Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Cevdet Akbay: Ulusalcı Cehaletin “Barzaniler Yahudidir” Safsatası! Cevdet Akbay: Ulusalcı Cehaletin “Barzaniler Yahudidir” Safsatası! ================================================================================ Cevdet Akbay on 29 Mar, 2010 05:03:00 Son birkaç haftadır Abdullah Öcalan ve avanesi, baharla birlikte siddetli çatışmaların olacağını söyleyip duruyorlar. Buna paralel olarak, son günlerde, derin-TSK’nin yeni bir “Sınır Ötesi Operasyon” için hazırlandığı iddia ediliyor. Derin-PKK, onumuzdeki aylarda, Daglica ve Aktutun gibi, apoletli Ergenekoncularin destegiyle gerceklestirdigi provokatif bazi eylemlerle derin-TSK’nin Güney Kürdistan’a girmesini saglamaya çalışıyor. Planlanan bu son “Sınır Ötesi Harekatı”nın görünürdeki hedefi PKK olsa da asıl hedef Barzani ve Güney Kürdistan olacaktir. Anlaşılan, Ergenekon Davası ile darbe üstüne darbe alan derin-TSK ile Demokratik Açılım ile iyice köşeye sıkışan derin-PKK, anlaşmalı olarak başlatacakları yeni bir çatışmayla kıstırıldıkları köşeden kurtulmaya çalışıyorlar. Birkaç yıl önce gerceklesen ve “Balyoz Darbe Planı”nın bir parçası olduğu simdi anlasilan “Sınır Ötesi Operasyonu”nun hedefinde de gene Barzani vardi. AK Parti Hükümeti’nin aldığı onlemler sonucu derin-TSK hedefine ulaşamadı. Bir zamanlar dusman olarak gorulen Güney Kürdistan’da Türk Konsolosluklari acilarak diplomatik iliskiler daha da gelistirilmeye çalışılıyor. Bu da, haliyle, hem derin-TSK’yi hem de derin-PKK’yi cok rahatsız ediyor. Birkaç sene önce, zamanin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve diger apoletliler, PKK’nin hemen hemen her eyleminden sonra yüzünü Güney’e cevirip Barzani’ye kükrerlerdi. Sadece apoletliler değil, Ergenekoncu Medya da Güney Kürdistan’ı TSK’ya işgal ettirmek için askerleri provoke ediyordu. Bu provokatorlerin başında Ertuğrul Özkök geliyordu. 22 Ekim 2007 tarih ve “3-5 F-16; 30-40 sorti” baslikli yazısında şunları yazmıştı (http://www.cevdet.net/haber.php?go=fullnews&newsid=48): “Geldiğimiz bu noktada muhatabımız kimdir? Aşağılık cani sürüsü (C. Akbay’in notu: PKK'yi kasdediyor) olmadığına göre, kimdir yakasına yapışacağımız asıl sorumlu? Ve cevabını buldum. Onu koruyan, ona yataklık eden, ona kol kanat gerenler (...) Bundan böyle, namlularımız, Barzani'ye çevrilmiştir. Hedefimiz, Barzani’nin, askeri ve ekonomik hedefleridir. Amacımız, oradaki ‘Kürt rüyasını', ‘Türk kâbusuna' çevirmektir. Barzani, eğer PKK üzerinden bir ‘Kürt megalo idea'sını gerçekleştirmeyi hayal ediyorsa, biz de onun karşısına bir yeni ‘misak-ı milli' haritası çıkarmalıyız.” PKK’nin Barzani tarafindan değil, ona cok seviyesizce hakaretler eden Öcalan tarafından, hem de Genelkurmay’in kontrolundeki İmrali Adası’ndan yonetildigini Buyukanit ve Özkök bilmiyorlar mi (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/1868.html; http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/1970.html)? Biliyorlar elbet, ama derin-TSK, Ergenekon Medyasi ve derin-PKK (ve tabii ki A. Öcalan) arasindaki kirli ittifağı dikkatlerden kaçırmak için gerçekleri ısrarla saklamayı tercih ediyorlar. 