Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Cevdet Akbay: Dayılar ve Yeğenler Ortamı Karıştırmak için İşbaşında… Cevdet Akbay: Dayılar ve Yeğenler Ortamı Karıştırmak için İşbaşında… ================================================================================ Cevdet Akbay on 13 Feb, 2010 08:54:00 Derin Devlet’in, önümüzdeki seçim öncesi “gidişata dur!” demek için yeni bir eylem planını devreye koyduğu anlaşılıyor. Buradaki “Gidişat”tan kasıt, sistemin demokratikleşme sürecidir. Diger bir ifadeyle “Demokratik Açılım”dır. Sistemin demokratikleşmesi, karanlık/illegal işler çeviren, kaostan ve şiddetten beslenen insanları ve örgütleri çok rahatsız eder. Çünkü demokratik sistem ve şeffaf yönetim bunların bütün tezgahlarını altüst eder, menfaatlerini zedeler. Mesele, demokratik bir sistemde “dayı” apoletlilerin saltanatı yerle bir olacak, kafaları estiğinde sistemin ırzına geçemeyecekler. Aynı durum “yeğen” Öcalan için de geçerldir. Onun demokratik bir sistemde “Atakürd”leşmesi mümkün değildir. Bugün “üniter yapıya dokundurtmayız!” diyen cuntacı apoletliler, kapalı kapılar ardında Öcalan’a “Demokratik Açılım başarılı olursa ikimizin de saltanatı bitecek; demokratikleşme sürecini baltalayıp sistem üzerindeki ağırlığımızı devam ettirmemize yardımcı olursan, biz de senin ‘Atakürd’ olma projende yardımcı oluruz!” diye vaatte bulunuyorlar/bulunmuşlar büyük ihtimalle. Bir taraftan “PKK’yle bağlantıları var” diye insanlar tutuklanıp partiler kapatılırken, diğer taraftan Öcalan’ın, Genelkurmay’ın sorumluluğundaki İmralı’dan örgütünü hicbir engelle karşılaşmadan yönetmekte olduğu gerceğini unutmayalım. Bu, aleni bir “Dayı-yeğen dayanışması”ndan başka birşey değildir. Uzun bir zamandan beri “yeğen” Abdullah Öcalan ve avanesi “Demokratik Açılım bitti, açılım dedikleri safsatadır” deyip duruyorlar. Bununla, ta başından beri açılıma karşı olan Ergenekoncularla ayni cephede bulunduklarını deklare ediyorlar. Son günlerde gazetelere verdigi siyasi mesajlarla tehditler savuran “dayı” İlker Başbuğ da korodaki yerini aldı. Seçim yaklaştıkca dayılar ile yeğenler arasındaki dayanışma da haliyle artıyor. Benzer dayanışmalara daha önce de şahit olmuştuk (2004, 2007 vesaire). Şimdi de kaos ortamı oluşturarak hem sistemin demokratikleşmesini engellemek hem de önümüzdeki seçimlerde bir CHP-MHP koalisyonu çıkartmak için “Derin Devlet” tarafından sahaya sürülmüşler. “Dayı” Başbuğ “Sabrımızı taşırıyorlar!” diyerek masa yumrukluyor, “fazla üstümüze gelirlerse elimizdekileri açıklarız” diye tehditler savuruyor. Aslında elinde birşey falan yok; bütün imkanlarını kullandığı halde cuntacılara yeteri kadar yardım edememenin verdiği ruh haliyle dikkatlari cuntacılardan başka yöne cevirmeye çalışıyor, bu yolla onlara biraz dahi olsun nefes aldırmak için çırpınıyor. “Yeğen” Öcalan ve avanesi de “Bizi imha etmeye çalışıyorlar, direnecegiz” diyerek cocukları sokaklara döküyorlar, savaş çığlıkları atarak tıpkı dayıları gibi tehditler savuruyorlar. Başbuğ’un “parlamento, refarandum yoluyla, demokratik süreçleri işleterek üniter yapıyı değiştirmeye karar verirse ‘Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bunun yanında olmayacak” ifadesi aslında dayı-yeğen dayanışmasının asıl niyetini ele veriyor. Bunların ileri sürdükleri gerekçeler halkı aldatmaya yöneliktir; Başbuğ’un ifadesinden de anlaşılacağı üzere, bütün tantananın sebebi aslında Sivil Anayasa’ya ve sistemin demokratikleşmesine engel olmaktır. Bu tantana sürecinde “Derin Devlet”in güdümündeki Yargı devreye girerek bir kapatma davası açarsa fazla şasırtıcı olmayacaktır. Bugün olduğu gibi, 2007’de de Sivil Anayasa’yı gündeme getiren AK Parti’nin üzerine gitmiş, seçimden sonra da kapatma davası açmışlardı. Bu sefer kesin bir sonuç alabilmek için davayı seçimden önce açacakları anlaşılıyor. AK Parti 2008’de kapatılmaktan kılpayı kurtuldu ama kapatılmaktan daha beter edildi, bir nevi uysallaştırıldı. “Demokratik Açılım” sürecinde tekrar “Sivil Anayasa”dan bahsetmeye başlayınca “Derin Devlet”in güdümündeki “dayılar” ve “yeğenler” tekrar hareketlenmeye başladılar. Bunların tehditleri ancak bir Sivil Anayasa ile geri püskürtülebilir. Mevcut darbe anayasası yürürlükte olduğu müddetçe AK Parti her an kapatılma tehdidi altında olacaktır. Bu durumda olan bir partinin tam manasıyla bir Demokratik Açılım yapması cok zordur. AK Parti’deki kafa karışıklıgı ve sürecteki yalpalama bundan kaynaklanıyor. AK Parti kendisini de milleti de kandırmasın. Demokratk Açılım’da samimi ise mutlaka sivil bir Anayasa yapmak zorundadır. Mevcut Meclis’ten böyle bir anayasanın çıkması ise imkansızdır. Yeni bir Anayasa hazırlayıp (veya ellerindeki hazır Anayasayı) halka sunmaktan başka seçenekleri olduğunu sanmıyorum. Sivil Anayasa, hem Demokratik Açılım’ın hem de kendileri dahil sivil siyasetin garantisi olacaktır. Bunu yapabilmek için biraz cesaret, biraz da ciddiyet gerekir. Çekingenlikle, korkaklıkla, ürkeklikle olmuyor. Sivil Anayasa konusundaki ürkeklikleri, korkak cuntacıları cesaretlendiriyor. Ergenekoncu dayı ve yeğenlerin son günlerdeki meydan okuyuşlarının sebebi bu korkaklıklarıdır. Teşbihte hata olmaz, saldırgan köpekler, korktuklarını hissettikleri insanlara musallat olurlar; korkmayan insanlara ya bulaşmazlar ya da kuyruk sallayarak önlerinde çökerler. AK Parti Hükümeti, çekingenliğe devam ederse, akibeti pek vahim olacaktır. Dönüşü olmayan bir sürece girildiğinden, biraz tökezleme/yavaşlama olsa da demokratikleşme süreci kendileri olmadan da devam edecektir. Not: Bir müddet once BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Yılmaz Erdoğan ve Mahsun Kırmızıgül’e Kürdçe konusunda bir cağrıda bulundu. Bir önceki yazıda “Demirtaş (ve BDP) Kürdçe konusunda samimiyse, en kısa zamanda Öcalan’a da seslenerek ‘Sayın Öcalan, avukat görüşmelerinizi Kürdce yapınız, kitaplarınızı ve savunmalarınızı da Kürdçe yazınız. Anadilinizin bu şekilde göz göre göre erimesine seyirci kalmamalısınız. Bu asimilasyon sürecini durdurmanın başka yolu yoktur’ demelidir” diyerek bir teklifte bulundum. Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı 10 Şubat 2010 tarihli “Basın toplantısı” da Türkçe’dir. Bu da, BDP ve Öcalan’ın Kürdçe konusunda samimi olmadıklarını, yaptıkları çağrının ucuz bir siyasi şovdan ibaret olduğunu, Kürdçeyi siyasetlerine alet ederek suistimal ettiklerini gösteriyor. 13 Şubat 2010 Fotograf: http://www.nasname.com/Yazarlar/sgulmus/5574.html