Anasayfa | Yazarlar | Dr. Cevdet Akbay | “Derin Genelkurmay”ın Kadrolu ve Dünyanın En İmtiyazlı Teröristi: Abdullah Öcalan

“Derin Genelkurmay”ın Kadrolu ve Dünyanın En İmtiyazlı Teröristi: Abdullah Öcalan

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image "Derin Genelkurmay'ın Kadrolu Elemanı"

Çok acı ve ilginç bir durumla karşı karşıyayız… Türkiye’nin bir numaralı tehtidi olarak görülen terör, bu teröre karşı mücadele eden (daha doğrusu “eder gibi görünen”) Genelkurmay’ın sorumluluğundaki İmralı Adası’ndan yönetiliyor!



















“Terör” kelimesi, büyük korku, dehşet anlamina gelen Fransızca kaynaklı “terreur”, veya titreme, korku anlamına gelen Latince kaynaklı “terror” kelimesinden Türkceye gecip, tehdiş, dehset, dehset sacan sey, yildiri anlaminda kullanilir. “Terörist” de kabaca “dehşet sacan” anlamına gelir. Kontrolündeki derin-PKK’yı kullanarak şiddeti körükleyen ve estirilen bu şiddetle dehset sacip egosunu tatmin etmeye calisan Abdullah Öcalan da haliyle katıksız bir “terörist” oluyor. Bazı Kürdlerimiz, Abdullah Öcalan’a “terörist” dememe kızacaktır mutlaka; muhim değil, varsın kızsınlar. “Kimse bize ‘Kürdlerin de teröristi vardır’ dedirtemez!” diyen bu Kürdleri, “bize kimse ‘sağcılar suç işliyor’ dedirtemez!” diyen Ergenekonun manevi babalarından Süleyman Demirel’in arkasında saf tutmaya davet ediyorum. Gerci davet etmeme gerek de yok çünkü son dönemde Ergenekon sancağı altında sırt sırta vermiş Kemalist sistemin demokratikleşmesine engel olmak için cansiperane mücadele veriyorlar. 

Günümüz Türkiye’sinin en büyük meselesi Kürd Sorunu’dur. Kemalist sistem bu sorunu kasıtlı olarak kangrenleştirdi, şiddet yolunu benimseyen PKK’yi de destekleyerek Kürd Sorununu çözümsüzlüğe mahkum etti. Aslında Kürd Sorunu’nu konuşmamız gerekirken, bu sorunun yerine yerlestirilen “Öcalan’in Ego Sorunu”nu, onun da uzantisi olan terör sorununu konusuyoruz. Derin Devlet’in “dugmeye basmasiyla” terör son gunlerde tirmanisa gecti ve Türkiye’nin bir numarali gundemi haline geldi… Her iki taraftan yuzlerce genc Savas Pasalari ve Savas Agalari tarafindan kurban verilmekte. Isin aci tarafi, iki tarafta hayatini kaybedenlerin yuzde 80’inden fazlasi Kürd evlatlaridir. “Bu kirli ve anlasmali savasta hep Kürd evlatlari katlediliyor” demek abartili olmaz.  

Genelde bütün Türkiye halklarinin, ozelde Kürdlerin aleyhine olan terörun arkasinda elbette ki Abdullah Öcalan var. PKK’nin kurulus asamasinda Derin Devlet’tin maddi ve manevi destegini alan; 12 Eylul darbesi oncesi onbinlerce Kürd genci toplanip iskencehanelere doldurulurken, itina ile korunup yurtdisina kacirilan; yurtdisinda Hasan Atilla Ugur gibi apoletlilerin korumasinda yillarca rahat hareket etmesi saglanarak buyutulen; Suriye’de hayati tehlikeye girmeye baslayinca da Huseyin Kivrikoglu ekibi tarafinfan bir devlet operasyonuyla Bekaa Karargahi’ndan alinip İmralı Karargahi’na yerlestirilen Öcalan, teröru Kandil Dagi’ndan degil, Genelkurmay’in kontrol ve sorumlulugunda bulunan ve 1000 civarinda subay ve komando tarafindan korunan İmralı Adasi’ndan yonetiyor! 

Çok acı ve ilginç bir durumla karşı karşıyayız… Türkiye’nin bir numaralı tehtidi olarak görülen terör, bu teröre karşı mücadele eden (daha doğrusu “eder gibi görünen”) Genelkurmay’ın sorumluluğundaki İmralı Adası’ndan yönetiliyor! Gercek, gercek oldugu kadar da aci olan bu cumleyi bir daha tekrarlayalim: “Türkiye’nin bir numaralı tehtidi olarak görülen terör, bu teröre karşı mücadele eden (daha doğrusu “eder gibi görünen”) Genelkurmay’ın sorumluluğundaki İmralı Adası’ndan yönetiliyor!” 

Bu durum size de ilginç gelmiyor mu? Tesbihte hata olmaz, Genelkurmay’daki Başbuğ dahil bütün apoletli burokratlari “coban”, halki “koyun surusu”, Abdullah Öcalan’i “koyun”lara musallat olan “kurt” surusunun lideri (Baskurt) ve İmralı Adasi’ni da “Baskurt kulubesi” olarak farzedelim… Kurt, cobanlarin korumasi altindaki “kulube”den verdigi mesajlarla koyun surusune saldirtiyor ve her defasinda onlarca koyunu parcalatiyor. Bütün bu olup bitenler “cobanlar”in gozleri onunde cereyan ediyor; Basbug dahil bütün cobanlarin bundan haberdar olmamasi mumkun degil. “Ehlilestirilmis ve iradesizlestirilmis” Baskurt’un ipi Basbug ve emrindeki cobanlarin elinde oldugu için, saldiri emrinin iradesiz “Baskurt”tan cok ihanet içindeki “cobanlar”dan geldigi asikar!  

Isin daha da ilginci, hergun onlarca koyununu kurban veren ahali sessiz… Manzara cok acik oldugu halde, “Bazi cobanlar ile Baskurt anlasmis, koyunlarimizi telef ediyorlar” diye isyan cikartmasi beklenirken basit bir itirazda bile bulunmuyor. Ihanet içinde bulunan bazi cobanlar da kendilerinden hesap sorulmadigi için kustahlastikca kustahlasiyor, “Beni koyun muhtari yapmaz, maasimi artirmaz, bana saray gibi bir ev yaptirmaz, su su ihtiyaclarimi da karsilamazsaniz koyunlarinizi kurt kapar ha!” diye ahaliyi kontrolundeki “Baskurt” ve onun gudumundeki kurt surusu ile tehdit ediyorlar! 

Gercegiyle ve tesbihiyle durum bundan ibarettir. Yani Türkiye’nin bir numarali sorunu olarak gorulen terör, Genelkurmay’in kontrolundeki İmralı Adasi’ndan yonetildigi artik sir degil, inkar edilemez bir gercek. Bu gercegi halk da gormeye basladi ama kimse cikip “Genelkurmay’daki bir avuc apoletli cuntaci ile PKK lideri Abdullah Öcalan anlasmis evlatlarimizi katlediyorlar” diyerek itirazda bulunmuyor. Hukumet de Genelkurmay’daki bir avuc cuntacinin içinde bulundugu bu ihanete “dur” demiyor, veya korkakligindan diyemiyor. Olan, Kürduyle, Türkuyle, diger unsurlariyla masum insanlarin gencecik evlatlarina oluyor.  

