Ulusal ve Uluslararası Derin Devletlerin Türkiye Planı
PKK ile mücadele için sınırötesi operasyona hiç gerek yoktur; operasyon yapılması gereken yerler Genelkurmay’ın sorumlulugundaki “Imralı Karargahı” ve Öcalan’ın PKK’yi yönetmesine göz yuman, belki de teşfik eden Genelkurmay Karargahı’dır. Sivil yönetime karşı yuzlerce darbe planı hazırlayan Genelkurmay Karargahı’ndaki derin-TSK’cıların Öcalan’a karsı degil “darbe plani” bir tane ikaz mektubu dahi yazdıklarına sahit olmadık, neden? Çünkü darbe zemini için teröre, dolayısıyla Öcalan’a ihtiyaçları vardır; Öcalan da teslim olduğunda verdigi “hizmet edeceğim” sözüne sadık bir şekilde “efendi”lerine hizmet ediyor.
“Nokta Dergisi'nin ortaya çıkardığı ‘Darbe Günlükleri’nden öğrendiğimiz kadarıyla, 2003 ve 2004'lerde, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök hariç, Genelkurmay'ın hemen hemen bütün üst düzey bürokratları, bütün zamanlarını, halk tarafından seçilmiş legal hükümeti devirmek için harcamışlar (PKK'nin 2004'te ateşkesi sona erdirip tekrar silaha sarılmasını da bu bağlamda değerlendirmekte fayda var). Darbe planlarına verdikleri isim ‘Sarıkız.’”
“Darbe çalışmalarından haberdar olan MIT'in Başbakan ve Hilmi Özkök'ü haberdar etmesi, Özkök'ün de darbeciler adına Şener Eruygur'u çağırıp herşeyden haberdar olduğunu söylemesi üzerine darbeci grup dağılmış. Ama Eruygur, yeni bir isimle (Ayışığı) darbe faaliyetlerine devam etmiş. Taraf Gazetesi'nin ortaya çıkardığı plana bakılırsa, Eruygur, önceki planları çok fazla yumuşak bulmuş; daha sert yöntemler içeren ‘Eldiven’ planını hazırlamış.”
“(Şener) Eruygur'un Fenerbahçe Orduevi'ndeki ofisinde ele geçirilen ‘Eldiven’ planının ana hedefi sistemi, daha dogrusu TSK'yi, Meclis'i, bürokrasiyi ve yerel yönetimleri yeniden şekillendirmek ve halkı bu sisteme göre dizayn etmek ve ‘TSK Merkezli Halk' projesini hayata geçirmek.”
“Plan adım adım şemalandırılmış. Planda en dikkat çekici rol, CHP zihniyetli Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e biçiliyor. Sezer'in AK Parti Hükümeti'ne karşı bir muhalefet lideri gibi davranması ve hükümetin birçok atamalarını reddetmesi, planda kendisine verilen görevi harfiyen yerine getirdiğini gösteriyor. Sezer'in, Ergenekon bağlantısından dolayı gözaltına alınan İlhan Selçuk'la sık sık görüştüğünü biliyoruz; dolayısıyla, planı Sezer'e dikte eden kişinin Selçuk olduğu anlaşılıyor. ‘Eldiven’ planının şemasındaki TSK ile ilgili adımlar dikkat çekicidir: 1) Ordunun komuta kademesinin darbe yapmaya ikna edilmesi, 2) TSK içinde darbe için genel mutabakat sağlanması, 3) İlk Yüksek Askeri Şura toplantısında darbeye uygun terfilerin yapılması…”
“Her darbenin vazgeçilmez unsurunun ordu içindeki bazı işgüzar komutanların olması, darbelerin arkasındaki gerçek gücün ordu olduğunu göstermez. Sahip oldukları güç (silah) ve konumdan dolayı tetikçi olarak kullanılıyorlar. İsleri bittikten sonra da kirli bir mendil gibi bir tarafa atılıyorlar. Eğer darbelerin arkasındaki asıl güç ordu olsaydı, sahip oldukları hırstan da anlaşılacağı gibi (Eruygur'un darbe yapma hırsını düşününüz) tıpkı Myanmar (Burma)'daki cuntacılar gibi ömür boyu iktidarda kalmak isterlerdi. Oysa her darbeden sonra çok kısa bir süre sonra çekilmez zorunda kalıyorlar (bırakılıyorlar). Çünkü operasyonun sahibi başkadır, onların rolü tetikçiliktir. Operasyon başarıyla gerçekleştirildikten sonra tetikçilerin görevi de bitiyor.”
Türkiye’deki Birçok Operasyonun Arkasında “Uluslararası Derin Devlet” Var
“O halde operasyonun gerçek sahibi, yani darbelerin arkasındaki gerçek güç kim veya kimlerdir? Her darbenin arkasındaki güç, ‘Uluslararası Derin Devlet’ dediğimiz yapıdır. Bu illegal yapı 1940'lı yıllara kadar İngiltere'de, ondan sonra da ABD'de faaliyet gösterdiğinden, her darbenin arkasında ABD'nin olduğu söylenir. Oysa bu kirli yapı legal ABD devletini ve halkını temsil etmiyor. Bir nevi ‘ABD'nin Derin Devleti’ diyebiliriz. Perde önündeki sözcülüğünü Neokonlar dediğimiz grup yapıyor.”
“Bizdeki ‘Derin Devlet’ (buna ‘Ulusal Derin Devlet’ de diyebiliriz) bu ‘Uluslararası Derin Devlet’in uzantısı, temsilcisi, taşeronudur. Beraber çalışırlar, elde ettikleri karları (iktidar, maddi menfaat vesaire) ortaklaşa kullanırlar. İlk hedefleri, menfaatleri doğrultusunda hareket etmeyen iktidarları alaşağı etmektir. İktidar onların kontrolünde olunca bütün devlet imkanları da haliyle onların malı sayılacak.”
“Eruygur'un, siyaset, iş dünyası, sivil toplum örgütleri ile irtibatı olduğu gibi ‘Uluslararası Derin Devlet” ile olan irtibatı da yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı. Mesela, ofisinde ele geçirilen, Taksim'i kan gölüne çevirerek Türkiye'yi kaotik ortama sokma planı, Neokonların kontrolündeki Hudson Enstitüsü'nden dışarı sızan kirli planı andırıyor. Bu sözkonusu planın aktörlerinden olan dişi Neokon Zeyno Baran, geçenlerde International Herald Tribune'de çıkan makalesinde, AK Parti'nin Türkiye'ye şeriat getirmeye çalıştığını, Avrupa ve ABD'nin CHP'yi desteklemesi gerektiğini yazmıştı. Genç Neokon Michael Rubin'in banka hortumcusu Mustafa Süzer'in avukatlığı yanında AK Parti düşmanlığı malumumuz.”
“Noktalar birleştirilince karşımıza uluslararası bir tezgah çıkıyor. ‘Ulusal Derin Devlet’in kaos oluşturmaktan sorumlu birimi olan Ergenekon Çetesi, ‘Uluslararası Derin Devlet’in sözcüsü Neokonun güdümünde. Aynı Neokonlar, Ergenekon soruşturmasından rahatsız olan CHP'yi iktidara getirme planları yapıyorlar. Türkiye'de ‘Emperyalistlere hayır!’ diye bağıran ulusalcıların aslında ‘Uluslararası Derin Devlet’in tetikçileri oldukları görülüyor. Türkiye'deki kirli planlar dikkatlice takip edildiğinde, gelip Neokonlara, daha doğrusu “Uluslararası Derin Devlet”e dayandığını görürüz.”
Yukarıdaki uzun alıntı, 12 Temmuz 2008 tarih ve “Apoletli Darbeciler = Kiralık Tetikçiler” başlıklı yazımdan (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/1311.html). Şimdiye kadar eylemlerini Türkiye’deki “Ulusal Derin Devlet” gibi tetikçilerini kullanarak gizliden yapan “Uluslararası Derin Devlet”in (daha doğrusu “İsrail Derin Devleti”, ki “ABD Derin Devleti” bile bunun güdümündedir) son günlerde, yanına ABD’deki Neokoncu ve Türkiye’deki Türk ve Kürd Ergenekoncu tetikçilerini de yanına alarak menfaatlerine ters ve “büyük düşman” olarak gördükleri AK Parti Hükümeti’ne karşı açıktan ve topyekun bir eyleme geçtigine şahit oluyoruz. Kontrolündeki ulusal ve uluslararası medya silahını da kullanarak büyük bir bilgi kirliliği ile ahlaksızca bir psikolojik harp operasyonu uygulamaktadırlar.
