Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Derin TSK’nın Savaş Paşaları ile Derin PKK’nın Savaş Ağaları’nın Beyhude Çırpınışları Derin TSK’nın Savaş Paşaları ile Derin PKK’nın Savaş Ağaları’nın Beyhude Çırpınışları ================================================================================ Cevdet Akbay on 10 May, 2010 01:04:00 Kim ne derse desin, Türkiye’nin son 25-30 senesine damgasını vuran ve düşük yoğunluklu olsa da hala devam etmekte olan mevcut savaş kirli ve anlaşmalı bir savaştır. Bir tarafında derin-TSK, diğer tarafında da derin-PKK vardır. Silah tüccarlarını ve kaostan nemalanan kirli “Derin Devlet”in iktidarını kuvvetlendirerek devam ettirmekten başka bir işe yaramayan bu kirli savaş, TSK içindeki Türk Ergenekonu (derin-TSK) ile Abdullah Öcalan’ın önderliğindeki Kürd Ergenekonu (derin-PKK) tarafından uzatılmaktadır. Darbe anayasasının degiştirilmeye çalışıldığı son günlerde terör bu iki cephe tarafından özellikle tırmandırılarak önümüzdeki halk oylaması sabote edilmeye ve halk tahrik edilerek değişime “evet” denmesinin önüne geçilmeye çalışılıyor. Derin Devlet’in tetikçiliğini yapan derin PKK’nin Savaş Ağası Abdullah Öcalan, şimdi yaptığı gibi, kendisine ihtiyaç duyulan her zaman ve durumda “hizmet”e çağrılıyor, o da bunu seve seve yapıyor. Kullanılmaya müsait bir yapısı var bu Savaş Ağası’nın… Kendisini, kanı beş kuruş etmeyen Derin Devlet çetesine kullandırmaktan, Kürd gençlerini bu ahlaksız ve kirli dava için kurban vermekten zevk alıyor sanki… Bekaa Karargâhı’nda hayatını tehlikede görmeye başladığı için, şimdi Ergenekon’un ağabeyliğini yapan Encümen-i Daniş üyesi Hüseyin Kıvrıkoglu ekibiyle yaptığı gizli bir anlaşmayla (son birkaç avukatlar görüşmesinde Kıvrıkoğlu’nu methetmesine dikkatinizi çekerim) İmralı Karargâhı’na yerleştirilme sürecinde uçakta verdiği “Bir hizmet imkânım varsa, ben inanıyorum vardır, daha üst düzeydekilere de bildirirsek, ben hizmeti seve seve ederim. Türkiye'yi seviyorum. Ve Türk halkını da seviyorum. Onlar için iyi hizmet edeceğime inanıyorum. Gerçekten iyi hizmetler yapacağıma inanıyorum” sözünü o gün bugündür harfiyen yerine getiriyor. Ecevit döneminde senelerce süt dökmüş kedi gibi suspus kalan ve hiçbir şikayette bulunmayan Öcalan; OHAL’in kaldırıldığı, AB katılım sürecinde birçok iyileşmelerin yapıldığı (Kürdler açısından önemli olan birçok kültürel hakların verilmesi; Kürdistan’a her türlü yatırımı engelleyerek bölgeyi sefalete mahkum eden, “faili meçhul” süsü verilen onbinlerce cinayetin arkasındaki “gizli güç” olan MGK’nin sivilleştirilerek etkisizleştirilmesi bunlardan sadece birkaçı) AK Parti iktidarına rast gelen 2004’ün ortalarında ateşkes kararını “derin” avukat Mahmut Şakar’a bozdurarak terörü tekrar tırmandırarak sivil yönetimin elini zayıflatıp Ergenekoncu militarist güçlerin elini kuvvetlendirdi (Şemdinli dahil birçok karanlık ve kirli olay Öcalan sayesinde oldu). Bunun neticesinde, AB çerçevesinde yapılması planlanan ve çoğu Kürdlerin faydasına olan birçok iyileşme ya yavaşladı ya da tamamen durdu. Öcalan, bu zelil “hizmet”iyle Derin Devlet’e büyük hizmetler sunarken Kürdlere de ihanet etmiş oldu. Öcalan’ın “hizmet”i bununla da sınırlı değil. Ergenekoncu Şebekenin, Cumhuriyet Mitingleri, 367 entrikası, 27 Nisan korsan bildirisi gibi ahlak dışı operasyonlarla meşru hükümeti alaşağı etmeye çalıştığı bir dönemde gerçekleşmesini sağladığı Dağlıca ve Aktütün saldırılarıyla Derin Devlet için çok önemli bir “hizmet” daha sunduğuna şahit olduk. Bir müddet önce başlatılan Demokratik Açılım’ı başarısız kılmak ve şimdi de Anayasa Değişikliği’ni ve bu değişikliğin halk oylamasına sunulmasını engellemek için Derin Devlet’e hizmet sunmaya tam hız devam ediyor. Bütün bu “hizmet”i elindeki derin-PKK silahıyla yapıyor. Peki bunu nereden yapıyor? Yani, elindeki PKK tetiğini nereden çekiyor? İmralı Adası’ndan… İmralı Adası kimin sorumluluğunda? Genelkurmay’ın… Cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale etmek için ilahi okuyan birkaç küçük çocuğu bahane edip 27 Nisan bildirisi yazan Genelkurmay, Öcalan’ın bütün bu terörü azdırma faaliyetleri karşısında neden suskun kalıyor? Yeri geldiğinde Başbakan’a bile posta koyan, beceriksizliklerini deşifre eden özgür medyayı hainlikle suçlayan apoletli bürokratların, Öcalan’ın aleyhine bir tane dahi olsun cümle kurduklarına şahit oldunuz mu hiç? Teröre karşı önlem almak Genelkurmay’ın görevi değil mi? Eğer PKK’yi ülkenin huzuru için en büyük düşman olarak görüyorlarsa, bu düşmanın kendi kontrollerindeki İmralı Adası’ndan yönetilmesine neden engel olmuyorlar? Engel olmamalarının iki ihtimali vardır… Ya Abdullah Öcalan’dan korkuyor ya da “Derin Devlet”e iyi “hizmet” sunabilmesi için ona göz yumuyor. Öldürülme korkusundan dolayı Suriye’den kaçıp İmralı’ya sığınan; yaklaşık 1000 kişi tarafından korunan İmralı’da bile “her an beni öldürebilirler” diye tir tir titreyen; Türkiye’ye teslim olduktan sonra alelacele ve göstermelik olarak yargılanırken hic direnmeyen, bir fiske dahi yemeden itirafçı olmayı kabul edip klasörler dolusu itirafta bulunarak PKK’nin bütün sırlarını devlete veren, “hizmet etme” isteğini orada da tekrarlayan korkak birisinin Genelkurmay’a kafa tutması bana pek inandırıcı gelmiyor. Ayrıca, Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’a, muhalif Kürdlerden Talabani ve Barzani’ye kadar bütün sivillere çok seviyesizce saldırırken Genelkurmay aleyhine bir cümle dahi kullanmaması bunu gösteriyor. Geriye ikinci ihtimal kalıyor; yani Genelkurmay’daki Ergenekoncu zevat, ihtiyaç duyuldukça bu Savaş Ağası’nı devreye sokuyorlar. Zaten onlar da Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a bile kafa tutarken Öcalan’ı ısrarla es geçiyorlar. Genelkurmay’daki Türk Ergenekoncu Savaş Paşaları ile Kürd Ergenekoncu Savaş Ağası Öcalan arasındaki bu gayri ahlaki ve kirli ilişki devam ettikçe Kürd ve Türk milyonlarca insanın hayatını cehenneme çeviren kirli savaş da devam edecek. Bu ahlaksız kirli ilişki deşifre edilip suçlular cezalandırılmadığı müddetçe de daha yıllarca devam edeceğe benziyor. Canımızı almakla yetinmeyecek, vergilerimizle toplanan milyarlarca dolarlık paralar yabancı silah tüccarları ve onların yerli işbirlikçilerinin kasalarına boşaltılmaya, alınan silahlar ise çıplak dağların bağrına gömülmeye; bunun neticesi olarak, “Derin Devlet” ile irtibatlı silah tüccarları ve kaostan nemalanan bir kısım işadamları ve bürokratlar parasal ve makamsal olarak köşe dönmeye, Ergenekoncu militarist yönetim de varlığını kuvvetlendirerek sürdürmeye devam edecek. Olan, birkaç aylık yetersiz eğitimden sonra savaş arenasına sürülen, korunamayan karakollara doldurularak göz göre göre ölümün kucağına bırakılan fakir ve fukaranın gencecik evlatlarına; aç ve susuz olarak dağlara ölüme gönderilen gariban Kürdlerin evlatlarına oluyor. Derin-TSK’nin Türk Ergenekoncu ve derin-PKK’nin Kürd Ergenekoncu ruhsuz ve vicdansız mensupları, asker veya gerilla demeden gencecik evlatlarımızı birbirine kırdırıyorlar… Ölen her bir can kıvılcım olup binlerin yüreğini yakıyor… Körüklenen tarifi imkansız nefretle kardeşlik duyguları parçalanıp toplumsal barış dinamitleniyor. Bunun neticesi olarak, kanı beş para etmeyen Savaş Paşaları ve Ağaları, oluşturdukları kaotik ortamdan yararlanarak saltanatlarını devam ettiriyorlar. Savaş Paşaları, geceleri bile çelik yelekle yatarken keskin nişancıların önüne attıkları acemi askerlere çelik yelek veriyorlar mı acaba? 2006-2007'de bu tür sorular gündeme gelmiş bazı insanlar çocuklarına çelik yelek alma kampanyası başlatmıştı. Genelkurmay, BA-23/06 ve BA-15/07 nolu Basın Açıklamasıyla “…bu konuda TSK'nın bir zafiyeti yoktur. Kullanılan çelik yelekler, Silahlı Kuvvetlere ait tesislerde yeteri kadar üretilebilmektedir” demişti. Kimse de çıkıp, “Madem yeteri kadar çelik yelek üretiliyor, neden savaş meydanlarındaki erlere verilmiyor?” diye sormaya cesaret edemedi; şimdi bile kimse sormuyor. Eğitimsiz erlere çelik yelek verilseydi, hayatını kaybeden her yüz askerden en az yetmişi bugün hayatta olabilirdi. Kim oldukları artık malum olan birileri bu garibanların öldürülmesini sağlayarak nefreti körüklüyor, toplumsal barışı baltalıyor. Çocuklarını kurban veren anneler ve babalar Genelkurmay’a sormalılar: son günlerde baskına uğrayan karakollardaki askerlerin çelik yelekleri var mıydı? Dağlıca ve Aktütün'de öldürülen çocuklara çelik yelek vermişler miydi? Kendilerine kurşun geçirmez araçlar alıyorlar, onlarsız dışarı adım dahi atmıyorlar; evlerinin ve ofislerinin camları kurşun geçirmez; peki ölüme gönderdikleri çocukların görev yaptığı karakolların duvarları ve çatıları neden dökülüyor? Bu soruları sormaya cesaret etmedikleri müddetçe can ciğer evlatlarını bir hiç uğruna bu anlaşmalı kirli savaşa kurban vermeye ve evlatlarının bir tırnağı bile olamayan sefil Savaş Paşaları’na feda etmeye devam edecekler. Merak ediyorum... Bu kirli savaşta öldürülenler fakir fukaranın evlatları değil de mesela Deniz Baykal’ın elinden tutup zaman zaman bayram namazlarına götürdüğü torunu; İlker Başbuğ’un askerliklerini kıyak yerlerde yapan, Ankara’nın doğusunu televizyonlarda bile görmek istemeyen yakın-uzak tanıdıkları; Devlet Bahçeli’nin can ciğer yakınları olsaydı akan kan ve göz yaşlarına kör, yükselen “Bu kirli savaşı durdurunuz!’ feryatlarına sağır ve vurdumduymaz olurlar mıydı? Öldürülenler, canları ucuz hatta parasız fakir fukaranın evlatları olunca bu anlaşmalı savaşı durdurmak için kıllarını kıpırdatmak şöyle dursun, var güçleriyle vicdansızca körüklemeye çalışıyorlar. Biz cok sorduk, soruyoruz, sormaya devam edeceğiz… Ama çocuklarını kaybeden anne ve babaların da bu ruhsuz Savaş Paşaları’nın karşısına dikilip sorularını çoğaltmaları lazım… TSK’ya emanet ettikleri evlatlarına neden sahip çıkılmıyor? Neden paşa eşlerinin süs kopekleri kadar bile değer verilmiyor evlatlarına? Çocuklarının öldürülmesinde ihmali bulunan ihmalkâr görevliler neden cezalandırılmıyor? Devletin en birinci düşmanı olarak görülmesine, çocuklarının zahiri katili olmasına rağmen PKK’nin, Genelkurmay’ın sorumluluğundaki İmralı’dan yönetilmesine neden göz yumuluyor? Devlet kendi “canavar”ını neden besliyor? Bunda bir sakatlık yok mu? Evlatlarını kurban veren Kürdler de benzer soruları Kürd Savaş Ağaları’na, özellikle de, 1000 kişilik bir ordu tarafından korunduğu halde ölüm terleri döken korkak; emrinde birçok özel doktor olduğu halde burun akıntısından bile sikayet etmekten sıkılmayan; Genelkurmay’ın sorumlulugundaki İmralı’dan PKK’yi yönetip şiddeti körükleyerek onbinlerce Kürd gençlerini kurbanlık koyunlar gibi ölüme gönderen Kürd Ergenekon’un başındaki Savaş Ağası Öcalan’a, Kandil ve Avrupa’daki tuzu kuru Apocu Savaş Kahyaları’na sorsunlar. Bu soruları sormaya cesaret etmedikleri müddetçe can ciğer evlatlarını bir hiç uğruna bu anlaşmalı kirli savaşa kurban vermeye ve evlatlarının bir tırnağı bile etmeyen sefil Savaş Ağaları’na feda etmeye devam edecekler. Kürdlerden “bağış” adı altında toplanan paralar Öcalan’ın Aile Şirketi aracılığıyla liyakatsız, tetikçi olarak kullanılmaya elverişli ve yalakalara aktarılıyor. Onlar Kürdlerden toplanan paralarla göbek bağlarken kurbanlık koyunlar gibi telef edilmek için dağlara gönderilen Kürd gençleri ise otlarla besleniyor, kendilerini soğuktan koruyacak doğru dürüst elbiseleri bile yok. Merak ediyorum... Bu kirli savaşta öldürülenler fakir fukara Kürdlerin evlatları değil de, mesela, emrindeki birkaç özel doktorlara rağmen en basit bir burun akıntısı ve kaşıntısı için bile çocuk gibi ağlayan Öcalan’ın yeğenleri olsaydı; son günlerde ağzından barut kusarak kirli savaşı alevlendirmeye çalışan Cemil Bayık’ın tanıdıkları; Murat Karayılan’ın can ciğer yakınları olsaydı bu lanet savaşı bu kadar zevkle körüklerler miydi? Hem bu kirli savaşta soyadı Öcalan, Bayık, Karayılan ve savaşı körükleyen diğer zavatın soyadını taşıyıp hayatını kaybeden kaç kişi var? Neden kurbanlar hep gariban Kürdlerin evlatları oluyor da hakketmedikleri halde elleri öpülenler ve el üstünde tutulanlar, Derin Devlet işbirlikçisi Öcalan ve yakınları oluyor? Kürdler kendi kendilerine sormalıdırlar, neden taş atan veya zafer işareti yapan küçük Kürd evlatları hapsediliyor da Genelkurmay’ın sorumluluğundaki İmralı’dan PKK’yı yöneterek binlerce kişinin kanına giren Öcalan’a ses çıkartılmıyor? Bu çarpıklık bile Öcalan’ın Derin Devlet’in bir “tetikçi”si olduğunu göstermiyor mu? Darbeci/Balyozcu Ergenekoncuları serbest bırakmaya çalışan resmi görevliler ve taş atan çocukları hapsederek Kürdleri tahrik edenlerin, Öcalan’ın hizmet ettiği Derin Devlet’e bağlı aynı kişiler olduğunu da sırası gelmişken belirtelim. Bunlar, kirli icraatlarıyla PKK’ye taze kan pompalıyor; PKK da Kürdlere zerre kadar faydası olmayan ahmakça eylemleriyle Ergenekonculara can simidi oluyor: “(Oktay) Kuban bizi hayretler içinde bırakıyor… Balyoz soruşturmasındaki tahliyeci tutumunun aksine Diyarbakır’dayken tutuklama eylemli bir hâkimimizdi. Biz onu Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görevliyken, huzuruna getirilen ve tek suçu taş atmak ve zafer işareti yapmak olan çocukları dahi tutuklayıp aylarca hapiste yatıran bir hâkim olarak hatırlıyoruz. Hükümeti yıkmak için plan yapmak ve darbeye teşebbüs suçlaması ile tutuklanan Balyoz sanıklarını salıverince aklımızdan keşke aynı tavrı Diyarbakır’da da gösterseydi diye geçirdik. Diyarbakır’da yetersiz delillerle çok sayıda insanı yıllarca hapis yatırdı...” (“Bir hâkimin inanılmaz değişimi”, Ahmet Kekec, 5 Nisan 2010, Star; http://www.stargazete.com/gazete/yazar/ahmet-kekec/bir-h-kimin-inanilmaz-degisimi-253626.htm). Derin Devlet, yapılan anayasa değişikliğinin Meclis’ten geçmesi durumunda halk tarafından yüksek bir oyla destekleneceğini bildiği için (ki bu onlar için moral çöküntüsü olur) Öcalan’ı acilen devreye sokarak değişikliğin Meclis’ten geçmemesini sağlamaya çalıştı. Öcalan, bütün gayretine rağmen Derin Devlet’e iyi bir “hizmet” sunamadı. Şayet değişiklik Meclis’e takılsaydı, kendisine ihtiyaç duyulmayacağı için PKK büyük ihtimalle geri çekilecekti; tabii gelişmeler Derin Devlet’in istediği gibi gitmeyince Kürdlerin zerre kadar faydasına olmayan aksine zararına olan ahmakça eylemler icin derin-PKK devrede. Derin Devlet’in bu süreçte derin-PKK’ya verdiği görev kısaca şudur: terör tırmandırılacak, derin-TSK’nın de desteğiyle çok sayıda asker öldürülecek; birkaç yıl önceki gibi, Ergenekoncu unsurlar cenaze merasimlerinde provokasyonlar yapacak; kötü gidişattan dolayı AK Parti Hükümeti suçlanacak, hükümet yetkililerine saldırılacak… Derin-PKK terörü tırmandırmakla yetinmeyecak, bazı sansasyonel suikastler de düzenleyecek bu süreçte. Oluşturulacak kaosla hükümet acz içinde gösterilecek, istifaya zorlanacak. Hükümet zayıf düşünce referandumdan “Hayır” çıkması sağlanacak. Derin-PKK’nin bu süreçte bir diğer görevi daha var; o da tırmandıracağı terör bahanesiyle derin-TSK’yi Güney Kürdistan’a sokmak. Türkiye’nin Güney Kürdistan ile yakınlaşması Türk Ergenekonu gibi Öcalan’ın başını çektiği Kürd Ergenekonunu da haddinden fazla rahatsız ediyor çünkü. Bütün bunlar boş ve bayat taktikler tabii ki. Bunlar tembel ve kafaları da bayat olduğu için bayat pilavı ısıtıp ısıtıp sofraya getirmeye alışmıslar. Ama bu sefer kimse yemiyor. Devran degiştiği için halk bu oyuna gelmeyecek; özellikle de Kürdler halk oylamasında çok gür bir şekilde “Evet” diyerek hem Türk hem de Kürd Ergenekon Şebekesi’ne hakettikleri ağır cevabı verecekler. Her şeyin gidebileceği bir sınır vardır. PKK da gelip duvara dayandı artık, bundan ötesi yok oluştur. Derin Devlet’in tetikciliğini yaptığı artık gün gibi ortada; Kürdlerin çoğu da bunu bariz bir şekilde görüyorlar. Bu merhaleden sonra Kürdlerin nefretini kazanacak. İşte PKK ve Öcalan için sonun baslangıcı tam da burada başlıyor. Türk ve Kürd Ergenekoncuların millete kurdukları bütün tuzaklar tek tek kendi ayaklarına dolanıyor, daha da dolanacak; milleti içine düşürmek için kazdıklari çukurlara tepe üstü düşüyorlar, düşmeye devam edecekler; milleti yakmak icin tutuşturdukları terör yangını onları yakıp yıkacak. Deniz Baykal’ın skandal videosu hakkında… Deniz Baykal’ın görüntülü bir skandal kaseti ortaya çıktı. Her açıdan çirkin ve rezalet bir olay, detaya girmek istemiyorum. Ben asıl, hem Kürd hem de Türk Ergenekonu için sanal alemdeki psikolojik harp merkezi görevi yapan ODATV’nin bu çirkinliği fırsat bilip imza attığı çirkinliğe dikkatleri çekmek istiyorum (http://www.odatv.com/n.php?n=kim-cekti-kim-servis-etti-0705101200). Derin ODA’nın sözkonusu görüntüler için kullandığı başlık: “Kim çekti, kim servis etti?”. Devamla “Hedefteki isim sıradan biri değildir. 11 milyon kişinin oy verdiği bir partinin lideridir. Önümüzdeki seçimde iktidara gelmesi beklenen bir partinin genel başkanıdır. Dürüst, namuslu kimliğiyle tanınır.” Bir sonraki satırlaa geçmeden önce burada birkaç düzeltme yapma ihtiyacı duyuyorum. Derin ODA, Baykal’ın iktidarı konusunda temennisini, daha doğrusu patronu Derin Devlet’in beklentisini yazmış. Oysa Baykal ve CHP değil bir sonraki seçimde, ömürlerinde iktidar yüzü göremeyecekler; hatta, rüyalarında bile iktidarı tadamayacaklar. Bu boş hayali bir kenara atalım. Baykal için “dürüst ve namuslu” tabiri kullanmışlar; “dürüst”ü bilmem ama bu kasetten sonra “namuslu” demek için namusa Fransız kalmak lazım. Gelelim derin ODA’nın çirkinliğine veya dilinin altında sakladığı baklaya: “Evet, ‘birileri’ herkesi gözlüyor. Bu ‘birileri’ Ergenekon'u, Balyoz’u, Kafes'i planlayanlardır… Bunu kimler planlıyor; taşeronları kim? Bunun lojistiği birkaç günde yapılamaz. Bunu ancak güçlü bir kurum yapabilir. Kim bunlar?” Çirkinliği görüyorsunuz. Ergenekon, Balyoz, Kafes hepsi “yalan”, bütün bu kirli planları yazan Ergenekoncular değil, “güclü kurum”lar (Ergenekonla mücadele eden MİT ve Emniyet kasdediliyor). Bu güçlü kurumlar işlerini güçlerini bırakıp Baykal’ın uçkurunun peşine düşmüşler… Görüldüğü gibi karanlık ODA, Ergenekon Terör Örgütü’nü temize çıkartmak için her fırsatı tepe tepe kullanıyor. Bu kaset kesinlikle “Bir Ergenekon Yapımı”dır Karanlık ODA, görevi gereği gerçekleri çarpıtadursun… Ergenekon gibi yapıların kirli iç yüzünü ve ahlaksız çalışma stilini bilenler, bu kasetin de onların ürünü olduğunu rahatlıkla görebilirler. Çünkü işlerini genelde şantaj ve tehditle yaptırırlar. Kendi has adamlarının bile bunun gibi yüzlerce kasetini, ses kaydını hazırlarlar. Kadın, para ve benzeri konularda zaafı olanların gizli görüntülerini, fotoğraflarını cektirip dosyalıyorlar… Dosyasi “sağlam” olan bu adamları daha sonra çok kritik makamlara getirirler. Orada istedikleri gibi “tepe tepe kullanırlar”. Adamın vicdanı sızlayıp “hayır, ben bu ahlaksızlığı yapamam!” diyecek olsa hemen dosyayı gösterip yola getiriyorlar. Onların elinde maskara bir tetikçi olan bu adam ya vicdanının sesini dinleyip her şeye rağmen meydan okuyacak (bu durumda Ergenekon gerekirse kaseti sızdırıp diğer tetikçilere gözdağı verir; bazen de sızdırmaz, onu kendi haline birakır); ya da, elindeki bu etkili tetikçileri etkisiz hale getirerek Ergenekonu zayıflatmak için kaseti başka birileri ele geçirip sızdırırlar. Birgün gelir de herşey ortaya çıkarsa, Deniz Baykal’ı “Ergenekon’un gönüllü avukatı” yapan şeyin bu santaj kaseti olduğu ortaya çıkacak belki. Ergenekon, uzun bir süre önce Nuh Mete Yüksel adında bir DGM savcısını da buna çok benzer bir kaset kullanarak onu tetikçi olarak kullanıp epey dava açtırıp, gece yarısı baskınları yaptırıp birçok masum insanın canını yaktırmışlardı. Sonunda birileri o kaseti sızdırarak “santaj silahı” olmaktan çıkardı; Yüksel’i de bu “tepe tepe kullanılma” durumundan kurtardılar. Ellerindeki ucuz ve etkili tetikçiyi kaçırmanın verdiği acıyla önce “montaj” dediler (Yüksel de “bana çok benziyor ama…” demişti), sonra kasetin gerçek olduğu ortaya çıkınca Adalet Bakanlığı tarafından pasif bir göreve kaydırıldı, ardından da emekliye sevkedilerek unutulup gitti. Dikkat, bütün bu gelişmeler Ecevit döneminde oldu… ODAtv’ye baktım, gördüm ki muvekkili Ergenekon’u temize çıkartmak için “Ergenekon tetikçisi” Nuh Mete Yüksel meselesini epey çarpıtmış. Yakışır ODAtv’ye, görevi o (http://www.odatv.com/n.php?n=iste-baykala-yapilan-komplonun-gayri-resmi-tarihi-1005101200). Bence Baykal sevinmeli… Eger bu kaset dışarı sızdırılmasaydı kendisini daha çok “tepe tepe kullanarak” maskara yapacaklardı. Avukatlıktan sonra kim bilir daha neler yaptıracaklardı ona. Belki de “Genel başkanlıktan istifa et, falan adamımızı yerine geçir” sözünü dinletemeyince kaseti kendileri sızdırdılar, kim bilir! Ergenekon’un Baykal’dan kurtulma operasyonunu bilmeyen yok. “Avukat Bey” ve CHP’liler kaseti çekenleri ve sızdıranları gerçekten cok merak ediyorlarsa, en yakın çevrelerine ve “müvekkilleri Ergenekon Çetesi”ne bakmalıdırlar. Ergenekon’un paralı avukatlığını yapan karanlık ODA’ya bakıp kendi pisliklerini başkasının üstüne sıçratmasınlar. Bu kaset kesinlikle “Bir Ergenekon Yapımı”dır. 10 Mayıs 2010