Ihanet içinde bulunan “Cobanlar” ve her daim dumanli havayi teneffuse alismis olan “Baskurt” kargasanin ve kirli savasin devamini isterler. Dolayisiyla, “Sorunu Genelkurmay cozsun” ve “Abdullah Öcalan muhattap alinsin da sorun cozulsun” diyerek cozumu onlara havale etmek safliktir. Çünkü bunlar hicbir zaman cozum ve baris istemezler çünkü baris onlarin aleyhinedir. Ister asker ister gerilla olsun, evlatlarini bu anlasmali kirli savasta kaybeden halk harekete gecmedikce ve kendisini temsil eden korkak Hukumeti de acil bir cozum bulmaya cagirmadikca kan akmaya devam edecege benziyor.  

Hukumet işe, ihanet içinde bulunduklari apacik ortada olan generalleri Agustos’taki YAS toplantisinda mutlaka tasfiye etmekle ise baslamalidir. Bunu yapmakla diger kurumlardaki Ergenekoncu zevata da guclu bir mesaj vermis olur. Ayrica, “apoletli efendileri”nin tasfiye edildigini goren Öcalan da rahatina duskun oldugu için kendisine ceki duzen vermek zorunda kalacaktir. Gucluye dayanma ve guclunun borusunu otturme zaafiyeti oldugundan, en hizli AK Partili olursa da hic sasmamak gerekir.  

Öcalan’in, Suriye’den ayrilirken daga cikmak yerine Türkiye’ye gelmeyi tercih etmesi de rahatina duskunlugu ve olumden korkmasiyla ilgildir. Simdi Ergenekon’un fikir babaligini yapan Encumen-i Danis’in en sadik uyesi olan Huseyin Kivrikoglu ve ekibi tarafindan planlanan ve Öcalan tarafindan da onaylanan gostermelik bir operasyonla Suriye’den alinip Avrupa ve Kenya uzerinden İmralı Adasi’na yerlestirildi. Öcalan’in, İmralı’ya yerlestirerek can guvenligini saglayan Kivrikoglu’na karsi sahip oldugu muhabbeti bazi avukat gorusme notlarina da yansimistir. Kendi arzusuyla İmralı’ya yerlestigi için, operasyonun arkasinda MOSSAD ve CIA’nin oldugu, “uluslararasi komplo ile Türkiye’ye getirildigi” gibi iddialarin ciddiye alinacak hicbir tarafi yoktur.   

Hatirlayalim, Öcalan Kenya uzerinden Türkiye’ye geldiginde, kendisini Türkiye’ye getiren Derin Devlet’e defalarca hizmet sozu verdi: "Bir hizmet imkánım olursa yaparım... Hizmet gerekirse yaparım... Türkiye'ye dönünce hizmet edeceğim. Fırsat verirseniz, hizmet ederim... Bir hizmet imkánım varsa, ben inanıyorum vardır, daha üst düzeydekilere de bildirirsek, ben hizmeti seve seve ederim. Ben hizmet edeceğim. Çok iyi edeceğim... Türkiye'yi seviyorum. Ve Türk halkını da seviyorum. Onlar için iyi hizmet edeceğime inanıyorum. Fırsat verilirse yaparım... Gerçekten iyi hizmetler yapacağıma inanıyorum."

Soz verdigi gibi de “hizmet” yapti ve hala da yapmaktadir. Bulent Ecevit iktidari doneminde gayet uslu duran Öcalan’in, AK Parti’nin iktidara gelmesiyle hircinlastigina ve terörden dolayi hapiste bulunan bir kisi degil de bir muhalefet lideri gibi davrandigina sahit oluyoruz. Avrupa Birligi sureci dogrultusunda Kürdler lehine yapilan duzenlemelere ragmen 24 Mayis 2004 tarihli avukatlar gorusmesinde avukatı Mahmut Şakar araciligiyla Kandil’e, “Arkadaşlara söyle savaşabiliyorlarsa savaşsınlar“ emrini gonderdi. Kandildeki cogunluk ateskesin devamindan yana oldugu halde Şakar “Ben önderlik (Öcalan) adına konuşuyorum, bu kongrede kesinlikle savaş kararı çıkmalıdır” israri uzerine ateskes karari bozuldu ve Haziran 2004’ten sonra catismalar basladi.  

Selim Çürükkaya, 26 Haziran 2010 tarih ve “Abdullah Öcalan’a açık mektup” baslikli yaziyla (http://www.taraf.com.tr/rasim-ozan-kutahyali/makale-abdullah-Öcalan-a-acik-mektup.htm) Öcalan’a cagrida bulunan Taraf Gazetesi yazarlarindan Rasim Ozan Kütahyalı’ya hitaben yazdigi 28 Haziran 2010 tarih ve “Sayın R.Ozan Kütahyalı” baslikli makalesinde (http://www.Kürdistan-aktuel.org/yazarlar/selim-cueruekkaya/5560-sayn-rozan-kuetahyal.html) konuyla ilgili detaylari anlattiktan sonra su eklemede bulunuyor:  

“Peki neden Öcalan bu talimatı verdi, diyeceksiniz  yine hiç bir şey bilmiyormuşçasına! Bende size Öcalan’a bu talimat verdirildi diyeceğim! Çünkü o tarihlerde Hurşit Tolon, Ersöz ve Hasan Atila Uğurlar o adadan sorumluydu. Ve sonradan açığa çıktı ki ordu içinde bir darbe planı hazırlanmıştı. Ordu halktan destek alan AKP yi hazm edemiyordu. Darbeden önce darbe ortamının hazırlanması gerekiyordu. Bunun için çatışmalara ihtiyaç vardı. Her taraf cehheneme çevrilmeli, can güvenliği ortadan kalkmalı ve halk kahraman orduyu göreve çağıracak kıvama getirilmeliydi! İşte bunun için Öcalan’a o talimatı verdirdiler. Bunun için o talimatın İmralı adasından dışarı çıkmasına göz yumdular. Bunun için Türk basını bu konuda hiç bir şey yazmak istemedi. Bunun için Barolar sustu, Bunun için Yarsav  sessiz kaldı.”

Çürükkaya devamla su dikkat cekici bilgileri aktariyor: “Ondan sonra neler oldu? Hakkari ve Şemdinli’de karakollar basıldı, Diyarbakır ve Ankara da bombalar patlatıldı. Bizzat sizin (R. O. Kütahyalı’yi kasdediyor, C. Akbay) yazdığınız gazete, bu olayların şaibeli olduğunu kanıtlarıyla yazdı. Cumhuriyet gazetesi bombalandı, bombacıların aynı gazeteyle ilişkileri vardı. Laik danıştay hakimleri güya ‘dinci bir fanatik’ tarafından kurşunlandı. Ama laik hakimleri kurşunlayanlarında laik oldukları kısa zamanda anlaşıldı. Anlaşıldı anlaşılmasında, ordunun kendi karakollarını bastırdığı hala bir türlü anlaşılamadı!” Curukkaya, bu son cumlesindeki “ordunun kendi karakollarını bastırdı” ifadesiyle Daglica ve Aktutun gibi karakol baskinlarini kasdediyor saniyorum. Bu (ve benzerleri) baskinlarin derin-PKK ve derin-TSK’nin ortak eylemleri oldugunu daha once yazdigim “Dağlıca ve Aktütün'de derin-TSK ve derin-PKK Elele” baslikli yazida bahsetmistim, zamandan tasarruf için bir daha detaya girmek istemiyorum (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/2086.html).   

