Derin-ODATV “Emir Kulu"dur... İlkesizliğini Hoşgörün!
Derin-ODAcılar, Nasname’yi, “var olan Kürt Hareketi”ni, yani derin-PKK’yi ve Abdullah Öcalan’ı hedef almakla sucluyorlar! Genelkurmay Karargahı’ndaki cuntacılarla birlikte Abdullah Öcalan ve derin-PKK’sinin avukatlıgını da yaptıklarını itiraf ediyorlar.
-----------------------xxx--------------------------
Soner Yalçın’ın derin-ODAtv.com’u Nasname’yi hedef göstermeye devam ediyor. Nasname olarak bizler, cuntacıları ve tetikçilerini, Türk ve Kürd Ergenekoncular arasındaki karanlık ilişkileri deşifre etme görevini yaptığımız gibi derin-ODA da cuntacıların kendisine verdiği görevi yapıyor. Yani, “Emir kulu"dur!, özgür iradesiyle hareket etmediği için, şahsen, derin-Oda’yı özürlü/mazur görüyorum. Sarı zarfla gelen “Şuna, buna ve ona saldırılacaaaak, saldır!” gibi emirleri yerine getiriyor. “Efendi”sinin nasırlarına bastığımız için şu sıralar sarı zarflardan bizim ismimiz de sıklıkla çıkıyor. Elleri, kolları ve özellikle de iradeleri bağlı olduğu için derin-Oda’daki malum “embedded zevat”a kızamıyorum, acıyorum; irade sahibi olabilmeleri için bol bol da dua ediyorum.
Yakalandiklari “iradesizlik” hastalıgından kurtulabilmeleri için acizane bir recete sunmak istiyorum: Soner Yalçın, derin-ODA’daki bütün cemaati toplayıp sabah ve akşam namazlarından sonra onar sayfa Risale-i Nur okusun. Normalde 40 gün yetiyor ama bunların “hastalığı” kronik olduğu için bir sene devam etmeleri lazım gelir. Bir senelik yoğun Risale-i Nur derslerinden sonra Allah’ın izniyle “iradesizlik” illetinden kurtulabilirler! Hatta Bediüzzaman’ın “Bir sene bu Risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan; bu zamanın mühim, hakikatlı bir âlimi olabilir” ifadesine göre, bu sayede “Cahil” derekesinden “Alim” derecesine bile çıkabilirler. Bu reçete için maddi veya manevi hiçbir karşılık beklemiyorum; derin-Odacılara kıyağım olsun!
İnsani görevimi hakkıyle ifa ettikten sonra gelelim meselenin aslına… 18 Şubat 2010 tarihinde “Cemaatin Barzani içindeki kolunu açıklıyoruz: ‘Evet, ben Fethullahcıyım” başlıklı bir haber(!) yaptılar. Attıkları başlık onlara da inandırıcı gelmemiş olmalı ki başlıgın ilk kısmını atıp (http://www.nasname.com/tr/6237.html) “Evet, ben Fethullahcıyım” kısmıyla yetinmek zorunda kaldılar ((http://www.odatv.com/n.php?n=evet-ben-fethullahciyim--1802101200)).
Hedefimde TSK değil, TSK’deki Cuntacılar Var!
Haber(!) şöyle başlıyor: “Avrupa Kürtleri arasında KDP’ye yakın çalışma yürüten Nasname isimli bir site bulunuyor. Nasname sitesinin hedef aldığı iki organ var. Bir tanesi Türk ordusu. Site ordu ve mensupları aleyhinde her gün onlarca hakarette bulunuyor. Buna rağmen bugüne kadar şaşırtıcı şekilde hiçbir savcının harekete geçmemesi sayesinde Youtube gibi yasaklanmıyor.”
Önce şu “Türk ordusunu hedef alıyor” lafından başlayalım. Biz, ordu içindeki, asli görevlerini bırakıp darbe planı yazmakla uğraşan, milletin vergileriyle temin edilen imkanları millete karşı kullanan hain cuntacıları; yabancı bazı ülkelerin yardımıyla (12 Eylül’cü Evren’in kimin cocuğu olduğunu, 27 Mayıs’cı sefillerin ABD’den para yardımı istediğini hatırlayalım) kendi vatandaşlarının kafasını ezen kanı bozuk darbecileri; sınırları korumakla görevli oldukları halde bolgedeki 250 bin kişilik güce ragmen 100-150 PKK’li grubun Irak’tan sınırı geçip üç-dört kilometre içerideki karakolları basmasına, onlarca askeri öldürüp bir o kadarını da esir alıp götürmelerine engel olamayan (veya derin-PKK isbirlikcisi olduklarından kasıtlı olarak engel olmayan) beceriksiz ve işbirlikçi apoletlileri hedef alıyoruz. Almaya da devam edecegiz.
Siyaset yapmak yerine görevini hakkıyla yapan emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e karşı en ufak bir menfi sözümüz yoktur, olmaz. Ayrıca, darbecilerin planlarını dısarı sızdırarak cuntacıları maskaraya dönderen; planlarını ellerinde patlatarak şaşkın çaylaklara çeviren; cuntacıların hamiliğini yapan (belki de cuntabaşı olan) “nah”cı İlker Başbuğ’un ses kaydını alabilecek kadar cuntacıların içine sızmayı basarmıs, bu haliyle cuntacıların kabusu olan hakperest askerlere tesekkur etmekten baska birşey dediğimiz yok. Onları takdir ediyorum. Demek derin-ODAcıların iddia ettiği gibi topyekun olarak TSK’yi hedef almıyoruz. Nasname’yi takip edenler bu gerçeği rahatlıkla görebilirler. Zaten ben şahsen “toptancı” bir zihniyete sahip biri değilim. Derin-Oda’yı bile toptan hedef almıyorum, oradaki aklı başında olan yazarları takdirle takip ediyorum.
Ar Damarın Çatlamamışsa Nasname’den Özür Dileyeceksin, ODAtv!
Beni asıl hayrette bırakan mesele şudur: Kendisini “haber sitesi” olarak tanıtan bir yapı, başka bir siteyi (Nasname’yi) kapattırmak için savcılara “Youtube’u yasakladıgınız için size minettarız, şu Nasname’yi de kapatırsanız kulunuz köleniz oluruz!” manasına gelen bir çağrı yapıyor, yapabiliyor! Bizi kıyasıya eleştirmelerini, hatta seviyesizce çamur atmalarını da anlıyoruz (gerekirse cevap veriyoruz) ama “Nasname’yi kapatınız” gibi ilkel bir çagrı normal midir; ahlaki, veya modern tabiriyle “etik” midir? Medya etiğinden zerre kadar nasibini almış birisi böyle bir çağrı yapmaktan utanır. Utanmadan böyle bir çağrıyı yaptıklarına gore, demek ar damarları arızalı! Derin-ODAtv’deki isimsiz yazıların Soner Yalçın tarafından kaleme alındıgını biliyorum. Eğer bu yazı da ona ait ise, bu yasakçı tavır ve ilkel cağrı, Soner Yalçın’ın alnına kara bir leke olarak yapışacaktır. Şayet bu yazıyı kalema alan kendisi değilse, çıkıp bu terbiyesizliğin hesabını sormalı/vermeli ve Nasname’den acilen özür dilemelidir.