Ulusal ve Uluslararası Derin Devletlerin Hedefinde AK Parti Hükümeti Var
Mavi Marmara gemisine saldırıları çok önceden planlanmış bir eylemdi ve bu eylemin hedefi de AK Parti Hükümeti’ydi. Başbakan Erdoğan, uzun bir sureden beri “Uluslararası/İsrail Derin Devlet(i)”in kirli yüzünü büyük bir cesaretle dünyaya gösteriyor; “komşularla sıfır problem” politikasıyla kargaşa, terör, savaş, kan ve gözyaşlarından nemalanan “Uluslararası Derin Devlet”in çıkarlarına ters düşüyor; silah tuccarlarının (dünyanın neresinde bir savaş, kargaşa, çatışma varsa orada mutlaka bunların silah tüccarları vardır) ve uyuşturucu baronlarının menfaatlerini zedeliyor. “İsrail Derin Devleti”, Türkiye’nin Ortadoğu ve dünyada aktif bir rol oynamasından, uluslararası camiada itibar kazanmasından ve özellikle de barış çabalarından çok ama çok rahatsızdır.
Obama Yönetimi ile birlikte planlanan “İran ile uranyum takası anlaşması”nı geçersiz kılmak için İran’a ambargo için bastıran ve bunda başarılı da olan gene “İsrail Derin Devleti” ve ona bağlı olan ABD’deki Neokonlar ve aşırı sağcı İsrail lobisidir, çünkü bunlar barıştan değil kargaşadan nemalanıyorlar. İran-Irak savaşında her iki tarafa silah satarak zengin olan, bugünkü Irak Savaşı’nı başlatan ve canlı/ araba bomlamalarıyla savaşı uzatan, hem yıkarak hem de yıktıklarını tekrar inşaa ederek milyarlarca dolar para kazananlar da kendileridirler. Birkaç kuruş menfaat için yapamayacakları yıkım, işlemeyecekleri cinayet yoktur (100 milyardan fazla paranın hortumlandığı 28 Şubat Süreci’nin arkasında da bunlar vardı).
Bunların her şeyleri menfaate dayanıyor; “Ulusal Derin Devlet” nasıl ki her operasyondan sonra bizi soyuyor, “Uluslararası Derin Devlet” de daha büyük ölçekle dünyayı soyuyor. Mesela, Irak Savaşı’nın sebebi oranın petrolu olduğu biliniyor; Afganistan işgalinin de oradaki trilyonlarca dolarlık kömür ve maden yatakları olduğu konuşuluyor; Gazze ablukasının arkasındaki gerekçenin de Filistin doğal gazı olduğu söyleniyor (Ardan Zentürk’ün Star Gazetesi’ndeki 10 Haziran 2010 tarih ve “Gazze’nin asıl nedeni: Filistin doğalgazı” başlıklı yazısına bakılabilir) .
İran ve diğer komşularla barış İsrail halkının yararına olsa da bu İsrail’i kontrol eden “İsrail Derin Devleti”nin işine gelmez. Onun için barıştan yana olan Obama Yonetimi ile “İran’a ambargo”ya “Hayır” diyerek barışa şans verilmesini savunan Turkiye’nin arasını açmak için azami gayret gösteriyorlar. ABD’deki Neokon ve Turkiye’deki Ergenekon tetikçilerini bu konuda harekete geçirmiş durumdalar. AK Parti Hukumeti, bu savaş ağalarının oyununa gelip Obama Yönetimi ile diyaloğunu/ilişkisini kesmemelidir. “İsrail Derin Devleti”, dünya barışı için çabalayan itibarlı bir Türkiye değil, yuları elinde, çektiği her yere giden, kukla, şahsiyetsiz bir Türkiye istiyor. AK Parti Hükümeti onlarin istediği bir Türkiye sunmuyor; onun için son günlerde Türkiye'de arzularını harfiyen yerine getirecek bir iktidar için çalışmalarını hızlandırmış durumdalar. Kendi güdümündeki Ergenekonun ürünü olan “Gundi Kemal Projesi” ile bir CHP iktidarı veya hiç olmazsa bir CHP-MHP koalisyonu için cabalıyorlar. Hatta, 28 Şubat Süreci’nde DYP’ye yaptıkları gibi AK Parti’yi de parçalayıp oradaki adamlarını da bu koalisyona yamamayı da planlıyorlardır muhakkak.
Ayrıca, ABD’yi İran'a saldırtmaktan umudunu neredeyse tamamen kesen “İsrail Derin Devleti” bu kirli iş için kullanabileceği bir Türk Genelkurmay Başkanı devşirme peşinde olduğu da anlaşılıyor. Bu görev için can atan muhteris askeri zevatın İsrail avukatlığını ve muhipliğini bu açıdan okumakta fayda var; hatta bu son hararetli günlerde bile bir makam koparmak için İsrail’e gidip onlara şirin görünmeye çalışan apoletliler var. Birkaç yıl önce, yakın dostları Ergin Saygun’u Genelkurmay Başkanı yapmak için çok uğraştılar ama beceremediler. Önümüzdeki Ağustos’taki Yüksek Askeri Şura’da (YAŞ) istedikleri birini o makama getirmek için şimdiden kollarını sıvadıkları anlaşılıyor. AK Parti Hükümeti’nin Ağustos’taki YAŞ toplantısından önce mutlaka tasfiye edilmesini istiyorlar. Bunun için, derin-TSK, derin-PKK, Yargı, siyasi partiler ve diğer destekçi ve tetikçilerini (buna Neokonları da ekleyebiliriz) devreye sokmuş durumdalar. Hedefleri, AK Parti Hükümeti’ni aciz ve iktidarsız göstermek, zayıflatip istifaya zorlamak, veya hiç olmazsa oylarını düşürüp bir CHP-MHP koalisyonu için zemin hazırlamak. CHP ve MHP’liler, Kürd Ergenekonunun (derin-PKK’nin) işledigi cinayetleri gerekçe göstererek şimdiden “erken seçim” ve OHAL’ı telafuza başladılar bile; birkaç gün sonra “Ulusal Derin Devlet”in güdümündeki Ergenekoncu Medya da bu koroya katılacaktır.
AK Parti Hükümeti’nin işi kolay değil elbet, fakat bu uluslararası kirli planı bertaraf etmesi de gayet derecede mümkündür. Biraz cesaret herşeyi halleder. Paniğe gerek de yok çünkü şimdiki tezgahlar son yedi-sekiz senedir zaten kuruluyordu ve her defasında da tuzak kuranlar başarısız oldular. Suçüstü edilen bütün darbe planlarının arkasında zaten “Uluslararası Derin Devlet” vardı; hatta Şener Eruygur’un İsrail Devleti’nden psikolojik harp taktikleri aldığını, “Cumhuriyet Mitingleri” denen muhendislik projesinin bir Neokon yapımı olduğunu daha önce yazmıştım. Tek fark, gecmişte perde arkasından gizlice yapılan operasyonlar şimdi açıktan yapılıyor. Bu da aslında AK Parti Hükümeti’nin işini daha da kolaylaştırıyor çünkü düşmanın kim olduğu apaçık ortada (malum, gizli düşman daha tehlikeldir) ve bütün tezgahın, merkezi İsrail’de bulunan “Uluslararası Derin Devlet” tarafından işlendigi artık daha net olarak biliniyor.
Derin-TSK ve Derin-PKK Bu Kirli Tezgahın Parçasıdırlar
Bu kirli tezgaha karşı ne yapılabileceğine kaba olarak bakalım... İsrail’e yönelik alınacak tedbirlerden başlayalım... Öncelikle, İsrail halkı ve Türkiye’deki Yahudi vatandaşlarımızla hiçbir sorunun olmadığı, tek sorunun “İsrail Derin Devleti”nin güdümündeki faşist İsrail Hükümeti ile olduğu açık ve seçik bir şekilde dünyaya anlatılmalıdır (ki anlatıldı/anlatılıyor). Faşist Netanyahu Hükümeti ile askeri, siyasi, ekonomik, istihbari, kısacası bütün ilişkiler mutlaka askıya alınmalıdır. Mavi Marmara gemisinde işlediği cinayetten dolayı dünyanın önünde resmi olarak Türkiye’den özür dilenmediği ve bu cinayetin sorumluları tarafsız uluslararası mahkemelerde yargılanıp hakkettikleri cezalara çarptırılmadıkları müddetce ilişkiler normale döndürülmemelidir. Eğer İsrail ile ilişkiler askıya alınmazsa, bu durum önümüzdeki seçimde mutlaka AK Parti’nin aleyhine kullanılacak (hem de “İsrail Derin Devleti”nin Türkiye’deki tetikçileri tarafından), AK Parti çok büyük bir oy kaybına uğrayacaktır (“İsrail Derin Devleti”nin hedefi de budur zaten). Ayrıca, “İsrail Derin Devleti”nin Türkiye’deki tetikçi ve destekçilerine (özellikle de derin-TSK’dakilere) yaptığı/yapacağı her türlü desteğe engel olunmalıdır. “Uluslararası Derin Devlet”in desteği olmadan “Ulusal Derin Devlet” ve Türk ile Kürd Ergenekonlar gibi tetikçileri fazla birşey yapamaz.
İkinci olarak, laçkalaşmış TSK’nin üst yönetimine yönelik ciddi operasyon yapılmalıdır... Ecevit döneminde suskun kalan Öcalan, 2004’te AB’ye katılım süreci doğrultusunda demokratik adımlar atılırken “derin” avukatı Mahmut Şakar aracılığıyla 1998’den beri yürürlükte bulunan ateşkesi bozdurdu. TSK, tırmanan terörü gerekçe göstererek 57 bin kilometre karelik küçük bir bölgenin çok küçük bir kesitine 250 binden fazla askeri güç kaydırdı. Bu askeri güç, 80 bin kadar köy korucusu ve bir o kadar diğer güvenlik güçleri, 200-250 PKK’lının ellerini kollarını sallayarak sınırı geçip birkaç kilometre içerideki karakolları basarak her seferinde onlarca asker öldürmelerine, bazen bazılarını da esir alıp götürmelerine engel olamıyorlarsa ortada çok büyük bir beceriksizlik, ihmal, hatta ve hatta ihanet var demektir. Genelkurmay’daki yetkililer dahil sorumlu olan herkes ciddi bir sorgudan geçirilmeli, ihmali olanlar mutlaka cezalandırılmalıdırlar. Dağlıca, Aktütün, İskenderun ve birçok yerde derin-PKK ile ortaklaşa eylem yaptıkları anlaşılan, yani ihanet içinde bulunan derin-TSK mensupları da acilen tasfiye edilmelidirler.
On civarında askerin öldürüldüğü son Şemdinli’deki saldırıdan günler önce PKK’lilerin askeri üssün etrafına 150-200 kiloluk uçaksavarlar yerleştirdiği söyleniyor. Eğer bölgedeki 300-350 bin kişilik güç 200-250 PKK’lıya karşı aciz ise, TSK bitmiş demektir; acziyet ve ihmal yoksa o zaman işin içinde kesin ihanet var demektir. Çünkü bu kadar büyük bir grubun bu kadar ağır silah ve mühimmatla farkedilmeden sınırı geçip bir askeri üsse saldırması bölgedeki güvenlik güçleri tarafından koruma ve kollama olmadan mümkün değildir. Daha önce Çukurca’da TSK’nın mayınlarıyla ölen altı asker için “hiç önemli değil, ufak tefek hatalar olur” diyen Tekeli Hudut Tabur Komutanı Gürbüz Kaya, 9 askeri öldüren PKK’lılar için de “Geldiklerini gördük ama çoban sandık” demiş! 200-250 tane coban (!) tespit edilince Kaya’nın aklına “bu kadar çobanın sürüsü nerde?”, “çobanlar koyun sürüsü halinde mi dolaşır?”, “ne zamandan beri Irak’tan çoban ithal ediyoruz?” gibi sorular gelmemis mi? Milleti göz göre göre ahmak yerine koyuyorlar.
Ergenekoncu Medya derin-TSK’ye mensup Onur Dirik, Gürbüz Kaya gibilerin bu gibi ihanetlerini örtbas etmek icin Barzani ve Talabani’yi hedef göstererek dikkatleri başka yere yönlendirmeye çalışıyor. Güçlü ekonomisine, bir milyona varan askeri gücüne rağmen sınır içindeki 1000-1500 PKK’lı ile başedemeyen Türkiye’nin, ekonomisi zayıf, daha düzenli bir ordusu bile olmayan Güney Kürdistan’ı 5000’den fazla PKK’lıyı kovmamakla suçlaması acizlikten ve kirli entrikadan başka birşey değildir. Türkiye’nin Güney Kürdistan’la yakınlaşmasından rahatsız olan İsrail, ABD’deki Neokoncu ve Türkiye’deki Ergenekoncu tetikçilerinin bu kirli oyunlarına karşı dikkatli olunmalı.
Derin-TSK ile Derin-PKK Birbirlerini Besliyorlar
Bölgenin güvenliğinden ve terörle mücadeleden sorumlu olan TSK hem sınırları, hem sınırlardaki karakolları/askeri üssleri hem de karakollardaki/üsslerdeki fakir fukara evlatlarını korumaktan acizdir. Genelkurmay’daki apoletli bürokratlar ise beceriksizliklerinden dolayı istifa etmeyi düşünemeyecek kadar pişkindirler. Hesap vereceklerine “PKK, saldırılarını artırarak devam ettirecek” açıklamasıyla milletin korkularını tahrik ederek PKK’nin ekmeğine yağ sürmektedirler. Saldırıların artacağını, PKK ve TSK’nin sorumluluğundaki İmralı’dan PKK’yı yöneterek şiddeti artıran Öcalan aylardan beri söyleyip duruyor zaten. Bu durum, Genelkurmay’daki zevatın darbe planı yazmaktan asli görevlerini ihmal ettiklerini, ihanet içinde bulunduklarını, koca savunma sistemin de laçkalaştığını gösteriyor.
Dağlıca, Aktütün ve son Şemdinli’deki ihanetin bir benzerini İskenderun’daki deniz üssüne saldırıda da görüyoruz. Haber7.com’dan M. Ali Bulut’un aktardığı iddiaya/bilgiye göre, saldırıdan bir gün önce o civarlarda roketatarlı 6 PKK’lı görülmüş. Köylüler, grubun bölgede dolaştığını askeri karakola bildirmişler ama karakol üzerine düşmemiş. Baskının düzenlediğinin ertesi günü, şikayet eden köylüler karakola çağırılarak “Bir şey görmediniz, duymadınız, bilmiyorsunuz” diye sıkı sıkı tembih edilmişler! Eğer bu iddia doğruysa derin-PKK ile derin-TSK arasındaki isbirliği artık pervasızca ve açıktan yapılıyor demektir. Teröre karşı mücadele etmesi gereken TSK içindeki bir grup (derin-TSK) aslında terörü koruyor, besliyor, çünkü PKK’ye muhtaç. Kaos ve şiddet devam ettikçe militarizm de devam edecek, biliyorlar.
Kendi evlatlarını tatil için bile Ankara’nın doğusuna göndermeyen derin-TSK’lılar, binlerce fakir fukaranın evladının telef olmasına göz yumuyorlar. Derin-TSK denen bu hain grup tasfiye edilmediği müddetçe derin-PKK ile mücadelede istenilen başarı hicbir zaman elde edilemez. Bu çirkefliği sorgulamak evvela evlatlarını derin-TSK elemanlarına teslim eden anne ve babalara düşüyor; “vatan sağolsun!” demeden önce evlatlarını kurbanlık koyunlar gibi bile bile ölüme gönderen bu derin-TSK elemanlarını sorgulamalıdırlar. Sorgulamadıkları için bu kirli savaş devam ediyor, binlerce çocuk bir hiç uğruna ölüyor. Birkaç “şehit” de derin-TSK elemanları verseydi bu savaş bu kadar sürer miydi?
Gelinen nokta, şiddetin şiddetle durdurulamayacağını, şiddede dayalı yöntemlerin iflas ettiğini gösteriyor. 26 senedir silahla cözülemeyen sorunun bundan sonra aynı yöntemle çözülmesi de mümkün değildir; bunun yerine Demokratik Açılım’a ara vermeden tam hız devam edilmelidir (barışla bir ilgileri olmadığı için Öcalan ile avanesinin bu süreçte muhatap alınmalarının hiçbir yararı yoktur).
Sivil Hükümetlere Karşı Yüzlerce Darbe Planı Hazırlayan Derin-TSK’nın Öcalan’a Karşı Bir İkaz Mektubu Dahi Yazmaması Tesadüf Olamaz
Ücüncü olarak, Kürdler için mücadeleden uzaklaşıp karanlık mihrakların taşeronlugunu yapan derin-PKK’ya yonelik ciddi adımlar atılmalıdır. Derin-PKK’nın Kandil’den degil, Genelkurmay’in sorumlulugundaki Imralı Adası’ndan yonetildigi biliniyor. Teslim oldugunda ve mahkemede “Ben ülkemi severim. Annem de Türk'tü... Türkiye'ye dönünce hizmet edeceğim. Fırsat verirseniz hizmet ederim?” diyen; bir fiske dahi yemeden klasörler dolusu itirafta bulunan; 24 saat hizmetinde olan doktorlara ragmen “burnum akıyor, şuram kaşınıyor” diye mızmızlanan; Imralı’yı koruyan 1000 kisiye yakın güvenlik gücüne ragmen “beni öldürecekler” diyerek ecel terleri döken korkak birisinin devlete kafa tutmasi mümkün degildir. Demek ki Öcalan, Imralı’yı kontrol eden Genelkurmay’a ragmen degil, Genelkurmay’daki bir avuç derin-TSK mensubunun bilgisi dahilinde PKK’yi yonetip teroru alevlendiriyor (bu da derin-PKK ile derin-TSK arasindaki işbirligini gosteriyor).
“Çankaya Köşkü'ndeki ‘Güvenlik Zirvesi’nde Öcalan'ın açıklamaları gündeme geldi mi bilmiyoruz ama son dönemde terörün tırmanmasında İmralı sakininin büyük vebali var. Öcalan, dünyanın tek ‘İmtiyazlı’ terör örgütü lideri. Peru'daki yüksek güvenlikli Piedros Gordas cezaevinde ağırlaştırılmış müebbet cezasını çeken ‘Aydınlık Yol’ terör örgütünün lideri Abimael Guzman Reynoso'nun avukatları aracılığıyla militanlarına haber gönder(ebil)diğini biz bugüne kadar ne duyduk, ne okuduk. Aynı şekilde Fransa'da Poissy cezaevinde müebbet hapis cezasını çekmekte olan Ilich Ramirez Sanchez'in, yani Carlos'un da sesi sedası çık(a)mıyor. Ama Öcalan her hafta avukatları aracılığıyla örgütüne mesajlar yolluyor, talimatlar yağdırıyor (Erdal Şafak, Sabah, 22 Haziran 2010).
Hükümet bu çarpık duruma mutlaka bir an önce el koymak zorundadır. PKK ile mücadele için sınırötesi operasyona hiç gerek yoktur; operasyon yapılması gereken yerler Genelkurmay’ın sorumlulugundaki “Imralı Karargahı” ve Öcalan’ın PKK’yi yönetmesine göz yuman, belki de teşfik eden Genelkurmay Karargahı’dır. Genelkurmay’ın amacı sınırotesi operasyonla Güney Kürdistan’ın kazanımlarını yerle bir etmektir; AK Parti Hukumeti ise sınırötesi operasyona karşı direniyor. Ilker Basbug’un ‘Güvenlik Zirvesi’ne katılmamasının sebebi bu anlasmazlıktan kaynaklanıyor. Sivil yönetime karşı yuzlerce darbe planı hazırlayan Genelkurmay Karargahı’ndaki derin-TSK’cıların Öcalan’a karsı degil “darbe plani” bir tane ikaz mektubu dahi yazdıklarına sahit olmadık, neden? Çünkü darbe zemini için teröre, dolayısıyla Öcalan’a ihtiyaçları vardır; Öcalan da teslim olduğunda verdigi “hizmet edeceğim” sözüne sadık bir şekilde “efendi”lerine hizmet ediyor.
Öcalan’a karşı yapılması gerekenlerin başında onu derin-TSK’nın elinden almak gelir çünkü canına düşkün ve çok korkak olduğundan kendi iradesiyle değil, derin-TSK’nin emriyle terörü tırmandırdığı anlaşılıyor. Bu da, ya İmralı Adası’nın sorumluluğunun Genelkurmay’dan alınıp Adalet Bakanlığı’na devrederek ya da başka bir hapishaneye nakledilerek “esaret”ten kurtarılmasıyla mümkün olabilir. Son birkaç yıldır ısrarla tekrarladığım ve son günlerde Erdal Şafak ve diğer bazı yazarların dikkat çekmeye başladığı gibi, dünyanın hiçbir yerinde terörden dolayı ömürboyu hapse mahküm olan birisine Genelkurmay’ın Öcalan’a verdiği gibi hapishaneden “örgütünü rahatlıkla yönetme ayrıcalığı” verilmiyor, verilemez. Öcalan dışarda olsa PKK’yı bu kadar rahat ve pervasızca yonetemezdi. Bu kadar bariz rezalete rağmen kimse, özellikle de cocuklarını kurban veren aileler, Genelkurmay’dan bunun hesabını sormaya cesaret edemiyor!
İki haftada bir düzenli olarak yaptığı “basın açıklamaları” her ne kadar devam eden bir davasına (ne davası olduğu da meçhul) bağlansa da birkaç “Apo Britannica” ansiklopedisi dolduracak kadar çok olan “görüşme notlarının” dava savunması ile kesinlikle bir ilgisi yoktur. O halde, Öcalan’ın “avukatlar görüşmesi” bahanesiyle derin-PKK’yı yönetip yönlendirerek terörü tırmandırmasına kesinlikle engel olunmalıdır. Hatta terörün kendisi tarafından tırmandırıldığı bu günlerde İmralı’ya birisini gönderip “eğer PKK’nın eylemlerini durdurmazsan rahatını cok fena halde bozarız!” denmelidir. Ölümden çok korkan ve rahatına da azami derecede düşkün olan Öcalan, PKK’ya şartsız ateşkes kararı aldıracaktır. Ya aldırmazsa?! O zaman “tatlı canı” hafiften incitilip rahatı biraz bozularak kendisine blöf yapılmadığı gösterilmelidir. Öcalan AK Parti’yi ülkeyi yönetemez hale getirmeyi amaçlıyorsa, AK Parti Hükümeti de onu PKK’yı yönetemez hale getirmelidir!
Öcalan ve derin-PKK’sinin etkisizleştirilmesi herkesten çok Kürdlerin yararınadır. 50 binden fazla Kürd kurban verildiği, 4 binden fazla köyümüz yakılıp yıkıldığı, milyonlarca Kürd büyük şehirlerin gettolarında sefalete mahkum edildiği, 3 milyondan fazla Kürd yurtdışında sürgün hayatı yaşadığı halde, Öcalan’ın en son karar kıldığı “Demokratik Cumhuriyet” bile ortada yoksa şiddet metodu iflas etmiş demektir; iflas eden ve Kürdlere zerre kadar faydası olmayan aksine cok zararı dokunan bir metodda ısrar ise Kürdlere ihanettir. Hatta, tırmandırdığı terörle sivil yönetimin elini zayıflatıp militarizme taze kan pompalayarak cumhuriyetin demokratikleştirilmesine kendisi engel oluyor; yani, “Demokratik Cumhuriyet” sözünde de kesinlikle samimi değil.
AK Parti Anayasa Mahkemesi’ne Radikal Bir Tepki Vermezse Barajda Boğulacaktır
Dördüncü olarak, Yargı’daki “Derin Devlet” unsurlarını tasfiye etmek veya en azından zayıflatmak için yapılan anayasal degişiklikleri veto edeceği anlaşılan Anayasa Mahkemesi’ne çok radikal tepki verilmelidir. Son birkaç yılda imza attığı hukuk dışı kararlarla Yasama ve Yürütme’nin yetkilerini gasbeden Anayasa Mahkemesi’nin olumsuz kararı mutlaka yok sayılmalı ve düzenlemeler olduğu gibi bir bütün olarak halk oylamasına sunulmalıdır. AK Parti Hükümeti, “kaos çıkar” bahanesiyle bu radikal çözüme karşı çıkan Cemil Çicek gibi “derin” zevatın aklına uyarsa tabutunun son çivisini kendi eliyle çakmış olacaktır (Çicek’in CHP-MHP koalisyonundaki bakanlık koltuğu bile hazırdır büyük ihtimalle!). Asıl kaos halkın hakemliğine başvurmakla değil, halktan kaçmakla çıkar; dolayısıyla, “kaos çıkar” yaygarasına kesinlikle kulak tıkamak gerekir. Bu radikal adımı atmadan seçim kararı alıp “seçimden sonra bütün anayasayı değistireceğim” vaadiyle seçime gitse bile halk ona itibar etmeyecek, “birkaç maddeyi değistirmekten aciz olan bir parti bütün anayasayı hiç değiştiremez” diyerek AK Parti’yi sandığa gömecektir. Hatta, 2002’deki DSP’nin durumuna düşüp barajda boğulursa hiç şaşırmayacağım. Ulusal ve Uluslararasi Derin Devletlerin oyunlarını bozmak ve önümüzdeki seçimlerde tekrar iktidara gelmek istiyorsa çok cesurca hareket etmelidirler.
22 Haziran 2010



Yorumlar (12 gönderildi):
Sn.Akbay yazdiklaniza katilmamak elde degil.fakaat tek bi soru soracam.akp yi ne zanediyorsun?tc de devrm yapacak bir partimi saniyorsun?
Kimi kimleri temsil ediyorß genelkurmayla sozde varolan celiskileri sunimi rol geregmiyoksa gercekten duruslarini nasil aciklayabilisiniz.Bakin meselenin ccook canalici yonlerini vurgulamisiniz guzeel.hatta cok basit bi onlemle basaracagida kesin.nedit yine cok basit ve kan can istemeyen bi mudahale apoyu susturmak.susarsa size göre ordunun elinde en buyuk malze,esi alinacak buda cok dogru degilmi?
peki siz soyleyin niye ypmiyor ?diyorsun genelkurmaydan bi uyari mektubu bile gitmmemis apoya degilmi?iyide niye akp den oylebi sey yok en cok ondan gelmesi lazimdegilmi?
sn Akbay cok durust siniz cook iyi niyetlisiniz fakat akp hakinda yaniliyorsunuz ve hayal kirikligina ugrayacaksiniz
Nedenmi?
cünkü akp side derin yapinin yaninda birliktedir.akp is blümü neyse o misyoni harfiyle yerine getiror.tipki apo ve tsk gibi.
cünküüüü yeryüzü artik boylesi esi benzei olmayan bu sitemi kaldiramiyor.c nin zayif noktasi Kurdler dir ve Kurdlere oldukca buyuk firsatlar dogmus.
iste tc nin iradesi disinda gelisen dunya konjukturunde savrulmasin digen her turli kirli siyaste sarilmak zorunda ve apo guruhu ile kendi miadi dolmus olan tc kabuk degistirerek kendini yenilemegi hedeflyor.
sorunu kendi aralarina devletin uniterligi bozmadan tc nin ömrünü uzatma meselisidir.
hepsini bilerek yapiyorlar
sevbas
Sağlıklı analizinize teşekkür ederim.
Kısa ve net ilave açıklamalarınıza ihtiyacım olacak.
Mevcut İsrail Hükümetinin derin İsrail hükümeti olduğunu neye göre belirliyorunuz?
İsrail Hükümetinin Irak Kürdistanı'na yaklaşımı nedir?
Bu yaklaşımı da göz önüne alarak İsrail Hükümeti'nin Ergenekon'culara destek verdiğini nasıl belirlediniz?
İsrail Hükümeti'nin gerçekten AK Partiye karşı olduğunu nasıl belirlediniz?
Gerginlik Erdoğan'ın Perez'e çıkışıyla başlamadı mı?
İsrail Hükümeti'nin kendisini yok etmeye yeminli Hamas gibi çağdışı bir hükümete destek verilmesi nasıl karşılaması gerekirdi? Sadece hataları kendilerinin de itiraf ettikleri gibi gaz bombaları ve basınçlı su gibi yöntemlerle öldürmeden de bu işi yapabilirlerdi.
İsrail Hükümetinin kendisini de yok etmeye çalışan barbar Suriye ve İran rejimlerine karşı olması doğru ve haklı değil mi?
Saddam rejiminin yıkılmasında mevcut İsrail Hükümetinin katkısını düşünüyor musunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Savaş dışında Saddam rejimi yıkılabilir miydi? Irak Kürdistan'ı bugünkü haline gelebilir miydi?
AK Partinin değişikliklerin bütününü referanduma götürmesi gerektiği önerinize kesinlikle katılıyorum.
Ancak Ergenekoncu Yüksek Seçim Kurulunun da , Anayasa Mahkemesinin bu değişiklikleri iptal etmesinden sonra ''Yüksek Mahkemenin kararını uygulayacağız.'' diyerek sadece iptal edilmeyen kısımların referanduma götürülmesine karar vermesi durumunda nasıl bir radikal karar verilebilmeli?
Sağlık ve başarı dileklerimle.
Kürt halkını zavallı bir konumda tutmak, ulusal demokratik haklarını sabote edecek bundan daha 'güzel' ne olabilirki !
Kürd ve Kürdistani olmayan bu örgütün varlığı halklar için bir "demoklesin kılıcı" olarak hep tepemizde sallandığı sürece özgürleşmek bir hayalden öteye gidemez. Bedenler vicdanlar rehin alındı şimdi de akıllar rehin alınıyor. Bu dayatmaya ve despotluğa dur demek için geç kalmadık mı acaba?
Dr.alinin sorlarina katilarak sunu sormak istiyorum.
bu oyunda akpyi disinda niye tutuyorsunuz.tamam tirklerin ic celiskisini biliyoruz ne kadar cetin olsada tirklerin ic celiskisinde Kurdlere zere kadar bi acik veya fayda birakmadan kordineli yapar tirkler.ahmak degiler .tirkler tarihin en sancili anini yasiyor ve icte herhangi bi alternativin olmayisi onlari dunya konjiktirinde rahat konusma at kosturmaya neden oliyor.tirkler ic bi tehlike görmiyorlar var olan sistemlerini dunyaya ayak uydurarak nasil yasatma derdinde.bunun tek dayanagi icerde herhangi bi cidi alternativin olmadan anacak basarabilecegini biiyor.bunu sayin akbay roj as diyecem tirkler 80 lerde kesfeti dengelerin yok oldugunu yeni dunya dengesinde nasil bi yer alacaginin planini hayata koydular.aposu bugünki akp sine kadar sureclerle gelen gereksinimlerle piyasaya suruluyor.ergenekon -akp catismasi özünde oyle bi sey yok.sermayeler catismasidir bunuda kendilerine zarar vermeden dikatli yapiyor gerekirse bu devlet ugruna akp intihar eder yada ergenekon intiharda eder.biribiribe zarar vermeden.
bu ergenekon tutuklamalri hepsi oyun dunyada yer edinmek icindir gereklidir de ondan unun icin her fedekarliklarini yaparlar gerekirse biribirini fizikide yok eder bu onla icin sorun degil.yeterki turkluk yasaindir mantik.
sn akbay bu yukarda yazdiklarinizin hepsi dogru ve cevabibini esasen vermisisniz?
haket sizin bildiginizi erdogan bilmezmi?saf olmayin lutfen.eger aralarinda cidi bi catisma varsa daha de buyursun erdogan kamuoyuna aciklasin arkasina kesin akp yi alir.hemde cok kolay apo yi desifre etsin yeter.niye yapmiyor sn.akbay?
cunku bu dilanda halayda oda tiyatronun tek parcasi.hepsi devleti nasil kurtaralim projesi ve derdi icinde
sn akbay hayal kirikligina ugrayacaksiniz.en iyi tirke bile guven olmayacagini kurdler anlamayana dek aha halimiz bu olacak.
de hade erdogan apoy yi desifre etsin o zaman inananirim tirk tarihinde bi devrim olur .amaaaa ya aciklarsa uluslararasinda teror safsatasi ve bahanesi ellerinde kalmaz ve bi gun ayakta kalmaz bu devlet.tirkler bizim kadar ahmak deyil sn akbay.bugün varolus ve dunya konjukturunde yer edinebilme bahanasi terör dir ve bu varligi ortadan kaldirilarmi oyle olsaydi ocalani yaratmazlardi.apo olmasaydi Kurd devrimci genclik 30 yildir coktan gercek bi haraketle kendini dunyaya kabulendierek tc nin isini coktan becermis olacakti.
de roj bash ji bo te
Sevgili Dr. Ali Bey;
Ben de yorumunuz icin te$ekkur ederim. MEvcut Israil Hukumeti'nin "Israil Derin Devleti"nin gudumunde olduguna inaniyorum. Delilim, hoyratca icraatlaridir.
Israil Hukumeti'nin Guney Kurdistan'a yakla$iminin Guney Kurdlerinin kara ka$i ve ela gozu icin oldugunu sanmiyorum. Gecmi$te (60'larda 70'lerde) Irak ile arasinda canli siper koymak icin Guney Kurdlerini destekler gibi yapti ama Saddam Kurdlerin uzerine yuruyunce islik calarak ortaliktan kayboldu, Kurdleri yuzustu birakti. Bir de unutmayiniz, daha dune kadar Michael Rubin gibi Israil Derin Devleti'nin gudumundeki Neokonlar Ba$kan Barzani'nin de Ocalan gibi tutuklanip Imrali'ya konmasini tavsiye(!) ediyordu. Unutmayiniz ki Kurdlere kar$i en gaddarane baskiyi uygulayan derin-TSK'nin en yakin dostu da Israil Derin Devleti'dir. Meseleye daha geni$ acidan bakmakta fayda var. Israil halki veya Yahudi milleti ile konumuzun hicbir alakasi yoktur, Israil Derin Devleti'ne bunlar da aslinda kar$i.
Israil Hukumeti'nin AK Parti Hukumeti'ne kar$i oldugu ortada degil mi? Kar$i olmadigini mi ima ediyorsunuz?
Gerginlik Erdogan'in Perez'e cikisiyla ba$lamadi, o ciki$ gerginligin patlak vermesidir. Erdogan'a kar$i 20'nin uzerinde suikast plani engellendi, bircogunun arkasinda MOSSAD'in oldugu inanci yaygin, Ergenekon'un arkasinda da Israil Derin Devleti'nin oldugu Neokonlarin Ergenekon sevdasindan anlasiliyor. Israil Derin Devleti'nin yontemi kaba olarak $oyledir, sana dost olarak yana$ip seni isirmak... Erdogan bunu bildig icin onunla arasina mesafe koyarak kendisinden uzakl$tirmi$tir.
Hamas gecmi$te savunmasiz Israilli sivillere kar$i eylemler yapmi$tir ve ben $ahsen ele$tirmi$Imdir, ho$ gormemi$imdir. Kirli sava$la alakasi olmayan sivillere (kim olurlarsa olsunlar) kar$i eylem caniliktir. 2001 veya 2002'den sonra Israil'e kar$i herhangi bir canli bomba eylemi olmami$tir, yani sivil parti olmayi tercih etmi$tir, secime girmi$tir ve belirli sayidaki Filistinlilerin destegini alarak iktidar olmu$tur. Israil ise buna ragmen Filistinli sivillere kar$i cinayetlerine devam edegelmi$tir. Filistin'den Israil'e firlatilan teneke fuzeler(!)in cogunun MOSSAD ajanlari tarafindan atildigi soyleniyor; Filistin'de sadece Hamas yok, hamas bu roket saldirilarina sicak bakmadigi da biliniyor. Israil bu roketleri bahane ederek Filistin uzerindeki baskisini devam ettiriyor. Aslina bakilirsa Israil eli silahli Hamas'tan daha cok ho$laniyor, Hamas silahini biraktigi icin Israil'in hi$mina ugruyor desek mubalaga sayilmaz. Tipki militarist Kemalist rejimin eli silahli Kurdlerden memnun oldugu gibi. Hamas Hukumeti $oyle veya boyle, sivildir, halkin destegini almi$tir, buna "cagdi$i bir hukumet" demeniz sizin tarafsizliginizi zedelemi$tir bana gore. Ayni sifati Israil Hukumeti icin de kullanabilir misiniz?
Iran ve Suriye konusunda olaya tersten de bakmak lazim... Kim kime kar$i daha barbarca davraniyor, kimin silahi daha cok kim kime kar$i dahma cok suikast duzenliyor? Kim kime kar$i sava$ hazirligi yapiyor acaba? Gercek "Barbar" kim? Bahcesi nukleer silah dolu olan, Ortadogu'nun $imarik ve kustah cocugu rolu yapan Israil mi digerleri mi? Israil Derin Devleti'nin butun varligi "du$manlik" uzere kuruludur, butun politikalarini ona gore belirlemi$tir; bari$tan hicbir zaman ho$lanmaz, hatta bari$ olsa varligini da surdurememekten korkar. Bizdeki militarist Kemalizm gibi; PKK bitse rejim de bitecek (rejim bitse PKK da bitecek elbet). Yani Iran, Suriye, Irak bahane, onlar olmasa gidip Tanzanya'ya bile du$man olur Israil Derin Devleti. Iran ve Suriye'nin Israil'i gercekten yok etmek istedigine de inanmiyorum; ancak laf yapiyorlar. Oysa Israil onlari yok etmek icin ciddi olarak cali$iyor. ABD'ni onlarin ustune suruyor.
Mevcut Irak Sava$i'nin mimarlari Derin israil Devleti'nin elemanlari olan ABD'deki Neokonlardir zaten, bunda $uphe yok. Ama Mavi Marmara gemisini $iddetsiz olarak durdurmak varken onlar kan doktu; ayni $ekilde Saddam'in rejimi milyonlarca Irak'li masumun kani dokulmeden de devrilebilirdi. Saddam'in butun rejimi ilk gun bitti zaten, o cok abartilan Cumhuriyet Muhafizlari buhar olup kayboldu mesela... Yani Israil Derin Devleti'nin Saddam'i tahttan indirmesi de kendi menfaati icindi, Kurdistan'in degil. Katledilen milyonlarca masumun gunahi ise Israil Derin Devleti'nin boynundadir. Ayrica, Saddam rejimi yikilmadan cok oncesinden Guney Kurdistan filizlenmeye ba$lami$ti zaten, BM tarafindan yasak bolge ilan edilen Guney Kurdistan'a Saddam bir$ey yapamiyordu zaten.
Anayasa Mahkemesi'ne karsi alinmasi gereken radikal karari yazida yazdim; AYM'nin kararini yok sayacak, resmi gazetede yayinlamayacak ve referanduma sokacak. Yuksek Secim Kurulu da ayni karari verirse, Hukumet onun kararini da yok saymalidir bence. Cunku apacik e$kiyalik sistemi olmu$ olur. Bir general Ergenekon teror orgutune mensup olunca ustundeki elbiseye bakilmaz, kelepcelenip hapse atiliyor, cunku suc i$lemi$, ayni $ekilde AYM ve YSK da suc i$liyor, o halde sucluya saygi gosterilmez, gosterilmemelidir.
Sevgili Kurdewar, yorum icin te$ekkurler.
Cevaplarınıza teşekkürler. Ancak yine ek bilgilere ihtiyacım olacak.
Ergenekoncu silahlı,silahsız bürokratlarda özellikle Kürt halkına karşı açıkça suç işliyor ve öldürüyorlar. Bu zulumden yola çıkarak AK Parti hükümetinin de derin Türk yönetimi olacağı söylenebilir mi? Tabiiki kesinlikle hayır!
Bu örnekten yola çıkarak İsrail Hükümeti ile varsa Derin İsrail devletini ayniymiş gibi göstermek doğru mu?
Yapılan tespitlerin tereddütsüz doğru olması sağlıklı düşünceler üretir kanaatindeyim.
Ayni kuşkum Rubin'in Derin İsrail'in sözcüsüymüş gibi belirttiğiniz tespitinizede de var.
Ayni kuşkum MOSSAD'ın Ergenekon'a destek verdiğini belirttiğiniz tespitinizede de var.
Ben, Erdoğan'ın eğer iç siyaset oyunları gereği yapmıyorsa,İsrail'e karşı çıkışlarını tıpkı Türban için MHP'nin gazına gelerek anayasa değişiklikleri yapması hatasına benzetiyorum. Yani içlerindeki Ergenekon'cularında teşvikiyle Perez ve Gazze olaylarından sonra eğer Türk yüksek yargısı anayasa değişikliklerini iptal ederse ve ardından da AK Partiyi kapatırlarsa İsrail'inde sessiz desteğiyle AB ve ABD'nin de sessiz kalmalarını sağlamak.
HAMAS'ın sağlıklı bir seçim sonrası hükümet olduğundan kuşkum var. HAMAS'ın çağdışı yüzü gizlenemez kanaatim nettir.
Kaldıki adil seçimlerle bile olsa seçilen parlamentoyu sınırlayan sınırlar vardır. Bu sınır en azından doğal hukukun Evrensel normlarıdır.En azından diyorum çünkü ideal sınır mevcut Evrensel Hukuk kurallarıdır ve asla geriye gidilmemesidir.
Ayni tespitlerim Suriye ve İran rejimleri içinde geçerlidir. Üstelik amansız Kürt düşmanı olan bu rejimlere dolaylı bile olsa destek verilmesi dinen de büyük günahtır. Hama Katliamını ve iki Kürdistan halkına yapılan katliamları ve uygulamaları lanetlememiz ve hesap sormamız lazım.
İsrail Hükümetinin mevcut Irak'ta oynadığı rolle ilgili kanaatlerinize de katılamadığımı belirtmeliyim.
Sağlıklı bilgiyi Irak Kürdistan'ı hükümetinden öğrenebiliriz kanaatindeyim.
Sağlık ve başarı dileklerimle.
Senden örtülü ,örtüsüz nefret edenlerin sevenlerin yanında bir elin iki parmağı kadar bile değiller.
Onun için yazdıkların Kürd halkının tücarı olan(siyasetçiler)in Kalbine bomba gibi iniyor.
Senin ne kadar namuslu ve cesur bir aydın olduğunu herkes yazılarını okuduğunda samimiyetini his ediyor.
Onun için kemalist Kürçüler NASNAMEnin adını duyduklarında tırıl tırıl titriyorlar.
Bu kalem savaşında NASNAME yazarları ve haberleri her zaman on adım önde.
Seni abuk subuk kırık bilgileriylen eleştirenlere aldırma güzel insan.
Allah seni korusun.
BİZİM HİÇ…
Uzaklara gitmeye, dolaylı, anlamsız söylemlere, komikliklere ‘boş analizlere’ gerek yok, size sadece bir ‘mesel’ anlatacağım. Bu ‘mesel’ barışı da , savaşı da, doksan yıllık acılarımızın sadece bir fotografı olsa da, anlayanlar için yeter.
Ama anlamak istemeyenler, hayatlarımızı belalara savuranların acımasızlıklarını ‘gizleme’ görevlerini sürdürecekler, biliyorum.
Eğer sözün hükmü geçerli olsaydı, söz bitmez, savaş biterdi, bunu da izninizle biliyorum. Bizim hiç olagan hayatlarımız olmadı.
Kendi yoksul idaresiyle uğraşmaktan başka bir çabası olmayan siyaset nedir bilmeyen, nasırlı ve dikenler batmış parmaklarını gece lambasıının aydınlığında iğne ucu çıkarmakla uğraşan yoksul bir adam düşünün zahmet olmazsa.
Bu adamı askerler alıp götürüyorlar, Bingöl karakolunda işkence ile katlediyorlar. Bir başka yoksul köylüyü sebepsiz yere bir derede askerler katlediyorlar.
Bir başka genci, Bingöl askeri kışlasında alıp Murat suyuna atıyorlar.
‘Bir başka, bir başka, bir başka’ darken 17 bin savunmasız insan...
Bu 17 bin insanlardan biri amcam, biri dayım, biri arkadaşım.
Katleden, Durmuş Çoşkun Kıvrak isminde bir askeri komutan.
İyi okursanız, size elinde silah, dağa çıkmış, savaşan bir geriladan bahsetmiyorum.
Yoksul, siyaset bilmez, karıncaya bile kıymayan kişilerden bahsediyorum.
Suçsuz, günahsız, yoksulluklar içinde idareleriyle uğraşan insanlardan bahsediyorum.
Şimdi gücümüz olsaydı, sonraları 17 bin böyle savunmasız insaları katleden alçaklara karşı, hukukumuzu oluşturup savunmak için ‘olagan üstü haller’ ilan ederdik.
Yok işte..
Siz biliyor musunuz buna rağmen kimler ‘olaganüstü halleri’ ilan ettiler, ediyorlar?
Ben söylemeyeyim, yaram depreşir.
Bıktık bu af edin ‘siyaset pezevenkliklerden’.
‘Asayiş’! diye savunmasız insanları katledenler, yine ‘asayiş’! diye ‘olağanüstü haller’ koyuyorlar ona yanarım. Önemli olan evrensel insan hakları, evrensel hukuk, yaşama hakkı fala değil buralarda. Önemli olan ‘devlet’ olmak. Adam devlettir, kanunlarını koymuş ve istediğini yapıyor.
Durum buyken, babaları, kardeşleri, dedeleri, anneleri sebepsiz yere katledilmiş, katiller orta yerde amir memur gezinirken, siz bu yetim çocukları anlayabilir misiniz, ya da ne yapsınlar isterdiniz?
‘Şiddetle bir yere varılmaz’ güzel.
Peki ‘şidetsiz’ bu katillerden hesap soracak bir hukuk nerede bunu da belirtin zahmet olmazsa.
Bunu belirtemezsiniz.
Bizleri katledenler kendilerini mi yargılayacaklar?
Kendilerini yargılmak için mi bizleri katlediyorlar?
Yetim Kürdistan çocuklarıyla alay etmeyin, acılarına hakaret etmeyin.
Bizim hiç olağan, normal hayatlarımız olmadı diyorum size.
Türkçe diyorum.
Vurulan, kırılan, , kuytuluklarda kemik yığınları savrulmuş, hayatları cehenneme çevrilmiş, sürgünlere savrulan bir halkın, zamanlara serptirilip günümüze taşınan trajedisini, hangi bir ‘analiz’ durdurabildi?Ya da varsa bu trajediyi durduracak, sonlandırcak bir sözü, bir söylemi, bir ‘teoriyi’ hiç bilen yok mu? Kendisine acılar yaşatılan bu halka, acılarını sonlandıracak bir formül, bir çare, bir çözüm buldunuz da, buna rağmen bu halk ‘’Hayır biz illah ki, acılarımızı bal edip çözümsüzlüğü istiyoruz’ mu diyor?
Laf anlamaz, söz dinlemez, durmadan vuran alçağın kaç kuşak alçaklıklarını durduracak bir formül var dı, vardır da, mezarsızlarını ve yürek parçalayıcı ağıtlarını, göz yaşlarını içine gömen bu halk kabul mu etmedi dersiniz? Tepeden tırnağa silahlı, bir milyona yakın askeri gücünden başka koruyucusu, korkutucusu, rambosu, ‘böcek yiyen böcekleri’, özeli-geneli, zekadan engelli Türk ırk devletine vahşetler, bize de bu vahşetleri anlatmak, tekrarlamak mı kalmalı ?
‘Durdurun, dursun’ diyorsunuz bu kan, bu savaş.
Ortalığa attığınız bu umursanmaz söylemlerin muhatabı, bu yaralı halk mıdır dersiniz?
Kime, kimlere diyorsunuz, kimlere demelisiniz?
Yakan, yıkan, katleden, uçaklarla döven, inkar eden, varlığımıza, varlığımızın sebebi değerlerimize tahammül etmeyen kim?
Bu sebebin kendisinin zaten savaş olduğunu ‘bilmiyoruz’ diyemez, itiraz edemezsiniz.
Öyle ise, diyeceğiniz, yapacağınız bir şey varsa bu savaş sebebinin kendisi olan Türk ırk devletine deyin, yapın.
Biz ne ‘olağan üstü haller’ gördük.
Biz hiç olağan haller ve hayatlar görmedik, yaşamadık ki!.
Dili, kültürü, kimliği, edebiyatı, iradesi, idaresi, kaderi yasak edilmiş bir hayat ve hal olağan mıdır?
‘Beterin beteri’ yok, ölümü gösterip ‘sıtmaya’ razı etmek olan bu ‘katır huy’, hileli Türk ırk devletinin doksan yıllık sahtekârlığıdır.
Savaşa ‘sevdalı’ olduğumuzu hangi bir uğursuz söyleyebilir?
Savaşa ‘sevdalı’ değiliz diye, İsa misali, sağ yanağımıza vurana sol yanağımızı mı sunmalıyız?
Yapmayın yahu, oynamayın yazıktır bu halk.
Barışsa barış, savaşsa savaş, bizlere bağlı değil ki, ne yapalım?
‘Nerede inceyse orada kopulsun’ muş!
Diyene bakın.
Sanki kopulacak ip kalmış gibi…
Mevzi açmışsanız, mevzilerde eğilmek zorundasınız, ne yapalım?
Biz mi ülkenizi aldık, biz mi dilinizi, kimliğinizi, yasakladık, biz mi sizi inkar ettik, kaderinize müdahale ettik? Biz mi varlığımızı sizin inkarınız üzerinde bina ettik de, buna uymalısınız dedik?Biz mi bütün yerleşim birimleriniz isimlerini yasakladık, değiştirdik?
Adam , 40 lı 60 lı yılların külüstür tahsildarının Kürdistan köylülerini tek çanta gezerken, ‘devletim’ diye ceza üstüne ceza vermenin keyfi şımarıklığına alışmış. Asmaya kesmeye alışmış ‘devlet’ olduğunu ispatlamak için.Vurmaya gidip, vurulmadan dönmeye alışmış.Vurunca iyi vurulunca ‘kötü’.Akdenize gönderdiğiniz insanları katleden İsrail’i de vur sanıza? Başınıza çuval geçiren Amerika’ya’ da vur sanıza?
Yok, o sıkar, onlara güçleri yetmez.
Öyleyse bize de güçleri yetmeyecek duruma gelsinler de biz de bu vahşetlerinden kurtulalım.
Başka yolu var mı?
Ben size hangi bir ‘mesel’ anlatayım ki..
Anlatsam ki ne çıkar?
Ben Manukyan vergileriyle, çete kültürüyle, nice ‘Susurluk’ tarzıyla yetişmiş, insanlıktan nasibini almamışlarla yaşayamam.
Adam olmamış, sorgu sual bilmeye anlamaya zekası elvermeyenlerle yaşayamam.
Her kes evine…
Bütün bu acılar yetmiyormuş gibi, aptalların, aptallıkların kahrını biz mi çekelim?
Biz hiç olağan, normal bir hayat ve hal görmedik, yaşamadık ki..!
Bize bu cehennem hayatı yaşatanlara, bize acımayanlara karşı ne yapmamızı önerisiniz?
Sizin masallarınız, bizim acılarımıza çare değil, acılarımızı uzatmaktır.
Hem acımasız şiddeti yap, vur, kır, bombala, hem de ‘şiddetle bir yere varılmaz’ masalını anlat.
Yahu siz kafadan bu kadar mı sakatsınız?
Yıllardır bağrı yanık ‘Cumartesi anneleri’ sizlere soruyorlar; ‘Oğlumu, kızımı, kardeşimi, babamı, bacımı nerde katlettiniz’ diye.
Siz ise, hilelerle, sahtekarlıklarınızla duymazlıkta geliyor, alay edercesine, ‘şiddetle bir yere varılmaz’ diyorsunuz. Sonra ‘olağan üstü hallerden’ bahsediyorsunuz.
Bizim hayatlarımız ve hallerimiz hiç olağan olmadı ki…!
Denemediğiniz ne kaldı, ne olsun daha?
Peki siz neyi kazandınız, ne götüreceksiniz mezara?
İnsanlığı, insanlaşmayı, onun hukukunu, yaşam hakkını, özgürlüğün her halk için erdem ve tartışmaz bir hak olduğunu bilmiyor olabilir misiniz?
Sanmam
Peki derdiniz ne?
Savaş rantıyla, ‘Oyak-moyak’, çeteci, yer altı ekonomiyle asalakça milyarları iç etmek.
Denizde kum, sizde fukara halk çocukları ‘Mehmetçik’.
Her ölen asker haberi ile, ellerinizi birebirine sevinerek sürttüğünüzü aptallaştırdıklarınıza anlatamadık. Çünkü her ölen asker ile sahte göz yaşları dökmeniz, birkaç ‘hüzün’ nutukları atmanız, aptallaştırdıklarınız için yetiyor.
‘Şiddetle bir yere varılmazmış’!
Tabi, inkârımızın, özgürlük hakkımızın üzerinde, saltanatını şiddetle kurmuş, hayatlarımızı cehenneme çevirmiş, bu lanet duruma ‘dokunmayın’ diyorsun.
17 bin sivil, yoksul, şiddet bilmez, yaşlı, çocuk, genç, ihtiyar insanları alıp karanlıklarda acımasızca kıyan bir vahşi mekanizmanın sahipleridir ‘şiddetle bir yere varılmaz’! diyen.
Yani Kürdistan’da savunmasız, yoksul, aşından, işinden olan insanları alıp işkencelerden katleden, kaybeden, ortalıkta paşa gibi gezinen, ‘savaşa ve ergenekon’lara karşı ‘hukuku’ savunduğunu anlatan Ahmet Altan’lara belgeler sunmamıza rağmen, adından bile bahsedemediği Durmuş Çoşkun Kıvrak’ ın devleti ‘şiddetle bir yere varılmaz’! diyor.
Buyurun!
Ya kendimizi savunacağız, ya savrulacağız.
Kaç kuşak kendimizi doğru dürüst savunamadığımız için yeterince savrulduk.
Kafa karışıklığını, kendi maaşları, kendilerine sunulmuş ‘zıkkım’ kariyerleri için sürdüren ‘aydın’ müsveddelerinin insafsızlıklarına gerek yok.
İlhami Sertkaya
26-6-2010
Malum o malum örgütten ayrılsalarda asla o lanetlerin komplo senaryolarından ve ajitasyon propagandalarından vaz geçemiyorlar.
yani sapla samanı karıştırsan ne kadar güzel yuvarlak cümleler kurarsan kur içerik bir yerde iflas ediyor.
CEVDET bu yazıya 10 tane cevapta yazsa bu ilhami ne ikna olur nede islah olur.,
onun için vereceği cevaplar yine aynı bu içerikte olacak.
İlhami o imralıcıların pisakozundan uzak durursan cidiye alınırsın.Yoksa yazdıklarına kendin bile bir süre sonra inanmasın.
Saygılarımı sunuyorum .
AK Parti Hukumeti'ne du$en, Derin Devlet'in gudumundeki bu haydutlarin kararini yok sayip butun paketi oldugu gibi halka sunmaktir. Eger bunu yapmadan secime giderse halk "iki maddeyi degi$tirmekten aciz birisine oy vermem" diyecek ve barajda bogacaktir.
AK Parti bu haydutlarin kararini mutlaka yok saymali ve paketi mutlaka halka oldugu gibi sunmalidir. Aksi halde tabutuna son civiyi cakmi$ olacaklar. Haydutlara insan gibi davranamazsiniz, onlarin anladigi dilden konu$mak gerekir.
MOSSAD şefi: Ordu daha ne kadar sessiz kalacak?
31 Ağustos 2007: İsrail gizli servisi Mossad’ın Başkanı Meir Dagan ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı William Burns arasında yapılan toplantının tutanağı. Tutanağa göre, Dagan, Burns’e Türkiye’ye baktığı zaman ülkedeki İslamcıların giderek ivme kazandıklarını gördüğünü söyledi ve ekledi: Burada sorulması gereken esas soru kendisini Türkiye’nin laik kimliğinin savunucusu olan ordunun bu duruma daha ne kadar sessiz kalacağı... Yine aynı belgeye göre, İran’la ilgili olarak Dagan, güç kullanarak rejim değişikliğine gidilmesi için daha fazlasının yapılması gerektiği yönündeki görüşünü dile getirdi.
Yorum yaz