Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: “GUNDİ KEMAL” Bir Ergenekon Projesidir… Bizi Gene Soymak İstiyorlar! “GUNDİ KEMAL” Bir Ergenekon Projesidir… Bizi Gene Soymak İstiyorlar! ================================================================================ Dr. Cevdet Akbay on 28 May, 2010 09:59:00 “Derin devlet”in güdümündeki Ergenekoncu Medya'nın son günlerde estirdiği "Gundi Kemal Fırtınası!" sizin de dikkatinizi çekiyordur mutlaka. “Balık hafızalı” olduğumuzu sanıyorlar büyük ihtimalle ama biz yabancısı değiliz bu tür sahte “fırtınalar”ın. “Gundi Kemal Fırtınası!” bana “Derviş Kemal Fırtınası!”nı hatırlattı. Neydi o asırlık ağaçları, elektrik direklerini kökünden sökecek, binaların çatılarını etrafa savuracak, herşeyi altüst edecek gibi şiddetli estirilen “Derviş Kemal Fırtınası”! Amerika’dan “ithal edilen” biri Türkiye’nin bütün dertlerine, özellikle de çökertilen ekonomisine çare olacaktı; savrulan siyaseti yeniden toparlayıp başına geçecek, Türkiye’yi uçuracaktı… Şimdiki “Gundi Kemal Fırtınası”nın kofluğunu/basitliğini anlamak için bundan yaklaşık 9 yıl önce estirilen o sahte “Derviş Kemal Fıtınası”nı tekrar hatırlamakta fayda var. Bunun için de Ergenekoncu Medya’nın irilerinden olan Hürriyet Gazetesi’in arşivine girip tırnak içinde “Kemal Derviş” yazmak yeterlidir. Mesela, 2000 yılından 2001’in Şubat ayının sonuna kadar Kemal Derviş’ten sadece 3 defa bahseden gazete, birden “derviş” kesilip 2001’de tam 2389 defa Kemal Derviş’i zikretmiş! Bunun 503’ü Derviş’in Türkiye’ye getirildiği Mart ayına ait! Bu rakam, 2002’de 2103’e, 2003’te 274’e, 2004’te 231’e, 2005’te 196’ya, 2006’da 107’ye… 2009’da ise 69’a düştü. 2010’da ise 23 olarak gözüküyor ama “Gundi Kemal”in bir kaset operasyonuyle CHP’nin başına geçirilmesiyle “Derviş Kemal”in de tekrar parlatılıp CHP’nin vitrinine yerleştirilmesi gündeme gelebilir. 2010 rakamını net olarak görebilmek için biraz daha beklememiz gerekecek. Sahi, şiddetli estirilen o “Derviş Kemal Fırtınası”na ne oldu, hatırlayan var mı? Derviş şimdi nerede, bilen var mı? Fırtına dedikleri şeyin, affedilsin, bir “bebek gazı” bile olmadığı anlaşıldı. Kendi pisliklerini kendi göz boyama yöntemleriyle, kendi adamlarıyla örttüler, gözden kaçırdılar (niyetleri hiçbir zaman sorun çözmek değildir). Soygunu gerçekleştirenler bir operasyonla gözden kaçırıldıktan sonra “Derviş Kemal” balonu da kendiliğinden sönüp gitti. Kemal Derviş’in Türkiye’ye getirilmesine sebep olan ekonomik kriz onların ürünüydü; soydukları milleti çocuk gibi aldatmak/oyalamak için şişirdikleri “Derviş Kemal” balonu da onlarındı. Kendisinden yaşça büyük olan zamanın başbakanı Bülen Ecevit’e anayasa kitapçığını fırlatarak zaten kötü durumda olan ekonomik krizi daha da derinleştirerek Kemal Derviş’in Türkiye’ye getirilişini sağlayan/hızlandıran A. Necdet Sezer de onların adamıydı. Kemal Derviş’e düzelttirmek istedikleri ekonomiyi ta 28 Şubat Süreci’nden beri kendileri berbat etti. Ekonomi alanında Türkiye Cumhuriyeti’nin en başarılı hükümeti olarak kabul edilen, özellikle “Havuz Sistemi” ve “Borclanma faizini düşürmek”le “Derin Devlet”in ve onun devletten beslenmeye alışmış, rekabetten hoşlanmayan, beleşci, işadamı maskeli uzantılarının çıkarlarına zarar veren Refah-Yol Hükümeti’ni Müslüm Gündüz ve Fadime Şahin’in görüntüleriyle/kasetleriyle yıktılar. Onun yerine, “Derin Devlet”in sadık kullarından Mesut Yılmaz’ın başbakan oldugu 28 Şubat Hükümeti’ni kurarak hem karanlık ve küflü mahzeninde saklanan “Derin Devlet” denen zehirli ahtapotun Susurluk’ta gün yüzüne çıkan kolunu örtbas ettiler hem de rant, teşfik gibi kanuni ve hortumlama gibi kanundışı yöntemlerle milletin milyarlarca dolar parasını kendi kasalarına aktardılar. Hükümetlerin IMF’den sadece 1 (yazıyla “bir”) milyar dolar borç alabilmek için aylarca çırpındığı, ecel terleri döktüğü bir dönemde bu modern Haramiler bir-iki şantaj kaseti, üç-dört manşet, beş-altı tehditle milletin 100 milyardan fazla parasını hortumladılar. Bu paranın 20 küsür milyar doları AK Parti Hükümeti döneminde tahsil edildi, geri kalanı ise milletin sırtına borç olarak yüklendi. Şimdi yolsuzluk konusunda hassasmış gibi yapan Ergenekoncu Medya, 28 Şubat Süreci’ndeki bu soygunun üzerine hic gitmedi, gitmesi de beklenemezdi lakin kendisi de soyguncu şebekenin bir parçasıydı. Üzerine gitmeye yeltenseler, bütün işaretler bugün Ergenekon Terör Örgütü’nü finanse eden işadamı maskeli “Derin Devlet” elemanlarına götürecek diye çekiniyorlar. Üzerine gitseler, o karanlık dönemdeki kirli ilişkiler ister istemez ortaya çıkacak; mesela, iktidara getirdikleri 28 Şubat Hükümeti’nin ekonomiden sorumlu devlet bakanı ile Ergenekoncu Medya’nın genel yayın yönetmeni etiketli “patronun iş takipçisi” arasındaki “Ya şimdi Güneş biz biliyorsun bir tane karton fabrikası kuruyoruz Kocaeli’nde… 130 milyon dolarlık falan bir teşvik (lazım)”, “Eee, veririz” gibi ahbap-çavuş muhabbeti ve daha başka binbir türlü melanetleri meydana saçılacak diye korkuyorlar (http://www.cevdet.net/haber.php?go=fullnews&newsid=144). Ergenekoncu Medya’nın geninde var, dürüstlük beklenemez ondan… Ama “dürüst ve yolsuzluk karşıtı” olarak pazarlanan, eline tutuşturulan dosyalarla şurda burda şov yapan “Gundi Kemal”in de bir sefer dahi olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin bu en ağır soygununu gündemine aldığı görülmemiştir. Deniz Feneri meselesinde milletten para toplayan bazı insanların suistimallerini sorguladığı (ki iyi de etmiştir bence; tabi bu konuda Alman istihbaratının da çok yardımını gördüğü iddiasını da hatırlatmakta fayda var) gibi 28 Şubat Süreci’nde milleti soyan çağdaş soygunculardan hesap soramaz. Başbakan’a “havuzlu villa” lafı ile sataştığı gibi “hortumlanan para” sloganıyla meydanlara çıkıp Türkiye’yi soyan bir avuç azgın azınlığı karşısına alıp sorgulayamaz. Çünkü kendi iradesinden çok başkasının direktifiyle/dürtmesiyle hareket ediyor izlenimi veriyor. Ayrıca, karizması sıfırın altında, liderlik vasfı sıfır, hitabeti sıfırın azbuçuk üzerinde ama o da ucuz polemik ve kalitesi düşük demogojiden ibaret. Hakkını yemeyelim, birazcık halktanmış gibi görünmek için çaba sarfediyor. Mesela, “halktan biri” gibi görünmek için 5-10 TL’lik kravat takmıyor ama 495 TL’lik gömlek giyebiliyor! Gömleğin pahalılığı sözkonusu edildiğinde “fiyatına bakmadım… kendi paramla aldım” diyor. Sokakta karşılaştığı halktan hiç kimseye 495 TL’lik bir gömlek satamaz, mesela. Malın pahalı olduğunu öğrenince alıp birisine hediye etmiş. “Sokakta karşılaştığı halktan birisine herhalde” diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Yelkenlerini üfüren Ergenekoncu Medya’nın en “embedded” elemanlarından biri olan Uğur Dündar’a hediye etmiş… Bu da Kemal Bey’in “halk” denirken kimi anladığını gösteriyor. Geçmişte Müslüm Gündüz-Fadime Şahin görüntülerini/kasetlerini kullanarak Mesut Yılmaz’ı iktidara getirip milleti soyanlar, AK Parti cenahında yeterli malzeme bulamayınca kendi gönüllü avukatları Deniz Baykal’ın kasetini sızdırarak benzer bir operasyon yapmaya çalışıyorlar (Ergenekon canavarı yavrusunu yemekten çekinmez; yarın Kemal Bey’in görevi bitince onu da kirli bir mendil gibi buruşturup bir köşeye atacaklar). AK Parti Hükümeti döneminde devletten istedikleri gibi beslenemiyorlar; rant muslukları kesilmiş; ihaleler adrese teslim verilmiyor; vergi kaçırmalarına eskisi gibi göz yumulmuyor, kamyonlar dolusu vergi borclari var; AK Parti Hükümeti’ne yaramasın diye yurtdışına kaçırdıkları paralarının çoğunu son ekonomik krizde kaybettiler; gelecek parayla bu kayıplarını telafi etmek icin AK Parti Hükümeti’ni IMF ile anlaşmaya zorladılar, beceremediler; kasaları uzun süreden beri boş olduğu için fıttıracak durumdalar. Biliyorum, çok yufka yüreklisiniz, bunlar gibi gaddar değilsiniz. “Kasaları boş” lafını “açlıktan ölüyorlar” diye anlayıp gözünüz nemlenmiş, burnunuzu çekiyorsunuzdur mutlaka. Bir elinizde mendil, gözlerinizi ve burnunuzu silerken, diğerinde telefon sağı solu arayıp bunlar için sadaka veya daha çağdaş bir tabirle “bagış” toplamaya bile başlamışsınızdır herhalde. Durun, acele etmeyin. Onların canı değerlidir, biz “göbeğini kaşıyan adamlar” gibi “bismillah” deyip çuval gibi yere yığılıp kolay kolay ölmezler. “12 Eylül öncesi sağ-sol çatışmasından günümüze kadar devam eden anlaşmalı savaşa kadar kaç tane ‘bidon kafalı’nın evladı hayatını kaybetmiştir?” diye sorarsam hiç tereddüt etmeden “onbinlerce” dersiniz ama “ya onlardan?” diye sorsam, onbin saat düşünseniz aklınıza bir isim bile gelmez. Çünkü yok. Onların parası olduğu için sigortaları var, kapımızın önünde volta atan “ucuz ölüm” onların villalarına uğramaz . Özel doktorlarının kontrolünden geçmeden evden dısarı adım bile atmazlar. Onlar ölse ölse açlıktan değil, tıka basa yemekten veya içe içe fıçı gibi şişmekten ölebilirler. Özel atları, yatları, katları, jetleri var. Eşlerinin süs köpekleri için bir günde harcadıkları parayla en az bin (rakamla 1000) öğrenci okutulabilir. Kahvaltılarını bir ülkede, öğle yemeklerini bir başkasında yerler. Bir şişe şaraba verdikleri parayla en az bir köy doyar. Kısacası, acımayın hergelelere (Ertuğrul Özkök’ten emanet aldım bu kelimeyi; hakaret kelimesi olsa kendisi Ahmet Hakan için kullanmazdı herhalde). Şimdi kendinizi, devletten beslenmeye alışmış bu gözü doymazların yerine koyunuz, ne yapardınız? Evet, aynen öyle… Devleti çiftlikleri gibi kullanmalarına engel olan AK Parti Hükümeti’ni de tıpkı Refah-Yol Hükümeti gibi devirmek, AK Parti’yi de Refah Partisi gibi kapatmak ve Susurluk gibi Ergenekon Davası’nı da bitirmek için binbir türlü yol denerdiniz. Nitekim deniyorlar da. Darbe planları, 367 ve parti kapatma gibi hukuk cinayetleri, “Cumhuriyet Mitingleri” gibi toplum mühendislikleri, Ergenekon Terör Örgütü’nün Türk (derin-TSK) ve Kürd (derin-PKK) ayağının ortaklaşa körükledikleri terör gibi metodlar iflas edince son çare olarak “Gundi Kemal Projesi”ni devreye soktular. “Derin Devlet” ve güdümündekiler umutlarını Gundi Kemal’e bağlamış, ellerindeki bütün imkanlarıyla (özellikle de kontrollerindeki Ergenekoncu Medya ile) onu destekliyor ve “kurtarıcı” olarak pazarlıyorlar (ülkenin değil, kendi çıkarlarının kurtarıcısı elbet). Ergenekon Davası’nı bitirip kendilerini emniyete aldıktan ve kasalarını da tıka-basa doldurduktan, kısacası tüm çıkarlarını garantiye aldıktan sonra “Gundi Kemal” balonunu da tıpkı “Derviş Kemal” balonu gibi sönmeye bırakacaklar; eğer direnirse Baykal gibi rezil edip bir köşeye atacaklar. Onların kirli dunyasında işler öyle yürüyor. Makam hırsı Kemal Bey’in gözlerini perdelediği için bu gerçeği göremiyor şimdi. “Gundi Kemal”in bir Ergenekon Projesi olduğunu görmek için son aylardaki hareketliliğe dikkatle bakmak gerekiyor. En başta, yazdıgı yüzlerce darbe planından bir sonuç elde edemeyen derin-TSK’ya. Mehmet Altan, 24 Mayis 2010 tarih ve “Baykal’ı askeriye mi götürdü?” başlıklı yazısında çok ilginç bir iddiayı gündeme getirdi (http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mehmet-altan/baykal-i-askeriye-mi-goturdu-264419.htm): “Ankara’daki en yaygın söylenti ne, biliyor musunuz? Apar topar buharlaşan Baykal’ı askeriyenin götürdüğü. Doğrudan asker diyen de var... Ergenekon diyen de var. Anlatımlarda, ikisi de birbirine karışmış bir durumda... Söylenen o ki askeriye bakmış ki AK Parti’yi darbeyle marbeyle götürmek pek mümkün olmayacak... Siyasal alternatifler arayarak amacına ulaşmaya odaklanmış. Öncelikle, yüzde 20’lerde takılmış kalmış CHP’ye yönelmişler... Baykal’a bırakıp gitmesini söylemişler... Aslında Baykal gidince ‘öz’de bir şey değişmeyecek... Ama ‘yaratılan hava’ ile partinin ‘oy oranı’ artırılacakmış. Baykal ret edince de “kaset” ortaya çıkmış... Nitekim Baykal’ın ‘istifasını’ açıkladığı konuşmasında ‘CHP’yi dizayn etmek’ isteyenlerden söz etmesi... ‘Pensilvanya’yı bu işlerin dışına taşıması da bunla bağlantılı olabilir denmekte...” Derin-TSK/Türk Ergenekonu, Deniz Baykal’ın ayağını kaydırarak “Gundi Kemal”in önünü açar da derin-PKK/Kürd Ergenekonu (Abdullah Öcalan) görevden kaçar mı? Öcalan da 23 Mayis 2010 tarihli avukatlar görüşmesinde Ergenekon’un “Gundi Kemal” Projesi için tam desteğini sundu (http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=91556): “Kılıçdaroğlu bir yenilik getirebilir, Kemalizmin demokratik güncellenmesi sağlanabilir. Buna bir ihtiyaç olduğunu daha önce de belirtmiştim. Önemli buluyorum.” Hatta, “Kürd Sorunu” ifadesini bile telafuz etmekten kaçınan Kılıçdaroğlu’nu “Kürd Sorunu’nu çözecek kişi” olarak sunmaktan bile çekinmedi Öcalan: “İşte görüyorsunuz Kılıçdaroğlu geliyor. Başbakan'a diyorum ki sen çözmezsen Kılıçdaroğlu çözecek.” Görüldüğü gibi, Başbakan’a akla gelmedik şartlar koşan, engeller çıkartan Öcalan, Kılıçdaroğlu’na şartsız destek sunuyor. Hatta, 28 Mayıs 2010 tarihli avukatlar görüşmesindeki “Muhatap bulamadığım için çekiliyorum” sözünü “Kılıçdaroğlu görevlendirildi, bana ihtiyaç kalmadı” şeklinde de okumak mümkündür (http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=91754). Buna kısaca “Türk ve Kürd Ergenekon dayanışması” denir. Ergenekon’un Silivri cephesi yani Türk Ergenekonu çekirdek kadrosundan Doğu Perinçek de Kılıçdaroğlu’na tam desteğini sundu: “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanı / Büyük Devrimci Atatürk’ün önderliğinde, İstiklal Savaşı ateşleri içinde kurulan CHP’nin Genel Başkanlığı’na seçilmenizden sevinç duydum. Yürekten duygularla kutlarım. Türkiyemizin önündeki büyük zorlukları yenmede her başarımız, hepimizin başarısı olacaktır; halkımızın başarısı olacaktır. Candan dostluk ve saygılarımla (http://www.doguperincek.info/). Ergenekoncu Medya’nın desteği zaten biliniyor. Bu medya içinde en hararetli desteği, hem derin-TSK’nin hem de derin-PKK’nin avukatlığını yapan ODAtv.com veriyor. Ergenekon yapımı olan Baykal kaseti ortaya çıktığında faturayı hemen AK Parti Hükümeti’ne kesip Baykal için sahte gözyaşları dökmeye başladı. Hedeflerinde, CHP’nin büyük ortak olduğu bir “Ergenekon Koalisyon Hükümeti” kurmak olduğundan, AK Parti Hükümeti’ni suçlayıp oylarının azalmasını; CHP’yi de mazlum gösterip yelkenlerinin şişirilmesini sağlamak vardı. Ayrıca, Ergenekonun avukatı olması hasebiyle, kaseti bir şekilde Gülen Cemaati’ne maledip “Ergenekon safsatasını üreterek yüzlerce Atatürkçü aydını hapsettiren Cemaat, bu kasetle de Baykal’ı tasfiye etti” propagandası yapacaktı. Böylece, kendi malları olan bir kasetle hem Baykal’ı tasfiye edip Kılıçdaroğlu’u CHP’nin tepesine getirecek hem de Ergenekon Terör Örgütü’nü masum göstereceklerdi. Ergenekon Terör Örgütü, “Ulusal Derin Devlet”in askeri darbe için ortam hazırlama aracı olduğundan ve “Ulusal Derin Devlet” de “Uluslararası Derin Devlet”e bağlı olduğundan, bu planın uluslararası boyutu da mevcuttur. İddialara göre, Ergenekoncu cephe, Başbakan Erdoğan’dan rahatsız olan “İsrail Derin Devleti”nden (“Uluslararası Derin Devlet”in aynı zamanda beyni olduğu iddia ediliyor) destek alıyor. Ergenekondan gözaltına alınıp üç-dört gün nezarethanede kalan, kaldığı süre zarfında çocuk gibi zırladığını itiraf eden, İsrail Derin Devleti ile irtibatlı olduğu da iddia edilen Kemal Gürüz de bu günlerde ABD’de bazı üniversiteleri gezerek Ergenekon’un masum olduğunu anlatmaya çalışıyor. Derin-ODAtv üzerinden yürütülen kirli plan başarılı olsaydı, yurtdışındaki Gürüz gibi destekçilerinin de işi cok kolay olacaktı. Bağımsız medya sayesinde kasetin Ergenekon ürünü olduğu ortaya çıkartılıp Baykal da kasetin Gülen Cemaati ile ilgisi olmadığını söylenince ODAtv üzerinden yürütülen kirli plan ellerinde patladı. Bunun üzerine küplere binen Ergenekoncu Doğu Perincek’in çıraklarından Soner Yalçın ve ODAtv’deki “Ergenekondaşları” Deniz Baykal’a açık cephe almaya başladılar. Simdi ise Kemal Bey’in imajını parlatmak ve E-tipi Parti’ye (Ergenekoncular Partisi) dönüştürdükleri CHP’nin “Parti Bülteni” görevi yapıyor. Can alıcı soruyla yazıyı bağlamak istiyorum: Peki, “Derin Devlet”in bu son “Gundi Kemal Projesi”nin başarılı olma şansı var mıdır? Hayır, kesinlikle yoktur. “Makul Devlet” her an kirli “Derin Devlet”in ensesindedir; en gizli planları, en mahrem konuşmaları bile ortaya çıkartılıyor. Ayrıca, 28 Şubat Süreci’nde olduğu gibi medya tamamen onların kontrolünde değil, halki istedikleri gibi iğfal edemiyorlar; özgür medyanın sesi daha gür çıkıyor. Halk anında gerçeklere vakıf olabiliyor. “Gundi Kemal”in, eli kanlı bir terör örgütünün projesi olduğunu öğrenen bir halk, onu iktidara getirir mi? Önemli sayıda CHP’linin de bu kirli plana alet olmayacağını söyleyebiliriz. Hatta, önümüzdeki seçimde CHP’nin barajı aşamama ihtimali bile var. Yani, “Gundi Kemal” balonu da “Derviş Kemal” balonu gibi kısa zamanda sönmeye/patlamaya mahkumdur. 28 Mayıs 2010