ABD'deki Ergenekon Lobisini Kim Besliyor?
Türkiye'de askeri bir darbe için Hudson Enstitusu ile birlikte kirli planlar yapan muhteris apoletlilerin başında, şimdi "Balyoz Darbe Planı"ndan dolayı tutuksuz olarak yargılanan Ergin Saygun ve ABD'deki Askeri Ataşelik'te görevli birkaç rütbeli görevli vardı. Saygun-Hudson ilişkisini daha önce detaylı olarak anlattığım için burada detaya girmeyeceğim. Ayrıca, "Balyoz Darbe Planı”nın Hudson Enstitüsü'nde hazırlandığına dair ciddi şüpheler olduğunu daha önceki bir yazımda belirttim.
Bir iki sene öncesine kadar, ABD'de faaliyet gösteren ama ABD'den cok İsrail'in çıkarlarını gözeten, şimdiye kadar ABD siyaseti üzerindeki ağırlıklarından dolayı dünyadaki birçok kirli savaşın, özellikle de Irak işgalinin mimarı sayılan ultra sağcı/faşist Neocon (veya Neokon) Çetesi'nin genç elemanlarından Michael Rubin ve Zeyno Baran, Türkiye konusunda çok provokatif yazılar kaleme alırlardı. Yazdıkları hezeyanlar anında Türkçe'ye çevrilip Ergenekon Medyası'nda çarşaf çarşaf yayınlanır, pek önemliymiş gibi televizyonlarda çok geniş olarak yorumlanırdı. Hatta, Başbakan Erdoğan'a ettiği seviyesiz hakaretlere rağmen TSK'nin düzenlediği SAREM seminerlerinin demirbaş konuşmacısıydı Rubin. Baran da en az onun kadar el üstünde tutulurdu.
TSK'daki bazı üst düzey askeri bürokratların, özellikle de Genelkurmay İkinci Başkanlığı makamını işgal eden Ergin Saygun'un ve Ergenekon Medyasının üçüncü sınıf Think-Tanklar’da (Düşünce Kuruluşları'nda) çalışan bu Neokonlara verdiği ehemmiyet o zamanlar çok tartışıldı (yeri gelmişken, Ergenekon Teror Örgütü'ne karşı yürütülen mücadeleyi sulandırmak için, "Ergenekon Davası'nın arkasında ABD var!" iddiasını ortaya atanların da ABD'deki Neokon Çetesi'yle irtibatlı Ergenekoncuların olduğunu hatırlatmakta fayda var). ABD'deki Neokon ile Türkiye'deki Ergenekon Çeteleri arasındaki ilişkiyi işleyen birçok yazı kaleme aldım; bu ilişkinin, karşılıklı menfaate dayalı olduğunu yazdım.
ABD'nin olurunu almadan Türkiye'de bir askeri darbe yapamayacaklarını bilen TSK'daki üst düzey muhteris cuntacı zevat, milletin milyonlarca dolar parasını Hudson Enstitüsü gibi itibarsız ve üçüncü sinif Think-Tanklara aktararak "Türkiye'de bir askeri darbeye izin" için lobi faaliyeti yaptırıyorlardı. O sıralar dillendirilen "TSK neden itibarlı Düşünce Kuruluşları'yla değil de Hudson Enstitüsü gibi ultra sağcı bir kuruluşla iş yapıyor?" gibi soruların cevabı da bu çıkar amaçlı ilişkide saklıdır; çünkü hiçbir itibarlı kuruluş demokratik bir ülkede askeri darbe için lobi yapmak gibi ilkel bir işle meşgul olmaz.
Türkiye'de askeri bir darbe için Hudson Enstitusu ile birlikte kirli planlar yapan muhteris apoletlilerin başında, şimdi "Balyoz Darbe Planı"ndan dolayı tutuksuz olarak yargılanan Ergin Saygun ve ABD'deki Askeri Ataşelik'te görevli birkaç rütbeli görevli vardı. Saygun-Hudson ilişkisini daha önce detaylı olarak anlattığım için burada detaya girmeyeceğim (merak edenler şu adresteki makaleye bakabilirler: http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/1240.html). Ayrıca, "Balyoz Darbe Planı”nın Hudson Enstitüsü'nde hazırlandığına dair ciddi şüpheler olduğunu daha önceki bir yazımda belirttim (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/5962.html).
Darbe yapabilmek için milletin paralarını ABD'deki Neokonların cebine akıtan ama değişen dünyayı ve bununla birlikte dönüşüme uğrayan Türkiye'yi anlamaktan aciz olan TSK'nin muhteris cuntacı generalleri umduklarını bulamadılar. Gerçi Neokonlar, bütün imkanlarını seferber ederek aldıkları paranın hakkını verdiler ama onlar da değişen dünyaya yabancı kaldıkları ve ABD'deki güçlerini kaybettikleri için en yakın dostları olan Ergin Saygun'un bile "Paşa paşa emekli olmasına ve kuzu kuzu köşesine çekilmesine" engel olamadılar (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/4148.html). Gelişmeler, Saygun'un "kuzu kuzu köşesinde" rahat edemeyeceğini, yakın bir gelecekte Çetin Doğan ve Doğu Perinçek gibi Silivri’ye yerleştirileceğini gösteriyor. Atlantik ötesindeki Neokonlarda görülen son günlerdeki hareketlilik ve telaş, cuntacı dostlarını hapis cezasından kurtarmakla alakalı olabilir mi acaba? Dostlarını iktidara getirmekten aciz olan Neokonların, onları hapisten kurtarmaya güçleri yetebileceğini hiç sanmıyorum doğrusu.
Aslında Neokonlar vefa ile hareket etmedikleri, aksine ücret karşılığı çalıştıkları için Saygun ve benzerlerinin hapse girmesinin onları çok fazla üzeceğine ihtimal veremiyorum. Onların karanlık dünyasında vefaya yer yoktur, herşey çıkara bağlıdır; AK Parti onlara ve Türkiye'deki işadamı dostlarına kesenin ağzını açsa, emin olunuz ki AK Parti'nin de en yakın dostu olurlardı! Cuntacı dostlarını iktidara getirebilselerdi hem dostları hem de kendileri için büyük rant muslukları açılmış olacaktı ama bütün çabaları heba olmuş durumda. Rubin ve Baran'ın yerini aldıkları anlaşılan Daniel Pipes ve Soner Çağaptay'ın son çırpınışları aldıkları son ücretin hakkını vermekle izah edilebilir ancak.
Neokonlarda vefa duygusu olmadığını, yegane amaçlarının maddi ve manevi çıkar olduğunu sanıyorum en iyi isadami Mustafa Süzer gibi aç gözlü işadamları ve Ergin Saygun gibi makam muhterisi cuntacılar anlamışlardır. Türkiye'ye her gelişlerinde Süzer'in Ritz Carlton Oteli'nde kalıp ondan beslenen Neokonlar (ABD eski Başkan Yardımcısı Dick Chaney bile Türkiye'ye geldiginde Ritz Carlton'da kalıyordu; http://www.aksam.com.tr/2009/04/19/yazar/8752/aksam/yazi.html), Süzer'in kasasının boşalmasıyla avukatlık görevlerini de bıraktılar! Rubin ve Baran'ın uzun süreden beri Türkiye ile ilgili konulara girmemelerini, avukatlık ucretlerinin kesilmesine bağlıyorum.
Ekmeğini fikir üretmekten çıkartan Think-Tanklarin babalarının hayrına iş yapmadıkkarı biliyoruz. “Avukatlik ücretlerini” aldıkları müddetçe diktatorlerin ve hırsızların avukatlığını yapmakta bile herhangi bir sakınca gormezler; yani ilke insanı değiller. Michael Rubin'in ve diğer Neokonlar, sahipleri tarafından içleri boşaltılan (meşhur tabirle "hortumlanan") Kentbank ve Pamukbank hakkında birçok yazı kaleme aldı (mesela: http://article.nationalreview.com/276832/will-they-or-wont-they/michael-rubin ve http://old.nationalreview.com/rubin/rubin200508020819.asp). Yaptiklari işin kirliliğini ortbas etmek icin, para karşılığı yaptıkları avukatlık görevlerine, "Türkiye'nin demokrasisine sahip cıkma” kılıfı giydiriyorlar. Oysa demokrasi onların umurunda bile değil, eğer olsaydı, halkın desteğiyle iktidare gelen meşru AK Parti Hükümeti'ni yıkmak için en ahlaksızca faaliyetlerde bulunmazlardı.
Türkiye’deki ve uluslararası dostlarının desteğine rağmen “hortumcu ve cuntacı” dostlarına gereken hizmeti sunamayan Rubin ve Baran'ın yerini Daniel Pipes ve Soner Çağaptay’ın aldığı anlaşılıyor. Rubin ve Baran kadar Ergenekon Medyası'nda yer bulamıyorlar; Ergenekon Terör Örgütü'nün avukatlığını ve Genelkurmay'daki cuntacıların internetteki psikolojik harp dairesi görevini yapan Odatv.com gibi üçüncü sınıf sitelerde kendilerine yer bulabiliyorlar ancak (http://www.odatv.com/n.php?n=akp-genelkurmayi-duelloya-davet-ediyor-0303101200 ve http://www.odatv.com/n.php?n=erzurum-savcisi-fethullahci-mi--0803101200).
Akla gelen ciddi bir soru var. Rubin ve Baran’ın (ve calıştıkları Hudson Enstitüsü’nün) hizmetlerine karşılık Ergin Saygun (daha doğrusu Ortülü Ödenek) ve Mustafa Süzer tarafından finanse edildiklerini artık biliyoruz; acaba Pipes ve Çağaptay'ın ücretlerini kim veya kimler ödüyor? Onların hezeyanlarını Türkçe'ye çevirerek sitesine çeken Odatv.com da bunların beslendiği yerden mi besleniyor? Mustafa Süzer’in yerine başka bir işadamı mı Neokonlara sponsorluk yapıyor? Genelkurmay’daki cuntacıların bu sponsorlukta herhangi bir katkıları var mıdır?
Odatv.com ile Israil Derin Devleti Arasında Nasil Bir Ilişki Var?
Odatv’den bahis acılmışken bir okuyucu tarafından dikkatime sunulan bir meseleyi gündeme getirmek istiyorum. Neokonların ABD'den çok "İsrail derin devleti" ile (Yahudi milleti ile değil!) olan ilişkisi biliniyor; Odatv.com'un kullandığı ve Hz. Davut Yıldızı'nı andıran logosu (asker şapkası giydirdiğim "oda" logosu değil, www.odatv.com adresinin sağında görülen merkezdeki büyük kırmızı daireyi çevreleyen 6 küçük daireyi kasdediyorum) da bu sitenin Türkiye'den çok “Israil derin devleti” ile olan bağlantısını mı gösteriyor? Neokonlar ve Odatv, faşist Ergenekon Terör Örgütü’nü destekleyerek aslında dolaylı olarak Yahudi düşmanlığı yapıyorlar (Ergenekon'un faşist olduğunu, Kürd, Ermeni, Yahudi duşmanı olduğunu, Ergenekoncu Ümit Sayın'ın ifadelerini aktararak daha önce göstermiştim).
14 Mart 2010



Yorumlar (6 gönderildi):
Yorum icin tesekkurler. Bahsettiginiz ru$vet olayi hakkinda herhangi bir bilgim yoktur maalesef.
seceresi bozuk. Siz Irak ve Abd meselesi sebebiyle(aslında petrolleri ve bölgeyi elegeçirme plânlarıdır bunlar) akp,abd ve TC Ordu'sunun "ılımlı islâm" da anlaşamayacağı varsaymıyla demokratik ve "ince" poitika mücadelesi veriyorsunuz kendinizce orducuların tam karşı ucusunuz. Birileri ordudan, birileri de akp ve abd den medet umuyor
açıkça ifade etmese bile. Bu iki uç da bana göre yanlıştır. Buralardan Kürt Hareketi ve Türkiye sol hareketi için çıksa çıksa "ehven i şer" çıkar.
Tamam,böyle düşünenler olamaz mı? Olabilir. Ancak ülkede hem genel olarak demokratik,hem de Kürt Millî Hareketi için ciddî veya hesaba katılabilecek adımlar bu iki ucun dışındaki güçlerce başarılabilinir.
Sizin yolunuz "ehven i şer"e çıkar.
Yorum icin tesekkur ediyorum. Yakla$imimin mutlak dogru oldugunu hicbir zaman iddia etmiyorum. Olaylara baki$ acimi yaziya dokuyorum. Sizin de yakla$iminizdan istifade etmek isterim. Selam ve dostlukla.
Daha evvel de yazmışımdır bu ülke insanları çok uzun bir süre hep ehven i şer le sıkıştırıldı ta cumhuriyetin kuruluşundan beri ve hâttâ ondan önce de. Farklı dünya kurgusu olanlar, ince politika yapma,politik süreçlerden yalıtlanmamak için,hep güncel ve güçlü
politik çelişmedeki taraflardan birine angaje olmanın(bu aktif politika olarak da tanımlanır genellikle) acılarını çekti kanımca.
Önce DP,60 sonrası önce ortanın solu kavramına el atan,daha sonra akgünlere bildirgesi le chp nin, sonra Özal'ın, şimdi de akp (bir kısım eski solcu da)
ve ordunun peşine takılmakla, güncel politikada aktif oduklarını falan varsaydılar. Bu yol politik olarak çıkmaz sokaktır. Hele hele uzun vadede
desteklenen bu güçten farkın kalmaz ve olayın farkına varmadan giderek dönüşüm yaşarsın. Uzun süreler "gibi" yaşanmaz.
Yaşarsan tam da öyle "gibi" olursun.
Türkiye sol hareketi,Kürt Millî Hareketi
ve dinci muhalefet uzun süreler bu güçlü olanı destekleme politkasından sıyrılamadılar zaman zaman kesintler olsa bile.
Orta-Doğu daki hakim yöneticiler ustadırlar. İran Arap Bizans(Roma) yönetim geleneklerin iyi bilen ve kullanan insanlardır.Şimdi iktidar için gerçekten kafa kafaya çarpışanların uzlaşmaması için esaslı hiçbir neden yoktur.
Dahası,sadece bu güçlerden bağımsız olmak elbette tek başına yeterli değil ama temeldir.Yarına ilişkin bugünden gerçekten ciddî politik tanımlamaların olması ise olmazsa olmazdır. Zaten buradaki görece bağımsızlığı sağlayacak olan temelde yarına bakıştır. Yumurta tavuk ilişkisi yani.
Düşünmeye devam.
Yigit Bulut bu ili$kiyi biraz daha detayli de$iyor, Soner Yalcin'in kimin direktifiyle saga-sola saldirdigina dair ip uclari veriyor.
http://www.aktifhaber.com/soner-yalcin-mite-neden-saldiriyor--354694h.htm
Dogu Perincek'in tezgahinda yontulup Yalcin Kucuk'a emanet edilen Soner Yalcin'in "karanlik" ili$kileri bir bir de$ifre edilecek gibi gorunuyor.
Yorum yaz