayesinde referandumda güçlü bir "HAYIR" çıkması Derin Devlet'e taze kan verecek, moralini düzeltecektir.

Derin Devlet'in aslında hedefi önümüzdeki seçimdi. Anayasa Mahkemesi’nin "Referandum"a engel olacağını hesaplıyordu. Bir kasetle Deniz Baykal’ın önünü kesip yerine "Gündî Kemal" gibi siyasetten anlamayan, polemikçi birisini geçirmesi de bir Derin Devlet projesiydi ve amaç seçimde bir Ergenekon Koalisyon Hükümeti çıkartmaktı.

Derin Devlet, Anayasa Mahkemesi eliyle referanduma engel olunamayınca bütün ağırlığını referanduma yöneltti çünkü referandumda "EVET" çıkması Derin Devlet'in suratına büyük bir tokat gibi algılanacaktır. Yapılan değişikliklerin az da olsa darbe anayasasında gedik açması Kuzey Kürdistan'da işlenen ve üstü örtülen cinayetlerin hesabının sorulmaya başlaması, JİTEM'cilerin hesaba çekilmesi, onlara emir veren üst düzey askerlere de el atılma ihtimali Derin Devleti derinden düşündürüyor. Derin Devletin şimdiki en büyük hedefi, bir şekilde referanduma engel olmak veya hiç olmazsa referandumdan bir "HAYIR" çıkartmak.

PKK'nin son aylarda tırmandırdığı akılsız ve faydasız saldırılarının ve BDP'nın "BOYKOT" kararının amacı da Derin Devlet’inkiyle aynıdır; yanı referandumda "HAYIR" çıkmasını sağlamak.

Sadece BDP ve PKK değil, diğer Ergenekoncu partilerin, örgütlerin de aynı amaca hizmet ettikleri aşikârdır. Birbirine zıt gibi görünen, hatta düşman gibi görünen yapılar son günlerde birbirine iyice sarılmaya başladılar. Bu da sanıyorum onları güden Derin Devlet'in iyice köşeye sıkışmasından kaynaklanıyor. Köşeye sıkıştıkça kontrolündeki güçlerin arasındaki "safları iyice sıklaştırıyor" anlaşılan. Mesela, geçen gün Kurd Ergenekon elemanlarından Duran Kalkan "Dörtyol'da MHP'nin ve JİTEM'in suçu yoktur" diyerek hem MHP'yi hem de JİTEM"i temize çıkardı; bugün MHP genel başkanı Devlet Bahçeli de "Dörtyol'da bütün suç AK Parti'nindir" diyerek PKK'yi temize çıkardı. Türk ve Kurd Ergenekoncuların dayanışması diye ben buna derim.

Gelelim "Demokratik Özerklik" konusuna... Bu projenin, referandumdan önce gündeme sokulması tesadüf müdür? Yoksa Derin Devlet'in, referandum öncesi ortalığı karıştırmak için Öcalan aracılığıyla sunduğu bir proje midir? Sahi, Öcalan'ın şu meşhur "Demokratik Cumhuriyet" projesine ne oldu? Cumhuriyet demokratikleşti, her şey hal oldu da sıra Demokratik Özderklik'e mi geldi? Elbette ki hayır. Cumhuriyet yavaş da olsa demokratikleşiyor, ama cumhuriyetin demokratikleşmesine engel olan güçler arasında bizzat Öcalan’ın kendisi de var. Demokratik Süreç’in başlamasıyla PKK saldırılarını sıklaştırdı, süreci tökezletmeye çalışıyor. Bu durumda, Öcalan ve PKK'sı, "Demokratik Cumhuriyet" diye diretemez zaten.

Bir zamanlar Erbakan "temel atıp binayı bitirmemek" ile suçlanırdı; aynı durum şimdi Öcalan için geçerlidir. Bir kavram ortaya atıyor, yıllarca Kürdleri oyaladıktan sonra başka bir kavram daha ortaya atıyor. Sözde "Kürd aydınlarımız" da yeni kavramın kerametlerini ve Öcalan’ın yüksek dehasını(!) anlatmaya başlarlar bize! Şundan emin olunsun ki, "Demokratik Özerklik"le Kürdler bir süre daha oyalandıktan sonra bu sefer "Demokratik Ömerli/Halfeti Muhtarlığı" ortaya atılacaktır; Abdullah Öcalan muhtar olup serbest kalana kadar da bu oyalama taktikleri devam edecektir.

