Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Demokratikleşmenin Birinci Şartı Demokratik Anayasadır Demokratikleşmenin Birinci Şartı Demokratik Anayasadır ================================================================================ Cevdet Akbay on 15 Jan, 2010 05:21:00 Demokratikleşmenin Birinci Şartı Demokratik Anayasadır Ruşen Çakır, Kürd Sorunu’nu yakından takip eden yazarlardandır… “PKK nasıl silahsızlandırılacak?” (12 Ocak 2010, Vatan) başlıklı yazısında Başbakan Erdoğan’ın siyasi danışmanı Yalçın Akdoğan ve MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’ten alıntılar yaparak önemli bazı değerlendirmeler yaptı (http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=PKK_nasil_silahsizlan_dirilacak&tarih=12.01.2010&Newsid=281223&Categoryid=4&wid=73). Aynı yazıda Diyarbakır Belediye Baskanı Osman Baydemir’in süreç hakkındaki fikirlerine de değindi. Yazıyı merak edenler, verdiğim adresten okuyabilirler, ben daha cok bu yazıya Nasname sitesinde verilen tepkilere yer verek istiyorum. Nasname’yi ziyaret eden onbinlerce insan var; bunların çoğu sadece takip etmekle yetinirken, bazıları yaptıkları yorumlarla Nasname’ye destek veriyorlar. Yapılan yorumların seviyesi, okurlarımızın, gıpta edilmeyi hak eden kalitesini gösteriyor; bu da, haliyle, Nasname’nin değerini yükseltiyor. Nasname aracılığıyla Kürdlere sundukları hizmetten dolayı değerli yorumcu arkadaslarımızın herbirisine teker teker teşekkür ediyorum. Yukarida bahsettigim Ruşen Çakır’ın yazısına yorum yazan iki okuyucumuzun yorumunu bilginize sunmak istiyorum. Alıntı yapacağım birinci arkadaşımız, SERDEST… “PKK’yi muhatap alarak Kürt sorunu çözüme kavuşmaz..” başlığıyla yazdığı yorumda şu önemli tespitlerde bulunuyor: “AKP nin kendisine temel strateji olarak öngürdüğü ve adınada Kürt sorunun çözümü olarak nitelendirdiği projenin tıkanmasına neden olan asıl olgu TANIM ve TESPİT hatasında kaynaklanmaktadır. Bir kere Kürt sorunu ile PKK sorunu iki farklı sorun olduğu net olarak anlaşılmalıdır. Kürt sorununun tarihsel derinlikli geçmişi irdelenmeden soruna kaynaklık eden olgu ve fenomenler tespit edilmeden sorunu kökten çözmek mümkün değildir. Zaten bu sorunların yoğunluğu PKK yi doğurmuştur.” “Açılımda amaç PKK nin silahtan arındırmak ve tasviye etmekse bu örgütün tüm kurum ve kuruluşları adres olarak Öcalan’ı işaret etiği gerçeği göz ardı edilmemelidir. Öcalan’ın örgüt özerindeki mutlak hakimiyeti baz alınmak suretiyle Öcalan’ın tek başına muhatab alınması daha gerçekçidir. KCK DBP belediye başkanlarının söylemlerinin hiç bir kiymeti harbiyesi yoktur, zaten Öcalan bunların beyinlerini tutsak etmiştir.” “Ancak sorun Kürt sorununun temel çözümü olursa orada dur demek gerekir; bu sorun Öcalan’la başlamamış ve Öcalan’la bitmez; sorun çok boyutludur, sorun sınıfsaldır ulusaldır, kültüreldir, ekonomiktir. PKK’nin Öcalan’a biat etiği doğrudur ancak bütün Kürtler APO’yu vePKK’yi kendisine temsilci gördüğünü düşünmek yanlıştır. Kürt halkı bir ulustur, her ulus gibi bağrında bir çok sınıf ve katmanı barındırmaktadır her kesimin olurunu alan bir projeyle ancak Kürt sorunu çözülür.” İkinci yorum Muzaffer Sağlam’dan… Yorumu uzun oldugu icin sadece bir kesitini vermek zorundayım: “Tabiki Kürd halkının gercek anlamdaki sorununun çözümü ancakve de ancak bu halkı dürüstçe temsil edebilecek görüşdeki ve de düşüncesindeki temsilciler düzeyindeki değerli Kürd aydınlarının, siyasetcilerinin ve de dürüst yurtsever insanlarının görüş ve de düşünceleriyle ancak çözüme kavuşabilir (…) Bu nedenlede öncelikle Kürd halkının