Derin-PKK ve derin-TSK ortakligi sadece Daglica ve Aktutun ile sinirli degil, “Derin Devlet” her ne zaman ihtiyac duysa Öcalan hemen devreye girdigine sahit oluyoruz. 2004’te ateskesin bozulmasiyla TSK 250 binden fazla askeri Kuzey Kürdistan’a kaydirarak, AK Parti’nin iktidara geldigi aylarda kaldirdigi OHAL’i gayri resmi olarak bolgeye geri getirdi adeta. Öcalan sayesinde apoletli burokratlarin (ve genel olarak statukonun) eli guclenirken sivil hukumetin eli kolu baglandi, AB sureci durma noktasina geldi, bombalamalar oldu, faili mechuller cinayetlerde artis gozlendi. Ardinan, Demokratiklesme Sureci ve Kürd Acilimi’nin sabote etmek için de Öcalan’in devreye sokuldugunu goruyoruz. Öcalan’i her firsatta ve her yerde kullanmaktan cekinmiyorlar; mesela, Sener Eruygur ve arkadaslarinin darbe planlarina engel o ldugu için hem derin-TSK’nin hem de Ergenekoncu Medya’nin (ozellikle Emin Colasan gibi embedded gazetecilerin) saldirisina ugrayan zamanin Genelkurmay Baskani Hilmi Ozkok’un, Öcalan’in da “Hilmi Özkök'ün güvenlik anlayışı devleti uçuruma götürür” gibi sozlerle saldirisina ugradigina sahit olduk (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/5861.html).

Onemine binaen yukarida iki defa tekrarladigim cumleyi bir defa daha tekrarlayip meselenin can alici noktasina gelelim: “Türkiye’nin bir numarali tehtidi olarak gorulen terör, bu teröre karsi mucadele eden (daha dogrusu ‘eder gibi gorulen’) Genelkurmay’in sorumlulugundaki İmralı Adasi’ndan yonetiliyor!!” Can alici nokta sudur: teslim oldugunda “Anam da Türk’tur... Türkiye'yi seviyorum. Türk halkını da seviyorum. Onlar için iyi hizmet edeceğime inanıyorum” diyen, bir fiske vurulmadan itirafciligi kabul edip klasorler dolusu itirafta bulunarak PKK’nin bütün sirlarini devlete veren, 1000 kisilik bir ordu tarafindan korundugu halde “ben oldurecekler” diye sizlanan korkak biri Genelkurmay’a ragmen, Genelkurmay’a kafa tutarak PKK’yi yonetemez. Genelkurmay’daki Ergenekoncu Cunta’nin emirlerini yerine getiriyor. Cumhurbaskani Abdullah Gul’den Basbakan Tayyip Erdogan’a, Talabani’den Barzani’ye ve Avrupa ve Türkiye’deki muhalif Kürdlere kadar herkese hakaretler savuran Öcalan’in Genelkurmay ahalisine bir cumlelik dahi olsun ters ifade kullanmamasi bunu gosteriyor. Ayni durum Genelkurmay için de gecerlidir... Her firsat bulduklarinda siyasetcilere laf yetistiren, PKK’nin her eylemi sonrasi Barzani’ye hakaretler savuran malum generallerin (emekli veya muvazzaf) Öcalan aleyhine bir tane dahi olsun beyanati olmamasi tesaduf olamaz.

Kim ne derse desin, bugun Türkiye’nin bir numarali tehtidi olarak gorulen terör Genelkurmay’in bilgisi ve Genelkurmay’daki bazi Ergenekoncu generallerin direktifleriyle yonetiliyor; Öcalan ise sadece sefil bir aracidir, zelil bir kukladir, korkak bir kiralik taserondur. Hukumet oncelikle İmralı Adasi’nin yonetimini Genelkurmay’dan alip geri Adalet Bakanligi’na vermeli, Öcalan’i kullanarak Türkiye’yi kan golune ceviren hain Ergenekoncu generalleri en kisa zamanda tasfiye etmelidir. Guce ve gucluye tapan Öcalan, arkasindaki gucu kaybedince kendisine gelecek, PKK’yi İmralı’dan yonetmeye kesinlikle cesaret edemeyecektir. Dunyanin hicbir ulkesinde bu garabeti goremezsiniz.  

Erdal Safak 22 Haziran 2010 tarihli Sabah'taki yazisinda bu onemli noktaya dikkatimizi cekiyor: “Çankaya Köşkü'ndeki ‘Güvenlik Zirvesi’nde Öcalan'ın açıklamaları gündeme geldi mi bilmiyoruz ama son dönemde terörün tırmanmasında İmralı sakininin büyük vebali var. Öcalan, dünyanın tek ‘İmtiyazlı’ terör örgütü lideri. Peru'daki yüksek güvenlikli Piedros Gordas cezaevinde ağırlaştırılmış müebbet cezasını çeken ‘Aydınlık Yol’ terör örgütünün lideri Abimael Guzman Reynoso'nun avukatları aracılığıyla militanlarına haber gönder(ebil)diğini biz bugüne kadar ne duyduk, ne okuduk. Aynı şekilde Fransa'da Poissy cezaevinde müebbet hapis cezasını çekmekte olan Ilich Ramirez Sanchez'in, yani Carlos'un da sesi sedası çık(a)mıyor. Ama Öcalan her hafta avukatları aracılığıyla örgütüne mesajlar yolluyor, talimatlar yağdırıyor." 

Bir ekleme de ben yapayim... 6 kisinin olumune 1000 kusur kisinin de yaralanmasina sebep olan 1993'teki Dunya Ticaret Merkezi bombalama olayinda fikir babaligi yaptigi gerekcesiyle gozaltina alinan Seyh Omer Abdurrahman ayni yil tutuklandi, 1996 yilinda da omur boyu hapse mahkum edildi. North Carolina Eyaleti'indeki Butner hapishanesinde, tek basina omurboyu cezasini cekiyor ve hickimseyle de gorusturulmuyor. Avukati Lynne Feltham Stewart, Seyh Omer'in bir mektubunu disari sizdirdigi için "teröristlere yardim" sucundan 30 yil hapis cezasiyla yargilandi; 2005'te 28 aylik hapis cezasi aldi. Gogus kanseri de olan Lynne Hanim, 28 aylik cezasini cekmek için 19 Kasim 2009 tarihinde teslim oldu. 