2007’de Güney Kürdistan’in işgali için provokatif yazılar kaleme alan Özkök, 18 Temmuz 2009 tarih ve “İmralı'da hareket var” başlıklı yazısinda, Kürd Sorunu'nun çözüm adresi olarak Öcalan'ı gösterme gayretine girdi (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/4378.html; http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/4548.html). Ayrica, Özkök’un, 2007’de Güney Kürdistan’i işgal ettirmek için gundeme getirdigi “misak-ı milli haritasi” ile Öcalan’in 17 Mart 2010 tarihli Görüşme Notları’ndaki “Musul ve Kerkük’ün yeniden Türkiye topraklarına katılması” önerisi arasindaki paralelligi, Türk ve Kürd Ergenekonlari arasindaki dayanismayi göstermesi acisindan dikkat cekici buluyorum (http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=88479). Ertuğrul Özkök ve Abdullah Öcalan arasındaki bu fikir birlikteliği şahsen beni fazla şaşırtmiyor. Yaptıklari haberlere bakıldığında, hem Kürd hem de Türk Ergenekonunun Güney Kürdistan’in varligindan cok rahatsizlik duyduklari, Güney Kürdistan’in bagimsizligina engel olmak için guc birligi yaparak azami caba gösterdikleri dikkat cekiyor. Apocu Medya’da cikan 13 Subat 2010 tarihli “Washington'da 'Kürdistan' senaryoları” baslikli ve buna benzer haberler Kürd Ergenekonu’nun Güney Kürdistan rahatsizligini aciga vuruyor (http://www.firatnews.com/index.php?rupel=nuce&nuceID=21614). Apocu yayin organi ANF, sözkonusu haberle “Kürd halkının doğal olan siyasi iktidar ve bağımsız devlet talebini; Siyonizm'in talebi ve onların senaryosu olarak takdim” ediyordu (http://www.nasname.com/tr/6194.html). ANF ayrica, “Federe Kürdistan Bölge Başkanı Barzani'nin siyasi ve diplomatik çabalarını da karanlık-olumsuz olarak yansıtma eğiliminde” oldugu asikardir. ANF’nin bu haberinden yaklasik bir ay sonra, bu sefer, Genelkurmay’daki cuntacıların internetteki “psikolojik harp dairesi” gibi faaliyet gösteren ve Ergenekon’un avukatligini yapan ODAtv.com sitesi devreye girerek ANF’nin haberini destekler mahiyette bir asparagasa imza atti (http://www.odatv.com/n.php?n=barzaniler-ve-israil-2803101200). Apocu ve Ergenekoncu Medya arasindaki iliski gozonunde tutulursa (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/5257.html), Güney Kürdistan’i ve Barzani’yi itibarsizlastirmak için, aralarinda paslastiklari rahatlikla gorulebilir. Derin ODA’nin iddialari yeni değil; cesitli donemlerde, özellikle Güney Kürdistan’i işgal ihtimallerinin arttigi donemlerde, isitilip gundeme sunulan bayat ve temelsiz iddialar. Bu iddialar daha cok “Fabrikatör/uydurukçu” Yalçın Küçük ile talebesi Soner Yalçın’ın “isimden yola cikarak irk tesbiti” gibi ucuk yontemlerine ve Ahmet Uçar’in saptirilmis “tarihi bulgular”ina dayaniyor. Bu iddialari gundeme getirenler, “Kürd diye geçinen Barzaniler aslinda Yahudi” safsatasiyla Barzanileri, Israil’e tepki duyan Muslumanlarin gozunden dusurmek ve Güney Kürdistan’in işgalini mesru göstermek istiyorlar. Irklara dusmanligiyla