çok değerli olan bu düzeydeki insanlarının ve de değişik kurumlarının bu konunun çözümlenmesi için kendi aralarında öncelikle bir birlik, berebarlik ve de güveni oluşturabilecek ilişkilerde bulunmaları gerekmektedir…” “Ama ne yazıkki bu sorunun bu şekilde çözümünün engellenmesi içinde derin-devlet ve de PKK'nin İmralı’daki derin-devletin kontrolündeki seroku sorunu baltalamak için buna karşı yapılması gerekecek olan karşıt plan ve de taktiklerini hep gündemde ön sırada tutmaktadırlar (…) İşte derin-devlet burada Öcalan aracılığıya hem sorunu baltalamak için ve hem de kendi plan ve de taktiklerini de devam etirmek için de kendi plan ve de proğramını uygulamaktadır. Bugünkü sorunun çözümü için ne yazıkki ne geçmişli DTPsi ve ne de bugünkü onun yansıması olan BDP'nin bu sorunun gerçek anlamda çözümü için hiçde dürüstçe bir çözüm önerileri ve de projeleri malesef yoktur.” Bu değerli arkadaslarımızın yazdıklarını destekliyor, bir iki ilave de ben yapmak istiyorum. Öncelikle, benim "Demokratik Açılım"ndan anladığım, sistemin topyekun demokratikleşmesi sürecidir. En başlarda bu süreci "Kürd Açılımı" olarak sunanlar, bilerek veya bilmeyerek bu açılıma büyük bir darbe vurdular. Belki, devletin geçmişte Kuzey Kürdistan’da sebep olduğu tahribatı öncelikle tamir etme niyetinden böyle bir ifade kullanıldı, bilemiyorum, ama zamanla, özellikle Ergenekoncu Medya’nın körüklemesiyle süreç sanki “Türklerden alınıp Kürdlere verilecek” şeklinde lanse edilmeye başlandı. Amaç belliydi aslında; insanların ırkçılık damarlarını kabartıp bir Türk-Kürd çatışması çıkartarak Demokratik Açılım’ı sabote etmek… Sistemin tam demokratikleşmesiyle, Türkiye’de yaşayan bütün halklarının eşit sartlarda ve birinci sınıf vatandaşlar olarak yaşayabilecekleri bir ortam oluşacak. Ancak, böyle bir ortamın tesisi icin öncelikle devlet ile halk arasında yazılı bir sözleşme gerekir. Bu sözleşme ise anayasadır. Halklara söz verilen haklar yazılı sözleşmeyle garanti altına alınmazsa, zamanla verilen sözlerden caymalar, kayırmalar, keyfilikler olabilir. Bunların önüne geçmek için, yasakları yasaklayan, bütün özgürlüklerin önünü sonun akadar açan, çağdaş, sivil yeni bir anayasaya ihtiyac vardır. Yeni bir anayasa olmadan Demokratik Açılım’ın arzu edildiği gibi başarı şansı yok denecek kadar azdır. Gerçi dünya ile birlikte degişen Türkiye’de bundan sonra geriye dönüş olmayacaktır fakat yürürlükteki darbe anayasası ile sistemi demokratikleştirmeye çalışmak ve mevcut sorunlarla mücadele etmek, yanıbaşımızdaki bataklığı kurutmadan hastalık saçan sivrisineklerle mücadele etmeye benzer. Bugün Kürd Sorunu, İnanç Özgürlüğü (Başörtüsü yasağı, Cemevi Meselesi) ve Azınlık Hakları konusu gibi istisnasız bütün kronik sorunların kaynağı, yürürlükteki darbe anayasasıdır. Bunun sadece birkaç maddesini değiştirmek, yüzlerce kilometrekarelik bir bataklığın birkaç metre karesini kurutmaya benzer; bataklık, hastalık üretmeye devam eder. Kısacası, mevcut anayasa yürürlükte olduğu müddetce hiçbir sorun tam manasıyla çözülmez; biri çözülse, yenilerini üretmeye devam edecek. Hatta, gün gelir “Türk Sorunu” bile üretir. 28 Subat Sureci’nin mimarı ve Ergenekon’un önemli temel taşlarından biri olduğuna inandığım eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, açılımı eleştirirken kullandığı “Yanlıştan dönün, Türk Sorunu çıkarırsınız” ifadesi tesadüfen ağızdan çıkmış sıradan bir laf değildir. Ayrica, AK Parti, tek başına iktidarda olmasına rağmen, darbe anayasasının yürürlükte olduğu Turkiye’de kendi güvenliğini bile sağlayamıyor. Kısa bir müddet önce kapatılmaktan kıl payı kurtuldu; yarın Başsavcının kafası estiğinde (veya malum derin merkez düğmeye bastığında) yeni bir kapatma davası daha açabilir. Anayasa mahkemesi'nde kalkacak, daha doğrusu kalkmak için can atan birkaç el bu sefer AK Parti’yi kapatıp tarihe gömebilir. Ergenekon Davası’nı yürüten hakim ve savcılara koruma veriliyor, can güvenlikleri sağlanıyor; aksi halde öyle riskli bir görevi yapmaları mümkün değil. Günümüz şartlarında AK Parti’nin ne bir koruması ve ne de bir güvencesi var. Bu şartlarda, Ergenekon Davası’ndan daha önemli olan sistemin demokratikleşme işini nasıl gerçekleştirebilecek? Kapatılma korkusuyla ayakları birbirine dolanan bir parti böyle büyük bir projeyi hakkıyla tamamlayabilir mi? Ben şahsen fazla ihtimal veremiyorum maalesef. Oysa, çıkaracakları yeni anayasa, ölümcül dalgalara karşı onların can simidi olacak, daha rahatca ve cesurca hareket etmelerini sağlayacaktır. “Meclis’te coğunluğumuz yok” mazaretinin geçerliliği de yok artik. 27 Nisan korsan bildirisi ve 367 entrikasi ile cumhurbaşkanını seçmede aciz kaldıklarında, hazırladıkları kanunu halk oyuna sunarak, yani halka giderek, sıkıştıkları köşeden halk sayesinde kurtulabildiler. Şimdi de öyle yapabilirler… Anayasa Mahkemesi'nin verdiği son bazı siyasi kararlarla elleri kolları bağlı zaten; yeni anayasa konusunda Meclis’te yapabilecekleri fazla birşey olduğunu sanmıyorum. Sivil anayasayı raflardan indirip direk halka sunsunlar; halkı hakem yapsınlar, bıraksınlar kararı halk versin, son ve kesin sözü halk söylesin! Darbe anayasasına bile “Evet” diyen halk siviline hayli hayli “Evet” diyecektir. Bu adım, sivil anayasaya karşı çıkan diğer kişi ve kurumlara (ozellikle derindeki devlete) kuvvetli bir gözdağı olacak, seslerini kesecektir. Halkin “Hayır” diyeceğini sanmam, “Hayır” dese bile, AK Parti’nin kaybedeceği birsey yok; üstüne düşen görevi yapmış, sorumluluktan kurtulmuş olacak. “Demokratik Açılım” tartışılırken, bununla birlikte seslendirilen bir de “muhatap” meselesi var. Eğer açılımın gayesi sistemin toptan demokratikleşmesini sağlamak ise, bunun muhatabı halk olur; halkı temsil eden bir kurum vardır, o da Meclis’tir. Bu işi Meclis halletmelidir. Şunu veya bunu "muhatap" diye diretenlerin samimiyetine inanmıyorum; bu bir oyalama taktiğinden başka birşey değildir. Gaye, süreci yavaşlatmak, zamana yayıp sulandırmak ve sonunda başarısız kılmaktır. Dikkat ederseniz, "beni muhatap al" diye diretenlerin şimdiye kadar bu sürece zerre kadar bir yararı olmamıştır. Mesela, TSK “şunu yapma” diyor, yargı “bunu yap ama şuna dokundurtmam” diyor, Kürd siyasetciler “İmralı’yı muhatap al” diyor, İmralı “ben olmadan olmaz” diyor. CHP ve MHP zaten baştan karşı. Samimi olarak demokrasi isteyenler meydanlara çıkıp “beni muhatap al” dediğini duymuyoruz, cünkü sessiz coğunluk cözüm istiyor, bunu sessizlikle deklare ediyor. Son bir nokta daha… Bu süreci zora sokmak isteyenlerin bir diğer taktiği de “şu şu haklar hemen verilsin” dayatmasıdır. Haklı bir istek ama gerçekçi değil. Yapılmaya çalışılan bir ev var (ev yapmak için de tabi plan, yani anayasa şart, onsuz olmaz), daha ortada herhangi bir inşaat yokken, “kapı kolları şu renk olmazsa, olmaz; inşaatı engellerim” diretmesinde bulunmak samimiyetle bağdaştırılamaz. Ev şarttır, kapı kolları ise ince iş ve detaydır. Detaylar daha sonra da halledilebilir. Detaylarda ısrar edip inşaatı geciktirenler eğer saf degillerse, gaye inşaatı çeşitli entrikalarla geciktirmek ve nihayetinde engellemekten başka birşey değildir. 15 Şubat 2010