Seyh Omer Abdurrahman 6 kisinin olumunden ve 1000 kusur kisinin yaralanmasindan dolayi suclu bulundugu için tek hucre hapsi cekerken, orgutunu yonetmek soyle dursun, disari ile irtibati tamamen kesilmisken, 50 binden fazla insanin olumunden, onbinlerce kisinin yaralanmasindan, milyonlarca kisinin sefaletinden ve surgun hayatindan, milyarlarca dolar masraftan sorumlu olan Kemalist rejimin kadrolu ve dunyanin tek "imtiyazli teröristi" Abdullah Öcalan ise 1000 kisilik bir ordu tarafindan korunan luks bir hapishanede (buna karargah demek daha dogru olur) kaliyor, zehirlenmemesi için cok ozel yemeklerle besleniyor, 24 saat emrinde olan birkac doktoru var, buna ragmen “burnum akiyor” diye sizlanmaktan cekinmiyor oysa Kürdistan'da binlerce Kürde bir doktor bile dusmuyor. Deniz manzarali odasinin boyutundan ve pencerenin yerinden sikayetciydi, halledildi, en son renkli televizyon istiyordu, sesi solugu kesildigine gore o da verilmis demektir. Yani rahati yerinde, BDP ve PKK’lilerin “Öcalan’i serbest birakiniz” cagrisina ragmen Öcalan’in İmralı’dan cikmak istemedigine eminim çünkü oldurulmekten korkan birisi 1000 kisinin korudugu İmralı’dan kesinlikle cikmak istemez. 

Lynne Hanim kanserli oldugu halde 28 ay cezaya carptirildi ama Öcalan'nin avukatlarinin disari sizdirdigi(!) basin aciklamalarindan neredeyse 10 tane Apo Britannica ansiklopedisi cikar. Ne ikide bir Barzani’ye kukreyen Genelkurmay’in, ne Öcalan’a "sayin" dedigi için nice siyasetciler hakkinda dava acan Adalet mekanizmasinin, ne de AK Parti Hukumetinin ruhu duyuyor!  Oyle mi acaba? Ruhlari mi duymuyor yoksa millet bu gercege dikkat cekmedigi için duymamazliktan mi geliyorlar? Kimin eli kimin cebinde, kimin parmagi kimin tetiginde oldugu aslinda cok acik ama o ellere kelepce takma ve o parmaga ders verme cesareti gosterilmiyor. Gosterilmedigi için de hergun onlarca cocuk hayatini kaybediyor.

Evlatlarini kurban veren Türkler ve Kürdler su gercegi artik bilmeli ve sesli olarak haykirmalidirlar: Türkiye’nin bir numarali tehtidi olarak gorulen terör, bu teröre karsi “mucadele eder gibi gorulen” Genelkurmay’in sorumlulugundaki İmralı Adasi’ndan yonetiliyor!!” Asker aileleri Genelkurmay’in onunde toplanip bu soruyu sormalidirlar. Kürdler de “tas atan evlatlarimiz hapishanelere doldurulurken, Öcalan’a ‘sayin’ diyen siyasetcilerimiz sorusturma gecirirken Türkiye’nin bir numarali tehtidi olarak gorulen PKK’nin Öcalan tarafindan yonetilmesine neden musaade ediliyor, isin içinde bilmedigimiz kirli isler mi var?” diye sormalidirlar. Genelkurmay Öcalan’a musaade ediyorsa, ondan korktugu için degil, onu kullandigi içindir. Kirli bir savasta kukla olarak kullanilan, milyonlarca Kürdun perisan olmasina sebep olan biri Kürdlerin lideri olamaz.

Not: Ocalan ile Genelkurmay arasindaki iliski desifre oldukca, Genelkurmay’daki Ergenekoncu Cete’nin avukatligini ve sanal alemdeki psikolojik harp merkezi gorevi yapan karanlik “ODAtv.com”’ emir uzerine hemen bilgi kirliligine ve savunmaya gecti (http://www.odatv.com/n.php?n=cemaatin-gozu-dondu--0207101200; http://www.odatv.com/n.php?n=pkk-gercekten-taseron-mu-3006101200; http://www.odatv.com/n.php?n=ocalanin-orgute-talimat-vermesi-onlenebilir-mi--0207101200). Demek Ocalan’in desifre edilmesi Genelkurmay’daki cuntayi oldukca rahatsiz ediyor. 

2 Temmuz 2010 

Yorumlar (14 gönderildi):

Dr.Ali GÜN .. 02 Jul, 2010 11:40:44
avatar
Sayın Akbay,

Beyninize,elinize sağlık.

Ergenekon yargılamalarına da giren aşağıda belirttiğim ifadeleride eklemek gerek. Örneğin:

Cemil Bayık Habur çayı sınırında JİTEM'ci albay Levent Ersöz'le görüşmüş. Birbirilerine dosyalar vermişler. Telsizlerinin mandallarını kırıp habur çayına atmışlar.

Ergenekon'dan tutuklu Albay Hasan Atilla Uğur Suriye'de askeri ataşeyken Öcalan ile görüşüyormuş.

Sağlık ve başarı dileklerimle.
Dr. Cevdet Akbay .. 03 Jul, 2010 01:13:35
avatar
Yorum icin te$ekkurler sevgili Ali Bey.

Devlet memurlari 65 ya$inda emekli oluyor, bir kac sene sonra Abdullah Ocalan'i da ya$ haddinden emekli edecekler.
StrîŞewitando .. 03 Jul, 2010 05:01:43
avatar
Sayın Cevdet Akbay'ın bazı yazılarındaki görüş ve düşüncelerine mesafe koysam da bu yazısı müthiş. Sayın Çürükkayanın da APO nun bu ajanlık hallerini açıklayan yazısı da gayet güzel ve açıklayıcı özelliktedir. Nasnameyi artık zevkle takip etmekte yeni yazıları 4 gözle beklemekteyim. Bu yazıda da görüldüğü gibi Kürdistanî çıkarları ve yararları merkeze alan düşünce ve pratiğin somutlaştığı adeta kaleleştiği yazılar, makaleler nasname sitesinde her gün artarak devam ediyor. Şahsen ben her yazı ile kendimi yeniliyorum, tazeliyorum. Türk devletinin ve onun "görevli" gayrıresmi defakto....örgütü olan PKK nin manipülatif söylem ve yazılarına karşı bir kalkan görevi görüyor.
Not: PKK den kastım örgütün üst düzey yöneticileri olup samimi milliyetçi kürtperwerler değildir. Yoksa PKK nin ve PKK ye bağlı diğer legal ve illegal örgütlenmelerde çalışan kişilerin %95 i vatansever ve çok değerli Kürtçü ve milliyetçilerdir. Ancak hepsinin pusulası malesef TC devletinin ta kendisi olup bozuk yönü göstermektedir.
veysel .. 03 Jul, 2010 06:09:13
avatar
A.ÖCALAN'a terörist dedikten sonra onun terörizmine bilerek veya bilmiyerek hizmet edenlerede terörist demek doğru ise bir cümle sonra ölen kürd gençleri diyerek bu söyleminizi kamufle etmeye çalışmışsınız. Neyse, galiba birde dünyanın en imtiyazlı terösti demişsiniz ÖCALAN'a. Bence siz, Mandeladan sonra demeliydiniz bu anlayışınızla.
Cevdet Akbay .. 04 Jul, 2010 05:37:03
avatar
“Derin Genelkurmay”ın kadrolu elemani Ocalan, 2 Temmuz 2010 tarihli "olagan basin toplantisi"nda "...ben şimdiye kadar burada kimseye talimat vermedim, vermeyeceğim de, öyle bir hataya da düşmem. Ben burada savaş talimatı da vermedim. Zaten burada bu konulara müdahele etmem doğru da olmaz" diyor (http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=93111).