bilinen fasist Ergenekon’un sik sik basvurdugu ahlak disi yontemlerden biridir bu. 18 Subat 2003 tarih ve Sefa Kaplan imzasiyla Hürriyet Gazetesi’nde cikan “Barzanilerin Yahudi oldugu” iddiasi (http://arama.Hürriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=128488) su ifadelerle basliyor: “Muhtemel bir savaşta Türk askerinin Kuzey Irak'ta yer almasını istemeyen Barzani Ailesi'nin, Kürt Yahudisi olduğu ve ailenin pek çok haham yetiştirdiği ortaya çıktı.” Bu giris, su bayat iddialarin neden gundeme getirdigini göstermeye yetiyor. ODAtv.com’daki yazı da cogunlukla 7 sene önceki bu yazıya dayaniyor. Hürriyet’in sözkonusu haberi, Balyoz Plani’nin hazirlandigi Aralık 2002’den sonra gundeme getirmesi tesaduf değildir (plan, 5-7 Mart 2003 tarihinde Selimiye Kışlası’nda 1. Ordu’ya bağlı tüm komutanlıkların katıldığı toplantıda tartisildi). ODAtv.com sitesindeki haberin bazi kesitlerini ele alip yazıdaki tutarsizliklari göstermeye calisacagim. Yazı, “İlginçtir, İsrail, Kürt halkının haklarına daima destek vermiştir” gibi temelsiz iddialarla Güney Kürdistan-Israil arasinda hayali ve temelsiz bir kopru kuruyor. Israil ile Güney Kürdistan arasinda sanildigi gibi guclu bir isbirligi oldugu ve Israil’in (daha dogrusu, ABD’deki Neokonlari kontrolu altinda bulunduran Israil Derin Devleti’nin) Güney Kürdistan’in gelismesini istedigi dogru değildir. Kürdlerin en zor zamanlarinda bile, mesela Halepce Katliami’nda, Israil’in Kürdlere yardim eli uzattigi soylenemez. Nitekim Kürdler o katliamdan kaçarken Israil’e değil Türkiye’ye siginmayi tercih ettiler. “Israil Derin Devleti”nin (her ulke gibi Israil’in de “Derin Devlet”i vardir) gudumunde olan, MOSSAD hesabina calisan ABD’deki Neokonlarin, Güney Kürdistan’i işgal etmek için cuntacı Türk generallerine her turlu maddi ve manevi destek sunduklarini biliyoruz. PKK'nin bitirilmesi için Barzani'nin de Abdullah Öcalan gibi İmralı Adası'na hapsedilmesini teklif edecek kadar pervasizlasan Michael Rubin’in (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/1522.html), Genelkurmay’in duzenledigi SAREM Seminerlerinin demirbas konusmacisi oldugunu da biliyoruz. Bu durumda kim daha Israilci; ODAtv’nin avukatligini yaptigi Ergenekoncu cuntacılar mi, Neokonlarin saldirilarina maruz kalan Barzani mi? Israil, dunyanin dortbir kosesindeki Yahudileri Israil’e getirmeye çalışırken; Israil disinda yasayan Yahudilerin yaptiklari her bir cocuk basina ayda yaklasik 500 dolar para oderken, Yahudi olan!(!) Barzani’yi (ve Güney Kürdlerini) ODAtv’nin avukatligini yaptigi “Saf Türk” cuntacılara hic bogdurur mu? Ayrica, Neokonlarin, Türkiye’deki Ergenekonculara her turlu maddi ve manevi destegi vermekten cekinmediklerini de biliyoruz. Yani, Israil’in “Derin Devleti”, Kürdlerden cok ODAtv’nin avukatligini yaptigi Ergenekoncu cuntacılara daha yakin aslinda. Bu da, ODAtv’yi Israil Derin Devleti’ne daha yakin yapiyor (Odatv’nin, Hz. Davud’un yildizini andiran sembolu kullanmasi bundan dolayi olsa gerek!). Yazıdaki, “Akademisyenler, araştırmacılar ve stratejistlerin bugünkü Ortadoğu’daki yapılanmanın, büyümesi beklenilen Kürt Yahudi devleti olduğunda hem fikirdirler. (Kürdo-Judaik) Kürt Yahudi devletinin büyümesi ileride Ortadoğu ve dünya politikalarını çok önemli bir şekilde etkileyecektir” fikri Yalçın Küçük’e aittir. Küçük (ve Dogu Perincek), Abdullah Öcalan’i Güney Kürdistan’a saldirtan, bircok Kürdu Kürde kirdirmak için yogun caba gösteren ve bunda basarili da olan Ergenekon Teror Orgutu’nun “fitneci” elemanlarindandir. Onun 1990’lerde Öcalan’i kullanarak yaptigini, 2000’lerde Neokonlar, Genelkurmay’daki Ergin Saygun (ve daha önce, Cevik Bir) gibi muhteris generalleri kullanarak yapmaya calistilar. Neokonlarin, Sınır Ötesi Operasyon için sarfettigi gayreti hatirlayalim. Yalçın Küçük de dava arkadasi ve “biraderi” Michael Rubin gibi Güney Kürdistan’a darbe vurarak Israil Derin Devleti’ne hizmet ediyor aslinda. Yani, Ergenekoncu Küçük ile ABD’deki Neokonlar ayni isi yapiyor; bu da, Ergenekon ile Neokon’un ayni karanlik merkezin emrinde (buna “Uluslararasi Derin Devlet” diyebiliriz) oldugunu gösteriyor. Yalçın Küçük ve Soner Yalçın gibi Ergenekoncularin “Israil karsitligi” goz boyamaktan baska birsey değildir; kendilerini gizlemek için basvurduklari, kullanim tarihi gecmis bayat bir yontemdir; kimse aldanmasin. Alıntıya devam edelim: “Şu ayrıntıyı bildirmekte de yarar vardır. Kürt Yahudileri diye tabir edilen kesim ile Kürt dilini ve kültürünü benimsemiş, tarih boyunca Kürdistan diye tabir edilen Kuzey Irak bölgesinde var olmuş, sonradan İsrail’e göç eden Yahudiler kastedilmektedir. Bu kesim etnik kökenleri itibariyle Kürt değildir. Aksine Yahudi kavmindendirler, yani İsrailoğulları’nın neslinden gelmektedirler.” Burada acik bir kafa karisikligi oldugu goruluyor cunku Kürd ve Yahudi iki ayri irktir, bir insan ya Kürddur, ya Yahudi’dir ya da melezdir. “Kürd Türkleri” veya “Türk Kürdleri” tabirleri ne kadar manasiz ise “Kürd Yahudileri” de o derece manasizdir. Saniyorum buradaki “Yahudi” tabirini “din” olarak kullaniyorlar (“Musevi Kürdler” demek istiyorlar belki); bu durumda bile bir mana ifade etmiyor lakin, Hazar Türkleri’nden Museviliğe giren olmuşsa da tarihte Museviliği kabul eden hicbir Kürd kavmi yoktur. Yazıdaki Barzanilerin Yahudi oldugu iddiasina gelmek istiyorum: “Barzani Aşireti, Beroji, Mizorî, Şarvanî ve Dolemari olmak üzere dört aşiretten müteşekkil bir aşiret konfederasyonudur. Barzan bölgesi Irak'ın Erbil iline bağlı olup ülkenin en kuzey ucunda yer almaktadır. Encyclopeadia of Iranica´ya göre Barzan adı, Kürtçenin de mensup olduğu kuzeybatı İrani dilerde Mahalle anlamını taşımaktadır. Nitekim Kürdistan olarak tabir edilen Kuzey Irak’taki Musul ve Erbil şehrinde, Hahamlar yetiştiren Barzani ailesi hakkında en önemli detaylı bilgileri Yahudi Ansiklopedisi – Judaica vermekte ve şöyle açıklamaktadır:” “Musul şehrinde yaşamış olan Haham Ben Nethanel Barzani Halevi hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Nethanel Barzani Musul’a yerleşmiş ve bu bölgedeki Talmud eserlerini ve İbrani diline ait eserleri geniş bir kütüphanede toplamıştır. Bu eserler ve yazma kitaplar, yine haham olan oğlu Samuel Barzani’ye miras bırakmıştır. 1560 - 1630 yılları arasında yaşayan oğul, Kürdistanlı Kabalist Haham Samuel Barzani Ben Nathanel döneminin ünlü Kabalistlerindendir. Bu aile Barzani ismini ise yaşadığı bölgenin adından almıştır. Barzani ailesi Barazan bölgesinde ve Musulda yeşiva okulunu Kürdu. Barazani ailesinin diğer Kabalist hahamları Musulda ve diğer Kürt şehirlerinde yaşamışlardı. Kürdistan bölgesinin en seçkin ve hahamlar yetiştiren ailelerindendi. Samuel Barzani Kabalistti, ve Kabala ya dair pek çok kitap yazmıştı. Bu kitapların bilinenleri ise ise Avnei Zikkaron, Sefer Ha-Iyyun, Sefer Derashot, ve Sefer Haruzot isimli eserleriydi.” Yukaridaki koca iki parağrafın özeti sudur: Barzan, Kürdce’de “Mahalle” anlamina gelen, Kürdlerin cogunlukta oldugu ama içinde Yahudilerin de oturdugu bir bölge ismi. Bir zamanlar, Iranli olanlarin “Farisi” (yani, Iranli), Habesli olanlarin “Habeşi” (yani, Habeşistanlı), Bitlis’li olanlarin da “Bitlisi” (yani, Bitlisli) olarak anildigi gibi, Kürdistan’in Barzan bölgesinde yasayanlara da “Barzani” (yani Barzanlı) deniyordu. Bir Haham da “Barzani”ydi, İmam da! İnsanların aynı bölgede yasamasi onlari ayni irka ait yapmaz! Yazar, “Haham” ile “Barzani” kelimelerini yan yana kullanarak “Barzanilerden Haham cikmis… O halde Barzaniler Yahudidir” cikartmasini yapiyor. Soner Yalçın ve Yalçın Küçük’un klasik küçük mentalitesine tabi olanlari dustugu acinasi hal! Isimlerinin onunde “Arastirmaci” ve “Prof” unvani olan Yalçın ve Küçük’un kapasitesi bu kadar olunca, kapasitesiz okuyucularinin acinasi durumunu varin siz hayal ediniz! Bu gayri ciddi iddiayi kuvvetlendirmek için de Mele Mustafa Barzani’nin, bir zamanlar ayni bölgede yasadiklari, Israil’in kurulmasindan sonra da Israil’e yerlesen eski komsulari olan Yahudilerle cekilmis fotograflarini gösteriyorlar. Bu basit kafaya gore, ayni bölgede yasayan herkes ayni irka tabi oldugu gibi, ayni fotograf karesinde olanlar da ayni irktan sayilir! Basitlik ustune basitlik. “Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan ve Los Angeles California Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Yona Sabar’ın, 1982 yılında Yale Üniversitesi tarafından yayımlanan ‘The Folk Literature of the Kürdistani Jews: An Anthology’ (Kürdistan Yahudilerinin Halk Edebiyatı: Antoloji) isimli kitabında Barzanilerin soyu ile ilgili çarpıcı bilgiler vermektedir. Barzani aşiretinin Yahudi kökenli olması bölgeye ve tarihe bakışımız için önemlidir. Çünkü bugünkü Mezopotampa sınırları içerisindeki bölge Yahudiler için çok kutsal bir bölgedir.” Prof. Sabar’in kitabi “Kürdistanli Yahudiler” (yani, Kürdistan’da yasayan Yahudiler) ile ilgilidir; ne oldugu belli olmayan “Kürd Yahudiler” uzerine değil. “Barzani Yahudileri”, muhtemelen Asur ve Babil Sürgünleri’nden kalma Yahudilerdi. İspanya Sürgünü’nden sonra Anadolu’ya yerlesen bircok Yahudi bugun cok guzel Türkce konustugu, Anadolu kulturunu benimsedigi halde irken Türk olmadiklari gibi, Barzan bölgesindeki Yahudiler de Kürdlerle ic ice yasadiklari için Kürdlerin hem dilini hem de kulturunu benimsediler (bu durum onlari irken Kürd yapmaz elbet). Yazar, yukarida basitligini gösterdigimiz delilleri(!) sunduktan sonra su sonuca variyor: “Baba Mustafa Molla Barzani ve Mesud Barzani’nin İsrail ile sıkı ilişki kurması, İsraille ittifak etmesinin nedenlerinden birinin aynı kökenden gelmeleridir.” “Koken”den kasit, Kürdler ile Yahudilerin beraber yasadigi Barzan bölgesi! Bunun otesinde sunduklari elle tutulur herhangi bir delil yok. Bu uyduruk deliller, yazari da ikna etmemiş olmalı ki, yukarida adresini verdigim ve tarihci Ahmet Uçar’a dayandirilan Hürriyet Gazetesi’ndeki haberden uzunca bir alinti yapmis: “Ahmet Uçar'ın yine Osmanlı arşivinde bulduğu bir başka belge ise 1856 yılında Sallum Barzani isimli bir hahamın, Musul'dan Selanik'e, oradan da Hahambaşılığın özel ricası ile Kudüs'e sürgün edildiğini gösteriyor (...) Uçar, Tarih ve Düşünce Dergisi'nde konu ile ilgili olarak yazdığı yazıda şöyle devam ediyor: ‘Mustafa Barzani'nin yıllar sonra Kürduğu ilişkiler, hahamlarla Sallum Barzani ailesi arasındaki ilişkilerin yıllarca sürdüğünü göstermektedir. Molla Mustafa Barzani, 1950'den beri sık sık ziyaret ettiği İsrail'de her zaman Kuzey Irak kökenli, Kürtçe konuşan bir Yahudi hahamın evinde kalmaktadır: Haham David Gabay.” Görüldüğü gibi tarihci Ahmet Uçar’in “irk” kriteri de Yalçın Küçük’unkinden pek farkli değil: Mele Mustafa Barzani, Kürdçe konuşan Yahudi Haham’in evinde kaldığı için Yahudi oluveriyor! Ayni mantiga gore, ertesi gun bir Kürde misafir olunca da haliyle tekrar Kürd olur! ODAtv.com bu hezeyanları bize “bilimsel delil” olarak sunuyor. Yasadığınız bölgeye, beraber fotoğraf çektirdiğiniz kişiye ve misafiri olduğunuz kişinin ırkına gore ırkıniz da degisime ugruyor! Bunlari ciddiye alip bu kadar cevap yazdigima yaniyorum ama, maalesef bu sacmaliklari ciddiye alan cok saf insan var! Muhsin Kızılkaya, Yalçın Küçük ve Ahmet Uçarin bu derin tahlillerini(!) şu ifadelerle tiye alıyor (23 Subat 2003, Radikal; http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=2008): “Yalçın Küçük şu aralar bir kitap yazıyormuş. Küçük kitabında, Barzani ve Bedirhani ailelerinin Yahudi olduğunu ispatlamak üzereymiş. Biraz daha sabredersek, Yalçın Küçük'ün kitabından, 18. yy'dan bugüne kadar başımıza gelmiş olan bütün o büyük belaların bir Yahudi komplosu olduğunu öğrenmiş olacağız. Bununla yetinmeyecek, Musa Anter'in, Cüneyt Zapsu'nun da Yahudi olduğunu öğreneceğiz. (Biliyorsunuz, Yalçın Küçük, bundan kısa bir süre önce Orhan Pamuk'un da Yahudi olduğunu ‘ispatlamıştı’. Herhalde, bir Türk'ün aklı bu kadar güzel roman yazmaya yetmez diye düşünmüş olacak.)” “Yalçın Küçük bu büyük buluşu üzerine çalışadursun, Hürriyet gazetesinde 18 Şubat günü yayınlanan, ‘Barzani Ailesinin Yahudi Olduğu Ortaya Çıktı’ başlıklı haberle, tarihi bir gerçek daha aydınlanmış oldu. Haberin kaynağı, ‘Tarih ve Düşünce Dergisi’ne bu konuyla ilgili bir yazı yazmış olan tarihçi Ahmet Uçar...Uçar, ‘Kürt Yahudiler’ adlı bir kitaptan yararlandığını söylüyor, ancak kitabın adını bile doğru hatırlamıyor, çünkü A. Medyalı'nın yazdığı kitabın adı ‘Kürt Yahudiler’ değil, ‘Kürdistanlı Yahudiler’dir. (Neyse bu kadar hata, bir tarihçide de olur.) Tarihçi Uçar, başvurduğu kaynaklarda, Kürtlerin yaşadığı bölgede Yahudilerin de yaşadığını öğrenince, araştırmalarını derinleştirmiş. Osmanlı arşivlerinde, 1856 yılında Sallum Barzani isimli bir hahamın, Musul'dan Selanik'e, oradan da Hahambaşılığı'nın özel ricasıyla Kudüs'e sürgün edildiğine dair bir belge bulmuş. Ve kafasının içindeki ampul aniden yanmış. ‘Sallum’ ve ‘Barzani’ kelimelerini yan yana görünce, Barzanilerin Yahudi olduğunu hemencecik anlamış.” Kızılkaya, ince bir sekilde Yalçın Küçük’le dalgasini geçtikten sonra şu eklemelerde bulunuyor: “Biliyorsunuz, Yahudiler dünyanın her yerine dağılmış olan bir kavim. Tabiatıyla bir kısmı da Mezopotamya'da Kürtlerle iç içe yaşıyorlardı İsrail devleti kurulunca kadar. Kürtlerle birlikte yaşayan Yahudiler, iki grubu ayrılıyordu. Bir kısmı ticaretle, kuyumculukla, el sanatlarıyla uğraşırken, bir kısmı da toprak işleterek, Kürtler gibi yaşıyordu (...) Kürtlerle birlikte aynı yerlerde yaşayan Süryaniler, Ermeniler gibi, zaman içinde bazı Yahudi aileleri de, çeşitli nedenlerden, dinlerinden vazgeçerek Müslüman olmuşlar. O ailelerin birkaçını ben de tanıyorum ve şu anda Yahudilikle hiçbir ilgileri yok.” “Yahudi aileler Hakkari'de olduğu gibi, Barzan'da da vardı. Barzan bölgesinde yaşayan Yahudiler'e, ‘Bîrker’ denir. ‘Bîr’ geleneksel Kürt kıyafeti olan şel û şepik'lerin dokunduğu tezgahın adıdır. Burada yaşayan Yahudilerin bir kısmı, Barzan ailesinin erkeklerine şel û şepik dokuyordu. Barzaniler de onlara gözü gibi bakıyordu. Hatta Barzaniler bunlara Bàdiyal adlı bir köy vermişti. İsrail devleti kurulunca da bir kısmı İsrail'e gitti, bir kısmı da kendi köylerinde kaldı. Tabiatıyla, bunların içinde hahamlar da vardı, sanatkârlar da, çiftçiler de... Buralarda yaşayan ahali, soyadlarıyla çağrılmaz. Hangi köyde yaşıyorsan, oralısın ve soyadın o köyün adıdır. Yaygın kanının aksine, Barzani adı sadece Barzani sülalesinden gelenlerin adı değildir. Barzan bölgesindeki aşiret konfederasyonuna mensup herkese Barzani denir. İşte Uçar'ın büyük buluş olarak bize sunduğu Sallum Barzani de muhtemelen, o bölgede yaşamış olan bir Yahudidir ve Barzani ailesiyle hiçbir ilişkisi yoktur.” “Uçar'ın iddia ettiği gibi Barzan tek bir aşiret ve köyden müteşekkil değil. Barzani aşireti, Beroji, Mizorî, Şàrvanî ve Dolemàri gibi dört aşiretten oluşan bir aşiret konfederasyonu. Bugünlerde, Doz Yayınları arasında çıkmış olan Mesut Barzani'nin babasının hayat hikâyesini anlattığı ‘Barzani’ adlı kitabında da belirttiği gibi, Barazi ailesinin kökleri Amediye paşalarına uzanır. 1600'lü yıllardan bugüne kadar gelen aile seceresinin içinde bir tane yabancı ada rastlanmaz. Aile, baştan beri İslam dinine bağlı, imam ve şeyhleriyle ünlüdür. Amediye Paşası Zübeyir'in oğlu Mansur'dan Musul'da Osmanlılar tarafından asılan Şeyh Abdülselam 2, Şeyh Ahmet ve Mela Mustafa Barzani'ye kadar yaklaşık dört yüz yıllık tarih boyunca Barzaniler, hep otoriteye kafa tutmuş, devletlerle yıldızı barışmamış, yerlerinden yurtlarından edilmiş, sürgüne gönderilmiş, çocukları hapishanelerde doğmuş, kıyıma uğramış bir ailedir.” “Tarihçi olmak iyidir, tarihi bilmek şartıyla. Dedikodu üzerine kurulu tarih anlayışıyla bir yere varılmaz. Bizde tarihçi geçinenler, biraz da tarikatlar tarihini bilmiş olsalardı, örneğin Barzan ailesinden Şeyh Mehmet'in 1700'lerde, Nakşibendi tarikatının Tavil Şeyhlerinden tarikatın liderliğini aldığını, bunu yıllarca sürdürdüğünü, çok sonları 1800'lerin başlarında da aynı sülaleden Şeyh Mehmet 2'nin Nehri Şeyhi Seyit Taha'dan tekrar icazet aldığını bilselerdi, bu sülalenin Yahudi olduğunu ileri sürerek, bu kadar büyük bir cehaletin içine düşmezlerdi. Ama olur, biz de çoğu zaman yalan, tarihte gerçeklerden daha makbuldur. Tarihçi Uçar'ın Barazilerin Yahudi olduğunu dair bize bir kanıt olarak sunduğu Talaviv'de Mela Mustafa Barzani'yi evinde konuk eden Haham David Gabay'ın, Barzan'dan İsrail'e göçmüş, Barzanilerin zamanında toprak verdiği, kendi okullarını açmaya yardım ettiği, kısacası kol kanat gerdiği bir Barzan yerlisi olduğunu nasıl ispatlayacağız? O coğrafyada bu tür ‘iyiliklerin’ aşiret kültüründe karşılığının bir gece konukluğu olmadığını, o kültürü bilmeyenlere nasıl izah edeceğiz Allah aşkına?” Kızılkaya yerden göğe kadar haklı ama karşı tarafın anlama kapasitesi kısıtlıysa, söyledikileri onlar için fazla birşey ifade etmiyor. “Bir bölgede yasamakla ırkın degişmez” “Bir Yahudi ile aynı karede bulunman veya Yahudi’nin evinde misafir kalmanla Yahudi olunmaz” demenin ne Yalçın Küçük’e, Soner Yalçın’a, ne Ahmet Uçar’a, ne Salim Meriç’e ne de onların yazdıklarını akıl eleğinden geçirmeden kabul edenlere bir faydası yok maalesef. Yazdıklarının basit bir kahvehane dedikodusu kadar bile ciddi olmadığını bilelim, bize yeter. Ahmet Uçar, 2003’teki Hürriyet’in haberinde “Barzani ailesi ile ilgili ilk iddiaları da Amerika'da yaşayan ve kendisi Kürtçe konuşan bir Yahudi olmakla kalmayıp bu konuda uzman olan Prof. Yona Sabar'ın bir kitabında rastladım. Prof. Sabar, Barzani ailesinden gelen hahamların bölgede dini çalışmalar yaptıklarını söylüyordu. Bunun üzerine ben Barzani ailesinin kökenlerini araştırmaya başladım.” Sanıyorum “Barzanilerin Yahudiliği” konusunda “en ciddi(!)” iddia bu görünüyor ama Ahmet Uçar’ın ilham aldığı olan Prof. Sabar, Barzanilerin Yahudi olduğu iddiasını kesin bir dille yalanlıyor. İddiaların, bilgi eksikliğinden kaynaklandığını söyleyen Sabar, 16 ve 17nci yüzyıllarda yaşayıp, bulundukları bölgeden dolayı “Barzani” olarak anılan Yahudilerden Samuel Adoni Barzani ve Asenath Barzani’den bahsediyor ama Mesut Barzani’nin bu aileden geldiğini ihtimal dışı görüyor (http://www.forward.com/articles/8576/). Bu son kuvvetli delil(!)in çürütülmesiyle, “Barzaniler Yahudidir” safsatasını toptan çöpe atmış oluyoruz. 28 Mart 2010