Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Sayın Başbakan, “Gundi Kemal”i Seviniz Lütfen! Sayın Başbakan, “Gundi Kemal”i Seviniz Lütfen! ================================================================================ Dr. Cevdet Akbay on 29 Jul, 2010 08:28:00 Önce bir izahat yapayım da Öcalancı gençlerimiz küplere binmesinler. “Gundi”, “köylü” anlamına gelen Kurmanci bir kelimedir (Zazaki’de “Dewıj” diyoruz). Fakat sıfat olarak kullanıldığında “köylü kurnazlığı yapan, küçük hesaplar peşinde koşan kişi” anlamına gelir. Onun için, “Gundi Kemal” tabiri “Köylü Kemal” şeklinde anlaşılmamalı. Kendim de köylü oldugum ve köylü olmakla gurur duyduğum için birilerini köylü olmakla suçlamak, hele de aşağılamak aklımın ucundan bile geçmez. “Gundi Kemal” tabirini, “küçük hesaplar peşinde koşan Kemal” anlamında kullanıyorum. Sadece, Ergenekoncu Medya tarafından gazlanan CHP’nin çiçeği burnunda Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için kullanıyorum. Bu tabiri ilk kullandığımda, kendisini e-mail (kemal.kilicdaroglu@tbmm.gov.tr) aracılığıyla haberdar ettim (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/5459.html). O da cevap yazdı (yazının altındaki bir yorumum); bir süre de yazıştık. 7 Aralık 2009’da gönderdiği ilk cevabın ilk cümlesini aktarmakla yetineceğim: “Cevdet Bey,/ Yazınızı okudum... Kuşkusuz dilediğiniz gibi eleştirebilirsiniz. Görüşlerime katılamayabilirsiniz de. Bu sizin en doğal hakkınız. Ama doğruları yazmak koşuluyla...” Doğruları yazdığıma inanıyorum... Onun için, CHP Medyası “Gandi Kemal” tabirini kullanmakta sakınca görmediği gibi, ben de “Gundi Kemal” tabirini kullanmakta bir sakınca görmüyorum. “Gundi Kemal” tabirini “Gandi Kemal” tabirine göre daha yerinde görüyorum. CHP Medyası’nın ona “Gandi Kemal” demesi zoruma gidiyor doğrusu . “Kafa yapısı” dışında (kafasının içini değil, dışını kasdediyorum) Mohandas Karamchand Gandhi’ye benzer hiçbir tarafı yok. “Gundi”yi Gandi’ye benzetmek herşeyden önce kuru bir iftiradır, ayıptır, günahtır! Fazla detaya inmeden önce aklınıza takıldığını tahmin ettiğim “Gundi Kemal’in Öcalancı gençlerle ne alakası var?” sorusunu cevaplayayım. “Gundi Kemal” tabirini Facebook’ta ilk kullandığımda en büyük tepkiyi Öcalancılardan aldım. “Sen nasıl Gundi diyerek sayin Kilicdaroglu’na hakaret edersin! Sana inat CHP’yi destekleyeceğiz...” gibi bir sürü laflar ettiler. Asil CHP’lilerden tepki beklerken Öcalancı’ların tepkileriyle karşılaşmak biraz garip kaçtı. Deniz Baykal, şu meşhur “Kaset Darbesi” ile tahttan indirilip yerine “Gundi Kemal” oturtulunca (bu “oturtma operasyonu”nun bir Ergenekon yapımı olduğunu ta ilk gün yazdım; http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/6892.html; tarih beni doğrulayacaktır), Abdullah Öcalan’ın “Gundi Kemal”e methiyeler dizmesine şahit oldum. İmralı Adası’nda yaptığı 23 Mayıs 2010 tarihli “Olağan Basın Toplantısı”nda “Gundi Kemal” hakkında aynen şu ifadeleri kullandı: “Kılıçdaroğlu bir yenilik getirebilir, Kemalizmin demokratik güncellenmesi sağlanabilir. Buna bir ihtiyaç olduğunu daha önce de belirtmiştim. Önemli buluyorum” (http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=91556). Eyvallah! Öcalan “Gundi Kemal”in gelişini önemli buluyorsa, mutlaka önemlidir; itiraz ne haddimize! Öcalan, “Gundi”yi demokrasi havarisi gibi sunmakla kalmadı, kongrede bir kere dahi olsun ağzına “Kürd Sorunu” ifadesini almayan “Gundi Kemal”i Kürd Sorunu’nu çözecek kişi olarak sundu. İfadelerini aynen veriyorum: “İşte görüyorsunuz Kılıçdaroğlu geliyor. Başbakan'a diyorum ki sen çözmezsen Kılıçdaroğlu çözecek!” Buna da eyvallah! Kürd Sorunu’nu “Gundi Kemal” çözebiliyorsa, gerçekten çözmek istiyorsa, ve tabi Abdullah Öcalan da uygun görüyorsa, varsın o çözsün, hiçbir itirazım yok! İtirazım yok ama, Öcalan’ın “Gundi Kemal”i bu kadar övmesi, öve öve bitirememesi karşısında şok oldum! Hayır, hayır! Şaka... Hiçbir şey olmadım... Hele şok mok, hiç olmadım. “Gundi” gibi adamlarla Öcalan farklı istasyonda duruyorlar gibi yapsalar da aslında birbirinin “birader”leridirler; aynı istikamete giden trenin yolcusudurlar. Tek fark, farklı vagonlarda yolculuk etmeleridir. Abdullah Öcalan’ı bir kenara bırakıp “Gundi Kemal”e geri dönelim... Engin Ardıç “Gandhi Kemal, Domates Deniz'e karşı!” başlıklı yazısında (15 Mart 2009, Sabah) “Günün birinde Kılıçdaroğlu'nu Baykal'ın yerine geçirmek isteyenler, ‘halka şirin göstermek' için ona Gandhi lakabını takmışlar, ‘halk kolay okusun' diye de h'yi atmışlar, Gandi demişler...” diye yazmıştı (http://arsiv.sabah.com.tr/2009/03/15/ardic.html). “Kılıçdaroğlu'nu Baykal'ın yerine geçirmek isteyenler”den kasdı, sanıyorum “Ergenekon Çetesi”dir (ona dün olduğu gibi bugün de gaz veren bu çetenin güdümündeki medyadır). Ardıç’ın kehaneti tuttu aslında. Baykal’ı bir kasetle “domates” gibi ezip salçasını cıkardılar; “Gundi Kemal”i onun yerine geçirdiler. Ergenekoncu Medya “Gundi Kemal”i Gandhi’ye benzetse de Gandhi şiddet karşıtıydı, bizim “Gundi” ise şiddet alkışlayıcısıdır. Mesela, Dersim Katliamı’nı öven Onur Öymen'i avuç içlerini patlatırcasına alkışlamıştı, hatırlarsanız. Ardından, Dersim'e gitmiş, oradan “Öymen gereğini yapmalı” diyerek Öymen'i istifaya davet etmişti. Öymen'in "Konuşmamı en çok o alkışlamıştı" ifadesi üzerine bizim “Gundi” tükürdüğünü süpürmek zorunda kalmıştı. “O dönem devrim koşulları vardı. Sadece bize özgü değil dünyada çok benzeri var” sözleriyle Dersim Katliamı'nı savunmaktan da geri kalmadi “Gundi Kemal” (http://www.nasname.com/tr/5442.html). Ona göre, 80 binden fazla masum ve mazlum Dersim’linin katledilişi gayet sıradan birşeydi! Ayıptır söylemesi, kendisi de Dersimli olur... Engebeli zeminde yalpa yapması, “tükürdügünü midesi bulanmadan yalama” alışkanlığı medyanın diline düşünce “Halkın partisi olan CHP, yandaş medya ve AKP-DTP ittifakının haksız saldırısı altındadır. AKP-DTP işbirliği ve yandaş medya tetikçiliğine karşı tüm CHP'liler uyanık olmalı, tahriklere kapılmamalıdır… Kamuoyunun bilgilerine saygıyla duyurulur…” diye bildiri yayınladı şahsi sitesinde (http://www.kemalkilicdaroglu.com). Kamuoyuna saygıyla duyurulacak birşey yoktu aslında, o da biliyordu, çünkü herşey kamuoyunun gözleri önünde cereyat etmişti. Çizdirdiği karizmasını onarma manevrası yapıyordu sadece. Veya, aklınca kurnazlık ediyordu. İşte bu tür kurnazlığa “Gundi”lik denir. Kendisini kurnaz sanan bu gibi adamlara da “Gundi Kemal” denir! Kurnazlığa kendisini iyice kaptıran “Gundi Kemal”, Alman İstihbaratı’nın sağladığı “Deniz Feneri” dosyalarıyla gündeme geldi (oysa ona sızdırılan dosyalara sanıklar bile ulaşamıyordu), ardından Almanya’nın “iş ortakları”ndan Aydın Doğan Medyası devreye girerek “Gundi Kemal”in cilasını parlatmaya başladı. Çoğu spekülatif olan ve “kof” çıkan yolsuzluk dosyalarını koltuğunun altına alıp Doğan Medya’ya ait ekranlarda şov yapan “Gundi”nin Aydın Doğan’ın entrikalı işlerinden (http://www.cevdet.net/haber.php?go=fullnews&newsid=144), özellikle de yargıya intikal eden vergi kaçakçılığından bir cümleyle dahi olsun bahsettiğine şahit olanınız var mi? Bahsetmez, çünkü ortada kirli bir işbirliği var. “Gundi Kemal”in CHP’nin başına geçmesinde Dogan Medya’nın çok büyük bir katkısı var. Çünkü onu kârlı bir “yatırım aracı” olarak görüyorlar. Onu palazlayıp “II. Mesut Yılmaz” olarak Türkiye’nin başına musallat etmek istiyorlar. 28 Subat Sureci’ni hatırlayalım, “irtica” bahanesiyle Refah-Yol Hükümeti’ni yıkan ekibin en başında bugün “Gundi Kemal”i CHP’nin başına geçirmekte çok önemli bir rol oynayan, onu cilalayıp pazarlayan Doğan Medya vardı. Çesitli entrikalarla Refah-Yol Hükümeti’ni yıkıp yerine Mesut Yılmaz’ın başbakanlığındaki “28 Şubat Hükümeti”ni kurdurdular. Seçimle halktan alamadığı başbakanlığı, 28 Şubat’ın sivil ve apoletli cuntacılarından altın tepsi içinde alan Yılmaz’ın ilk icraati ne oldu, biliyor musunuz? Refah-Yol’un uygulamaya soktuğu “Havuz sistemi”ni iptal etmek ve borclanma faizlerini yüzde 70’lerden tekrar yüzde 130’lara çıkartmak (devletten beslenen rantiyecilerin yararlandığı bu faiz oranları bir ara yüzde 7500’e, hatta yüzde 15000’lere kadar çıktı!)... Her iki icraatin de Refah-Yol’u yıkmak için kullanılan “irtica” bahanesiyle yakından uzaktan hiçbir alakası yoktu. Çünkü “irtica” diye bir tehlike yoktu; 28 Şubat bir komploydu, arkasında da çıkarları zedelenen bir avuç aç gözlü yerli işadamı ve onların arkasında da uluslararası sermaye vardı. Refah-Yol’un ipini çeken “irtica” değil, D-8 Projesi ve Havuz Sistemi’ydi. D-8, Uluslararası Derin Devlet’i tedirgin etti; Havuz Sistemi de devletten beslenmeye alışmış Ulusal Derin Devlet’i ürküttü. İkisinin işbirliğiyle Refah-Yol Hükümeti yıkıldı (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/3056.html). Mesut Yılmaz başbakanlık koltuğuna oturduktan sonra muazzam bir yolsuzluk ve hortumlama furyası başladı. Ertuğrul Özkök’ün iş takipçiliği yaptığı, “karton fabrikası” için ekonomiden sorumlu devlet bakanı Güneş Taner’den telefonla teşfik kopardığı dönemden bahsediyoruz (http://www.cevdet.net/haber.php?go=fullnews&newsid=144). “Gundi Kemal” bu tür “ahbap-çavuş” ilişkileri gündeme getirip sorgulayabilir mi? Hayır! Şimdiye kadar bir cümleyle dahi olsun sorguladığına şahit oldunuz mu? Hayır! Hükümetlerin, IMF’den 1 (yazıyla “bir”) milyar dolar borç alabilmek için ecel terleri döktüğü o lanetli süreçte Türkiye’nin 100 milyar dolardan fazla parasını hortumlayıp faturayı fakir milletin sırtına yüklediler. 100 milyar dolar, illegal hortumlamayla kasalarına koydukları para... Bir de “legal” yollarla, yani rant, faiz gibi yollarla devletten kasalarına sağdıkları milyar dolarlar var. Onun ise haddi hesabı yok. Bugun 500-600 TL’lik Ertro marka gömlekle Ergenekoncu Medya’nın ekran ve sayfalarında “Fakir Babası” rolünü oynayan “Gundi Kemal”in fakir-fukaranın sırtına vurulan bu faturanın hesabını bir kerecik dahi olsun sorduğu oldu mu? Hayır! “Yolsuzlukla mücadele mücahitliği” yapan “Gundi Kemal”in 28 Şubat Süreci’ndeki soygunları, yolsuzlukları bir defa dahi olsun gündeme getirip “hesabını soracağız” dediği oldu mu? Hayır! Demesini bekleyebilir miyiz? Sanmıyorum. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yolsuzluktan dolayi Meclis’te yıkılan ilk hükümet olan 28 Şubat Hükümeti dönemindeki yolsuzluklar “Gundi Kemal”in dikkatini çekmiyor, hicbir zaman da çekmeyecek; gündemine girmiyor, hiçbir zaman da girmeyecek. Çünkü yolunu kendisi çizen bir lider değil, başkası tarafından sahneye çıkartılıp, kendisi için çizilen yolu takip eden bir figüran sadece. Kendi iradesiyle hareket etmiyor (Öcalan gibi); arkasındaki güce rağmen de hareket edemez. Makam muhterisi olduğu için hem CHP’nin başında kalabilmek (adaylığını koymadan birgün önce “aday olmayacağım” deyip ertesi gün “adayım” demesi bu ihtirasla izah edilebilir ancak) ve gündüzleri bile rüyasını gördüğu başbakanlığı elde edebilmek için “arkasındaki güce” muhtaçtır. O gücün verdigi “gaz” ile uçabilir ancak. Uçup gönlündeki makama konabilmek için Ergenekoncu Medya’nın gazına ihtiyacı var. Onun için, muhtaç olduğu bu zevatın kirli çamaşırlarını gündeme getiremez; aksine, bütün kirli çamaşırları CHP halısının altına süpürüp üstüne oturmayı tercih ediyor. Aynen Mesut Yılmaz gibi, herhangi bir projesi yok, tek hedefi başbakanlık koltuğuna oturabilmek. Koltuğu elde etmek icin de herşeyi mübah görüyor. Uzatılan her mikrofona “ne iş olsa yaparım, abi!” “iktidara gelince hallederiz” heyecanıyla cevap vermesi; aradan bir gün geçmeden inkâr edip yalanlaması (mesela, Radikal’deki başörtüsü hakkında söylediği şeyleri inkâr etmesi gibi), “Kürd Sorunu” gibi “sakıncalı” konulara hiç girmemesi, içini yakıp kavuran “makam ihtirası”ndandır. Önder Sav ve Ergenekoncu zevat adamın bu “hubb-u câh” (makam arzusu, şöhret düşkünlüğü) damarını iyi kullanıyorlar! Ergenekon ürünü olan “Gundi Kemal Projesi” başarılı olur da seçimden sonra CHP’nin başını çektiği bir “Ergenekon Koalisyon Hükümeti” kurulabilirse, Başbakan olarak “Gundi Kemal” de tıpkı Mesut Yılmaz gibi davranacaktır... İlk icraatı, “Vergi affı” ile Aydın Doğan’a rahat bir nefes aldırmak olacaktır. Onu, IMF ile anlaşma imzalayıp gelen paralarla başta “Gundi Kemal Projesi”nin cömert sponsorlarından olan Koç’lar olmak üzere TÜSİADcıların kasasını doldurma icraati takip edecektir. Ardından, bütün rant muslukları sonuna kadar açılarak son 7-8 senedir kasaları epey boşalan bir avuç şımarık yandaş-candaş-CHPdaşın kasaları doldurulacak, makamlar onlarla doldurulacak. Eş zamanlı olarak Ergenekon Davası savsaklanarak (M. Yılmaz da Susurluk Davası’nı savsaklamıştı) Ergenekon Terrör Örgütü üyeleri serbest bırakılacak, “yarıda kalan işlerini” tamamlamak için Kuzey Kurdistan’a sevkedilecekler. OHAL geri getirilecek, Kürdleri hayatlarından bıktıracak, hayatlarını tekrar cehenneme çevirecek faili meçhul cinayetler yeniden başlayacak. Devletin, Ergenekon Çeteleri eliyle estireceği zulüm furyası PKK ve Öcalan’ın yelkenletini doldurup onlara taze kan pompalayacaktır; bu da, son günlerde tırmandırdığı şiddetle “Gundi Kemal Projesi”ne destek çıkan PKK’nin ödülü olacaktır. Öcalan’a da bir söz vermişlerdir muhakkak, yoksa bütün kabiliyetsizliğine ragmen kendisini bütün filozofların üstünde gören, kendisinden başka kimseyi övmeyen Öcalan “Gundi Kemal’i öve öve göklere çıkarmazdı! “Gundi Kemal” de, tıpkı Öcalan gibi, muhatap alınmak için can atıyor. Başbakan’a hitap ederken kullandığı lakayd üslup ve seviyesi düşük sataşmaların sebebi Başbakan’ı tahrik edip kendisini muhatap almaya zorlamaktır. Başbakan’dan başkası kendisine cevap verdiğinde morali bozulup “Benim muhatabım Başbakan’dır” demesi bundandır. Meydanlarda, ekranlarda ve gazete manşetlerinde “Recep Bey” diye hitap eden “Gundi Kemal”in, geçenlerde Başbakan’la başbaşa görüşüp elini sıkmasından sonra düzenlediği basın toplantısında 11 dakika içinde tam 26 defa “Sayın Başbakan” diyerek rekor kırması bundandır (http://videonuz.ensonhaber.com/izle/kilicdaroglu-rekoru-26-adet-sayin-basbakan)! Evet, Uluslararası Derin Devletin de desteğini alan, Ulusal Derin Devlet’in güdümündeki medya ve işadamları tarafından şişirilip önümüze konan “Gundi Kemal” balonu var. Ergenekonu tekrar canlandırmak için şişirilen bu balonu patlatmak için herkesin “iğne” olması icap ediyor. Bu balonu patlatmak, daha doğrusu daha fazla şişmesini engellemek ise en başta AK Parti Hükümeti’ne ve Başbakan Erdoğan’a düşmektedir. Başbakan’ın bunun için fazla birşey yapmasına gerek yoktur aslında. Sevgiden mahrum yetişmiş, sevgiye muhtaç birisine benziyor, onun icin arasıra sevsin, hatta kucaklasın ayda bir falan. Ama onun her provokatif sataşması karşısında tahrik olup cevap vermesin. Her defasında muhatap almasın. İlle de cevap vermek gerekiyorsa, kendisi değil, hatta Başbakan Yardımcısı da değil, basın bürosundaki bir memur yazılı bir açıklamayla geçiştirsin. Çünkü sorduğu sorular, gündeme getirdiği meseleler cevap gerektirmeyecek kadar lakayd ve seviyesizdirler. Seviyesizlerin seviyesizlikleri muhatap alınarak siyaset kurumu seviyesizleştirilmesin! Siyasetin namusu “Gundi Kemal”in umurunda bile değil, çünkü kendisi siyasetçi değil, memur ve bürokrat emeklisi. 29 Temmuz 2010