PKK'nın eylemlerinin Kürdlerden çok Derin Devlet'in işine yaradığını, Derin Devlet'in, Demokratikleşme Sürecini baltalamak için Öcalan’ı ve PKK'yi kullandığını defalarca yazdım: (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/5191.html; http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/6107.html). Geçmişte yazdıklarıma paralel olarak gördüğüm Gülay Göktürk'ün Demokratik Özerklik konusunda yazdıklarını dikkatinize sunmak istiyorum. 11 Ağustos 2010 tarih ve "Kürdistan Özerk Bölgesi ilan edilmiş, haberiniz var mi? başlıklı yazısında şunları yazıyor Göktürk:
 
"Siz, o bölgede halkın oylarıyla seçilmiş 99 belediye başkanının birden, mevcut Yerel Yönetimler Yasası'nı tanımadığını ilan ederek kendi kafalarından kendilerine tanıdıkları yetkileri fiilen kullanmaya giriştikleri bir tabloyu düşünebiliyor musunuz? Böyle bir durum doğduğunda bir hukuk devletinde yapılabilecek tek şey vardır: Bütün o belediye başkanlarını görevlerinden almak ve soruşturma açmak..."

"Peki ondan sonra ne olması beklenir? Bölge halkının 'kendi seçtiklerine' sahip çıkmak için sokaklara dökülmeye çağırılması... Güvenlik kuvvetlerinin bu gösterilere müdahale etmesi... Ortalığın kan gölüne dönmesi... Ardından gelsin olağanüstü hal ya da sıkıyönetim... Ergenekon'un hortlatılarak Güneydoğu'nun yeniden kan ve şiddete boğulması, şiddetin bölge halkının tümünü kuşatması, ezmesi, doğacak kaos içinde hükümetin ülkeyi idare edemez hale gelmesi, siyasi kriz doğması, derin devletin ipleri yeniden ele geçirmesi..."

"Plan bu... Hayal bu... Bu planda başarılı olma-sonuç alma-güçlü çıkma diye bir perspektif yok; sadece Güneydoğu halkıyla hükümeti karşı karşıya getirme, halkı kırdırma, Kürd sorununu derinleştirme hedefi var."

"Açık koyalım: Bu plan ortak bir plandır. Köşeye sıkışmış iki gücün; PKK'nın ve derin devletin etraflarındaki kuşatmayı yarmak için planladıkları bir intihar harekâtıdır."

Ne dersiniz bu iddiaya? Bana göre Gülay Hanım çok haklı. Anlaşılan o ki, Ergenekoncu askerlerin lojistik ve istihbarı desteği olmadan PKK'nın eylemleri fazla ses çıkartmıyor ve entrikalar ve kirli ili$kiler hemen deşifre edildiği için (Dörtyol Provokasyonu'nda olduğu gibi) toplum fazla galeyana gelmiyor. Derin Devlet projesi olan "Demokratik Özerklik" hezeyanı ile Kürdler provoke edilip kan akıtılmaya, referandum iptal edilmeye veya "HAYIR" çıkartılmaya çalışılıyor.

Kürdler bu kanlı ve ahlaksız oyuna gelmeyecekler. Bu oyundan BDP ve PKK zararlı çıkacaktır. BDP ve PKK bu kirlilikte çırpındıkça daha da batacaktır. PKK er veya geç bizzat Kürdler tarafından dışlanıp silinecektir, tek seçeneği Derin Devlet'in tetikçiliğini bırakıp BDP yoluyla siyasete katılmasıdır. BDP'nin de tek çaresi, Genelkurmay’ın kontrolündeki Öcalan'la bağlarını kopartıp normal siyasi zemine gelmektir. Aksi halde Kürdler onları siyaset sahnesinden silecekler.