Biz derin-Oda’yı eleştiririz, ama hiçbir zaman “kapatılsın” gibi ilkel bir istekte bulunmayız, çünkü, karşı olsak bile herkesin fikirlerini özgürce ifade etmesinden yanayız. Derin-ODA’nın görevi habercilik değil ispiyonculuk olduğundan; cuntacıların darbe planlarını gizleme, sulandırma, hatta onların tetikçilik ve psikolojik harpciligini yapmak oldugundan fikirlere karşı fikirle mücadele etmekten acizdir; acizlerin yöntemi olan saldırı ve tehditlere sarılıyor. Gercek manada bir “haber sitesi” olmadığı için “medya etiği” umurlarında bile değil.
Hem TSK’nin hem de PKK’nin Avukatısın! Bu Ne Ayak, ODAtv!
Haber(!) şöyle devam ediyor: “Diğer hedefi ise var olan Kürt Hareketi. Nasname bugünkü Kürt Hareketi’ni Ergenekon ile ilişkili olmakla itham ediyor. Şaşırtıcı ancak birçok eleştirisi Zaman Gazetesi ile örtüşüyor. Hatta site pek çok defa cemaat yayın organlarında çıkan haberleri kullanıyor. Peki, Kürt orjinli olan bu yayın, mevcut Kürt Hareketi’ni neden eleştiriyor?”
Evet, yanlış okumadınız… Derin-ODAcılar, Nasname’yi, “var olan Kürt Hareketi”ni, yani derin-PKK’yi ve Abdullah Öcalan’ı hedef almakla sucluyorlar! Genelkurmay Karargahı’ndaki cuntacılarla birlikte Abdullah Öcalan ve derin-PKK’sinin avukatlıgını da yaptıklarını itiraf ediyorlar. Normalde bu tür kirli ilişkiler gizli tutulur ama Allah’ın kendilerine hediye ettigi özgür iradeleri, kanı beş kuruş etmeyen cuntacıların ceplerinde oldugu için kendilerini böyle ele veriyorlar işte!
Normalde bir bakkal iki rakip firmanın yumurtalarını bile satmaya yanaşmazken; bir avukat hem suçluyu hem de sikayetçiyi temsil edemezken; derin-ODA hem TSK’deki cuntacıların hem de TSK’nin “irtica”dan sonraki ikinci sıradaki düşmanı(!) olan PKK’nin avukatlığını yapıyor! Genelkurmay Karargahı sakinleri ve Apocular bu çarpıklık hakkında ne düşünürler acaba? Derin-ODAcılar bunu nasıl izah edecek, asıl onu merak ediyorum. “Biz gazeteci değil, ticari bir müesseseyiz, ücretini ödeyen herkesin avukatlığını yaparız!” mı diyecekler yoksa “TSK’deki cuntacılar ile Öcalan (ve üst düzey elemanları) aynı iradeye (Derin Devlet’e) hizmet ediyorlar; biz de aralarında bir fark gözetmeksizin ikisine de hizmet sunuyoruz!” mu diyecekler?
İkinci şıkkın daha ağır bastığı, Nasname’de çıkan “Sözün bittiği ve Maskelerin düştüğü noktadayız!” başlıklı haberdeki şu ifadelerle açıklanabilir (http://www.nasname.com/tr/6244.html): “Militaristliği defalarca tescil edilmiş olan bu insanlar-kurumlar, bir yandan, statüsü hem Irak Anayasası ve hem de dünya kamuoyunca onaylanmış bulunan Güney Kürdistan’daki Federe Devletine ver yansın ederken, öte yandan da PKK’yi eleştirmemizden neden rahatsız olmaktadırlar? Odatv’nin bize ilişkin iddiaları ve değerlendirmeleri, özünde Kemalist kardeşler arasındaki dayanışmaya çarpıcı bir örnektir.”
TSK içindeki Kemalistler cuntacılar ile Kemalist Kürdler (Öcalan ve avanesi) arasındaki işbirliğini uzun sureden beri israrla gundemde tutmaya calisiyorum. Kemalist cuntacıların avukatlığını yapan derin-ODAcilar ile Kemalist Kürdler arasındaki ilişkiyi birkac ay once kaleme aldigim “Odatv İle Öcalan El Ele!” başlıkli yazida ele aldım (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/5257.html). Bu son yazılarındaki samimi itirafla beni hakli çıkarmış oldular; bu vesile ile derin-ODAcılara bir teşekkür borcum var. Bu işbirliğini dile getirirken bana saldıran Apocular, Odatv ile Öcalan’ın aslında “el ele”nin de ötesinde kucak kucağa olduğunu gösteren bu manzara karşısında ne diyecekler acaba? “Bayram değil seyran değil, derin-ODAcilar bizi niye opuyor?” diye soracaklar mı? Çok zor. Derin-ODAcıların iradeleri cuntacıların cebinde olduğu gibi bunlarınkisi de Öcalan’ın cebinde; onun için özgür iradeleriyle hareket edip böyle bir soru sorabileceklerini sanmıyorum. Derin-APOcular da tıpkı derin-ODAcılar gibi “özürlü”dürler!
Nasırlarını Acıtmaya Devam Edeceğiz, ODAtv!
Derin-ODAcıların benden rahatsız olmalarını anlıyorum çünkü Derin Devlet ve derin-PKK ile olan kirli ilişkilerini deşifre ederek nasırlarına basıyorum. Onlara karşı kerpeten vazifesi gören yazılarımla, postal yalamaktan nasır tutan dillerini dışarı çıkartıp aleme ifşa ediyor, dillerinin altında sakladıkları gercek niyetlerini ortalığa saçıyorum. Cuntacıların psikolojik harp merkezi ve Ergenekon’un evukatlığını yapan derin-ODAtv ile Apocu Medya, derin-PKK ve Abdullah Öcalan arasındaki ilişki inkar edilemeyecek kadar ortaya çıkmıştır artık. Derin-ODAcıların, Abdullah Öcalan’ı cilalayıp “Kürdlerin Önderi” olarak pazarlama planlarını bozuyoruz/bozduk. Apocu Medya bile şimdiye kadar Öcalan için kullandıgı “Kürd Halk Önderi” sıfatı yerine “PKK lideri” sıfatını kullanmak zorunda kaldı.
12 Ekim 2008 tarihli “Koç, Doğan ve Ergenekon; Veli ve Yalçın Küçük, Abdullah Büyük!” başlıklı yazımda (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/1949.html), derin-ODA’nın manevi fikir babası olan Yalçın Küçük’ün, “kardeşi” Abdullah Öcalan’ı parlatma faaliyetini şu ifadelerle aktarmıştım: “Küçükler bir araya gelmiş Öcalan'ı büyütmeye çalışıyorlar. Veli Küçük, PKK ile savaşıyor gibi yaparak, Yalçın Küçük de dezenformasyonla… Ergenekon Medyası da Yalçın Küçük'ün palavralarını kamuoyuna yayarak bilgi kirliliğini halka yaymaya, Abdullah öcalan'ı sempatik göstermeye çalışıyor.”
“Küçük'lerden biri Ergenekon'dan dolayı içeride, diğeri Ergenekon'la irtibatlı olduğu halde dışarıda, televizyondan televizyona atlayarak propaganda yapıyor; herhalde yem olarak bir süreliğine dışarıda tutuluyor. Yalçın Küçük, Abdullah Öcalan'ın, ‘Allah bu PKK'nın belasını versin!’ dediğini iddia ediyor; Aydın Doğan'ın Vatan'ı da (11 Ekim 2008) bu asparagası haberleştirerek propagandalaştırmaya çalışıyor (http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Öcalan_bana_dedi_ki_203095_1&tarih=12.10.2008&Newsid=203095&Categoryid=1).
“‘Abdullah Öcalan Kemalist'tir, terör estiren PKK ile hiçbir ilişkisi yok’ demeye getiriyorlar. Demeye getirmiyorlar aslında, açık bir şekilde söylüyorlar. Mesela Küçük, Abdullah Öcalan ve PKK'nın üst düzey yetkililerinin hepsinin Kemalist olduğunu söylüyor. PKK'lıların, ‘Tarikatçı, şeriatçı’ AK Partililere göre daha laik olduklarını, ‘Kemal Paşa'ya çok daha fazla önem verdikleri’ni söylemeyi de ihmal etmiyor.”
Aynı yazıda, Yalçın Küçük’ün “Şimdi PKK'yi kim yönetiyor diyorsanız, Abdullah Öcalan yönetmiyor… Şu anda çok etkili olduğunu söyleyemem” ifadelerini aktararak, Öcalan’ın, Genelkurmay’ın sorumluluğundaki İmralı’dan PKK’yi yönettiği gerceğini örtbas etmeye çalıştığına da dikkatleri çekmeye çalışmıştım. Küçük, bu bilinçli dezenformasyonla hem Öcalan’ın PKK’nin eylemlerinden sorumlu olmadığını, yani “masum” olduğunu göstererek “kardeşi”nin imajını tazeleme görevini yerine getiriyordu; hem de Öcalan’ın, sorumluluğu altındaki hapishaneden PKK’yi rahatca yönetmesine göz yuman Genelkurmay’daki cuntacıların suçunu örtbas etme görevini ifa ediyordu!
Sözkonusu yazımdan birkaç gün sonra 15 Ekim 2008'de, Vatan Gazetesi'nden Volkan Beyde'ye konuşan Küçük, isim vermeden Nasname hakkında aynen şunları söyledi: “Hem AKP, hem Barzani internetleri bütün dünyada, 'Ordu, Ergenekon... Yalçın Küçük'ün Ordu ile ilişkileri var...'. Atv kaç gündür aynı şeyi söylüyor. Sizin gazeteyle de ilgili olarak Barzani Kürtleri, 'Rahmi Koç, Aydın Doğan, Yalçın Küçük, bir de Ordu…', böyle bir bağ varmış şeklinde yayın yapıyorlar.” (http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=15.10.2008&Newsid=203698&Categoryid=1). Küçük, derin-ODA’nin şimdi yaptığı gibi bizlerden “Barzani Kürtleri” olarak bahsediyor.
Ben şahsen, onurlu bir duruşu olan, Kürdler arasındaki birlik ve beraberliğe önem veren, Kürdlerin haklarını kimseye ezdirmeyen, diklenmeyen ama dik duran, Öcalan gibi teslim olunca “Ben ülkemi severim. Annem de Türk’tü… Bir hizmet imkánım varsa ben hizmeti seve seve ederim. Çok iyi edeceğim” demeyen Barzani’den yana olmaktan, onu savunmaktan gurur duyarım. Barzani, Kürdler için hizmet ettigi, Öcalan gibi teslimiyetci olmadığı müddetçe Soner Yalçın’ın veya Yalçın Kücük’ün benden “Barzani Kürdü” diye bahsetmelerinden gocunmam, aksine onur duyarım. Ben neticede adam gibi adam, insan gibi insan olan herkesin dostuyum. Destekleri de köstekleri de menfaate dayalı olan Soner Yalçın Küçük ve derin-ODA’daki avaneleri, soyadları gibi küçük olan akıllarıyla duruşumuzu anlayamazlar.
İtibarımı Zedelemenize Müsaade Etmem!
Gelelim yazının direk şahsımla ilgili yönüne… Bana sataşarak, hakkımda yalan yanlış bilgiler vererek akıllarınca itibarımı zedelemeye çalışıyorlar. İtibarımı kimseye elletmem, hele derin-ODAdaki birkaç kiralık kaleme, asla! Onlara cevap olsun diye değil, kafası karışanlara yardım için şahsım hakkındaki iddialarını tek tek ele alıp izah etmek istiyorum.
“Akbay’ın kendi kişisel web sitesinde Bediüzzaman bölümü bulunuyor” diye yazmışlar. Doğrudur, Cevdet.net sitesinde böyle bir bölüm var, o site orada olduğu müddetçe de var olacak. Zaman buldukça Üstadım Bediüzzaman’ın eserinden parçalar koyacağım (Soner Yalçın Risale okuma derslerine başlayınca ona ve avanesine de faydalı olur!). “Eyvah, derin-ODA benim Nurcu olduğumu ortaya çıkardı, hemen kaldırayım o bölümü!” dememi bekliyorlar herhalde. Ben kaldırınca da “ODAtv yazdı, Cevdet Akbay o bölümü kaldırdı!” diye havalanacaklar. Değil onlar, onların “Efendi”leri bile kaldırtamaz o bölümü. Bunu o küçük akıllarına öylece kazımalıdırlar.
“Cevdet Akbay sık sık Gülen Cemaati’ne destek veren ve Kürtler arasında örgütlenmesini savunan yazılar yazıyor” ifadesini kullanmışlar. Şiddete karışmayan herkesi desteklerim. Kimsenin sucu veya bucu olmasıyla fazla ilgilenmem. Cumlenin ikinci kısmındaki “Kürtler arasında örgütlenmesini savunan yazılar”dan bahsediyorlar. Merak ediyorum, nerede bu yazılar? Ben açık sözlü bir insanım, öyle birşey olsa saklamam, açık açık yazarım.
“Ergenekon Operasyonu’na destek veren Akbay uçuk tezleri ile gündeme geliyor. Üstelik bu tezler kısa bir süre sonra cemaatin yayın organlarında müstear isimlerle yer buluyor” diyorlar. Ergenekon Terör Örgütü’ne yapılan Operasyona sonuna kadar destek veriyorum, doğrudur. “Ucuk tezler” lafına gelince… Madem tezlerim “uçuk”, Nasname’yi susturabilmek için, ağlayarak “Youtube’u kapattınız, Nasname’yi de kapatınız” diye “Efendi”lerinizi yardıma cağırmaları da ne oluyor! Demek tezlerim uçuk değil, gerçekci, ve o gerçekler deri-ODAcılari ve “Efendi”lerini oldukça da tedirgin ediyor.
Devam ediyorlar: “Akbay’ın biyografisi ise ilginç… Küçük yaşlarından itibaren cemaat ile birlikte olan Akbay 1990’da Malatya İnönü Üniversitesi Kimya Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu.” Risale-i Nur’u üniversite yıllarında, yani 1986-87’lerde tanıdım. Cemaatten de ondan sonra haberdar oldum ama hiçbir zaman organik bir bağım olmadı (PKK ve derin-Hizbullah gibi şiddete bulaşmadığı müddetçe kuru kuru cemaat karşıtlığı da yapmam, tetikçi derin-ODAcılar ve APOcular kusura bakmasın). Üniversite yıllarına kadar arasıra da olsa dini vazifelerimi yapardım ama hiçbir cemaati tanıma imkanım olmadı. Simit, haşlamış mısır ve yumurta satmak, ayakkabı boyacılığı yapmak, portakal bahcelerinde, tarlalarda ve inşaatlerde calışmak, okula gitmek, bütün bu işlerden fırsat buldukça da derslerime çalışmaktan fırsatım yoktu böyle şeylere zaten.
“Akbay’ın tayini mezun olduğu gibi Malatya İmam Hatip Lisesi’ne çıktı. Burada cemaat örgütlenmesi için çalışmalar yapan Akbay 1993 yılında dönüşünde Celal Bayar Üniversitesi’nde görev almak üzere ABD’ye gitti” diyorlar. Kurdukları bu cümleler ile “Devlet içindeki cemaatçiler Malatya’da örgütlenmeyi sağlaması için Akbay’ın tayinini kasıtlı olarak Malatya’ya çıkarttılar!” propagandası yapmaya çalışıyorlar. Tanımayan da beni örgüt lideri falan sanacak! Oysa benden ne lider ne de takipçi çıkar, çünkü ikisini de beceremem; kendi başıma, bağımsız, bağlantısız, sıradan biriyim.
Tayin meselesi şöyle oldu. 1990’da universiteyi bitirdiğimde, o zaman ögretmen olabilmek için zorunlu olan yeterlilik sınavına girdim (şimdi sınav yok sanıyorum). O yıl, Fen Edebiyat ve Eğitim Fakülteleri’nden mezun olan (mevcut ve eski mezunlar dahil) yüzden fazla kimyacılardan yanılmıyorsam sadece 7 kişi o sınavı geçebildi. Ben de onlardan birisiydim. Tayinim Sıvas’a çıktı ama Malatya’da Yüksek Lisans yapmakta olduğum için Malatya’ya aldırdım (o zaman öyle bir hak vardı). Beni Malatya Imam Hatip Lisesi’ne verdiler. Başka bir liseye de verebilirlerdi ama demek orada “örgütçü” bir kimyacıya ihtiyaç varmış! Derin-ODAcıların bu ahmakça iddialarına çok güldüm, Allah da onları güldürsün!
“Ancak bir sorun vardı. Akbay, İngilizce bilmiyordu” diyorlar. İnönü Üniversitesi’nde Yüksek Lisans yapıyordum; YL sınavını geçmenin birinci şartı İngilizce sinavını geçmektir; onu geçmeden bilim sınavına girilemiyordu. Açılan İngilizce sınavını, sınıfımızın birinci, ikinci ve üçüncüsü onlar kazandı (yaklaşık olarak 6 ay dil kursuna gittim). Cemaat beni sınıf birincisi yapmayı beceremediği için ancak sınıf üçüncüsü olabilmiştim!! (Bu “iradesizler” bu şakamı da ciddiye alıp bir yazı daha yazacaklar, kesin!). Yani, İngilizcem çok mükemmel değildi, kabul, ama “İngilizce bilmiyordu” ifadesi derin-ODAcıların yakıştırması olan bir safsatadır.
Herşeyi Hakkımla Aldım, Ağabeyiniz Kemal Gürüz Gibi Torpile Tenezzül Etmedim!
“Bu nedenle önce devlet bursuyla ABD’nin Texas Eyaleti’nde dil kursu aldı” diyorlar. Doğrudur, devlet bursuyle ABD’ye geldim ama onların dünyasında yaygın olan torpil ve kayırma ile değil, kendi hakkımla aldığım bursla. 1993’te Türkiye genelinde bir sınav açıldı. O sınavı kazanan, aldığı puana göre tercih ettiği yeni universitelerden birisinin adına yurtdışında Yüksek Lisans ve Doktora yapmak için devlet bursu almaya hak kazanıyordu. Kimya Öğretmenliği dalında 4 kişi alınacaktı. Ankara’da yapılan sınava, aralarında Bilkent, ODTÜ, Boğaziçi ve diğer kaliteli üniversitelerden mezun olan 44 kişi girdik ve ilk 4 arasına girdim. “Bilkent’li dururken sen nasıl kazandın, kesin torpil yapıldı!” diyeceklerini tahmin edebiliyorum. Yüksek Lisans yapmakta olduğum için bilgilerim tazeydi, aldığım derslerle ilgili birkaç şaşırtıcı soru vardı, soruların çoğunu cevaplayabildim. “Ahaa! Demek soruları cemaatçi hocan hazırladı!” diyecekler. Hayır, hocam sosyal demokrattı, sınavi da ÖSYM hazırlamıştı. Benim gibi Ankara’da dayısı olmayan, bir inşaat emekçisinin oğlu torpili rüyasında bile göremiyordu!
Sınavı kazandıktan sonra Ankara’da Türkçe Ögrenim Mermezi’nde (TOMER) (evet, yanlış okumadınız) yaklaşık üç ay İngilizce kursa devam ettik. Aralık 1993’te Texas Eyaleti’nin Austin şehrindeki bir yoğun İngilizce kursuna kaydoldum. Benden başka, benim gibi bursiyer olan yaklaşık 200 kişi daha vardı orada. “Cemaatin faaliyetlerinin yoğun olduğu Teksas’da 7 ay kalan Akbay” diyorlar. Cemaat şimdi faaldir belki ama o zaman Texas’ta, özellikle de bulunduğumuz şehirde hayat emaresi bile yoktu.
Devam ediyorlar “…daha sonra Louisiana State Üniversitesi’nde eğitimine başladı. Ancak Akbay’ın irticai faaliyetleri bu dönemde artmıştı. Okul başarısı yetersiz olan ve okulunu zamanında bitiremeyen Akbay’ın 1996 yılında bursu kesildi. Tazminat ödemek ya da atandığı üniversitede zorunlu hizmetini tamamlamak zorunda olan Akbay, kısa süre Celal Bayar Üniversitesi’nde kaldıktan sonra ABD’ye geri döndü.” Bu iddialarla ilgili çok yazdım, merak eden http://www.cevdet.net/haber.php?go=fullnews&newsid=20 adresindeki uzunca makalemi okusunlar. Gene de özetlemek istiyorum.
ABD’de, Ümit Sayın gibi Ergenekoncu unsur ve köktenlaik Kemalistlerle internet üzerinden mücadele ediyordum (“mürteci” ünvanını bu mücadelede kazandım!). Şimdi derin-ODAcıların yaptığı gibi onlar da beni susturmak için tehdit ettiler (aynı Ergenekon’un genlerini taşıyorlar!). Tehditlerine beş para vermediğim için, o makam için kifayetsiz olduğu halde Demirel tarafından yeni YÖK Başkanı yapılan (daha sonra da Ergenekoncu olduğu anlaşılan) Kemal Gürüz’ü devreye soktular. “Başarısızlık” gerekçesiyle bursumu keserek onurumla oynamaya çalıştılar. Normalde YÖK değil, bağlı olduğumuz universiteler asistanlarla muhatap olurdu ama benim icin direk YÖK devreye girdi, Önce danışman hocamdan benim başarım hakkında bilgi istedi. Yüksek Lisans’ta olmama rağmen bir makalem basım diğeri de yazma aşamasındaydı. Ayrica, konferans sunumlarım da vardı. Danışman hocam bu bilgileri gönderince “başarısızlık”tan bursumu kesemediler.
Efendilerin Bile Beni Yıldıramadı, Boşa Kürek Çekme, ODAtv!
Beni başarısızlıkla itham etmeye çalışan Kemal Gürüz’ün ilk yayını, doktorasını aldığı 1973’ten dört sene sonra, yani 1977’de çıktı! Doktoramı aldıgımda 5 tane yayınlanmış makalem vardı (neredeyse Gürüz’ün toplam yayın sayısına yakın). Simdi yayınlanmış 21 tane makalem var (Gürüz’ün toplam yayın sayısından birkaç kat daha fazla), bir o kadar da yolda. 50’ye yakın konferans sunumum var. Yayınlarımın aldığı atıf sayısı da Gürüz’ünkinin en az 10 katı! Bunu övünmek için yazmıyorum (övünülecek birşey olduğunu da sanmıyorum), sadece beni rencide etmeye çalışan Gürüz’ün başarısızlığını/kabiliyetsizliğini ve derin-ODAcıların da edepsizliğini göstermek için yazıyorum.
Kapasite düşmanı Kemal Gürüz, normal yollarla beni mağdur edemeyeceğini anlayınca bu sefer cok mahir olduğu ayak oyunlarına ve hileye başvurdu. Bağlı olduğum Celal Bayar Üniversitesi’ne baskı yaptı. Üniversite Senatosu, 1996’nın yaz ayında alel acele toplanıp “not ortalaması 3.4’ün altında olan bursiyerler başarısızdır” diye bir Senato Kararı’na imza attı. Celal Bayar Üniversitesi daha 4 yaşındaydı; oysa Harvard ve Yale dahil ABD’deki yüzyıllık ve kaliteli üniversitelerde bile not ortalaması 3.00 dır. Doçentlik için nota değil yayın sayısına baktıkları halde yaptığım bilimsel makale ve konferans sunumlarımı “başarı”dan saymadılar!
Her şeyden önce, 1993’te görevlendirildiğimde böyle bir karar olmadığı için, hukuka göre bu karar bana uygulanamazdı. Hukuki kuralları ayaklar altına alarak o kararı geriye yürütüp bana da uygulayarak bursumu kestiler! Bursum kesilince 1996’nın sonuna doğru Türkiye’ye dönüp hukuki mücadeleye başladım. Manisa İdare Mahkemesi beni haklı buldu. Mahkeme kararına uymamak anayasal suç olmasına rağmen Gürüz’ün YÖK’ü ve Celal Bayar Üniversitesi karara uymadılar. 28 Şubat sürecinin en hararetli dönemiydi; kimse Gürüz ve benzeri gibi modern eşkıyaya güç yettiremiyordu! “Bunlarla uğraşmaya değmez” diyerek Türkiye’deki işimi bırakıp geri ABD’ye geldim. Uymadıkları mahkeme kararını daha sonra Danıştay 8. Dairesi’ne götürüp bozdurdular (katsayı cinayetinden dolayı gündemde olan aynı “Paşasının Danıştayı”ndan bahsediyorum!). Bu kararla haksız duruma düştüğüm için devlete tazminat ödemek zorunda bırakıldım. Kemal Gürüz’ün mensup olduğu Ergenekon Terör Örgütü’nün tetikciliğini ve avukatlığını yapan derin-ODAcıların bahsettiği “başarısızlığım”ın hikayesi işte budur.
“ABD’de doktorasını yapan Akbay, Georgia Üniversitesi’nde iki yıl görev yaptı. Burada da cemaatçi çalışmaları ile bilinen Akbay, North Carolina Eyaleti’nin Fayetteville şehrindeki Fayetteville Eyalet Üniversitesi’de yardımcı doçent olarak görev yapıyor. Akbay, Türkiye’den giden cemaate yakın öğrencilerin burada kalmaları için aracı oluyor” diyorlar. Görevle ilgili bilgiler Nasname’deki kosemde var zaten, ama ögrencilerle ilgili taraf tamamen asparagas çünkü çalıştığım üniversitede Türkiye’den gelen bir tane dahi olsun öğrenci yoktur!
Şiddete Bulaşmayan, Adam gibi Adam Olan Herkesin Adamıyım!
“Akbay’ın Taraf yazar Alper Görmüş ile ilişkisi Alper Görmüş tarafından dile getirilmişti. Görmüş, HSYK üyesi Ali Suat Ertosun’u Özdemir Sabancı Suikasti’nin tetikçisi Mustafa Duyar’ın öldürülmesine aracı olmakla itham etmiş, buna ise Akbay’ı kaynak göstermişti” diyorlar. Alper Görmüş, saygı duyduğum, yazılarını severek takip ettiğim bir yazardır. Ama HSYK üyesi ve Ergenekon’un malum “tosunu” ile ilgili yazdığım makale ile ilgili gönderdiği bir iki e-mail dışında kendisiyle ne bir tanışıklığım ne de görüşmüşlüğüm vardır. Sırf, Ergenekon’un korkulu rüyası olan Taraf’a çamur atmak için böyle saçma bağlantılar kuruyorlar. Böyle uçuk bağlantılardan sonuç çıkartmak, Soner Yalçın’ın kronik hastalıklarından biridir (kendisine yazdırılan kitaplarda bu durum daha açık görülüyor). Bu da, sözkonusu saçmalıkları kaleme alan kişinin Soner Yalçın olduğunu gösteriyor. Emre Özsuda’nın saldırgan uslübu da kendisini hissettiriyor (http://www.odatv.com/n.php?n=kim-bu-iyi-kurtler-0301101200), büyük ihtimalle yazıyı ikisi beraber kaleme almışlar.
“Nasname sitesinde pek çok okuyucunun cemaat ilişkilerini dile getirdiği Akbay cemaat ile ilişkisini reddetmedi. Akbay 20 Ağustos 2008 tarihinde şunları yazıyordu: ‘Hangi Kürt bu cemaatten zarar görmüş, ne gibi bir zarar görmüş, çok merak ediyorum. Fethullah Hoca mı Doğu Perinçek mi Kürtler’e daha yakın? Fethullah Hoca mı darbeci askerler mi Kürtler’e daha dost? Fethullah Hoca mı Abdullah Öcalan mı Kürter’e çok zarar vermiş? Bana göre Öcalan'in Kürtler’e verdiği zararı bin tane Fethullah Hoca bir araya gelse veremez. O halde nedir bu Fethullah Hoca takıntısı, düşmanlığı anlamış değilim’” diye yazmışlar (yazdıklarımı kırparak vermişler). Cemaatle organik bağım olsaydı açık açık yazardım, kimseden bir çekincem yok. Diğer ifadeler hakkında bugün de aynı şeyleri söylüyorum. Şiddete bulaşmayanlar, kim olurlarsa olsunlar, bana yakındırlar; şiddete bulaşan kardeşim, dindaşım ve ırkdaşım bile olsa benden uzaktır.
Son olarak şunu söyluyorlar: “Akbay yazısının devamında şunları söylüyordu: ‘Yani bu açıdan bakıp olayları geniş çerçevede değerlendirirsek, cemaatle herhangi bir organik bağım olmadığı halde, evet Fethullahçı'yım.’” Burada da etik davranmamışlar (zaten öyle bir dertleri de yok). Alıntı yaptıklari bu son kesit, “Ergenekon Tetikçisine Gecikmeli Cevabımdır (1)” (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/1583.html) başlıklı yazımın altına yazdığım bir yorumdan alınmış ama vermek istedikleri mesaja uygun hale sokmak için yorumun hem başından hem de sonundan kırpmalar yapmışlar. Soner Yalçın ve avanesine yakışan da budur!
Sözkonusu yorumu olduğu gibi verip derin-ODAcıların ahlaki seviyesi hakkındaki değerlendirmeyi siz okuyuculara bırakıyorum: “İkide bir benim Fethullahçı olduğum söyleniyor. İnsanlari etiketleyip dışlamak çok çirkin bir yöntemdir. Eskiden ‘komünist’ diye etiketlerlerdi, sonra ‘İrticacı’ modası çıktı, sırasıyla Kürdçü, Türkçü, Alevi vesaire versiyonları çıktı.”
“Fethullahçı olsam ne, olmasam ne? Hangi Kürd bu cemaatten zarar görmüş, ne gibi bir zarar görmüş, cok merak ediyorum. Fethullah Hoca mı Doğu Perinçek mi Kürdlere daha yakın? Fethullah Hoca mı darbeci askerler mi Kürdlere daha dost? Fethullah Hoca mı Abdullah Öcalan mı Kürdlere cok zarar vermiş? Bana gore Öcalan'ın Kürdlere verdiği zararı bin tane Fethullah Hoca bir araya gelse veremez. O halde nedir bu Fethullah Hoca takıntısı, düşmanlığı anlamış değilim. ‘Türkleri seviyor, dünyada açtığı okullarda Türkçe ögretiyor’ diye eleştiriliyor. Biz de güçlenelim dünyaya Kürdçe öğretelim; buna Fethullah Gülen mi engel oluyor yani? Fethullah Gülen'in Kürdlere kârı dokunur zararı dokunmaz bana göre. Tamam, cemaat içinde nahoş insanlar olabilir, buna birşey diyemem, ama şahıs olarak Fethullah Hoca'nın Kürdlere karşı oldugunu sanmıyorum, ‘Karşıdır’ dersek iftira atmıs oluruz.”
“Yani bu açıdan bakıp olayları geniş çercevede değerlendirirsek, cemaatle herhangi bir organik bağım olmadığı halde, evet Fethullahçı'yım. Sadece Fethullahçı değil, aynı zamanda Erbakancı'yım da. Şaşıracaksınız ama, aynı zamanda eli silahlı ve urganlı olmayan, masum insanları domuz bağıyla katletmeyen Hizbullahçı, derin devletle işbirliği yapmayan PKKcıyım da. Hrant Dink'i katledenlere karşı olduğum için Ermeniyim; Malatya ve Trabzon'da katledilen masum Hıristiyanları savundum; Başbağlar Katliamını lanetlediğim gibi Sıvas'ta onlarca insanı diri diri yakan canileri de lanetledim. Ne kaldı geriye? Şuculuk buculuk diye toptancılık yapmıyorum. Bunu yapmak suç ise, evet suçluyum.”
“Yapmamız gereken şey çok basit: haklı kim olursa olsun ondan yana, haksız da kim olursa olsun ona karşı olmak!”
20 Şubat 2010



Yorumlar (13 gönderildi):
Enfes yanıtını okudum.
Tek kelimeyle gurur duydum.
Nedenine gelince;
sana bir yaşanmış anektodumu aktarayım.
Yıl MS 1992.
Yer Cağalolu,yani bab-ı Alî'nin hemen alt kısımındaki Kadırga.
Kadırga limanında bizim bir Özgür Gündem Gazetemiz/Topumuz vardı.
Habire Bab-ı Alî'yi gerçek haberimizle vuruyorduk.
Hürriyet Gazetesi'nin tam karşısında Yeni Ülke vardı. Ben orda Genel Yayın Yönetmeniydim. Her gün Ertuğrul Özkök'ün ta köküne bakıyordum.
'Abdullah Efendi'
'Xoca, ordan in!. Git Kadırga Limanın'daki Gazete'nin/Topunun başına.
BOMBALA!' dedi.
Eh.. canıma minnet.
İndim. Nasılsa yasal olarak %40 oranın yasal sahibiydi Yeni Ülke.
Tam sahip olarak gittim ve mutfakta çalışandan en üseteki yöneticiye kadar;
'Ben bir Kürdüm hem sahip olarak, hem yayın önetmeni olarak. Bana yapacağınız en büyük iyilik; burayı bu halimle yönetmek için itirazsız istifa dilekçenizi sunmanızdır' dedim.
Ne oldu biliyor musun?
İlk isyan edenler 'evet efendimci' Kürtler ve ukala Bazı Türk gazetecileri oldu. Yani bu iki kesim; Kürd Yayın yönetmeni ve patronmunu istemeyenler oldu.
Yani bir Kürdün sahiplik ve Yayın Yönetmenlik yapmasını içlerine sindiremiyorlardı. Oysa sahip aynıydı. Benden önceki Genel Yayın Yönetmeni Ragıp Duran'dı.
Onun sekreteri vardı.
'Xoca bizdendir.Sekretere gerek yok' dediler. Ve Cezmi Ersöz gibi İstanbullu çocuklar 'Ya bu adamda nerden geldi? Nerden çıktı bu genel yayın yönetmeni' demesin mi?
Ama ona muzu kabuğuyla tam yediriyordum ki; vicdanım elvermedi.
Diyeceğim bu ODATV'cilerin -bir KISMI- diyelim, 'Ya bu Bingöl/Solhanlı Allahın Kürdü nerden gitti ta Amerikalarda Doçent oldu?' hasudluğu, çekemezliği ve egemen Türk Şovenizmi olmasın mı?
Çünkü Oktay Ekşi beyler beyi ile bir polemiğinizde sana böyle bir nasihatta bulunduğunu hatırlıyorum.
'Bak oralara kadar gitmiş, önemli kariyer yapmışsın. Bir Kürd olarak bunun kiymetini bil' mealinden nasihatı vardı.
Yoksa yanılıyor muyum?
Ben hala bu 'beyaz Türk' hastalığı hakim, derim.
Selam ve devamla
Şükrü
20 Şubat 10, Almanya
Yorum icin tesekkurler. Sizin bahsettiginiz mesele de olabilir, tam bilemiyorum. Genelde insanlar bir "mim"le mimlenirler, benim alnimda iki mim var! Biri Kurd oldugum icin, digeri dindar oldugum icin. "Duble problem" bir insanim onlara gore.
Oktay Eksi ile oyle bir polemigim oldu ama hatirladigim kadariyla (yaziya tekrar bakmam lazim) Kurd tabirini kullanmamisti.
Selam ve dostlukla
Kollarımıza vurulan kelepçeleri
Ayaklarımıza bağlanan zincirleri
Yapsalar da
Yedi sülalemizin kemiklerinden
Vazgeçmiyeceğiz
Adı KURDİSTAN olan davamızdan
Adı KURDİSTAN olan davamızdan
Vazgeçmiyeceğiz
Kundaktaki bebelerimizin etlerinden
Yapsalarda
Bedenlerimizin hapsedildiği hücreleri
Yüreklerimizin kavrulduğu tezgahları...
Rojhat SERÇAVAN
Bırakın üniversiteleri avrupa meclislerinde bile kürdler vardır: Beş milyon nüfusu olan Danimarka'da iki tane çok degerli, eğitimli kürd kızımız mecliste parlamenter olarak vazifelerini icra etmektedirler.
Bazen diyorum ki, acaba ben rüya mı görüyorum. Hey Allahım, bu dava uğruna bu kadar kahır çektim. Ama bütün bunlardan sonra kürd kızlarının milletvekili olduğunu, kürd gençlerinin en kıymetli üniversitelerde bilim ihtisas ettiğini görmeyi nasip ettiğinden ötürü sana minnettarım.
Hepinize hürmetlermle
ayrica özgecmisinizin hic bir yerinde kürt mücadelesi yok..neden?
selam ve muhabetle..
Cok manali $iiriniz icin cok te$ekkurler. Cok guzel olmus. Dilinize, zihninize saglik.
Sevgili Celal;
Duygulariniza katliyorum. ABD'de cok degerli Kurd genclerimiz cok guzel universitelerde okuyorlar. Onlari gordukce gururlaniyorum. Duygularinizi payla$tiginiz icin cok te$ekkurler.
Sevgili Heci Mehmut;
Ben bahsettiginiz makaleyi okumadim, selam duruyorsa o Fethullah Hoca'nin sorunu, onun adina konusamam. Eminim bu meseleyi soracak bir Fethullah Gulenci vardir yakinlarinizda, onlara sorabilirsiniz.
Sevgili Dr. Ali GUN; benim kriterim cemaatin (herhangi bir cemaat olabilir), partinin, grubun $iddete baki$ acisidir. $iddete bula$madigi muddetce her grupla oturulup konu$ulabilir. Adamin elinde silah varsa konu$amazsin adamla, cunku $artlariniz ayni degil, hakli olsaniz dahi lafinizi anlatamazsiniz; adam elinde silahi yuzune dogru salliyor. Siyasetcilerin $imdiye kadar cuntacilara laf edememesinin sebebi budur. $iddet taraftari degilse bir orgut, onunla konu$abilirsin, en agir $ekilde ele$tirebilirsiniz, cunku $artlariniz ayni.
Fethullah Gulen cemaati icinde Turkculuk yapan vardir muhakkak, bu inkar edilmiyor. Nitekim bizim Kurd meselesiyle fazla ilgilenmemiz, Kudistan tabirini falan kullanmamiz da bazilarina "Kurdculuk yapiyorlar" dedirtebiliyor. Eger Fethullah Gulen cemaati Kurd realitesini inkar ediyorsa, Kurdleri a$agiliyorsa, o zaman sorun var demektir, bu sorun onlarin sorunudur; ama bu yoksa, sadece Turk kavramini on planda tutuyorlarsa, bence herkesin kendi irkini sevme hakkini onlara da vermemiz lazim. Yani biz Kurd olarak kendi irkimizi seviyorsak, onlar da kendi irklarini sevsinler elbet. Ulusalcilar gibi Turklerden ba$ka her irki inkar etmedikce bence diyalog kapisinin acik tutulmasi lazim. Du$manliklarla bir yere varamayiz. Kar$imizda Ergenekoncular, ulusalcilar, fa$istler varken cepheyi daha da geni$letmeye gerek yok bence. Selam ve dostlukla.
Bu cümleyi söyledikten sonra hemen Fethullah Gülen' den girerek Cevdet Akbay'ı vurmaya çalışan yorumlar sıralanıyor.
Eğer Hürriyet yorumcuları olsa idi Kürtlğünüzden girer dindarlığınızdan çıkardı. En azından Nasnameciler sadece dindarlığınıza takıyor..
Bu durum da sizin tespitinizin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor.
Nasname okurları arasında bile dindarlığınızın birilerine batıyor olması sizi doğruları söylemekten alıkoymasın lütfen.
Siz, sevginin kaynağının milliyet olmadığının farkında olan, "Yaradılanı yaradandan ötürü seven" sessiz çoğunluğun sesisiniz..
Cuntacilar general meneral denmeden yakasindan tutulup hesaba cekiliyor, Yalcin Kucuk hala zaferden bahsediyor! Bu adam nerede ya$iyor hakkaten? Yurtdi$ina, Meksika veya Nijer'e falan mi kacmi$ da haberimiz yok!
ODAtv, akli dengesi yerinde olmayan bir adami konu$maya zorlayarak suc i$liyor aslinda. Rahat birakin adami!
Ses kaydinin basindan birkac cumlesini verelim:
"iiiiii son iiiiii 10 gun icinde iiiiii AKP tarafi iiiii cok iiiii buyuk iii yenilgiler aldi iiii bu sava$ta. Biz iiiiii eger AKP iiiii buyuk bir yeni iiiii i$ diyelim iii cikartmazsa iiiii insanlarda olan moralli iiiii hal...."
Bu videoyu izlerken, Turkiye'de Ulusal Derin Devlet'e karsi yurutulen operasyonun onemini daha iyi anla$ilir. Cunku bu operasyon, yarin Uluslararasi Derin Devlet'e karsi yurutulecek operasyonun temelini olu$turacak.
Bazilarimiza $a$irtici gelebilir belki ama Turkiye bir laboratuvar olarak kullaniliyor. Mesela tamamen Uluslararasi Derin Devlet'in tezgahi oldugu bilinen 11 Eylul saldirilari (videoda bu konu da var) 28 $ubat'in daha buyuk olcekli bir benzeridir. Ali Kalkanci ve Fadime $ahin'i kullanarak hukumet yiktilar, insanlari hayatini zehir ettiler, ulkeyi etkileri altina aldilar, kendilerine bagli i$adamlarini zengin ettiler, digerlerini ise iflas ettirdiler. Hukumet, IMF'den 1 milyar dolar borc alabilmek icin olum terleri dokerken, bunlar birkac operasyonla 100 milyar dolar para caldilar. Bunun ancak 20-25 milyar dolari tahsil edilebildi, gerisi, legal hukumete kar$i mucadele icin (Ergenekoncular bu kadar parayi nereden buluyor?) sermaye olarak kullandilar.
11 Eylul ile dunyadaki ulkeleri i$gal ettiler, milyonlarca insanin hayatini zehir ettiler, bir taraftan yikip ote taraftan kendilerine bagli buyuk $irketlere yaptirarak zengin ettiler, yeralti ve yerustu zenginliklerini somurduler.
Mesela Turkiye'de 2000'lerin ba$inda ba$gosteren ekonomik kriz ile buharla$an para nereye gitti? Ya ABD'de tetiklenen ekonomik kriz ile buharla$an para kimin cebine girdi acaba?
Plan yapiyorlar, planlarinda belirli oranda ba$arili da oldular ama Allah'in da kendine gore bir plani var muhakkak. $imdiye kadar $eytanin gudumundeki bunlarin planlari i$ledi, bundan sonra sira Allah'in planinda. Umitvar olmak gerekir, umitvar olmayi gerektiren cok iyi i$aretler var cunku.
http://www.sonsayfa.com/Haberler/Dunya/Bu-videoyu-izlerken-kaniniz-donacak.html
"Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin (TGC) 2009 Yılı Geleneksel Türkiye Gazetecilik Başarı Ödüllerini kazananlar belirlendi. Türkiye’nin ilk ve tek özel haber sitesi Odatv.com, TGC tarafından övgüye değer bulundu."
Bence ODAtv'ye haksizlik...
Postal yalaya yalaya dilleri nasirla$mi$lara sadece klasik bir "ovgu" atmak hakaret bence.
TCG, hic olmazsa Soner Yalcin'in eline $oyle minnacik da olsa bir "Altin Postal" tutu$turabilirdi. Cok ayp etmi$ler dogrusu.
Soner ve ODAtv'liler TCG'yi protesto etmeliler bence!
Polis, "Oda Tv" adlı haber sitesinin İstanbul'daki binasında ve 3 yazarının evinde arama yapıyor. Operasyonun, sitede yayınlanan "Ergenekon aramalarıyla ilgili" görüntüler nedeniyle yapıldığı öne sürülüyor.
Arama yapılan internet sitesi Odatv’nin yayını durdu (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17017067.asp?gid=373).
Haber bu... Gelelim detaya...
ODATV'nin Ergenekon Teror Orgutu'nun Sanal Alem Merekzi olsugunu uzun sureden beri yazip ciziyorum. ODATV'nin hem Genelkurmay'daki cuntacilarin hem de derin-PKK'nin avukatligini yaptigini da buradan defalarca yazdim (hem makale hem de yorumlarla).
Kirli ili$kilerini de$ifre ettigim icin hedef alindim ODATV tarafindan. Sadece hedef alinmadim, eli silahli Ergenekon Cetesi ve Ocalan Cetesi'ne hedef gosterildim acikca! (http://www.odatv.com/n.php?n=evet-ben-fethullahciyim--1802101200)
Sadece ben degil, fikirlerimi acikladigim Nasname'yi de kapattirmak icin savcilara hedef gosterdiler. Zerre kadar utanmadan $unlari yazdilar: “Avrupa Kürtleri arasında KDP’ye yakın çalışma yürüten Nasname isimli bir site bulunuyor. Nasname sitesinin hedef aldığı iki organ var. Bir tanesi Türk ordusu. Site ordu ve mensupları aleyhinde her gün onlarca hakarette bulunuyor. Buna rağmen bugüne kadar şaşırtıcı şekilde hiçbir savcının harekete geçmemesi sayesinde Youtube gibi yasaklanmıyor.”
Bir haber sitesinin ba$ka bir haber sitesini savcilara $ikayet etmesi kadar alcakca bir durum olamaz... Ama bunlarin ar damarlari catlak oldugu icin bunu yaptilar...
Buna ragmen ODATV'nin polis baskinina ugramasina sevinmedim. Biraz yuzleri kizarsin diye (ar damarlari catlak degilse) hepsine gecmi$ olsun dileklerimi gonderiyorum.
Tabi Cetecilik i$leri varsa, zeminlere darbe planlari sakliyorlarsa orasi guvenlik guclerinin ve adaletin i$i, orasini bilmiyorum...
Yorum yaz