Dogru soyluyor... Sava$ talimati veriliyor (verilmiyor diyorsa yalan soyluyor) ama o talimati verdiren derin Genelkurmay'dir,kendisi degil.
Cevdet Akbay .. 04 Jul, 2010 06:14:52
avatar
Derya Sazak, "Pervari sonrası" ba$likli yazisinda $unlari yaziyor: "Öte yandan İmralı’dan da Güneydoğu’daki sivil toplum kuruluşlarının, çatışmaların sona erdirilmesi, silahların durdurulması, operasyonların sona erdirilmesi çağrılarına destek veren sinyaller geliyor."

"Fırat Haber Ajansı, avukatlarıyla görüşen Abdullah Öcalan’ın şu sözlerine yer vermiş: 'Sorunun çözümü demokratik anayasa ekseninde yapılacak düzenlemelerle mümkün kılınabilir. Demokratik anayasa inşasından önce pratik olarak bazı adımların atılmasıyla başlayabilir, bu bir nevi çözüm konusundaki iyi niyetin ifadesidir, ayrıca psikolojik atmosferin oluşturulması için gerekli yasal düzenlemeler de yapılabilir. Seçim barajının düşürülmesi, TMK’nın kaldırılması, çocukların meselesinin halledilmesi, KCK operasyonlarında tutuklananların serbest bırakılmasına ilişkin iyileştirmeler yapılabilir. Son olarak da demokratik anayasa hazırlanabilir.'"

"Öcalan, Diyarbakır’da sivil toplum örgütlerinin yaptığı açıklamaya bu paralelde 'sonuna kadar katıldığını' söylemiş." (Milliyet, 4 Temmuz 2010;http://www.milliyet.com.tr/pervari-sonrasi/derya-sazak/siyaset/yazardetay/04.07.2010/1258901/default.htm)

Sazak'in anlamadigi veya anlamak istemedigi birkac gercek var. 1) Ocalan iradesini Genelkurmay'a teslim etmi$, Genelkurmay'in direktifinin di$ina cikamaz; 2) direktifin di$ina ciksa bile boyunu a$an bu gibi meselelere giremez; 3) terorden nemalanan biri hicbir zaman demokrasi istemez, Ocalan gibi birisi hic istemez; 4) sadece nemalandigi icin degil, korkak oldugu icin de cati$malarin bitmesini istemez cunku Avni Özgürel'e "Bu çatışmayı bitireni bitirirler" demi$ birisidir Ocalan (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=93410), canina cok du$kun olan birisi "bitirilmek" istemez; 5) irade sahibi ve cesur olsa bile bu adamin lafina guven olmaz, ciddiye alinacak bir karaktere sahip degil, bugun soyledigini yarin soylememi$ gibi davranabilir, Kurdlerin Suleyman Demirel'i gibi bir$ey.

Kisacasi, Abdullah Ocalan ile cozum olmaz, dolayisiyla onu muhatap almak zaman ve enerji kaybidir. Cozum isteyenler bu adama kulaklarini tikamalidirlar. Ayrica, yeni duzenleme yaparak PKK'yi Imrali'dan yonetmesine mutlaka engel olmalidirlar.
Cevdet Akbay .. 04 Jul, 2010 06:41:42
avatar
AİHM eski yargıcı Rıza Türmen, Milliyet'teki 1 Temmuz 2010 tarih ve "Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesi" ba$likli ko$e yazisinda derin Genelkurmay'in kadrolu elamani Abdullah Öcalan’ın avukatlari araciligiyla Kurd Ergenekonu derin-PKK'ya talimat vermesinin engellenip engellenemedigi konusunu konusunu ele alıyor (http://www.milliyet.com.tr/ocalan-in-avukatlariyla-gorusmesi/riza-turmen/siyaset/yazardetayarsiv/04.07.2010/1257967/default.htm).

AIHM'nin cesitli kararlarina atifta bulunan uzun yazisinin detayina girmeyecegim, sadece dikkat cekici buldugum su cumlelerini dikkatinize sunmak isterim:

"Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmelerinin gizliliğini ortadan kaldıracak önlemler ilke olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı. Ancak, Öcalan’ın bu görüşmeleri örgüte talimat vermek için kullandığı kanıtlarla gösterilir, olaydaki kamu çıkarının önemi iyi ve açık anlatılır, önlemlerin AİHM’deki davayı etkilemeyeceği ortaya konulursa, AİHM’nin farklı bir karar alması olasılığı doğar."

Hukumet Ocalan'i derin Genelkurmay'in sava$ ki$kirticiligi rolunden almak istiyorsa, Ocalan'in avukatlari araciligiyla $imdiye kadar di$ari sizdirdigi talimatlari daha dogrusu "APO BRITANNICA" ansiklopedisini AIHM'e gondersinler. Tabi her beyanattan sonraki geli$meleri de gondersinler. Mesela, 2004'teki ate$kes oncesi verdigi beyanatla ate$kesin bozulmasini, son cati$malardan once verdigi beyanatla tirmandirilan cati$malari vesaire bir bir yan yana koysunlar. Ayrica, APO BRITANNICA'daki beyanatlarin yuzde kacinin devam etmekte oldugu davayla alakali oldugunu sorsunlar. Mesela, Cumhurba$kani Gul'e, Ba$bakan Erdogan'a, Ba$kan Barzani'ye, Kurd muhaliflere salya sumuk saldirmanin davayla ne alakasi oldugunu AIHM'deki hakimlere sorsunlar. Ocalan icin istedikleri ayricaliklarin kendi "teroristleri"ne de saglanip saglanmadigi da sorulsun. Hatta cok istiyorlarsa Ocalan'i kendilerine hediye edebilecekleri ilavesini de yapsinlar.

Hukumet, Genelkurmay korkusundan Imrali meselesini gundeme getirmekten korkuyor. Eger cesaretle hareket edebilse bu konuda, korkak ve pisirik olan Ocalan da bu kadar pervasiz olmazdi.
Cevdet Akbay .. 06 Jul, 2010 07:40:47
avatar
Dikkatimi ceken birkac ilginc konuyu sizinle payla$mak istiyorum.

Birincisi, yazida bahsettigim, sevgili Dr. Ali Gun dostumuzun da "Suriye'de askeri ataşeyken Öcalan ile görüşüyormuş" dedigi Ergenekon'dan tutuklu Hasan Atilla Uğur hakkinda.