13 ağustos 2010

 

Yorumlar (9 gönderildi):

rıdvan .. 14 Aug, 2010 01:56:11
avatar
verdiğiniz bilgiler için sizleri kutluyorum.bu vermiş olduğunuz bilgileri daha geniş kitlelere yayıldığından eminim tüm olanaklarını kullanıp bir an önce şu lanet kirli savaş bitmesini diliyorum.tekrar sizleri kutluyorum.teşekürler bu yazıları ve bu tür bilgileri emeği geçen tüm arkadaşlara tekrar tekrar teşekür.
Ezgi Güven .. 14 Aug, 2010 02:53:33
avatar
Cevdet Akbaya a katiliyorum, özellikle son paragrafina; bu sürec PKK yönetimi icin, daha fazla dejenere olmadan, kirli iliskilerinden arinma ve siyasi zemine gecme süreci olabilir, bu son firsatidir, kacirmasi kendileri acisindan intihar olacagi gibi Kürdler e de büyük zarar verir.
Muzaffer Saglam .. 14 Aug, 2010 11:40:30
avatar
Bende brez Cevdet Akbay'in PKK'nin imrali araciligiylan derin-devlet, ergenekon'un kontrolun'de oldugu dusuncesine oldugu gibi katiliyorum, cunki; birazcik'da olsa eger okurlar ve yorumcular benim bu konu hakkin'da ki kimi bazi yorumlarima bakacak olurlarsa, genel'de bende bunun gibi gorus ve dusuncemi belirtmistim, yorumlar yapmistim. Iste bu durumunun gercek oldugu'da bunun bir ispatidir. Eger Turkiye ve kuzey Kurdistan'da ki onemli bazi gelismelere birazcik'da olsa bakacak olursaniz, gerek PKK ve gerekse'de derin-devlet ve ergenekon'un sanki ortaklasa bir bicimde beklenilmeyen bir zaman'da herhangi bir yerde kanli bir eylem yaparak, ortaligi kan golune cevirip ve bunun neticesin'de insanlari hem katlediyorlar, hemde yasam duzeyine'de buyuk bir korku sarmaktadir. Gecmisli gunler'de ve aylar'da buna benzer bir cok boylesi provakatif eylemler yapilmistir. Cunki derin-devlet ve ergenekon'un foyasi desifre edilmektedir, iste bu nedenden dolayi bu kesimi buyuk bir korku ve panik kaplamistir. Iste derin-devlet ve ergenekon bu durumun daha'da fazla bir sekilde desifresiyona ugratilmamasi icin imrali araciligiylan PKK'yi kendi kontrolune alarak bu duruma karsin gereken zamanlar'da bazi onemli provakatif eylemler yaptirmaktadir. Tabi'ki aynen derin-devlet ve ergenekonu sarmis olan bu korkuya PKK'yi de sarmis durumundadir. Iste PKK'nin direkt derin-devlet, ergenekon'un kontrol altin'da ki seroku Ocalan hem kendisi'nin ve hem'de Qandil'de ki bazi ust duseydeki kisilerin desifrasioyonlarini onlemek icin derin-devlet, ergenekon'un yapmis oldugu taktigi'nin aynisini oraya uygulatirmaktadir. Tabi'ki o taktik dogrudan-dogruya serok Ocalan tarafin'dan yapilan bir taktik degildir, bunu dogrudan dogruya derin-devlet, ergenekon yaptirmaktadir. Eger bu hukumetin gerek yeni anayasa referandumu hazirliklarina ve gerekse'de diger yeni bir takim calismalarina bakacak olursaniz, yapilan bu gelismeler ve calismalar her iki taraf icinde buyuk bir korkuya sarmistir. Turkiye genelin'de aydin, ilerici, demokrat olan her kesim bu gelismelerin desteklenmesin'den yana tavir almaktadirlar, yalniz derin-devlet ve ergenekon'un kontrolunde'ki kesimler, partiler (MHP, CHP) buna karsi cikmaktadirlar, iste ne yazik'ki bizim Kurdistan bolgesin'de de aynen CHP ve MHP korkusuna sadece BDP kapilmis durumundadir, cunki bu BDP'nin nerde ise tum parlamenterleri ve diger aktivistleri derin-devlet, ergenekon tarafin'dan onerilmis olan kesimlerdir, kisilerdir, sahislardir. Bunlar kendilerinin gercek kimligi'nin desifre edilmemesi icin imrali araciligiylan bu isi yurutmek zorundadirlar. Eger aksisi olursa kendilerinin gercek yuzleri desifre edilmis olacak ve bunun sonucun'da da tecrit olmus olacaklardir. Bunun icin halkimizin ilerici, yurtsever olan kesimleri'nin bunlarin gercek olan gecmislerini ve kimlikleri'nin mutlaka arastirilmasi gerekmektedir. Halkimiz icin bunun buyuk bir onemi vardir, eger bunun icin gereken bir calisma yapilmasa, iste o zaman halkimiz sanki aynen o gecmisli yillar'da kuzey Kurdistan bolgesin'de ki kimi serheldanlar'da ki gibi buyuk yikimlara ugruyacaktir. Derin-devlet, ergenekon oylesine orgutlenmis'ki, bunun desifrasiyonu icin gercekten'de buyuk bir yurek ister, yigitlik ister, cunki gecmisli yillar'da Turkiye ve kuzey Kurdistan bolgesin'de binlerce faaili mechul cinayetler vardir, Turkiye'nin her tarafini derin-devlet, ergenekon oylesine kusatmis durumundaydi'ki, bunun icin o gecmisli yillar'da bilindigi gibi belirli askeri fasit darbeler yapilmistir, aynen 12 mart ve 12 eylul askeri darbeleri gibi. Iste derin-devlet, ergenekon oylesine orgutlenmisti'ki bu faaliyetlerini hem Turkiye bolgesin'de ve hemde kuzy Kurdistan bolgesin'de solcu, Kurdcu gecinen bazi ozel adamlarini'da ozel olarak egitererek ve onlar araciligiylan'da, aynen PKK'ninseroku gibi, bu egemenligini surdurmustu, iste simdi her taraftan desifre edilmis durumundadir, birazcik'da olsa foyalari yavas-yavas aciga cikmistir, bu desifrasiyonun sonun'da kimi sahislarin, kisilerin bazi eksiklikler'de olsa gercek yuzleri kamuoyuna yansitilmaktadir, mahkemelere cikariliyorlar, ifadeleri alinmaktadirlar. Iste sonuc'da bu korku hem Imrali'yi ve hem de Qandili olumsuz bir bicimde etkilemistir.
ismet .. 14 Aug, 2010 03:32:41
avatar
kendin ya kendin hüküm ver.

Ortalığın kan gölüne dönmesi... Ardından gelsin olağanüstü hal ya da sıkıyönetim... Ergenekon'un hortlatılarak Güneydoğu'nun yeniden kan ve şiddete boğulması, şiddetin bölge halkının tümünü kuşatması, ezmesi, doğacak kaos içinde hükümetin ülkeyi idare edemez hale gelmesi, siyasi kriz doğması, derin devletin ipleri yeniden ele geçirmesi..."
.............
doğru veya yanlış ama kimsenin öyle bir niyeti yok. nato skerini sivasatn öteye yerleştirmeye niyeti var. ani öyle kimse genarallae gelsin bizi yönetsin diye bir projesi olmaz ve olamaz. yani 36 paraalel nasıl ki güney kürtlerini kalkındırdırysa 55 meridyende aynı görevi görür. öne milletin kafasıda ola planı bilelim.

akp hükmeti insafına kalmayan bir planı olan söylesin. şimdi ki derin devlet kötü, çirkin. peki yeni deindevetin iyi olacağını nerden çıkardınız
Salih .. 15 Aug, 2010 01:46:40
avatar
Sevgili Cevdet bey kardeşimi tebrik ediyorum.Hakikaten güzü pek ittifaktan yana derin devletin hile ve desiselerini çok iyi anlamış,Yansız tarafsız sırf lillah için yazan bir kardeşimiz.Abdulkadir Aygan ve Akbay ikilisini taktir ve tebrik ediyorum.Ayganın samimi açıklamalarından dolayıda kendilerini taktir ediyorum.Allah yar ve yardımcrları olsun.Amin.
Dr.Ali GÜN .. 16 Aug, 2010 07:49:33
avatar
Sayın Akbay,

Beyninize, elinize sağlık.

Aydınlatıcı yazınızı beynini düşünmeye kapatmamış herkesin okumasını diliyorum.

Candan teşekkürler.
özerkliğin demokratik olan şekli!!!!!!! .. 17 Aug, 2010 01:42:43
avatar
KEMAL BURKAY
Yazar

"Öcalanın Demokrasi Hapları"

Kürt sorununa çözüm kapsamında bir süreden beri “demokratik özerklik” tartışılıyor. Bu istemi dile getiren PKK ve BDP kesimi oldu. Elbet öneri, bu kesimlerin dile getirdiği tüm belli başlı öneriler gibi Öcalan’dan geldi. Son olarak, aynı çevrenin Demokratik Toplum Kongresi (DTK) dediği oluşum da Diyarbakır’da toplanıp aldığı kararla bu istemi benimseyince tartışma daha da yaygınlaştı. Aslında bu tartışma bir yanıyla olumlu bir gelişme ve tartışma sürecinde yeni bir aşamayı gösteriyor. “Kürtlerle birlikte yaşamak zorunda mıyız?” diyen Ertuğrul Özkök’ün ve bazı Cumhuriyet yazarlarının söyledikleri de, özellikle batıdaki Kürtler için tehdit ve göz korkutma koksa bile, bu sorunu tartışma gündemine taşımaya katkıda bulundu bence.

Öte yandan “demokratik özerklik”le ilgili, hem getiriliş biçimi, hem terim, hem de içerik olarak benim ciddi kaygılarım var. Bu önerinin kapsamı nedir? Bu istemi öne süren kesim ondan ne anlıyor, tartışmaya katılan başka kesimler ne anlıyor ve nasıl karşılıyor? O ne ölçüde Kürt sorununun çözümünü sağlayabilir? Bütün bunlar bir yana, öncelikle özerklik kavramı üzerinde durmak ve söz konusu “demokratik özerklik” teriminin nasıl ortaya çıktığına değinmek istiyorum.

‘Demokratik özerklik’ ne demek?

Özerklik kavramı, Batı dillerindeki “otonomi”nin Türkçesi. Eskiden “muhtariyet” deniyordu. (Kürtçede de buna karşılık “xwemuxtari” kavramı var.) Sonradan kavramları Türkçeleştirme modasına uyularak “özerklik” kelimesi türetildi.

Otonomi, ya da özerklik, bir kendi kendini yönetim biçimidir. Daha çok bir devletin sınırları içindeki, kültürel ya da coğrafi farklılık gösteren bölge ya da bölgeler için söz konusu olabilir.

Muhtariyet, özerklik ya da otonomi... Terim budur. Peki “demokratik özerklik” neyin nesi? Ben şimdiye kadar otonomi teriminin başına demokratik sıfatının getirildiği bir örnek görmedim, duymadım. Kanımca buna gerek yok ve böyle bir sıfat kullanmak yanlış da olur; sanki otonominin -ya da özerkliğin- iki türü var: biri demokratik, öteki antidemokratik!

Özerklik ya da otonomi zaten, bir bölge halkına tanınan statüdür, yönetim planındaki hak ve özgürlüklerdir. Diğer bir deyişle demokratik niteliği içindedir.

Peki bu “demokratik özerklik” nerden çıktı? Besbelli bu da bir Öcalan prodüksiyonudur.

Öcalan İmralı sürecinin başında eski istemlerini (bu uzun yıllar mutlak bağımsızlıktı, 1990’lı yıllarda buna aynı zamanda federatif çözüm de eklendi) terk etti, onlarla birlikte otonomi istemini de gericilik, ilkellik saydı ve “demokratik cumhuriyeti” savunur oldu. Bir süre sonra ne olduysa “demokratik konfederasyon” diye bir şey ortaya attı. Bu da “demokratik özerklik” gibi, siyasi terminolojide bir ilkti. Dünyanın her yerinde konfederasyon terimi bir başına kullanılırken, Öcalan’ınki “demokratik” olmalıydı...

Kavramların içini boşaltıyor

Bunu “ekolojik toplum” diye bir tez izledi...

Şimdi de “demokratik özerklik...”

Bütün bu “demokratik” sıfatları, bir yönüyle hem Öcalan, hem PKK için bir ironidir. Sanki Öcalan ve PKK hayatlarında demokrasi denen şeyin semtinden geçmişler gibi! Bu elbise, hem örgüt içinde, hem örgüt dışında her şeyi, her sorunu şiddetle çözmeye çalışan, tartışma özgürlüğü diye bir şey bilmeyen, farklı sesleri acımasızca bastıran Öcalan’a ve PKK’ya hiç mi hiç uymuyor. Öte yandan bu terimlerin her biri bir yönetim biçimini gösterir. Bir devlet üniter, federal veya konfederal olabilir. Demokratik olup olmamasıysa ayrı bir durum. Ayrıca demokrasiyle kimin ne kast ettiği de ayrı bir olaydır. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore) ne kadar demokratiktir? Almanya’da bir dönem bölünmüştü ve Doğu’da “Demokratik Alman Cumhuriyeti” (DDR), Batı’da ise Federal Alman Cumhuriyeti (BRD)vardı. Hangisi daha demokratikti, o da ayrı mesele...

Öcalan’ın “demokratik Cumhuriyet”i nasıl bir şeydi, örneğin Kürtler için nasıl bir statü öneriyordu? Hiçbir şey... Çünkü ne federasyonu kapsıyordu, ne otonomiyi. Devlet üniter olacaktı, resmi dil yine Türkçe... Kürt halkına temel haklarını tanımayan ve sorunu eşitlik temelinde çözmeyen bir cumhuriyet nasıl demokratik olabilirdi? Belli ki Öcalan kavramların içini boşaltıyor, dejenere ediyordu.

Peki Öcalan’ın “demokratik konfederasyon”u nasıl bir şeydi? Örneğin Kıbrıs’ta Türk tarafının istediği türden, eşit haklara sahip, iki bölgeli, iki devletli bir konfederal birlik mi? Hiç ilgisi yok. Öcalan böyle olmadığına dair yemin kasem ediyordu. Öcalan’ın “demokratik konfederasyonu” yeryüzünde rastlanmamış, herhangi bir şey içermeyen, herhangi bir şeye benzemeyen amorf bir şeydi... İçi boş bir isimden ibaretti.

Öcalan’ın son ürünü işte bu “demokratik özerklik...” Peki o nasıl bir şey?.. Öcalan henüz bu konuda içerik belirlemiş değil. PKK, BDP ve DTK da.Yalnızca yedi bölgeden söz ediliyor. Gerçi Osman Baydemir Dersim’deki konuşmasında yerel yönetimin vergi toplama ve harcama hakkından ve yerel bir bayraktan söz etti ama, Öcalan bu konuda konuşmadan, önerilerinin kapsamı hakkında fikir sahibi olamayız. O konuşmadan Kürt tarafının umutlanması gibi, Türk tarafında bölünme korkusu yaşayanların telaşlanması için de erkendir...

Çünkü “irade” odur. Ne olacağına her keresinde O, -görünüşe göre- İmralı’daki bilmem kaç metrekarelik hücresinde daldığı derin tefekkür sonucu karar veriyor, avukatları vasıtasıyla iletiyor. PKK ve öteki kurumların, legal partilerin yaptığı ise Öcalan’ın tezlerini derhal ve tartışmadan benimsemek, onlara kılıf biçmektir. Bu durum trajikomiktir, ama gerçektir.

Talep sahibinin isteminin gerçekte ne olduğunu bilmeden üzerine ahkam kesmek ise bizi gülünç duruma düşürür.

Öcalan’ın iradesi
Öte yandan Öcalan, yarın “demokratik özerkliği” de bir yana atıp başka bir şeyi piyasaya sürebilir. Çünkü onun çözüm talepleri hiç de uzun ömürlü değil, onun ipiyle kuyuya inilmez. Öcalan, nerdeyse altı ayda bir yeni bir tez ortaya atıyor, çözüm için yeni bir statü öneriyor; lego oynar gibi, yıkıp yıkıp yenisini yapıyor... Dün otonomi, yani özerklik gericiliktir, ilkelliktir diyordu. Şimdi onu demokrasi jelatinine sararak ilaç diye piyasaya sürüyor. Yarın ne yapacağı belli olur mu?..

Bu nedenle Öcalan’ın ve iradelerini ona emenat etmiş olan arkadaşların “önerileri” üzerinde tartışırsak havanda su dövmüş olabiliriz. Bu işin ciddiyeti yok. Ben birçok çevrenin bu durumu göz önüne almadan, şu uyduruk “demokratik özerklik” teriminin gülünçlüğünün de adeta farkında olmadan, bu konuyu böyle ciddiyetle tartışmasına şaşıyorum.

Doğrusu Öcalan ve onun “izinden” giden arkadaşların bu gündem belirleme ve kamuoyunu meşgul etme beceresine hayranım. Ama bu beceri ve bunca tutarsızlık, bir günden diğerine görüş değiştirme, lego oynar gibi yapıp bozma, acaba salt onların kendi ürünü mü? Öcalan’ın İmralı’da hangi ilişki ve etkiler altında olduğunu göz önüne almadan bunu kavrayamayız.

Gerçekte bu tezlerin, Öcalan’ın, hücresinde okuduğu kitaplarca da beslenen tefekkür ve fantazilerinin bir ürünü olduğu kanısında değilim. Perde arkasında bu işle görevlendirilmiş, ne yaptıklarını bilen derin uzmanlar var. Bu tezler, değişen duruma ve ihtiyaca göre bu uzmanlar tarafından pişirilip Öcalan eliyle piyasaya sürülüyor. Öcalan’ı ortak “irade”ye ve “güneş”e çeviren kampanyaların da aynı mutfaklarda pişirildiğine kuşkum yok. Çünkü böyle bir mit yaratılmadan birbirini tutmayan, bir günden diğerine değişen tüm bu saçma sapan, içi boş çözüm önerileri taraftar kitleye benimsetilemezdi. Elbet, Öcalan’ın yanı sıra, kurumların kilit noktalarına yerleştirilmiş öteki elemanların da çabası ve desteğiyle...

Özetle söylersek, böylece kamu oyuyla, en başta da Kürt halkıyla alay ediliyor, onun kaderiyle oynanıyor. PKK bir yana, BDP ve DTK içindeki koca koca adamlar ise kendilerini bu hacivat-karagöz oyununa kaptırmış, oyun kurucuların arkasından sürüklenip gidiyorlar. Tezler değişiyor, cambaz her keresinde yeni bir hedef gösteriyor ve onlar yüzlerini oraya dönüyorlar.

Meselenin diğer yanına gelince, elbet Kürt sorununun çözümünün nasıl, hangi biçimde olabileceği konusunda, Türkiye kamuoyunun, siyasilerin ve aydınların, Kürdü ve Türküyle yol yöntem aramalarını, bu konuyu tartışmalarını çok gerekli buluyorum. Bunun şakaya gelir yanı yok, bu işte geç bile kalındı.

Çözüm gerçekte zor değil. Çözüm biçimini tartışırken de, eğer amacımız suyu yokuşa sürmek, ya da ipe un sermek değilse, fili tarife kalkan körlerin durumuna düşmek için bir neden yok. Kürt sorununun boyutları gözler önünde. Bu ulusal bir sorun. Adına Kürdistan denen coğrafya üzerinde yaşayan, kendilerine özgü bir dilleri ve tarihleri olan 40 milyonluk bir halkın sorunu. Böylesi bir sorunla karşılaşan ilk ülke de Türkiye değil. Dünyanın şu ya da bu ülkesinde benzer sorunlar nasıl çözülmüşse ona bakalım. Bir asır önce İsveç-Norveç sorunu nasıl çözüldü? 1920’li yıllarda Sovyetler Birliği’nde, bu sorun nasıl çözüldü? Daha dün Çeklerin ve Slovakların sorunu nasıl çözüldü? Kanada, Belçika, İsviçre, İspanya örnekleri...Daha yakınımızda Kıbrıs’ta 150 bin Türk için Türkiye’nin istediği çözüm... Bundan da yakını, Irak sınırları içindeki Güney Kürdistan’da nasıl bir çözüm sağlandı?..

Tüm bu örneklerden de anlaşılacağı üzere ulusal ve etnik sorunların çözümünde tek bir biçim yok. Her bir ülkeye, sorunun boyutlarına, tarihi koşullara uygun olarak ayrılıp kendi devletini kurabilmekten, gevşek bir konfederasyona, federasyona, otonomiye kadar çeşitli biçimler var.

Değişmek zorundayız
Şimdiye kadar Kürt ayaklanmaları hep yenilgiyle sonuçlandı ve son, 26 yıldır süren çatışma ortamı da kimseye bir zafer sağlamadı. PKK’nın ne istediği, ne yaptığı, hangi amaca hizmet ettiği, bu haliyle hangi sorunu çözeceği bir yana, Türk devleti de sorunun inkârı, baskı ve zor yöntemleriyle bir sonuca ulaşamadı. Bu işin şiddet yöntemleriyle çözülemiyeceği artık anlaşılmış olmalı. Bunca deneyim, sorunu barışçı yöntemlerle çözme gereğini önümüze koyuyor. Şiddette ısrar iki taraf için de yanlışta ısrardır ve çıkmaz sokaktır.

Çözüm için öncelikle özgür bir tartışma ortamı ve diyalog olmalı. Bu da ülkenin demokratikleşmesine paralel olarak gerçekleşir. Önyargılar ve korkular, çatışma ortamının yarattığı kin ve öfke karşılıklı olarak ancak böyle aşılır. Türkiye’nin demokratikleşmesi için atılan her adım önemlidir ve çözüm isteyenlerin buna destek vermeleri gerekir.

Çağdaş dünya da bizi bu yolda zorluyor. Kürtler ve Türkler olarak değişmek zorundayız. Yeni bir dünyada günü dolmuş yöntemlerle, önyargılar ve korkularla sorun çözemeyiz, özgürlüğe ve refaha ulaşamayız.

Şu aşamada silahların karşılıklı olarak susturulması kuşkusuz en istenir durumdur. Ama bu mümkün değilse PKK’nın daha fazla beklemeden silahları tek yanlı susturması, hatta tümden bırakması Kürt davası için bir kayıp olmaz. Çünkü silahlı eylemlerle artık PKK’nın bir yere varamıyacağı, bu eylemlerin yarardan çok zarar verdiği artık anlaşılmış olmalı. Böylece savaşı ve çözümsüzlüğü sürdürmek isteyenlerin oyunu da bozulur. PKK silah bırakırsa onlar kiminle savaşacaklar?

Ama PKK bunu ister mi, istese bile yapabilir mi; Öcalan’ı İmralı’da denetleyen ve PKK’ya yön veren güçler buna fırsat verir mi? İşte bütün sorun burada...

Ortada sihirli bir kilit var ve bakalım bu kilidi hangi “Malik-i Ejder” ve nasıl çözecek?.
simko .. 19 Aug, 2010 12:03:00
avatar
Bugünleride gördük ya artık , kıyamet kopsa yeridir.faşist Türkeşin Mhpsi ile kemalist aponun pekekesi hatay dörtyolda açılımı baltalamak için ortak eylem yapıp Akpyi suçluyorlar.Birden aklım geçmişe gitti.1978de maraş katliamı acaba apocu-mhp ortak işimiydi.ümit özdağ adlı araştırmacıda geçen yıl böyle birşeyler ima ediyordu.
BAY EFENDİSİZ .. 22 Aug, 2010 01:57:15
avatar
E, yani daha altı ayı dolmadan bu tezi de çürütürseniz adam(lar) ne yapacak.

Gerçi yedekte tezleri var ama olsun, aceleye getirmeyin amcaları.

Hem BDP'li kavram mühendislerini fazla yormayın. (Kavramların içini doldurdukları için kendilerine dolma mühendisi demek de caizdir.)

İyisi mi siz şimdiden 3 ay sonraki teze antitez hazırlayın...

Hazırlayın diyeceğim ama size de içim acıyor. Çünkü bu kez cidden bunalacaksınız.

Zira sırada topografik özerklik tezi var.

O da ne mi?

Valla ben bilmem, ama inanıyorum ki BDP kurmayları bunun bile içini dolduracaklar.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: