Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: BDP, Darbe Anayasasını Savunmanın Hesabını Veremez BDP, Darbe Anayasasını Savunmanın Hesabını Veremez ================================================================================ Cevdet Akbay on 29 Apr, 2010 07:03:00 CHP, sistemin, daha doğrusu “Derin Devlet”in partisidir. Halktan yüz bulamadığı, bulamayacağı için tüm umudunu darbelere ve darbecilere bağlamış durumda. Darbe olacak; darbeciler Deniz Baykal’ın elinden tutup Başbakanlık koltuğuna oturtacaklar beklentisi içindeler. Dolayısıyla, CHP’nin, darbe ihtimalinin tamamen ortadan kalkması veya hiç olmazsa zayıflaması anlamına gelen yeni düzenlemelere karşı çıkması şaşırtıcı değildir. MHP, devleti kutsal gören, devlet denen “meçhul” yapıya adeta körü körüne tapan zihniyeti temsil ediyor. Halk ile devlet arasında tercihini hep devletten yana kullanır. 12 Eylül darbesinden sonra her türlü işkenceye maruz kalan birçok MHP’li bile bu devletçilik refleksiyle darbe ürünü anayasayı savunmak mecburiyetinde hissediyorlar kendilerini. 12 Eylül cuntacılarının yargılanmasına bile karşı çıkmaları bundandir; bu da, haliyle, fazla şaşırtıcı değil aslında. Beni en çok, 12 Eylül darbesini iliklerine kadar hisseden, en acımasız işkencelerden geçirilen, en ağır faturalar ödetilen Kürdleri temsilen siyaset sahnesinde bulunan BDP’nin tavrı şaşırtıyor. İlk başlarda olumlu sinyaller veren BDP, Öcalan’ın devreye girmesiyle, daha doğrusu, İmarlı Karargahı’na yerleştirilme sürecinde verdiği “hizmet” sözü gereği devreye sokulmasıyla tavrını değiştirdi; CHP ve MHP’nin safında yerini aldı. AK Parti’nin yapmaya çalıştığı bu değişiklikler elbette ki sistemin tam demokratikleşmesi için yeterli değildir ama cok cesur ve önemli bir adımdır; tam demokratik bir sistem için zemin hazırlama açısından gayet önemlidirler. Asli gorevini yapmaktan aciz ama emrinde bulunduğu hükümeti yıkmak için darbe planları dahil sayısız kirli tezgahlar kuran, iktidar partisini kapattırmak için Anayasa Mahkemesi’ne baskı kuran laçkalaşmış bir TSK; apoletlilerden emir almaya açık ve alışık, çok bariz bir şekilde Meclis’in görev alanına müdahale eden pervasız bir Anayasa Mahkemesi; demokrasi karşıtı Ergenekon Terör Örgütü’nün hamiliğini yapan kokuşmuş bir HSYK’nin olduğu bir ortamda demokratikleşme mümkün görünmüyor. Onun için, mevcut darbe anayasasında ve onun paslı çarkları olan bu gibi kurumlarda yapılacak en ufak bir iyileşme, en küçük bir düzenleme bile desteklenmeyi hak ediyor. BDP, oturumlara katılmama kararı alarak Meclis’ten tamamen soyutladı kendisini. Bunun anlamı şudur: “Yapılan düzenlemeler beni hiç ilgilendirmiyor!” Yapılmaya çalışılanlar gerçekten BDP’yi ve temsil ettiği Kürdleri ilgilendirmiyor mu? En azından, ülkeyi cehenneme çeviren, Diyarbakır Zindanı gibi cehennem çukurlarında onbinlerce Kürdün hayatını mahveden Kenan Evren cuntasına dokunulmazlık zırhı giydiren geçici 15’inci maddenin kaldırılması BDP’yi alakadar etmeliydi. BDP, bu anlaşılmaz tavrıyla 12 Eylül darbecilerini yargılanmaktan kurtaran parti durumuna düşmeyecek mi? Bu duruma düşmekten rahatsız olmayacak mı? “12 Eylül cellatlarını ve işkencecilerini yargılanmaktan kurtardın!” diye haykıracak olan 12 Eylül mağdurlarına ve yakınlarına verecek makul bir cevabı var mıdır? Önümüzdeki seçimlerde bu insanlardan oy istemeye yüzleri tutacak mı? Sistemin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engellerden biri olan, istisnasız her mensubunun elinde Kürd kanı bulunan Ergenekon Terör Örgütü’nün avukatlığını yapan, tutuklu Ergenekoncuları serbest bırakmak için tünel kazıma ekibi gibi çalışan; JİTEM ve Ergenekon tarafından işlenip “faili meçhul” süsü verilen onbinlerce cinayeti cözümsüz bırakmak için olmadık yollara başvuran HSYK’ya neşter atılması, antidemokratik yapısının degiştirilmesi BDP için bir anlam ifade etmiyor anlaşılan. BDP, Ergenekon Terör Örgütü’nün hamiliğini yapan, elleri masum Kürdlerin kanına bulaşmış örgüt cellatlarını serbest bırakmak için can atan HSYK’ya dokundurtmayarak dolaylı olarak bu terör örgütüne taze kan pompalamış, hayat vermiş olmayacak mı? Böyle yapmakla, kemikleri bile bulunamayan masum ve mazlum Kürdlerin kemiklerini sızlatmayacak mı? En son, devamı oldukları DTP’nin kellesini alan siyasi partilerin acımasız celladı Anayasa Mahkemesi’ne çekidüzen verilmesi; bürokratik oligarşinin şamar oğlanı olarak gördüğü siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması BDP’yi pek ırgalamıyor anlaşılan. Bu durumda, “tecavüzcüsüne aşık olmuş mağdur” durumuna düşmeyecek mi? DTP’nin kapatılmasına gösterdikleri üzüntü ve kızgınlığın aslında göstermelik ve sahte olduğu sırıtmayacak mı? Sayelerinde düzenlemeler gerçekleşmez, mevcut yapı devam eder de yarın BDP’ye de kapatma davası açılırsa kimi suçlayacaklar? Pişkin pişkin “AK Parti partimizi kapattırdı” mı diyecekler? BDP’nin, seçim barajının düşürülmesi başta olmak üzere bazı haklı istekleri var. Bu isteklerine olumlu cevap verilmediği için planlanan düzenlemelere karşı çıkıyor. İstekleri gayet makuldur ama seçim barajı en azından şimdilik gündeme alınmıyor diye özellikle dindar ve Kürd siyasi partilere karşı giyotin gibi çalışan Anayasa Mahkemesi’nin mevcut yapısı olduğu gibi devam mı etsin? Baykal’ın CHP’sine, Bahçeli’nin MHP’sine, hatta Ergenekon Terör Örgütü yöneticisi olmaktan tutuklu bulunan Perinçek’in İP’ine dokunmayan “tetikçi bürokrat” Abdurrahman Yalçınkaya, elindeki Demokles’in Kılıcı ile AK Parti ve BDP’nin tepesinde dursun, halkı temsil eden ve aynı zamanda demokratik sistemin olmazsa olmaz değerlerinden olan siyasi partileri hep tehdit altında bulundursun mu istiyorlar? Elbette ki “bu yeni düzenlemeler ile demokratik süreç tamamlanacak” gibi bir iddiamız yok; ama bu değişikliklerle özellikle 12 Eylül Darbesi’nden sonra demokratikleşmeye giden yollara serpiştirilen barikatlar, tuzaklar, mayınlar bir nebze temizlenmiş olacak. En küçük bir köye bile hizmet götürmek için önce yol yapılır; yol olmadan hizmetler zor gider. “Elektrik ve su yoksa, yol da yapılmasın!” diye diretmek, yolun yapımına engel olmak hangi akla hizmettir? BDP’nin yaptığı budur. Öcalan’a rağmen BDP’de mantıklı düşünen çok sayıda insan var. Bunların “İsteklerimiz karşılanmadı belki ama mevcut düzenlemeler, Kürdler olarak bizim yararımızadır. Şimdilik bunları yapalım, daha sonra diğerlerine de sıra gelir. Nisbeten daha demokratik bir ortamda seçim barajını düşürmek daha kolaydır” gibi düşündüklerinden eminim. Çünkü planlanan düzenlemelerin yapılmaması seçim barajını düşürmez; Anayasa Mahkemesi, HSYK ve mevcut seçim kanunu olduğu gibi devam ettiği müddetçe BDP’nin varlığı bile tehlikededir. Bazı BDP’liler “Kapatılırsak daha güçlü döneriz” diye düşünüyorlardır büyük ihtimalle. Ama unutmasınlar, bu mantık her zaman işlemiyor. Mesela, 28 Şubat cuntacıları karşısında yeteri kadar dik duramayan Refah Partisi kapatıldı, yerine kurulan Fazilet Partisi’nin güçlenerek seçimden çıkması beklendi ama o da 28 Şubatcı Süleyman Demirel’in görev süresini uzatmaya çalıştığı için seçmenden ikaz aldı. O da kapatıldı; yerine kurulan Saadet Partisi’nin oy patlaması yapması beklendi, esamesi bile okunmadı. Yani, CHP ve MHP’nin stepnesi olmuş BDP’nin kapatılmasıyla onun yerine kurulacak partinin oy patlaması yapması beklenmemelidir. Hatta, Kürdler, son günlerdeki tavrıyla totaliter Kemalist sistemin koltuk degnekliğini yapan, darbe ürünü Anayasa’yı koruyan, 12 Eylül cuntasına dokundurtmayan bir partiyi de devamını da sandığa gömeceklerdir. BDP’yi bu duruma kasıtlı olarak sürükleyen Öcalan’dır. Sahip olduğu herşeyi totaliter Kemalizme borclu olan, şiddetle palazlanan Öcalan’ın istediği, Kürd siyasi hareketini tasfiye edip “Derin devlet”in güdümündeki derin-PKK’nin daha fazla “hizmet” için biraz daha güçlenmesini sağlamaktır. Günümüz dünyasında şiddet artık eskisi gibi itibar görmeyeceği için, “Derin devlet”in tetikçiliğini yapmaktan başka bir fonksiyonu kalmayan derin-PKK’nın varlığını daha fazla devam ettirebilmesi mümkün görünmüyor. Ayrıca, şiddet ve kaostan çok çeken Kürdler de artık demokratik mücadeleden yanadırlar. Yapılmaya çalışılan değişiklikler halk oylamasına sunulduğunda, Kürdler çok yüksek bir oyla destek çıkacaklardır. Bunun farkında olan ve BDP milletvekillerinin de en az yarısının değişime destek çıkacağını farkeden Öcalan, büyük bir “hizmet” aşkıyla BDP’nin Meclis’e girmesine engel olarak değişikliğin Meclis’ten geçmemesini sağlamaya çalışıyor. Ergenekoncu Medya’nın, Apoletli Haydutların (cuntacıların) sanal alemdeki psikolojik harp dairesi görevini yürüten karanlık ve derin ODAtv’nin hezeyanlarına aldandığı anlaşılan BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Biz AKP’yi yaşatma derneği değiliz” demiş. O kadar basit düşünüyor ki, değişikliğe karşı çıkan BDP’nin “12 Eylül Darbecilerini, Darbe Anayasasını ve Bürokratik Oligarşiyi Koruma ve Kollama Derneği”ne dönüştüğünün farkında bile değil. AK Parti’ye destek vererek sistemin demokratikleşmesine yardımcı olmak mı daha ayıp, yoksa Kürd katili Ergenekon Terör Örgütü’nün avukatlığını yapan Ergenekoncu Medya’nın gazıyla CHP ve MHP’nin kuyruğuna takılıp mevcut darbe anayasasını korumak, darbecileri yargılanmaktan kurtarmak, bürokratik oligarşiye dokundurtmamak mı daha ayıp? Bu ayıp BDP’ye yeter... BDP’liler, Ergenekon Medyası’nın ipiyle kuyuya inilemeyeceğini, ODAtv gibi “resmi hizmete mahsus” görevlilere güvenilemeyeceğini kavramalıdırlar. Şunu da bilsinler, Kürdleri asla sevmeyen, hatta nefret eden Ergenekoncu Medya’nın hedefi legal Kürd hareketini tasfiye ederek Kürd Sorunu’nu çözümsüz bırakmaktır. Karar BDP’lilerin… Zarara rızasıyla gidene acınmaz; seçim sandığı kurulduğunda, bugün hezeyanlarına kulak verdikleri Ergenekoncu Medya’dan bir tane dahi olsun oy alamayacaklar; Kürdler de Kürd düşmanı Ergenekonculara aldanan BDP’ye acımayacak, sandığa gömecekler. 29 Nisan 2010