Ergnekon Teror Orgutu'nun sanal alemdeki avukati ve psikolojik harp merkezi gorevi yapan ODAtv.com, Uğur'un
bir mektubunu yayinladi (http://www.odatv.com/n.php?n=ocalan-kendisini-sorgulayan-komutana-neler-soyledi--0607101200). Mektupta, "Abdullah Ocalan Imrali'da krallar gibi ya$arken biz Silivri'de surunuyoruz" manasina gelen ifadelerle patronu "Derin Devlet"e sitem ediyor. Malum, kendisi, "Derin Devlet"in gudumundeki Turk Ergenekonu'na, Ocalan ise Kurd Ergenekonu'na bagli.

Mektupta Ocalan'in zelilce ihaneti ve Kurdlere yonelik kullandigi cok ahlaksizca ifadeleri var. Bu ifadeleri Kurdlere havale ediyorum, onlar Ocalan'a gerekli cevabi vereceklerdir.

Mektubu oldugu gibi veriyorum. Mektupta Ergenekon Teror Orgutu'nu ve bu orgute mensup olan kendisi gibi diger cuntacilari masum gosterme cabasi olsa da bu tur propagandalara aldanmamak gerekir. Ergenekon ile derin-PKK'nin ayni Derin Devlet'in kontrolunde ve ayni hizmet icin gorevlendirildiklerini unutmamak gerekir (bu konuda Yildiray Ogur'un Taraf'taki "28 Şubat’ın unutulan PKK-Genelkurmay dayanışması" ba$likli yazisini okumanizi tavsiye ederim (http://www.taraf.com.tr/yildiray-ogur/makale-28-subat-in-unutulan-pkk-genelkurmay-dayanismasi.htm).

Suriye'de Ocalan'in adeta resmi korumasi gorevi yapan, Imrali'daki sorguyu alelacele bitirerek dern-PKK ve Derin Devlet ili$kisini gozden kaciran Hasan Atilla Uğur'un mektubu:

****

“KAMUOYUNA;

Ben Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olmaktan her zaman onur duymuş emekli bir albayım. Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir neferiyim. Görev hayatım boyunca diğer bütün meslektaşlarım gibi bana verilen vazifeleri en iyi şekilde yerine getirmek için büyük gayret sarfettim. Meslek hayatımın büyük bir bölümü terörle mücadelede geçti. Tanrı bana kritik ve nitelikli görevler nasip etti.
Bu mücadele komutanlarım, arkadaşlarım ve personelimle birlikte elde ettiğim başarılar beni terör örgütünün başı Abdullah ÖCALAN’ın sorgu süreci ile ilgili çok önemli bir sorumluluğa ulaştırdı.

Son dönemde yaşadığımız olaylar beni içinde bulunduğumuz durumu sorgulamaya itti.

Bugüne kadar ciddi devlet anlayışı gereği sustum. Zaten doğrusu da buydu. Ancak bu “düzmece dava” (Ergenekon) nedeni ile deşifre edildikten sonra artık susmanın bir anlamı kalmamıştır. Gelinen noktada bunları kamuoyu ile paylaşmak milli bir görev olmuştur. Gelecek nesillere de faydası olacağına inandığım bu hususları milletin istifadesine sunuyorum.

Neler Oluyor?

16 Şubat 1999 tarihinde soğuk ve yağışlı bir İmralı gününde korku dolu gözlerle sonunun ne olacağını düşünen Abdullah ÖCALAN, bugün kurtarıcılığa ve muhataplığa oynuyor…

İlk gün ve sonraki süreçte “vereceğiniz her türlü göreve hazırım” diyen kişi şimdi Türkiye’ye görev vermeye kalkıyor.

İdamdan kurtulmak için kendi örgütünü çökertmeye çalışan adam şimdi Türkiye Cumhuriyetini çökertmeye soyunuyor.

İlk gün kulağına doğru eğilip “Bir varmış bir yokmuş” dediğim teröristbaşının bir kulağımdan girip diğer kulağımdan Çıkmayan sözlerinden çok küçük bir kısmını aktarmak istiyorum:

- “Devletimin vereceği her türlü göreve hazırım”

- “Büyük Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet etmek acılarımı biraz olsun hafifleticektir”

- “En başından beri Suriye, Yunanistan ve İran bize (PKK) her türlü desteği vermiştir”

- “Kürt halkı akılsızdır, menfaatine düşkündür, güce tapar”

- “Barzani de, Talabani de güvenilmez, paradan başka bir şeyden anlamayan rezillerdir”

İmralı Adasında Türk Bayraklarının önünde görüntüsünü almak için gözbağını çıkardığımda korkan gözlerle bana bakarak “Devletime hizmet etmek istiyorum, beni asacak mısınız?” diye soran, kendisine “biz eşkıya değil Türkiye Cumhuriyeti Devletiyiz, sen bağımsız Türk Mahkemesi huzurunda hesap vereceksin” diye cevap verdiğim Abdullah ÖCALAN’ın gözbağı acaba şimdi ülkeyi yönetenlerin ve açılım simsarlarının gözlerine mi bağlanmıştır?

Teröristbaşı Abdullah ÖCALAN’ın sorgu sırasında bizzat bana defalarca küçümseyerek söz ettiği, “bunlardan bir halt olmaz” dediği Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan KARDEŞLERİMİZ maalesef bunları bilmiyorlar.

Son zamanlardaki alçakça saldırılar ve verdiğimiz şehitlerden sonra medyada “güvenlik güçlerinin bir zafiyeti mi var” sorusu gündeme gelmiştir. Şunu çok açık olarak söyleyebilirim ki; ne kahraman silahlı kuvvetlerimizin, ne fedakar polisimizin ve ne de cefakar korucularımızın bir zafiyeti yoktur. İkibinli yılların başında örgütü bitirme noktasına getiren bu kurumlarımızdır. Şu anda da kanları ve canları ile bu mücadeleyi verenler de yine onlardır.

Sorun; zafiyet değil MORAL sorunudur. Düzmece iddialarla Jandarma, Özel Harekat, Özel Kuvvetler, SAT, SAS ve Polis Özel Harekat mensupları teröristlik suçlaması ile cezaevine atılmışlardır. Şahsım da dahil olmak üzere bu insanların ortak özelliği “terörle mücadelede” başarılı kişiler olmalarıdır. Suçlanan ve tutuklu bulunan bu insanların arasında vücudunda kalan terörist bombası parçaları nedeni ile cezaevi girişinde X Ray cihazından tabiri caizse “ötmeden” geçemeyen kahraman gazilerimiz vardır.

