HAYIRcılar ve BOYKOTçular CHP-MHP Koalisyonu İçin Çalışıyor!
Kılıçdaroğlu, “ulusal birliği güçlendirecek, terörü sona erdirecek bir hükümet”ten bahsettikten bir-iki gün sonra, BDP’li Tuncel’in “barıştan, kardeşlikten, insan haklarından yana, savaşa karşı bir iktidar”dan bahsetmesini şahsen ilginç buluyorum. BDP, kendi başına iktidar olamayacağına, iktidar ortağı da olamayacağına; AK Parti’nin dışlanması durumunda CHP-MHP koalisyonundan başka bir alternatifin de olamayacağına göre Tuncel’in bahsettiği hükümet, “Ergenekon Koalisyon Hükümeti”nden başkası olamaz!
Dörtyol Provokasyonu’nun bir Ergenekon yapımı olduğu aşikar. Derin Devlet, güdümündeki kiralık tetikçileri kullanarak referandumu iptal ettirmek/erteletmek için bir Kürd-Türk çatışması başlatmaya çalışıyor. Geçenlerde, 28 Şubat’ın mimarlarından olan TÜSİAD “referandum zararlıdır” dedi; PKK cenahından da, kısık da olsa, “savaş devam ederken referandum olmaz” sesleri çıkmaya basladı/başlıyor. İptal veya erteleme olmazsa bile hiç olmazsa halkı AK Parti Hükümeti’ne karşı kışkırtıp referandumdan “HAYIR” çıkarttırmaya çalışıyorlar. Referandumdan çıkacak “HAYIR” kararını AK Parti’yi istifaya zorlamak için kullanacaklar.
Abdullah Öcalan’ın da uzun süreden beri bu konuda açıklamalarda bulunduğunu, Genelkurmay’ın kontrolündeki İmralı’dan Kürd-Türk çatışması için ince mesajlar verdiğini, kışkırtmalarda bulunduğunu biliyoruz. Dörtyol Provokasyonu’nda Ergenekoncu Medya, JITEM, PKK ve MHP’nin omuz omuza calıştığı ortada. Kalkan toz-duman oturduğuna göre karşı karşıya olduğumuz provokasyonu net olarak görebiliyoruz artık (tahminime göre bu işin ucu Genelkurmay’daki Ergenekoncu cuntacılara dayanacak).
Provokasyon özetle şöyle gelişti: ayni zamanda JİTEM elemanı olan MHP’li Payas Belediye Meclis üyesi Bestami Kılıç, kendisine ait olan maden ocağında birkaç JİTEM elemanıyla görüşüp daha önce hazırlandığı anlaşılan provokasyon planını eyleme geçirmek için harekete geçiyorlar. Kılıç, eylem için hazır bekleyen PKK’lilere arabasını teslim ediyor; PKK’liler de Kılıç’ın arabasıyla dört polis katledip kaçıyorlar.
Güvenlik güçleri, olayı öğrenir öğrenmez bütün kaçış noktalarını kapatiyorlar ama Jandarma tarafından yapıldığı tahmin edilen bir ihbar telefonuyla olaya katılan PKK’lılerın kaçması sağlanıyor. Bu arada, PKK’lıların yakalandıkları, karakolda oldukları söylentisi yayılıyor. Karakolun önünde toplanan kalabalığı “Polis öldüren PKK’lılar emniyette; PKK’lıları bize verin” diyerek hem provokasyonun fitilini ateşleyen hem de emniyet güçlerini oyalayarak kaçan PKK’lıların yakalanmasını engelleyen birkaç provokatör mobese kameralarına takılıyor. Polis, kamera görüntülerinden hareketle gözaltına aldığı bu provokatörlerden birisinin Bingöl 49. Piyade Alay Komutanlığı’nda görevli Uzman Çavuş Ahmet Büyük olduğunu saptıyor. Yakalanan Büyük, önce “MİT elemanıyım” diyor. Fakat daha sonra “askerim” dediği için Jandarma’ya teslim ediliyor; Jandarma da “iyi coçuk” Büyük’ü serbest bırakıyor.
Arabasını PKK’lılara veren JİTEM elemanı MHP’li Kılıç, gazetecilere verdiği demeçte "Evimin bulunduğu yaylaya çıkmak üzere aracımla yola çıktım. Yolda Jandarma sivil istihbaratla karşılaştım. Beş dakika sonra onlar aşağıya indi, ben yukarı çıktım. Mermerin üst tarafından önce iki kişi sonra birkaç kişi daha göründü. Aracımı gasbettiler" ifadelerini kullanıyor ama Ergenekon Medyası’nın irilerinden olan Hürriyet Gazetesi, Kılıç’ın JİTEM’le ilişkisini gizlemek için Jandarma İstihbaratçılarla sohbet ettiğinini söylediği kısmı makaslıyor!
Buraya kadar özetini verdiğim Dörtyol Provokasyonu’nda “Referandum’da HAYIR” cephesinden olan Ergenekoncu Medya, JİTEM, PKK ve MHP’nin omuz omuza çalıştığına şahit oluyoruz. BDP’nin de bu provokasyonda yerini aldığı biliniyor. Provokasyon henüz devam ederken, partideki bazı “derin” KCK’li elemanların BDP’yi Dörtyol’a bir konvoyla çıkartma yapmaya zorladığı söyleniyor. BDP’deki basiret sahibi insanların bütün itirazlarına rağman konvoy Dörtyol’a gönderiliyor fakat güvenlik güçleri tarafından Dörtyol’a girisi engellenerek provokasyonun daha da büyümesi engelleniyor.
BDP konvoyunun lüzumsuz Dörtyol’a gitme girişimi engellenerek provokasyonun daha da büyümesinin önüne geçilmesi, huzurdan yana olanlar tarafından sevindirici bir gelişme olarak görülürken, Ergenekon Terör Örgütü’nün avukatı ve sanal alemdeki psikolojik harp merkezi olan ODATV.com’u oldukca rahatsız etti! Bu rahatsızlığı, 29 Temmuz 2010 tarih ve “Hatay Valisi hukuksuzluk mu yaptı?” başlıklı haberden anlıyoruz (http://www.odatv.com/n.php?n=hatay-valisi-hukuksuzluk-mu-yapti-2907101200). ODATV’nin rahatsızlığı şaşırtıcı değil lakin bu sitenin Genelkurmay’daki bir avuç cuntacı tarafından açılıp finanse edildiği iddia ediliyor. Sahibi olarak gösterilen Soner Yalçın, MHP elemanı ile JITEM bağlantısını saklamaya çalışan Hürriyet Gazetesi’nin bir elemanı ve Ergenekon tutuklusu Doğu Perinçek’in tezgahında özenle yetiştirilen biri.
Dörtyol Provokasyonu’nda rol alan “HAYIR” cephesi içinde CHP’ye rastlanmıyor ama oluşturulacak kargaşadan birinci dereceden nemalandırılmaya çalışılan partinin o olduğunu unutmayalım. Dolayısıyla, provokasyonda emeği gecen “HAYIR” cephesi ile direk bir bağı görülmese de perde gerisinde sıkı bir işbirliğinin ve dayanışmanın olduğu muhakkaktır.
Mesela CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan’ın “Terör bizim iktidardan çekilmemizle bitecekse, çekiliriz” sözlerine “Başbakan 'Biz çekilmeye hazırız' diyorsa, çok basit yapacağı şey; iki satırlık bir dilekçe yazıp ayrılmak. 'Ben terörü sona erdirmedim, erdiremedim, tam tersine toplumu böldüm, toplum karpuz gibi ikiye bölündü, ben çekiliyorum, yeniden ulusal birliği güçlendirecek bir hükümet kurulsun, terörü sona erdirsin, bunlara bu fırsatı veriyorum' deyip, iki satırlık bir dilekçe yazarsa biz de sonucu hep beraber görürüz” ifadeleriyle karşılık verdi geçen gün. (1 Ağustos 2010; http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1011070&Date=01.08.2010&CategoryID=78).
BDP’nin İstanbul Çağlayan Meydanı’nda düzenlediği “BOYKOT” mitinginde konuşan BDP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel, Kılıçdaroğlu’nun ifadelerine çok benzer ifadeler kullandı: “Hatay'da Başbakan konuşuyor. Diyor ki, (Biz eğer hükümetten çekilirsek, bu sorun bitecekse çekilelim) Buradan sayın Başbakana çağrı yapıyoruz, artık siz bu ülkeyi yönetemiyorsunuz, çekilin. Bakın o zaman bu ülkede barıştan, kardeşlikten, insan haklarından yana, savaşa karşı bir iktidar gelecek” (http://www.ilkehaber.com/haber/bdpnin-istanbul-mitingi-sona-erdi-10805.htm).
“İktidara gelirsem terörü bitiririm” diyen Kılıçdaroğlu’nun partisi (o zaman SHP ismini kullanıyordu) 20 Kasım 1991 ile 16 Mayıs 1993 tarihleri arasında iktidarda bulunan koalisyon hükümetinin ortaklarındandı (diğer ortak DYP idi). Yaklaşık 19 ay süren iktidarları döneminde hayatını kaybeden güvenlik görevlisi ve vatandaşların toplam sayısı 4000 civarındaydı (her aya, yaklaşık olarak 210 kayıp düşüyor)! AK Parti’nin iktidarda olduğu son 90 aylık bilanço ise yaklasik 1000’dir (her aya, 11 kayıp düşüyor!). CHP iktidarındaki kayıp, AK Parti iktidarındaki kayıptan yaklaşık 20 kat daha fazla! Kılıçdaroğlu, Ergenekoncu Medya’nın verdiği gaza çok güvendiğinden, kendisini polemiklere kaptırmış, tarihi hakikatleri hatırlamaya ihtiyaç bile duymuyor.
Kılıçdaroğlu, “ulusal birliği güçlendirecek, terörü sona erdirecek bir hükümet”ten (muhtemelen CHP’nin büyük, MHP’nin de küçük ortağı olacağı planlanan “Ergenekon Koalisyon Hükümeti”ni kasdediyor) bahsettikten bir-iki gün sonra, BDP’li Tuncel’in “barıştan, kardeşlikten, insan haklarından yana, savaşa karşı bir iktidar”dan bahsetmesini şahsen ilginç buluyorum. BDP, kendi başına iktidar olamayacağına, iktidar ortağı da olamayacağına; önümüzdeki seçimde Meclis’e AK Parti, CHP, MHP ve Bağımsızlardan (BDP ve diğer) başka bir parti giremeyeceğine; AK Parti’nin dışlanması durumunda CHP-MHP koalisyonundan başka bir alternatif olamayacağına göre Tuncel’in bahsettiği hükümet, “Ergenekon Koalisyon Hükümeti”nden başkası olamaz!
Yani BDP, Tuncel’in bu ifadeleriyle, “Ergenekon Koalisyon Hukumeti”ne acik cek veriyor ve bunu da Ocalan’in bilgisi dahilinde belki de direktifiyle yapiyor. Öcalan, 23 Mayıs 2010 tarihli avukat gorusme notlarinda, “Kılıçdaroğlu bir yenilik getirebilir, Kemalizmin demokratik güncellenmesi sağlanabilir. Buna bir ihtiyaç olduğunu daha önce de belirtmiştim. Önemli buluyorum” (http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=91556) ifadesiyle Kılıçdaroğlu’na açık destek vermişti. Hatta, “Kürd Sorunu” ifadesini ağına bile almayan Kılıçdaroğlu’nu Kürd Sorununu çözecek kişi olarak sunmuştu.
Dörtyol Provokasyonu’nun, referandumu etkilemeye yönelik bir Ergenekon projesi olduğu ortada. “HAYIR” ve “BOYKOT” cephesinin Dörtyol Provokasyonu’ndaki rolleri; Öcalan ve BDP’nin, CHP-MHP arasında düşünülen “Ergenekon Koalisyon Hükümeti”ne verdikleri destek; Ergenekoncu Medya’nın bir taraftan provokasyonun aktorlerini gözden saklamaya çalışması, diğer taraftan Kemal Kılıçdaroğlu’nu parlatması, “HAYIR” ve “BOYKOT” cephesinin aynı hedef uğruna omuz omuza çalıştığını gösteriyor.
Bize zıt kuvvetler olarak sunulan ama aslında “Derin Devlet”in güdümünde faaliyet gösteren bu yapıların ittifağı beni fazla şaşırtmıyor. Ulusal (Ergenekon ve uzantıları) ve Uluslararası (Neokon ve bağlantıları) Derin Devletleri’nin uzun zamandan beri üzerinde çalıştığı projenin devamıdır bu. Hedefleri, 28 Subat’ta Refah-Yol’a yaptıkları gibi AK Parti'yi iktidardan uzaklaştırmak ve devleti/milleti legal ve ilegal yollarla hortumlamaktır! Şimdiye kadar, bu hedeflerine ulaşabilmek için birçok yol denediler.
Ergenekon sanıklarından olan İlhan Selcuk’un Ergenekon İddianamesi’ne giren sözleri herşeyi özetliyor aslında. Her şeyin elden gittiğini söyleyen Selçuk, ‘Yalnız 2 şey var, eğer kapatma davası açılırsa, bir de üstüne ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa belki bir umut doğabilir. Yoksa bu devam eder” diyor. 7 Şuba 2008’de yapılan bir telefon görüşmesinde sarfedilen bu ifadelerden bir aydan biraz fazla süre sonra AK Parti hakkında kapatma davası açıldı (ama kapatılmadı).
Ulusal ve Uluslararası Derin Devlet’in güdümündeki sermaye, AK Parti’yi iktidardan uzaklaştırmak için, 2006’nin ortalarında piyasadan çok yüklü miktarda para çekerek büyük bir ekonomik kriz tetiklemeye çalıştılar; Merkez Bankası’ndaki mevcut para ve Körfez Ülkeleri’nden gelen sıcak para ile bu plan da akim bırakıldı. Konuşmayı 2008’de yaptıgına göre, anlaşılan İlhan Selçuk yeni bir ekonomik kriz daha bekliyordu (ama o da onlara nasip olmadı). Selçuk’un, parti kapatma ve ekonomik kriz vasıtasiyla beklediği “Türkiye biraz karışırsa” vasiyetini, estirdiği terör eylemleriyle PKK yerine getiriyor şimdi. Dörtyol Provokasyonu da bu vasiyetin bir devamı... Tabi aradan birkaç gün geçmeden bütün kirli oyunlar deşifre olduğundan, bu provokasyonun tutması da çok zor!
Ulusal ve Uluslararası Derin Devletler ve onların Türkiye’deki uzantıları AK Parti'yi gayri meşru yollarla iktidarden uzaklaştırmak için, darbe planları, Danıştay Saldırısı (bu kirli plan, Ergin Saygun dahil birkaç apoletli bürokratın ABD'deki Neokon Çetesi’nin yardımıyla Hudson Enstitüsü'nde hazırlandı), Cumhuriyet Mitingleri, 27 Nisan korsan bildirisi, , 367 entrikası gibi bir sürü oyun oynandı. Öcalan ve derin-PKK’si de bu süreçte “ortamı karıştırmak” için taşeron olarak kullanıldı.
Ecevit iktidarı döneminde sesi soluğu çıkmayan Öcalan’ın, AK Parti iktidara geldikten, AB'ye katılım sürecinde yapılan birçok olumlu düzenlemeye (Kuzey Kürdistan’a yapılmak istenen yatırımları engelleyen, gıda ambargosu dahil birçok ilkel kararda imzası bulunan, faili meçhul cinayetlerin arkasındaki asıl güç olan MGK’nın sivilleştirilmesi, kulturel alanda yapılan iyileşmeler vs.), OHAL'in kaldırılmasına, Leyla Zana dahil birçok Kürd siyasetci ve aktivistin serbest bırakılmasına rağmen ateşkes kararını bozup şiddeti tırmandırmasının “Derin Devlet taşeronluğu” dışında tatmin edici hiçbir açıklaması yoktur. Çünkü, Ergenekon Davası sürecinde ortaya çıkan bilgilerden anlıyoruz ki, PKK’nin eylem kararı, Şener Eruygur, Hurşit Tolon gibi apoletlilerin darbe planları yaptığı döneme tesadüf ediyor!
Yani darbeci generaller ile darbe zemini hazırlamak için kullanılan taseron PKK’nın işbirliği sözkonusuydu (aynı işbirliği, Dörtyol Provokasyonu’nda da görüldüğü gibi günümüzde de devam etmektedir). Ateskeş kararının bozulup şiddetin tekrar tırmandırılmasının yegane sebebi de budur. Çünkü hiçbir darbe planı darbe için tek başına yeterli değildir; darbe için uygun zeminin de hazırlanması da gerekir! Bu durumda, darbe planı yapmak Türk Ergenekonu’na, darbe için uygun şartları/zemini hazırlamak da Kürd Ergenekonu’na (Öcalan’a) düşmüştü. Malum, Türk ve Kürd Ergenekonları direk “Derin Devlet”e bağlıdırlar.
PKK'nin son zamanlarda tırmandırmaya çalıştığı şiddet de tek başına Derin Devlet’in işine fazla gelmediği anlaşılıyor. Onun için, Deniz Baykal'ı bir kasetle alaşağı edip yerine, aşırı bir makam hırsına sahip olan, elindeki makamı koruyabilmek için Öcalan gibi her direktife itirazsız boyun eğme eğiliminde olan Kemal Kılıçdaroğlu’nu getirdiler. Kılıçdaroğlu da tıpkı Öcalan gibi "ne hizmet olursa yaparım!" mentalitesine sahiptir.
“HAYIR” cephesinin de parçası olduğu ve şuan uygulamaya sokulmuş durumda olan planla hedeflenenler özetle şunlardır: PKK saldırılarıyla AK Parti Hükümeti’ni ülkeyi yönetemez hale getirmek (bir müddetten beri PKK’nin hedefinde devlet değil, bizzat AK Parti Hükümeti vardır)... Asker ve gerilla cenazelerinin artmasıyla Türklerde ve Kürdlerde oluşacak tepkiyle oyların MHP ve BDP'ye kanalize edilmesini sağlamak... Ergenekon Medyası’nın pompaladığı manevi destek ve 28 Şubat mimarlarından TÜSİAD’ın sağladığı maddi destekle yelkenleri şişirilen "Gundi Kemal"in CHP’sinin oylarını artırmak... Kuzey Kürdistan’da BDP’ye, Türkiye’nin batısında da CHP ve MHP’ye oy kaptıracak olan AK Parti’nin tek başına iktidar olmamasını sağlamak... Ve neticede AK Parti yerine, CHP ve MHP’nin ortak olduğu “Ergenekon Koalisyon Hükümeti’nin kurulmasını sağlamak!
Kürdleri inkar politikasına sahip militarist CHP ve Kürdlere zerre kadar tahammülü olmayan, gördüğü yerde linç etme güdüsüne sahip olan faşist MHP’nin parçası olduğu böyle bir hükümet, Tuncel’in ifadesiyle “barıştan, kardeşlikten, insan haklarından yana, savaşa karşı” olabilir mi? Kılıçdaroğlu’nun idda ettiği gibi yeniden ulusal birliği güçlendirip terörü sona erdirebilir mi? Hayır. Fakat şu olabilir; seçimde böyle bir koalisyon için halktan yeteri kadar oy alınabilirse, “Derin Devlet” Öcalan’ı devreye sokarak PKK’ya yeni bir ateşkes kararı aldırarak “Gundi Kemal”e rahat bir nefes aldırabilir. Öcalan’ın Kılıçdaroğlu’na sunduğu destek, Tuncel ile Kılıçdaroğlu’nun sözbirliği etmişcesine hemen hemen aynı seyler söylemesi, Derin Devlet’in devrede olduğunu gğsteriyor.
“Derin Devlet”, güdümündeki Türk ve Kürd Ergenekonlarını kullanarak kendine göre bazı planlar yapıyor fakat asıl söz sahibi olan gene millettir. “Derin Devlet”in tetikçisi olan Türk ve Kürd Ergenekon Terör Örgütlerinden çok çeken millet, özellikle de Kürdler “Ergenekon Koalisyon Hükümeti”ne destek çıkmayacaktır.
2 Ağustos 2010



Yorumlar (11 gönderildi):
Katkıda bulunmak için yorum yapsam sizlere haksızlık yapmış olurum. Teşekkür etmesem kendimi sizlere borçlu hissederim. Bu mükemmel makaleniz için sizlere saygılarımı sunuyorum.
Bu topraklarda Genelkurmay'ın egemenliği sürdükçe Kürt'lerin de Ermeniler gibi soykırımına uğraması kaçınılmazdır.
Genelkurmay'ın egemenliğini kıracak tek güç anayasada yapılan değişikliklerdir. Çünkü:
Artık ihtilal yapıp, muhtıra veremiyorlar.
Kendi yaptıkları anayasaya göre düzenledikleri Anayasa Mahkemesi, Yargıtay,Danıştay ve HSYK gibi kurumlara yerleştirdikleri görevlileri aracılığıyla bütün demokrasinin önünü tıkıyorlar.
Hükümet birşey yapamıyor.
Parlamentoda birşey yapamıyor.
Anayasa Mahkemesinin açıkça suç işlemesinin cesareti Genelkurmay'dan aldıkları destekten geliyor.
27 Maddelik bu anayasa değişikliklerinin hepsi tek tek incelenirse ezilen herkese ,özellikle de Kürt'lere özgürlüklerin kapısını açacağı kesindir.Şöyleki bir örnek verirsek:
Bildiğiniz gibi şimdiki Anayasa Mahkemesi Askerlerin işlediği bütün suçların Askeri Mahkemelerde yargılanmasına karar verdi.
Bu karar şimdi Yargıtay'da uyuşmazlık Mahkemesinde adli tatilin bitmesini bekliyor.
Adli tatilden sonra yürürlüğe gireceği kesindir.
Oysa yapılan anayasa değişiklikleri ise Askerlerin kesinlikle sivil mahkemelerde yargılanmalarını öngörüyor.
Yani bu referandumda evet oylarıyla yeni anayasa değişiklikleri kabul edilirse Kürdistan'da Kürt ve Türk Ergenekon'unun ,JİTEM'in,Özel Timlerin işlediği bütün suçların sivil mahkemelerde yargılanacakları kesinleşecek.
Aksi takdirde Askeri mehkemede hepsinin beraat edeceği ve tekrar soykırıma başlayacakları kesindir.
Ergenekon suçlularının,JİTEM'in sivil mahkemeler yerine askeri mahkemelerde yargılanmalarını isteyen ve beraat edip tekrar Kürdistan'da soykırımı yapmalarını isteyen PKK,BDP iradesini halka açıklıkla teşhir etmeliyiz.
Referandumda hayır demenin veya referandumu boykot etmenin Türkiye ve Kürdistan'ı ikinci kez bu sefer derin sürülmüş ölüm tarlalarına çevireceği kesindir.
Kürt ve Türk maskelerini takınmış cellatlara bu kez dur denmezse, artık halkın da lanetlenmiş halk olmaktan kurtulamayacakları kesindir.
Sağlık ve başarı dileklerimle.
İslamcıların şiarı daima hayırdan yanadır.Ama ne hikmetse sizler bu defga haırdan vaz geçip,'EVET'e Kilitlenmişsiniz neden olaki!?
Evet yada hayır olsa ne olur?Kürdlerin veya türklerin hangi dedine deva olacak?Hayırla Kemaliz ıslahmı olacak?Yoksa bu evetlerle akp nin amu oyundaki teveccühümü tescillenecek?
Evet desekte hayır desekse bir şeyler değişmeyeceğine göre ılımlı islamın temsilciliğini deruhte eden akp nin kazanmaması için hayır dense nasıl olur? Bi düşününüz bakalım.
Sayin Dr. Ali Bey; guzel yorumunuz ve mukemmel tesbitleriniz icin cok te$ekkurler. HAYIR demenin mantikli hicbir $eyi yok, BDP bunu biliyor ama Imrali'yi kontrol eden guc Ocalan'a boyle emir veriyor, o da emir kulu oldugu icin emirleri PKK'ya ve BDP'ye aktariyor. En son bir kamuoyu yoklamasi yapilmi$ti, BDP secmeninin yarisindan fazlasi sandiga gidip EVET kullanacagini soyluyor. "Sandiga gitmeyecegim" diyenlerin sayisi cok du$uktu. Oyle inaniyorum ki BDP tabani bile sandiga gibip darbecilerden ve onlarin i$birlikcilerinen hesap soracaktir.
PKK'nin Kürdistanlı yurtsever fraksiyonlara karşı başlattığı saldırı günlerinde;
Derik'e gelmek üzere köy minübüsünün yolu silahlı bir gurub tarafından kesilir.Minübüstekilere " KUKÇU olanlar bu tarafa, PKKli olanlar şu tarafa geçsin" Bir yolcu hiçbir tarafa geçmez ortada durur.Sorarlar " sen niye ortada kaldın? "
- Bak Apocuyum desem ya KUKÇU çıkarsanız!
- KUKÇUyum desem ya Apocu çikarsanız !Ne olur halim ? İyisi ben ortada kalmış bir EŞEKOĞLU EŞEĞİM böyle kabul edin beni...
Şu an Kürdler bu yolcunun durumunda ne yapacaklarını bilemiyecek kadar baskı ve tehdit altındalar maalesef.EVET dese PKKnin hışmından korkuyor HAYIR dese Hükümetle ters düşmekten çekiniyor, BOYKOT dese eşekliği kabul etmekten çekiniyor.
Ne olursa olsun EVET demeli ve 12 Eylül darbecileri ve PKKyi yaratan sistem ile hesaplaşmalıdır, bu eşek konumuna düşmekten iyi değil mi ?
Odatv.com, derin-PKK'daki Ergenekoncu unsurlardan Duran Kalkan'in ANF'ye verdigi demecin bir kismini okurlariyla payla$ti. ODATV payla$imdan cok "Avukatlik" yapiyor aslinda (http://www.odatv.com/n.php?n=pkk-dortyolda-atalayi-sucladi-0308101200).
Odatv'den aktariyorum: "PKK yöneticisi Duran Kalkan, Dörtyol’da yaşanan olaylar nedeniyle İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı sorumlu tuttu. PKK’ya yakın Fırat Haber Ajansı’na konuşan Kalkan, Kürtler ile Türkler arasında çatışma olarak basına yansıyan olayların 'Beşir Atalay örgütü' tarafından gerçekleştirildiğini iddia etti."
"Kalkan, 'Kesinlikle onu yapanlar Beşir Atalay’ın örgütüdür. İnegöl ve Dörtyol’da yaşananlar, çapulcuların, milliyetçilerin yada MHP örgütünün işi değildir' dedi."
Duran Kalkan, olaylari tetikleyen saldiriyi inkar etmedigi halde, ODATV sanki cinayeti PKK i$lememi$ gibi bir hava estirerek PKK'yi temize cikartmaya cali$iyor (nitekim, yorumcular da bu sav uzerine yorum yapiyorlar).
Ergenekon avukati ODATV PKK'yi temize cikartiyor; Duran Kalkan MHP'yi temize cikartiyor! Ergenekoncu Ergenekoncuyu temize cikartiyor yani. Yukaridaki yazida bahsettigimiz dayani$mayi cok bariz bir $ekilde goruyoruz.
"Gundi Kemal" gecen gun Ba$bakan'i Erbakan'a ihanet etmekle suclami$ti. Duran Kalkan da Ba$bakan Erdogan icin, "Erbakan’ı düşürdü ve yerine geçti. Kimi kandırıyor? Erbakan, onun desteğiyle düştü" diyerek Gundi Kemal'in yolundan gidiyor, Erdogan'i ihanetle sucluyor!
Bunlarin (Gundi Kemal, BDP, PKK vs) konu$ma metinleri de herhalde ayni yerde, Genelkurmay Karargahi'nda yaziliyor... Yoksa bu kadar benzerlik olmaz...
Saflar netle$iyor... Referandum Ergenekoncular ile Ergenekon Teror Orgutu kar$itlari arasinda gececek gibi gorunuyor.
Kurd Ergenekonu uyelerinden Duran Kalkan gecen gun "Dortyol'da MHP'nin, JITEM'in sucu yoktur" diyerek MHP ve JITEM'i temize cikardi. MHP de sucu AK Parti'ye atarak PKK'yi temize cikardi (http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=314921).
MHP Genel Ba$kani (Derin) Devlet Bahceli "Yaşananların tamamı doğrudan doğruya etnik ayrımcılığı misyon kabul eden, cahiliye dönemi kabile zihniyetine takılıp kalmış, kimlik kışkırtıcılığı yapan AKP hükümetinin ayıbı, suçu ve sorumluluğudur" demi$.
HAYIR'cilar ve BOYKOT'cular el ele! BDP hizla oy kaybediyor olmasi BDP'li ve Ocalan'in umurunda bile degil; onlari icin onemli olan AK Parti Hukumeti'nin gidip yerine CHP-MHP Ergenekon Koalisyon Hukumeti'nin kurulmasidir.
Butun calismalari bu amaca yoneliktir. Birliktelikleri bunu gosteriyor.
***
Saldırı timleri hazırdı
- Taraf - Istanbul - 14.08.2010
(http://www.taraf.com.tr/haber/saldiri-timleri-hazirdi.htm)
İçişleri Bakanlığı’nın Başbakan’a sunduğu Dörtyol raporu, ilçede yaşanan olayların planlı olduğunu ortaya çıkardı: Kürtlerin ev ve işyerleri belirlenip saldırganlara zimmetlendi
Hatay Dörtyol’da dört polisin öldürülmesi ve ardından Kürtlere yönelik saldırıların arkasındaki sır perdesi aralanıyor. İçişleri Bakanlığı’nın Başbakan Erdoğan’a sunduğu istihbarat raporuna göre saldırının ardından ilçedeki Kürtlerin ev ve işyerleri saptandı ve sadece bu mekânlar saldırıya uğradı. Türkiye’nin özellikle Maraş ve Çorum katliamı sırasında tanıdığı bu yöntemin Dörtyol’da da kullanılması bazı grupların polise yönelik saldırıyı önceden bildiği görüşünü de güçlendirdi.
Ev ve dükkânları zimmetlemişler
Hatay’ın Dörtyol İlçesi’ndeki olaylara ilişkin İçişleri Bakanlığı bünyesinde oluşturulan özel ekip tarafından hazırlanan rapor Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a sunuldu. Gizli tutulan rapor “Etnik çatışmalar bölgeye yayılmak isteniyor” tezini güçlendirir bir dizi saptamayı içeriyor. Rapora göre Kürtlere yönelik saldırı ve yağma girişimlerinin ardından gözaltına alınanlar sorgularında çok çarpıcı itiraflarda bulundu. Bu kişiler, yağma olayları meydana gelmeden önce Kürtlere ait işyerlerinin ve evlerin belirlendiğini ve daha sonra saldırgan gruplara zimmetlendiğini söyledi. Böylece Dörtyol saldırısının, Türkiye'de yakın tarihin en kanlı olaylarından olan Çorum ve Maraş katliamlarına dönüştürülmek istendiği, o zaman Alevilerin evlerine yönelik olarak yapılan işaretleme yönteminin bir benzerinin bu nedenle Dörtyol'da denendiği ortaya çıktı.
Raporda etnik çatışma planlayan provokatörlerin Hatay'ın diğer ilçelerini de hedef aldığı kaydedildi. Dörtyol'da olaylar sürdüğü sırada ilçeye sadece 15 km mesafede bulunan Erzin’de de benzer olayların çıkması için girişimde bulunulduğu belirtilen raporda şu tesbitlere yer verildi:
Erzin’de planı polis bozdu
“Erzin'de, çatışma yeri olarak Doğu kökenli vatandaşların yaşadığı Bahçelievler Mahallesi seçildi. Bu mahallede bulunan BDP ilçe binasına iki molotofkokteyli atıldı. Olayları planlayanlar, Dörtyol'da gerginliğin devam etmesi ve polis ekiplerinin oraya kaydırılması nedeniyle Erzin’de güvenlik zafiyeti doğacağını düşünerek burada daha rahat çatışma çıkaracaklarını düşündü. Ancak saldırının ardından hemen harekete geçen Erzin Emniyeti’ne bağlı ekipler, kısa sürede molotofkokteylini attığı belirlenen dört kişiyi yakaladı. Ancak saldırı ilçede gerginlik meydana gelmemesi için gizli tutuldu.”
Ekip profesyoneldi
İlçedeki saldırıyı inceleyen istihbaratçıların İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a sundukları raporlarda polislere yapılan saldırıyı “çok profesyonel” olarak niteledikleri görüldü. Raporda saldırı beş koruma polisiyle birlikte cadde ortasında öldürülen Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan cinayeti gibi profesyonel olarak tanımlandı.
Provokatör Çavuş nerede
Dörtyol olaylarının kilit isimlerinden biri de kuşkusuz Uzman Çavuş Ahmet Büyük. Kürtlere yönelik saldırı ve yağma olayları sırasında grupları kışkırtan Büyük, mobese kameraları tarafından saptanmıştı. Uzman Çavuş Büyük, kendisini gözaltına almak isteyen polislere önce MİT'çi, daha sonra uzman çavuş olduğunu söylemişti. Gerçekten de Bingöl'de uzman çavuş olduğu ortaya çıkan Büyük'ün Dörtyol'da ne amaçla bulunduğu yönündeki sorular ise yanıtsız kalmıştı. İfadesine başvurulduktan sonra serbest kalan uzman çavuş hakkında başka bir işlem yapılıp yapılmadığı, Bingöl'deki birliğine dönüp dönmediği konusunda ise yetkililerden ses çıkmıyor.
MHP'nin ilgisi yokmuş
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli parti heyetinin kendisine sunduğu Dörtyol raporuna ilişkin görüşlerini açıkladı. PKK'lıların kullandığı aracın sahibi olan JİTEM muhbiri ve MHP'li Payas Meclis üyesi Bestami Kılınç'ın adını bile anmayan Bahçeli "MHP'nin bu olayla uzaktan yakından ilgisi yoktur. MHP'nin olayların içine çekilme çabasını kınıyorum. Böylesi olaylara karışanların da zaten MHP'de siyaset yapma şansı olamaz" dedi.
O zaman hedef Alevilerdi
Kahramanmaraş'ta 19 Aralık 1978'de "Aleviler cami bombaladı" yalanıyla başlayan tertip ve katliam, 25 aralık gecesi ancak durdurulabildi. Olaylarda resmî kaynaklara göre 111 kişi öldü, 1000'in üzerinde insan yaralandı. Daha önceden işaretlenen Alevilere ait 552 ev ve 289 işyeri yakılıp yıkıldı. Olayların ardından Alevi nüfusun yüzde 80’i, benzer olayların yaşanacağı kaygısıyla Maraş'ı terk etti. Yine Çorum'da 1980'de çıkan olaylarda çoğu Alevi 57 kişi katledildi. Öldürülen Alevilerin ev ve işyerleri de aynı Maraş'taki gibi önceden işaretlenmişti.
Yorum yaz