Halen görevde bulunan, kanları ve canları pahasına mücadele eden arkadaşlarımızın bu durumdan olumsuz etkilenmemeleri mümkün müdür?
Kamuoyumuz şunu çok iyi bilmelidir ki; Ordumuz, polisimiz ve korucumuz bu belayı yine defedecektir. Bu mücadeleyi uzun yıllar vermiş biri olarak bana inanınız. Kurumlara olan güveninizi kaybetmeyiniz… Önemli olan ülkeyi yönetenlerin gözlerindeki bağı çıkararak gerçekleri görmeleridir.
Saygılarımla…

Atilla UĞUR
E. J. Kd. Albay
Silivri Toplama Kampı

****

Ikinci konu, Atilla Ugur ile ayni frekanstan konu$an, Ergenekon Teror Orgutu'nun avukatligini ve abiligini yapan, bu kanli orgutun cinayetlerini ortbas eden, silahlarini "soba borusu" diye kucumseyen, darbe planlarina "kagit parcasi" diyen, suclulari koruyup kollayan Genelkurmay Ba$kani Ilker Ba$bug'un ifadeleri (http://haber.gazetevatan.com/bunlar-turk-kani-tasimiyor/315058/1/Gundem):

"“Beni en çok üzen olayların başında şu geliyor, terörle mücadelede görev yapmış, canını feda etmekten kaçınmamış, her türlü fedakarlıkta bulunmuş subayın, generalin, astsubayın, tabii yargı süreci elbette, haksız yere suçlanmaları beni çok rahatsız etti. Bir terör örgütüne üye olmakla suçlanıyorlar. Yargı süreçleri tamam devam ediyor vesaire ama bu beni çok rahatsız ediyor. Albay Cemal Temizöz buna bir örnek. Kazılar yapıldı. Kazıları da televizyonlar eşliğinde yapıyoruz. Saatlerce televizyonlar veriyor, çiziliyor. O da işin ayrı boyutu. Peki bugüne kadar... Bir-iki tanesi hala duruyor da Adli Tıp’tan gelen sonuçları biliyorum hiçbir şey çıkmadı o kazılardan. Galiba bir tanesinin sonucu bekleniyor.”

Ba$bug'a, Abdullah Ocalan'in kendi sorumlulugundaki Imrali'dan PKK'yi nasil yonettigini sormak lazim.

****

Ucuncusu, yukarida da bahsettigim Yildiray Ogur'un yazisi... Sozkonusu yazi, 28 $ubat Sureci'nde, Derin Devlet'in cikarlarina zararli olarak gurulen Refah-Yol Hukumeti'ni yikmak icin, 28 $ubat'in arkasindaki cuntacilarin Abdullah Ocalan ile kurduklari ittifagi irdeliyor. Bu ittifak geregi Abdullah Ocalan "ate$kes" ilan ediyor, apoletli haydutlar da irticayi "birinci tehdit" ilan ederek PKK'yi arka plana cekiyor! Cok ilginc bir yazi, okumakta fayda var (yazi dizisi $eklinde, hepsini takip etmek lazim).

****

Dorduncusu, Kemal Burkay'in Star Gazetesi'nin "Acik Goru$" ekindeki yazisi (http://www.stargazete.com/acikgorus/kurt-kapanindan-nasil-cikilir-haber-274931.htm)... Burkay, son geli$meler hakkinda cok onemli tesbitler sunuyor. Demokratikle$me Sureci'nin onemine degindikten sonra bu surecin CHP, MHP, Genelkurmay ve derin-PKK tarafindan nasil sabote edildigini detaylica anlatiyor.

AK Parti'nin bu surecte cok hatalari oldu, eksiklikleri vardi, hala da var. Ama Burkay'in "birbirini izleyen yanli$lar" alt ba$liginda siraladigi naho$ geli$melerden dolayi salt AK Parti'yi suclamasinin tam olarak dogru olmadigi inancindayim. Kuzey Kurdistan'daki olumsuz geli$meleri dogru okuyabilmek icin "Devlet" ile "Hukumet"i birbirinden ayirmak gerekir. DTP'nin kapatilmasindan, DTP'li belediye ba$kanlarina kelepce vurulmasi, ta$ atan cocuklarin tutuklanmasi gibi vukuatlar, "Hukumet"ten cok "Devlet"in, daha dogrusu "devlet"e sizmis "Derin Devlet"ci unsurlarin icraatlaridirlar. Balyoz Darbe planindan tutuklu bulunan Ergenekoncu cellatlari serbest birakan Oktay Kuban'in, Diyarbakir 6. Ceza Mahkemesi'nde hakim iken tek suçu ta$ atmak ve zafer işareti yapmak olan çocukları tutuklayıp aylarca hapiste yatıran bir hâkim oldugunu, belediye ba$kanlarinin eline kelepce vurup siraya dizen ve cektikleri fotograflari Ergenekoncu medyaya servis edenlerin Ergenekoncu polisler oldugunu unutmamak lazim. Devlet icindeki Ergenekoncu unsurlar, icraatlarini AK Parti'ye mallederek, AK Parti'yi Kurdlerin gozunde kucuk du$urmeye calisiyorlar. BDP ve derin-PKK de "Derin Devlet"in bu propagandasina hizmet ediyorlar. Yani AK Parti Hukumeti sadece illegal Ergenekoncularla degil, devletin onemli kademelerine sizmis legal/memur unsurlarina kar$i da mucadel ediyor. Ve i$i hic de kolay degil. Başbakan Erdoğan'in, “DTP’yi biz mi kapattık, BDP’li yönetici ve belediye başkanlarını biz mi tutukladık, Habur’dan dönenleri biz mi içeri attık” ifadeleri, devlet icindeki "Derin Devlet"ci unsurlarin entrikalarina kar$i ne kadar caresiz bir durumda oldugunu gosteriyor. BDP ve PKK gercekten sorunun cozulmesini isteseydi, AK Parti ile bir olup statukoya kar$I mucadele ederdi; oysa $imdi statukocularla bir olup AK Parti'ye kar$I mucadele veriyorlar. Demek ciddiyetsizdirler.

AK Parti yetkililerinin DTP/BDP yetkilileriyle goru$memesi hataydi, cunku DTP/BDP legal bir partidir. Fakat bu konuda sucu sadece AK Parti'ye atmak da haksizlik olur cunku DTP (ardindan BDP) muhatap olarak Ocalan'i one surdu. Ocalan'i muhatap olarak one suren bir partiyle AK Parti neyi gorusecek? Ocalan'in burun akintisini mi, renkli televizyon istegini mi? Gelinen noktada $u cok acik ve seciktir ki, KUrd Sorunu'nda Ocalan ve avanesi kesinlikle muhatap alinamaz, muhatap olsa olsa Kurd halki olabilir. Cunku Derin Devlet'in gudumundeki Ocalan'in Kurd Sorunu'nu cozmek gibi ne bir derdi var ne de cabasi. Cozumsuzlukten nemalanan birisinin cozum istemesi zaten e$yanin tabiatina ters.

Bazi demokrat yazarlarin "Ocalan muhatap alinmalidir" israrini anlamakta zorluk cekiyorum. Bu adamin cozum derdi yok, bu adam Kurd Sorunu'nu cozumsuz birakmak icin gorevlendirilmi$tir.
Cevdet Akbay .. 07 Jul, 2010 11:04:56
avatar
İmralı’dan dışarı mesaj çıkmayacak

7 Temmuz 2010, Star Gazetesi

(http://www.stargazete.com/politika/imrali-dan-disari-mesaj-cikmayacak-haber-275676.htm)

Taş atan çocuklarla ilgili yasal düzenlemenin önümüzdeki hafta TBMM Genel Kurul’unda ele alınması ve yasalaşması bekleniyor.

İnfaz Kanunu’na bir ekleme yapılarak İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesini de etkileyecek yönde düzenleme yapılması planlanıyor. Yapılacak düzenlemeye göre Ceza İnfaz Kanunu’nun 59.fıkrası ile tutukluların yükümlülükleri başlıklı 116. maddesinde değişikliğe gidilerek tutukluların avukatlarıyla görüşmesine sınırlandırma getirilecek.

BORDO BERELİLER GİTTİ JANDARMA GELDİ

Öte yandan Adalet Bakanlığı, İmralı Cezaevi’nin dış güvenliğinin Genelkurmay Başkanlığının tasarrufuyla özel kuvvetlerden alınarak, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Jandarmaya devredildiğini duyurdu.

• NEVİN BİLGİN
siahmet .. 07 Jul, 2010 04:48:21
avatar
dikat ediyormusunuz kendiniz yazıp kendiniz okuyorsunuz.sizce bunun sebebi ne bence milet bu yazılarınızı okuyup gülüyor.kendin yaz kendil çl misali biraz doğruları yansıtsanız olmazmı kan akıyor kan
miro .. 07 Jul, 2010 08:46:37
avatar

nasname yayin kuruluna,
nasname okuru olarak yazarlarinizin yazilarini okuyoruz. dogaldirki bu yazilar icerisinde begenmediklerimiz de oluyor begendiklerimizde. ihtiyac dahilinde okurlar yazilanlara olumlu ya da olumsuz tepkiler göstermektedirler. bu da medya alaninin dogasidir ve normaldir. olmamasi vahim bir durumdur. ancak nasname bu konuda oldukca özgürlükcüdür ve düsüncelerin tartisilmasina önemli bir katki sunmaktadir.
anlaktan zorlandigim sey ise cevdet akbaya yazdigim yorumlar yayinlanmamaktadir. sanirsam kisi hak ve özgürlükleri gibi genel elastiki bir yaklasimla istenmeyen yorumlar yayinlanmiyor. peki yazarlar da kisi hak ve özgürlüklerine saygi göstermek zorunda degiller mi? yani sözkonusu kisi gazetenizin yazari oldugunda kisi oluyorda biz okurlar olmuyormuyuz. hatta hangi gazetede görülmüs ki bir yazar aksama kadar kendi yazisina yorum yazsin. bu garip ve gülünc durumu ne ile aciklayabilirsiniz. derseniz ki bu cevdet akbayi baglar, hem yazdiginin yazaridir hemde okurudur derseniz albette ki bir diyecegimiz olmaz. ancak gercekten öylemi dir? cevdet akbay hem yazar hem de okurmudur. degilse biz okurlarin yazdiklari ne olacak? yani hem yazar hem okur olunup ta hem okur hem yazar neden olmasin. yani okudugumuzla kalmayalim izninizle. okurken yazalim da diyorum. acaba cok sey mi istiyorum.
saygilarimla
miro
Cevdet Akbay .. 07 Jul, 2010 11:59:23
avatar
Bazi yorumcular benim kendi yazilarima yorum yazmami anormal goruyor. Bunda anormallik yok. Yorumlari, yazima ek ilaveler olarak goruyorum. Yaziyi her defasinda degi$tirmektense ya kendim yorum olarak ilavelerde bulunuyorum, ya da yazimla ilgili gazetelerde cikan yazilari ekliyorum.

Bundan "kendin okuyup kendin yorumluyorsun" manasi cikmaz.

Tabi yazdiklarim Turk ve Kurd Ergenekon Cetelerini rahatsiz ettigi icin yorumlarimdan da haliyle nefret edeceklerdir. Onlari cok iyi anliyorum. Ama yorum yazmaya, Ergenekon Cetesini rahatsiz etmeey devam edecegim tabi ki.
Mehmet Sezer .. 08 Jul, 2010 04:47:26
avatar
Pkk'nin ne kadar demokratik, BDP’nin ne kadar bağımsız ve geniş bir siyasi vizyona sahip olduğuyla ilgili bir sürü eleştiriler yapılabilir…
Ve bunun yapılması gelinen aşama için gereklidir bence.
Kürtlerin kaderlerini tayin etme noktasında kendilerini referans olarak gören ve kendileri dışındaki tüm yapılanmaların bir şekil de saha dışına itildiği, cezaevi koşullarında olan bir insana indirgenmiş bir politikanın ne denli sağlam olduğu, slogan atmak ve gittikçe sulanmış olan alt zeminsiz bir barış türküsünün söylenmesi her boyutuyla eleştirilebilir.
Ama benim derdim şimdilik bu değil.
Sitenizin kurulmasıyla birlikte yayınlarınızda baş aktör olarak seçtiğiniz Öcalan’la ilgili bir soru işaretimi paylaşmak istedim.
Aklıma uzun zamandır takılan bir soru var. Öcalan'ın bir ergenekoncu olduğu söyleniliyor.
Hep düşünmüşümdür acaba "öcalan’a bunun karşılığında ne verilmiş ne vaad edilmiş" Milyonlarca insanın adını peygamberinden daha çok haykırdığı, tek sözüyle nice gençlerin öldürüp- öldükleri- sokaklarda küçük çocukların onun adını haykırarak taş atıp cezaevlerine girdikleri bir lider olsaydım eğer, bu milyonlarca insana ve sevgiye ve umuda hangi gerekçeyle ihanet ederdim... Ondan daha büyük daha yüce neden ne olabilirdi.
Ve eğer bir ihanetçi olsaydım, bu insanlara karşı beni yönlendiren güce ihanet ederdim.
Eğer insansam, bir kalbim varsa bunu yapardım bu sevginin karşılığında…
Ve herkesin yapabileceğine inanıyorum. Cevaplamadığım ve cevabını kimseden almadığım tek sorum bu…
Cevdet Akbay .. 16 Jul, 2010 06:16:40
avatar
Ocalan'in AIHM'de devam eden davasi reddedilmis, bugunku gazetelerde yaziyor (http://www.milliyet.com.tr/ocalan-i-oybirligiyle-uzduler/dunya/sondakika/15.07.2010/1264043/default.htm).

Madem davasi sonuclandi, artik avukat goru$melerine de son verilmelidir... Zaten avukat goru$melerinde soyledikleri de davayla alakasi yok. "Burnum akiyor, aha buram ka$InIyor" diyor veya Barzani, Erdogan, Gul'e kufurler ediyor.

Burnu akiyorsa avukata soylemesine gerek yok, 24 saat hizmetinde olan birkac doktor var. Kac Kurd vatandasa bir doktor du$uyor, kimse Ocalan kadar mizmizlik ediyor mu, "burnum akiyor" diye agliyor mu? Doktora alerjisi varsa, eline bir mendil versinler, silsin burnunu. Yoksa burnunu silmekten de mi aciz bu adam! "Ka$IntI" icinde merhem var, versinler sursun. Ille de konu$mak istiyorsa bir psikiyatr gondersinler, derdini anlatsin.

Hukumet, devam eden bu davasiyla alakasiz beyanat veren Ocalan'in, Genelkurmay'in kontrolundeki Imrali'dan PKK'yi yonetmesine engel olmalidir. Dunyanin hicbir yerinde boyle rezalet yok. Hem PKK Turkiye'nin en birinci "du$mani" olacak, hem de onu Imrali'dan yonetilmesine goz yumacaksiniz... Rezalet ustune rezalet.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: