Anasayfa | Yazarlar | Dr. Cevdet Akbay | İmralı’ya Sahip Çıkan Yok… İtalya’ya Verelim Gitsin!

İmralı’ya Sahip Çıkan Yok… İtalya’ya Verelim Gitsin!

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image

İmralı ortada kalmış durumda; kimse sahip çıkmıyor. Hazır Abdullah Öcalan’ı köşe yazarı olarak İtalya’ya transfer ederken İmralı’yı da İtalya’ya mı versek! Aslında Öcalan’ın ODATV’ye transferini bekliyordum; neden anlaşamadılar acaba? Bu konuda, “derin ODA”dakilerin bizi bilgilendirmesini bekliyoruz.

.

.

-----------------------------------xxx------------------------------

 

 

İmralı’ya Sahip Çıkan Yok… İtalya’ya Verelim Gitsin!


“İmrali Hapishanesi’nin yönetimi kimde?” sorusunu uzun süreden beri ısrarla gündemde tutmaya çalışıyorum. En son, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Adalet Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Yargıtay’a uzunca bir yazı göndererek aynı soruyu onlara da sordum (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/5219.html adresindeki yazının son yarısı). E-mail adresinin (bedk@basbakanlik.gov.tr)  doluluğundan dolayı(!) mesajı Başbakanlık’a bir türlü ulaştıramadım (Başbakanlık’ın bu birimi ya çok meşgul ya da çok hantal anlaşılan!). Bilgi Edinme Kanunu’na göre normalde 15 günde cevap verilmesi gerekirken aradan aylar gecmesine ragmen Yargıtay’dan herhangi bir cevap alamadım.

İlk cevap Cumhurbaşkanlığı Bilgi Edinme’den (cbykb03@tccb.gov.tr; cbsrvexc1.tccb.gov.tr [212.174.172.72]): “4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında elektronik posta ile ilettiğiniz, bölücü terör örgütünün elebaşı ve terörle mücadele konularında yönelttiğiniz soruların cevaplanması talebini içeren ilgi dilekçeniz alınmıştır. Talebinizin 4982 sayılı Kanunun kapsamına girmediği değerlendirilmektedir. Bilginizi rica ederim.”

İkinci cevap Adalet Bakanlığı Bilgi Edinme’den (ab40427@adalet.gov.tr; sender1.adalet.gov.tr [212.175.130.27]): “4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde cevaplandırılmasını istediğiniz hususlarla ilgili 13.12.2009 tarihli başvurunuz incelenmiştir.”

“İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda terör suçlarından hükümlü olarak bulunan Abdullah ÖCALAN, Devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik terör eylemlerinden dolayı yargılandığı mahkemece 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125 inci maddesi gereğince idam cezasına mahkûm olmuş, yasal değişiklikler sonucu bu cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüştürülmüş olup, bu cezası ölünceye kadar infaz edilecektir.”

“Hükümlünün cezası, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 25 inci maddesine uygun olarak infaz edilmektedir. Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmeliğin ilgili maddeleri uyarınca ziyaretçileri ve avukatları ile görüş yapmaktadır. Adı geçenin, ziyaretçileri veya avukatları aracılığı ile dışarıya veya terör örgütüne mesaj göndermemesi konusunda gerekli güvenlik tedbirleri alınmaktadır. Bilgilerinize rica ederim.”

Üçüncü cevap Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Edinme’den (beb@tsk.tr; esmail.tsk.mil.tr [193.110.208.138]): “Müracaatınızın cezaevi ile ilgili kısmı için Adalet Bakanlığına başvurmanızın uygun olacağı değerlendirilmektedir. Ayrıca müracaatınızdaki diğer hususlar; ‘4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun 27’nci maddesi ve ‘2004/7189 Karar Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik’in 18’inci maddesinin son fıkrası ve 38’inci maddeleri uyarınca bilgi edinme hakkı kapsamı dışında kaldığından cevap verilmesi mümkün olmamaktadır.”

Kurumlarüstü oluşu münasebetiyle Cumhurbaşkanlığı’nın gönderdiği cevabı fazla garipsemiyorum ama Genelkurmay Başkanlığı ve Adalet Bakanligi’ndan gelen cevaplarin sordugum soruya “cevap” vermedikleri asikardir. Ne Genelkurmay “Hayır, İmralı Cezaevi bizim kontrolümüzde değil” diyor, ne de Adalet Bakanligi “Evet, İmralı Cezaevi bizim kontrolumuzdedir” diyor! Öcalan Medyasi’nin “İmrali NATO’nun kontrolunde” (http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=64403) iddiasindan yola çıkarak aynı soruyu NATO’ya da sordum. Cevap gönderirlerse sizlerle paylasacağim ama şuan İmralı ortada kalmış durumda; kimse sahip çıkmıyor. Hazır Abdullah Öcalan’ı köşe yazarı olarak İtalya’ya transfer ederken İmralı’yı da İtalya’ya mı versek! Aslında Öcalan’ın ODATV’ye transferini bekliyordum; neden anlaşamadılar acaba? Bu konuda, “derin ODA”dakilerin bizi bilgilendirmesini bekliyoruz.

Ortada ciddi bir durum var: Abdullah Öcalan İmralı Adası’ndan mesajlar veriyor, PKK’yi yönetiyor, savaşı kızıştırıyor vs… Bunlar bilinen ve zaman zaman yazılan şeyler. Pek fazla üzerinde durulmayan konu, Öcalan’ın bunu nasıl yaptığıdır. Suriye’de can güvenliği olmadığı için Türkiye’ye teslim olurken (yakalanmış gibi yapılması, derin-TSK Öcalan ve bir-iki yabancı ülke arasındaki plan gereğiydi) daha uçaktayken “Ne görev verilirse yaparım” diyen (mahkemede de aynı şeyi tekrarlayan), bir fiske dahi yemeden örgütünün bütün gizli sırlarını devlete vererek itirafçı olan korkak birisi, İmralı Hapishanesi’ni kontrol eden kuruma/güce kafa tutması kesinlikli mümkün değildir. Bu durum ya İmralı’dan sorumlu olan kurumun ihmalkarlığından/acizliğinden ya da Öcalan’la olan işbirliğinden (Öcalan’i kullanmasından), yani ihanetinden, kaynaklanır… Her iki durumda da ortada büyük bir suc var; sucun büyüklüğünden dolayı Adalet Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı ortaya çıkıp “İmralı’dan ben sorumluyum!” demeye cesaret edemiyor, topu birbirine atıp oyalayarak unutturma taktiği uyguluyorlar.

Israrla “İmralı kimin kontrolunde?” sorusunu tekrarlamam birçok insanı, özellikle İmralı’yı hem kontrol edip hem de kontrol ettiğini gizleyen (işlenen suçtan dolayı) kurumdaki kişileri çok rahatsız ediyor. Aslında benden rahatsız olmalarına gerek yok çünkü bu ve buna benzer sorulari ilk soran ben değilim; ben, unutturulmaya çalışılan bu soruları, önemlerine binaen gündemde tutmaya çalışıyorum sadece. Bu konuyu en çok merak edenlerden biri Fehmi Koru diğeri de Emin Çölaşan’dır. Fehmi Koru’nun (Taha Kıvanç ismiyle) yazdığı 21 Mayıs 2005 tarih ve “Çok soru, az cevap...” başlıklı yazısı aynı sorularla birlikte ilginç ip uçları içeriyor (http://yenisafak.com.tr/arsiv/2005/MAYIS/21/tkivanc.html):

“Herkesin merak ettiğini sandığım ‘Öcalan örgütünü avukatları aracılığıyla İmralı’dan nasıl yönetiyor’ ve ‘Bu rezalete kimler, niçin göz yumuyor?’ sorularını, Çölaşan, ‘devletin bu konuda en üst düzeyde yetkililerinden’ dediği birine sormuş. Aldığı cevabı aktardı önceki gün: ‘Biz daha önce bu adama göz yumduk ve kendisini kullandık. Çünkü ölümden korkuyordu. Son derece evhamlı ve korkak biri. Bizim telkin ve teşviklerimizle İmralı’da devletten yana mesajlar veriyordu. Örneğin sınırlarımız içerisindeki PKK’lıları bir süre Kuzey Irak’a çektirdi. Fakat olaylar öylesine gelişti ki, adam kontrolden çıktı. Palazlandı, moral kazandı. Mesajlarını özgürce verebildiğini anlayınca yön değiştirdi.’”

“Münafıklık ne haddime, bu açıklamayı olduğu gibi ‘doğru’ kabul ediyorum. Ancak yine de aklıma bir şey takılıyor: Öcalan hâlâ İmralı’da ve orada kalmaya devam edecek; vaktiyle kendisiyle ‘kullanma’ ilişkisi kuranlarla teması bitmiş değil yani... ‘Mesajlarını özgürce verebilmesi’ kendisini kullananların bilgisi dışında niye olsun ki? Acaba bu kez de farklı bir amaçla mı kullanılıyor Öcalan? Bu konuda soru çok, cevap azdır; her zaman öyle olmayacak ama...”

Fehmi Koru, Çölaşan’ın anlattığı hikayaye şüpheyle bakıyor, birilerinin Öcalan’ı kullanmaya devam ettiğini ima ediyor (Koru’nun bahsettigi Çölaşan’in 19 Mayıs 2005 tarih ve “Acı gerçek” başlıklı yazısı http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=320460 adresinde okunabilir). Bana göre “ölümden son derece korkan, çok evhamli ve korkak biri”nin, yani Öcalan’ın, sonradan cesaretlenip patronlarına diklenmesi mümkün değildir. Çölaşan, üstdüzey askeri yetkilinin ifadeleriyle dezenformasyon yapıyor (o sıralar Öcalan ile ilgilenen hemen hemen bütün askerlerin şimdi Ergenekon ile ilişkisi tesbit edildiğine göre, bu dezenformasyonu yapan asker de büyük ihtimalle Ergenekoncudur).
Çölaşan’in, Öcalan’in İmralı’dan disariya mesaj vermesi ile ilgili yazdığı yazıları taradım. Konumuzla ilgili yazilarin ilgili bölümlerini aktararak Çölaşan’ın Genelkurmay’daki cuntacilar hesabina nasıl dezenformasyon yaptığını göstermeye çalışacağım. 1 Temmuz 1999 tarih ve “Ne yapmalı!” başlıklı yazısında (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-88872) “Apo duruşmalarda barıştan yana olduğunu hep vurguladı. Eğer hayatı bağışlanırsa barış için çaba harcayacağını söyleyip durdu. Hatta ‘Bu konuda PKK'ya sözüm geçer’ gibi laflar da etti. Şimdi önünde bir fırsat var. Ya da bu fırsat ona verilmeli. İmralı'dan bir çağrı yapsın ve örgütün silah bırakmasını sağlasın” ifadeleriyle Öcalan’in İmralı’dan konuşmasını teşfik ediyor (İmralı’daki yargilamaya gazeteci olarak katilanlar arasinda Çölaşan da vardi).
15 Temmuz 1999 tarih ve “Neyin affı?” başlıklı yazısında (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-91197) “Yaşamını İmralı'da sürdürmekte olan Apo'nun avukatları, onun adına çok ilginç açıklamalar yapıyor. İmralı dönüşünde söyledikleri sözler dün basında yer aldı” ve 3 Mart 1999’daki “Apo ziyaretçileri” başlıklı yazısındaki (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-66118) “Acaba Apo işkence gördü mü? Görmediği kanısındayım. Niye yapılsın ki!.. Daha enselendiği anda bülbül gibi ötmeye ve Türk milletine övgüler düzmeye başlayan bir teröristin nesine işkence yapacaksınız!” ifadelerinden, Çölaşan’in, Öcalan’in avukatlari aracılığıyla İmralı’dan mesajlar vermesinden fazla rahatsızlık duymadığı anlaşılıyor.

14 Ocak 2000 tarih ve “Ne olacak?” başlıklı yazısındaki (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-125952) “Adam İmralı adasında sanki bir idam mahkûmu değil, oraya tatil yapmaya gitmiş bir vatandaş! Her gün ötüyor ve yumurtladığı laflar da avukatları tarafından bütün dünyaya medya aracılığı ile yayılıyor (…) Siz Avrupa'yı da bırakın bir yana, dünyanın herhangi bir cezaevinde idama mahkûm olmuş, ama her gün demeçler veren, mesajlar gönderen birini gördünüz mü, duydunuz mu? Böyle bir kepazeliğe dünyanın hiçbir ülkesinde izin verilmez (...) Neyse, eğer bu devlet devletse, Apo'nun ötmesine artık bir son vermelidir. Eğer avukatları bu durumu kötüye kullanıyorsa, onlara da engel olmalıdır. Bunlar avukat mıdır, yoksa katilin açıklamalarını bütün dünyaya iletmekle yükümlü basın sözcüsü müdür? Ortada devletin bir aczi mi var, yoksa buna bilerek mi göz yumuluyor?” ifadeleriyle Öcalan’in disariya mesaj vermesinden rahatsiz duymaya basladigini belli ettirmeye çalışiyor ama sorumlu olarak hükümeti veya Genelkurmay’ı adres göstermiyor.

19 Ocak 2000 tarih ve “Ötmeye devam!” başlıklı yazısında (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-127132) şunları yazıyor: “Apo İmralı'dan ötmeye devam ediyor. On binlerce insanın kanına giren bu adam her gün avukatları aracılığı ile siyasal mesajlar vermeyi sürdürüyor. Burada defalarca yazdım. Bu bir rezalettir. (…) Bu adamın İmralı'dan böyle özgürce ötüp örgütünü yönetmesine izin vermek, bizim devletin aczini gösteriyor. Başbakan (Ecevit) bile ‘Orasını siyaset kürsüsü olarak kullanamaz’ derken, adam şakır şakır konuşup sinir bozmaya devam ediyor. Kafamda kuşkular var. Bu adamı acaba bizim devlet mi öttürüyor? Buna özellikle mi izin veriliyor? Ama öyle olsaydı Ecevit o sözleri söyler miydi? Ya da bunun söylemediği sözleri avukatları mı söylemiş gibi gösteriyor?”

“İstanbul Barosu eski başkanı Turgut Kazan, avukatların bu yaptığının suç olduğunu, baroların derhal soruşturma açması gerektiğini söyledi. Barolar ne yapıyor? Türkiye bu kadar aciz bir ülke mi? Bugün PKK açıkça İmralı'dan yönetiliyor. Bir hükümlüye ve avukatlarına böylesine haklar dünyanın hangi ülkesinde, hangi cezaevinde verilmiştir? Bunlar avukat mıdır, katilin siyasi kuryesi midir? Sabancı'nın katil zanlısı Fehriye Erdal'ın Belçika cezaevinden sesi çıkıyor mu? Çakıcı Fransa cezaevinden konuşabildi mi? Bizim cezaevlerimizde kime bu olanak sağlanmıştır? Ayıptır yahu! İnsafa gelin de, milletin sinirini daha fazla bozmayın. Ya da, devlet bizimle oyun oynuyorsa, işin içinde gizli hesaplar varsa, bunu bilelim.”

Goruldugu gibi, bu yazida da Öcalan’in İmralı’dan PKK’yi yonetmesinden dolayi Emin Çölaşan’in kaleminden ne hukumete ne de Genelkurmay’a yoneltilen bir suclama var (hatta Basbakan Ecevit’in masum oldugunu ima eden ifadeleri var; bununla, saniyorum, hukumetin bu konuda yetkisiz/aciz oldugunu, asil sorumlunun baskasi oldugunu ima ediyor, ama bildigini sandigim sorumlulari da bile bile aciga vurmuyor).

18 Agustos 2000 tarih ve “Ahmet Bey’e Apo ovguleri” başlıklı (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-175947) yazida zamanin Cumhurbaskani Ahmet N. Sezer’in PKK yayinlari tarafindan ovulmesini elestiriyor. İmralı konusunda da şunları yazıyor: “Bir parantez açayım. Bu Apo İmralı'dan nasıl ötüyor? Buna kimler nasıl izin veriyor?” Yaziyi “PKK, Türkiye'nin cumhurbaşkanını öve öve bitiremiyor, göklere çıkarıyor! Birileri çıkıp yukarıda somut olarak belgelediğim şu hadiseyi bana bir anlatsın. Lütfen, istirham ediyorum... Çünkü ben anlamıyorum!” ifadeleriyle Öcalan’in İmralı’dan konusmasindan dolayi imali olarak Sezer’i sucluyor (yani, Öcalan’i, elestirdigi kisi ve kurumlara karsi kullaniyor; bundan sonra birçok ornegini görecegiz).

30 Mayıs 2002 tarih ve “İdam ve Kürtçe” başlıklı yazısında (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=75228) şunları yazıyor: “İmralı'da tek başına, uysal bir kuzu gibi oturan ve gerektiğinde devlet tarafından kullanılan bu kişiliksiz ve korkak adamın dirisi, ülkemize çok daha yararlıdır.” 15 Haziran 2002 tarih ve “İdam” başlıklı yazısında (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=78603) su ifadelere yer veriyor: “Bu adam bir korkak, bir zavallı (…) Enselendikten sonra İmralı'da bülbül gibi öttü. Örgütle, kendisi ve yakın çevresiyle ilgili ne kadar bilgi varsa, güvenlik güçlerine iletti. Hangi ülkelerden ve kimlerden nasıl yardım gördüklerini, paraların yerini bir bir anlattı. Yargılama aşamasında ötüşünü sürdürdü. Şimdi İmralı'da kuzu gibi yatıyor. Bildiği her şeyi devlet görevlilerine anlatmayı sürdürüyor.” 4 Agustos 2002 tarih ve “AB gerçekleri” başlıklı yazısında da (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=89103) Abdullah Öcalan’in İmralı’da yaşamasınin Türkiye'nin çıkarına oldugunu, 1 Aralik 2002 tarih ve “Teror bitti OHAL bitti” başlıklı bu yazısında ise (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=112832) Öcalan İmralı'da, “bülbül gibi ötmeye, bildiği her şeyi devlet görevlilerine anlatmaya devam” ettigini yazıyor. Kisaca, Öcalan’in devlet (bunu “asker” olarak okuyabiliriz) tarafindan kullanildiginin farkinda ve bu durumdan memnun gorunuyor Çölaşan.

15 Kasim 2003 tarih ve “İtalyan yası” başlıklı yazısında   (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=183657) su ifadeleri, Çölaşan’in, Öcalan’in PKK’yi İmralı’dan yonetmesinden fazla rahatsizlik duymadigini anliyoruz: “Bu terör örgütünün elebaşısı günün birinde Suriye'yi terk etmek zorunda kalınca İtalya'ya sığındı. Orada güzelce ağırlandı. Yunanistan, Rusya, Kenya macerasından sonra Türkiye'ye getirildi, bülbül gibi ötüp bütün bildiklerini anlattı. Artık İmralı'da sakin bir yaşam sürüyor.”

31 Ekim 2004 tarih ve “Komutanlar da yakınıyor!” başlıklı yazısında (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=269110), şunları yazıyor: “29 Ekim gecesi verilen Çankaya resepsiyonunda komutanlar ilginç mesajlar verdi (...) (Kara Kuvvetleri Komutanı) Orgeneral Büyükanıt bu konuda daha çarpıcı birkaç cümle söylüyor: ‘PKK’nın elebaşı Öcalan, İmralı’da görüştüğü avukatları aracılığıyla örgütünü yönetmeyi sürdürüyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir terör örgütünün lideri hapiste iken örgütünü bu kadar kolay idare edemez. Bunun dünyada başka bir örneği yok. İmralı’da, Şam’da olduğundan daha rahat hareket ediyor.’ Çok doğru. O sırada Büyükanıt’ın yanında bulunan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri de bu sözleri doğruluyor ve şöyle diyor: ‘Şam’da iken bile örgütünü bu kadar rahat yönetemiyordu.’ (…) Bu aşamada benim aklıma vatandaş kimliğimle bir soru geliyor: ‘Sayın paşalarım, kusura bakmayın ama İmralı Adası kimin yönetim ve denetiminde? Sizin mi, sokaktaki vatandaş olan bizlerin mi? Madem bu yakınmaları açıkça dile getiriyorsunuz, o halde niçin önlem almıyorsunuz?’”

Buradaki ifadelerden, Çölaşan’in, İmralı’nin Adalet Bakanligi’nin degil, Genelkurmay’in denetiminde oldugunu bildigini gosteriyor. Aklindaki sorulari pasalara sormaya cesaret edebildi mi? Edemediyse, bu yazidan sonra kendisine herhangi bir cevap ulaştırildi mi? Bilemiyoruz. Çölaşan’in, İmralı’nin Genelkurmay’in sorumlulugunda oldugu bilgisini aciga vurdugu icin “kulagi cekilmis” midir? Bu konu uzerinde bir daha durmadigindan, “kulaginin cekildigi”ni tahmin edebiliriz.

16 Subat 2005 tarih ve “Aramızda 6 yıl” başlıklı yazısında (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=296887) şunları yazdi: “Teror örgütünün başı bundan tam 6 yıl önce, yakalandıktan hemen sonra Türkiye’ye getirildi. Bu süreden beri İmralı Adası’ndaki ‘seçkin’ konuğumuz! (…) Sık sık avukatlarıyla görüşüyor. Her seferinde avukatları aracılığı ile dışarıya mesaj gönderiyor (…) Avukatlar gelmeden önce devlet görevlileri kendisine, ziyaret sırasında ‘dışarıya vermesi gereken mesajları’ anlatıyor. O da kendinden bir şeyler katıp aynen tekrar ediyor.” Bu yazida, Çölaşan’in, İmralı’da islerin nasil yurudugünu, konusmalarin nasil hazirlandigini çok iyi bildigini gosteriyor. Fakat, Öcalan’in ne konusmasi gerektigini dikte eden devlet görevlilerinin “apoletli” oldugu bilgisini ise büyük bir maharetle sakladigi dikkatten kacmiyor.

8 Mayıs 2005 tarih ve “PKK’yı İmralı’dan yönetiyor” başlıklı yazısında (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=317727) şunları yazdi: “Abdullah Öcalan, İmralı tatilinde! (…) PKK İmralı’dan yönetiliyor, avukatları kuryelik yapıyor, devlet uyuyor. Böyle özgür bir hükümlü Türkiye’de ve dünyada yok. Türk devleti bu rezalete AB korkusu nedeniyle göz yumuyor (…) Adam sanki terörist değil, hükümlü değil, avukat görüşmesinde adeta basın toplantısı yapıyor! (…) Türkiye’de on binlerce hükümlü var. Öcalan’a sağlanan bu olanakların binde biri bile hangisine verilmiş? Adam cezaevinden terör örgütü yönetiyor. Avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde hukuk, savunma ile ilgili bir tek sözcük yok. Direktiflerini avukatları aracılığıyla veriyor, örgütünü İmralı’dan yönlendiriyor. Bunlar avukat mı, kurye mi, örgüt elemanı mı? Bizim yetkililer ise bu kepazeliği seyrediyor, göz yumuyor. Niçin? (…) Kimdir bu uygulamanın sorumluları, kim?” 31 Ekim 2004 tarihli yazısından, bu uygulamanin sorumlularini bildigi halde dili bir türlü “Genelkurmay’daki cuntacilar” demeye varmiyor Çölaşan’in… 18 Agustos 2000 tarihli yazısında Çölaşan, İmralı’dan disariya mesaj yollama durumdan dolayi zamanin Cumhurbaskani A. Necdet Sezer’i hedef aldigi gibi burada da ustu ortulu olarak AK Parti Hukumeti’ni hedefe koymaya basladigini görebiliriz.

Çölaşan. 8 Mayıs 2005 tarihli yazısında Öcalan’in “Radyodan dinledim. Hilmi Özkök’ün güvenlik anlayışı devleti uçuruma götürür” ifadesini de aktariyor. Ergenekon Davasi’ndan, darbe planlarina karsi ciktigi icin Ozkok’un istisnasiz bütün kuvvet komutanlarinin baskisi altinda oldugunu ogrendik. 2005 tarihli “Gorusme notlari”ndaki bu ifadelerden, Öcalan’in da darbeci kuvvet komutanlarina destek verdigini goruyoruz. 2004’te, yillardan beri surmekte olan ateskes kararini derin avukati Mahmut Sakar’a bozdurarak darbe hazirligi yapan apoletlilere destek cikmisti Öcalan. 2007’de de destek cikmisti; simdi de Demokratiklesme Süreci’ni baltalamak icin görev basinda.

18 Mayıs 2005 tarih ve “İmralı açıklamaları!” başlıklı yazısında (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=320230) şunları yazıyor: “İmralı’da ipler tamamen onun (Öcalan’in) elinde. Örgütünü ve ülkemizdeki Kürtçülük hareketini oradan, avukatları aracılığı ile yönetip yönlendiriyor. Hem de hiç çekinmeden, müdahale görmeden! (…) Bundan sonra vereceğimiz şehitlerin, İmralı’dan yönlendirilen PKK’nın dökeceği kanların sorumlusu tümüyle bizi yönetenlerdir. Hesabı onlardan soralım.” 19 Mayıs 2005 tarih ve “Acı gerçek” başlıklı yazısında (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=320460) Fehmi Koru’nun yazısında gecen ifadelere ek olarak su ifadelere yer veriyor Çölaşan: “Öcalan’ın İmralı’dan verdiği gazla, Güneydoğu’da her gün şehitler veriyoruz. Sıra vali konaklarının basılmasına geldi!... Ve net sonuç: Bu konuda ne yapılması gerektiği, hükümet tarafından bilinmiyor. Ya da biliniyor ama AB korkusundan sessiz kalınıyor. Her ikisinin utancı da Türkiye Cumhuriyeti’ne ait!” Bu iki yazısından anladigim kadariyla Çölaşan sorumlu olarak “bizi yönetenler”i gosteriyor ama acik bir adres vermiyor.

21 Temmuz 2005 tarih ve “Gireceksek girelim!..” başlıklı yazısında (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=336311) şunları yazdi: “Biz bu adamların Kuzey Irak’tan Türkiye’ye geçişlerini niçin önleyemiyoruz? Terörist geçiyor, mayınlar, silahlar, bombalar geçiyor. Biz neredeyiz? Sınırlarımızı niçin koruyamıyoruz? Abdullah Öcalan aylar boyunca İmralı’da yaptığı ‘avukat görüşmelerinde’ örgütüne taktik verdi, emirlerini bildirdi (…) Bu konuyu burada somut örnekler ve belgelerle defalarca yazdım. Ne hükümetten, ne de Genelkurmay’dan ses geldi!” Bu yazida, İmralı’dan sorumlu oldugundan emin oldugu Genelkurmay’in yanina hukumeti de yerlestiriyor… Ayrica, Avrupa Birligi’ne giristen rahatsiz oldugunu da belli ettiriyor (8 Eylul 2005 tarihli yazısında bunu daha acik goruyoruz).

8 Eylul 2005 tarih ve “Önce ger sonra ağlaş” başlıklı yazida (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=348268) şunları yazdi: “Öcalan, özellikle son iki yıldan bu yana örgütünü İmralı’dan yönetiyordu. Orada her hafta avukatlarıyla görüşüyor, emir ve direktiflerini onlar aracılığı ile örgütüne duyuruyordu. Niçin böyle oluyordu? Hiçbir hükümlüye sağlanmayan bir ayrıcalık nasıl oluyordu da Öcalan’a sağlanıyordu?.. Çünkü AB öyle istiyordu.”

Çölaşan, “Öcalan, özellikle son iki yıldan bu yana örgütünü İmralı’dan yönetiyordu” ifadesiyle bu konuda dikkatleri ve suclamalari AK Parti Hukumeti’ne cevirmeye çalışiyor. Oysa Çölaşan, Öcalan’in PKK’yi İmralı’dan yonettigini, AK Parti Hukumeti kurulmadan çok once, ta 1999’lardan beri biliyor (yukarida verdigim yazilarina bakilabilir). Numune olsun diye 19 Ocak 2000 tarih ve “Ötmeye devam!” başlıklı yazısındaki “Bu adamın İmralı'dan böyle özgürce ötüp örgütünü yönetmesine izin vermek, bizim devletin aczini gösteriyor” ifadesini verebiliriz. Apoletli patronlarinin suclarini ortbas etmek icin kendisini yalanlamaktan bile cekinmeyen bir “embedded yazar”la karsi karsiyayiz. Çölaşan bu… 12 Eylul darbesinden sonra iskencehaneleri gezip “iskence miskence yok, hucreler çok rahat” gibi raporlar yazarak darbecilerin iskencelerini ortbas etmekten utanmayan birisinden bahsediyoruz!

“Embedded yazar”dan alinti yapmaya devam edelim… 14 Kasim 2006 tarih ve “İmralı rezaleti” başlıklı yazısında (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5432122) şunları yazıyor: “Adam hükümlü. Fakat avukatları sürekli yanında! Öcalan konuşuyor, avukatları not alıyor ve bunlar ertesi günden başlayarak PKK gazetesinde tefrika halinde yayınlanıyor. Adam oradan örgütüne taktik veriyor. Devlete aba altından sopa gösteriyor. Terör örgütünün propaganda çarkı olanca hızıyla çalışıyor. Demek ki Türk devleti, bu çarkı durduramıyor! Niçin? Çünkü adamın arkasında AB var ve hükümet AB’den korkuyor. Ne yazık ki gerçek bu (...) Pekiii, yukarıdaki soruların muhatabı kim? Elbette hükümet!.. Çünkü AB virüsü onları hücrelerine kadar sarmış durumda (…) Direktif ve taktiği İmralı’dan alan örgüt... Sonra şehit cenazeleri... Ve bir yanda İmralı rezaletine göz yuman, öte yanda ise cenazeler kalkarken ‘çok üzgün’ olduğunu söyleyen hükümet yetkilileri!.. ”

Çölaşan’in, yukaridaki ifadeleriyle “Öcalan sopasiyla” AK Parti Hukumeti’ne ve AB’ye vurduguna sahit oluyoruz. İmralı konusunda hukumeti sorumlu tutarken “Bu soruların yanıtı yok. Eğer olsaydı, ülkenin Genelkurmay Başkanı, özellikle gazetecilerin önünde içtenlikle ‘bu nasıl iştir’ diye sormak ve sıkıntısını dile getirmek zorunda kalmazdı” ifadesiyle Yasar Büyükanit ve askerleri ozenle olayin disinda gostermeye gayret ediyor.

6 Temmuz 2007 tarihli “Muhalefet bunları niçin sormuyor?” başlıklı yazısında (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=6839549) ise bile bile gercekleri carpitarak acikca dezenformasyon yapiyor: “Öcalan’ın yattığı yer İmralı cezaevi. Orası doğrudan Adalet Bakanlığı’na, yani hükümete bağlı. Adanın sadece koruması askerler tarafından yapılıyor. Müdürü, infaz koruma memurları, tamamı sivil memur ve Adalet Bakanlığı personeli (…) Hükümlü Abdullah Öcalan’a, bu AKP iktidarı döneminde ‘demeç verme’ özgürlüğü sağlandı! (…) Abdullah Öcalan, örgütünü Adalet Bakanlığı’nın sorumluluğunda olan İmralı cezaevinden yönetiyor. Taktik veriyor, talimat veriyor, görüş bildiriyor (...) Hükümet, Türkiye’de hiçbir hükümlü ve tutukluya sağlanmayan bu olanağı niçin sadece ve sadece Öcalan’a sağladı? (…) “Çünkü AB bu konuda bastırıyor. Bizim hükümet AB’den korktuğu için bu izinleri veriyor, rezaleti görmezden geliyor.”
Çölaşan’in 1999’dan beri yazdiklari ve ilgili bolumlerini yukarida verdigim yazilari “Abdullah Öcalan’a, bu AKP iktidarı döneminde ‘demeç verme’ özgürlüğü sağlandı!” iddiasini yalanliyor. “İmralı cezaevi doğrudan Adalet Bakanlığı’na, yani hükümete bağlı” iddiasinin dogru olmadigini daha once yazdim. Mesela, 4 Temmuz 2007 tarih ve “Genelkurmay ve İmralı Karargahları ve Sınır ötesi Operasyon Israrı!” başlıklı yazımda “İmralı Adası kimin kontrolünde?” diye sorduktan sonra “Jandarma'nın, yani Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, yani Genelkurmay'ın (….) İmralı Adası'nda görevli bine yakın kişi içinde sadece iki sivil kişi varmış… Adalet Bakanlığı'nın sözü geçmiyor orada, Hükümet'in etkisi sıfır” diye yazmıştım. Çölaşan’in, bu yazidan iki gün sonra (ABD’deki zaman farki goz onunde bulundurulursa bir gün sonra) yukaridaki yaziyi kaleme almasi tesaduf olabilir mi?

Hem 4 Temmuz 2007 tarihli yazimda, hem “İmralı Karargahı: Derin-TSK'nın Dezenformasyon Merkezi” (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/2336.html) ve “Genelkurmay, ‘Demokratik Açılım’ı kapatma görevini Öcalan'a vermiş” (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/5191.html) başlıklı yazilarimda tekrarladigim gerceklere göre İmralı Genelkurmay Başkanlığı’nin sorumlulugundadir (bu konuda hukumetin acziyeti, pisirikligi olabilir, ama gercek budur). Gercek de sudur: Bakanlar Kurulu'nun 17 Şubat 1999 tarih ve 1999/12408 sayılı kararıyla İmralı Adası ve çevresi Askeri Yasak Bölge ilan edildi (karar 27 Şubat 1999 tarihli Resmi Gazete'de yayınlandı). Yani Şubat 1999'da İmralı Adası Cezaevi ile ilgili bütün yetkiler Adalet Bakanlığı'ndan alınarak bilfiil askerlerin kontrolüne verildi.” Bu gercegi, Öcalan’in avukatligini yaptigi icin bu tur konularla yakindan ilgilenen BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan da “Kriz merkezinin başında Genelkurmay Başkanlığının olduğunu biliyorum (http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=64227) ifadesiyle itiraf ediyor. Yani, İmralı Cezaevi’nden sorumlu olan Kriz Merkezi kagit uzerinde Basbakanlik’a bagli olsa da fiili olarak ipler Genelkurmay’in elinde. Basit bir ifadeyle, davul Basbakanlik’in sirtinda, tokmak Genelkurmay’in elinde…

Genelkurmay Başkanlığı ve Adalet Bakanligi bu gercekleri saklamasinin kendilerine göre mazaretleri(!) olabilir ama Çölaşan’in dezenformasyon yapmasinin mazareti olabilir mi? Çölaşan’in “embedded gazeteci” oldugunu gozonunde tutulursa onun da görevini yaptigini soyleyebiliriz. Peki, Öcalan’in bu gercegi tersyuz etmesine ne diyecegiz? “İmralı Karargahı: Derin-TSK'nın Dezenformasyon Merkezi” başlıklı yazida da yazdim, mesela Öcalan 14 Kasım 2008 tarihli görüşme notlarında, “Burada (İmralı'da) yaşananlarla ilgili verilen kararlar politik kararlardır (…) Burada yaşananlar Başbakan'ın bilgisi dışında olmuş olamaz. Başbakanlık Kriz Merkezi, Başbakanlığa bağlı” ifadelerini kullaniyor. 21 Kasım 2008 tarihli görüşme notlarında da aynı iddialari tekrarliyor.

Belgeler “İmralı Genelkurmay’in sorumlulugunda” oldugunu gosteriyor, Öcalan’in eski avukati, simdiki DBP Milletvekili Hasip Kaplan da bu goruste… Öcalan medyasi “İmralı NATO kontrolünde” iddiasini dillendiriyor (http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=64403), Abdullah Öcalan ise, tipki “embedded gazeteci” Çölaşan gibi “İmralı hukumete bagli” diyerek dezenformasyon yapiyor, apoletli patronlarini temize Çıkartmaya çalışiyor.

9 Ocak 2010

.

.

.

Yorumlar (8 gönderildi):

Hala anlamiyorsunuz .. 10 Jan, 2010 02:41:06
avatar
Apo yasamni rahat idame ettirmek amaciyla birileriyle gorusuyordu muhakkak... Ama su gercek var APO ne yaptiysa bunu Cemil Bayik ta biliyor fakat APO nun elindeki KOZ daha fazla bu yuzden APO ya boyun eymek durumunda kaliyorlar APO PKK yi kendi cani ugrunda 1 gunde satar bunu PKK sizden bizden daha iyi biliyor yani apo herseyi otmedi otmediklerini koz olarak pkk ye yonetmek icin kullaniyor pkk bunu biliyor bazi seyleri deyistirmeye calisiyor tabi isin icinde para olursa biraz gec oluyor.
Yazarada APO dan hastalik gecmis anlasilan ben AMERIKADA yazdim gun farki felan :D herkes seni takip ediyor APO yu takip ettikleri gibi sanada haber ucuran mi var :d AKP yani Recep Erdogan milletvekilliyi mazbatasini Kenan Evrenin elini operek aldi ilk ziyaretini bu sahsa yapti neden hukumeti savunurken 12 eylul diyorsun anlamadim bi derin fikirde Recep Erdoganin bu ziyaretine yap yapamaz isen senide suclamam :d ...
ŞIXMEN - APO 2.MANİFESTOYA, İLYAS SALMAN İSE TURKSOLU ADLI FAŞİST DERGİYE YAZAR OLURSA .. 10 Jan, 2010 03:00:22
avatar
Al birini vur ötekine. APO İtalyanın Komünist gazetesi 2. Manifestoya yazar olmuş. Bütün saçma sapan fikirlerini İtalyanlara anlatmaya çalışacak. Çünkü bu fikirlere YTürkiyede yazsa pek kıymet verilmez herkes APO nun nasıl bir mal olduğunu biliyor.

Öte yandan yıllardır kendilerini Sosyal Demokrat olarak tanıtan Tarık AKAN ve Levent KIRCA nın ERGENEKON Terör örgütünü savunmasından sonra, Son olarak en ilginç gelişme ise yıllardır kendisini Sosyal Demokrat ve Mazlum bir Sanatçı olarak tanıtan Malatyalı Alevi Kürt Sanatçı İlyas SALMAN ise Faşist, Irkçı ve Ergenekoncu TÜRKSOLU adlı dergiye yazar olmuş. Ergenekoncu TURKSOLU adlı derginin her sayısı Kürtlere hakaret ve saldırı ile doludur. İlyas SALMAN nın bu dergiye yazı yazması çok ilginç bir durum olarak görülmektedir.

Öte yandan Kimseye bir zararları olmayan ve yaptıkları her çalışmada başarılı olan Fethullah GÜLEN hareketinin Ergenekon Terör Örgütünü ortaya çıkarması takdir edilmesi gerekirken, eleştirilmesi ise ayrı bir ilginçlik. Bence eğer APO yazar oluyorsa ve İlyas SALMAN ise ERGENEKONCU TÜRKSOLU dergisine yazarlık yapıyorsa, Fethullah GÜLEN e NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ verilmesi gerekir. Türkiyenin 85 yıllık tarihinde bu kadar çetelerin üstüne giden ve onları ortaya çıkan bir hareket görülmüşmüdür. Bunu görememek ve takdir etmemek Nankörlükten başka bir şey değildir.

http://www.turksolu.org/265/salman265.htm
Îsmaîl Girikî--Kemalistlesmis PKK ve bu düsmanlik siyasetini savunan ve hanete destek onlara! .. 10 Jan, 2010 04:23:40
avatar
ttt
Kemalistlesmis PKK ve bu düsmanlik siyasetini savunan ve ihanete destek onlara!

Pkk Kürdlerin bağrından özgürlük mücadelesi için çikan doğal bir sonucu olarak çıkmadı, devlet tarafından suni bir şekilde piyasaya sürülmüş bir virus hastalığı olarak savrulmuştu.

Şimdi Pkk´nin bir yıllık siyasetini okumayanlar bir göz atip kemalistmeşme mıdır yoksa özel kuvvet çeteleri mıdır ellerini vicnina koyarak herkes karar versin. Bunun düşmanlık olup olmadiğını görmelisinz.

PKK/Öcalan:„Biz Cumhuriyetin başlangıç ilkelerine karşı değiliz. Mustafa Kemale de karşı değiliz. Mustafa Kemal bu Cumhuriyetin kurucusudur. 1921 Anayasası bunu ele alıyor. Bunu isteyen Mustafa Kemal’dir. Biz onun için Cumhuriyetin başlangıç ilkelerini önemsiyoruz.” Kurtuluş Savaşı dönemidir. 1921 Anayasası vardır. Ancak Mustafa Kemal’in etrafını kuşattılar“.

Kemalizmi güncellestirme pozisyonundan ayri düsmenyen PKK ve cöplükte besleyen eli kalem tutan Basibos“abc“ öğrenme adaylarina bir kez daha diyeceklerim vardir,Biri tarihci olmaya kalkiyor ama tarihte ne anladıkları yok. Biri kavramlardan bahs ediyor ama kavramların icerik anlamlarınıda bildikleri yok.Tarihten basetmek istiyosaniz, kendi baş düşman PKK´nin başındaki Öcalan´ın 1998de ki Samda altindaki yaziyi okumaliydiniz. Okuduysaniz, bunu bilerek ihatete çanak tutuyorsunuz. çönkü Pkk´yi devletin kurduğunu bizzat Öcalan PKK adina imza atıp açıklanmaktadır .
Pkk ilk çıkışı ve ilanı Kürdlere karşı kurşun sıkarak kendisini ilan etmiş bir kemalist Kürd düşnanı olarak piyasaya çıkmış bir Özel kuvvetler kumutanlığına bağlı bir şebekedir.


JİTEM Istihbarat Binbaşısı Ahmet Cem Ersever: “PKK,1970´li yılardaki toplumsal dalgalanmaların, o günlerin şartlarında meydana gelmis doğal bir örgüt olsaydı 12 Eylül sonrasını da diğer bir yığın silahlı-silahsız örgüt gibi karşılayacaktı. Fakat PKK kuruluşunda ve amacında bir farklılik olduğu için 12 Eylül dönemini ve sonrasını kendi güç ve imkanlarının çok çok üstünde olan ve o düzeydeki bir örgütün hayal bile edemeyeceği ilişkilr sayasinde farklı bir biçimde karşiladi“.

“Demeki birleri PKK ´ya Yürü ya kukum demişler“. .Bu çok düşündürücüdür.daha öncede belirttiğimiz gibi Pkk´nin kuruluşundan itibaren sahnede sonderece gizemli ve akıl almaz olaylar vardır. Gerçi bu esrarengizlerin bir kısmıni Abdullah Öcalan zaman zaman ağzından çıkarmıştır ve bir kısmını da hadiseler ortaya çıkarmıştır”.

“Nizip ´teki isçilere de aynı baskılar uygulanıyordu.Nizip işçilerini, paralarını, evlerini ipotek altına almışlardı. Bu dönemdeki APOCU faaliyetin bu yönüyle de“ incelenmeye değer yönleri vardır“. „Araştırıldığında ibret verici belgeler ortya çıkacaktır“.Kendileri az ve bilinmeyen adamlar oldukları için hedef olmadıklarından istedikleri gibi gezip dolaşiyor ve istedikleri zamanda cinayet işleyebiliyorlardı”.

„Yurt dışına çıkma emri alan PKK militanları Lübnan´a didecekleri biliyorlardi.Ancak düsman bir ülke olan Suriye topraklarından nasıl geçip Lübnan´a gideceklerini düşünüyorlardi. Öcalan bu durundan da istifde etmek için rehberlere „ Bizimkileri Suriye´den Lübnana´a getirirken çok gizli hareket ediyormuşsunuz gibi davranacaksınız“… taliamt veriyordu. Halbuki gruplarıSüriye-Türkiye sınırından alıp Lübnan´a ulaştıran rehberlerin hepsi Suriye İstihbarat görevlileri idiler“.

„Aldığımız sözümona tetbirler ile PKk/öcalan´a yardımcı olmayalım“ (Jitem istihbarat binbaşı Cem Esever).

Cem Ersever Öcalan´nı Şam´a Kim günderdi? Bunun cevabıni kendisi açıklamak ıstiyordu ama diyor ben ya her gün mahkemelerin koridurlarında yada hapishanede olacağım dan“, açıklamak istemiyorum diyordu. Ama anlayanlar için bu açıklama yeterliydi…


Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire eski Başkanı Bülent Orakoğlu’nun ihanet çemberi kitabinda „Abdullah Öcalanda Ergenekon içine alınarak eğitilen kişilerden biridir“. yazıyor. “Devlet Kürd hareketiyle karşılaşmamak için, kendi kontrulunda pkk´yi uygun görmüş ve kurdurmsına karar vermiştir“ diyor.
Evet aynen öyledir Devlet Kürd hateketine karsi Pkk´yi kurdururken temelini Kürdistan Otonomisinin atıldıği 1970 de Mustafa Barzanî öncülügünde imzalanan Otonomiyi engellemek icin “bu düşman PKK yi piyasaya sürdürlmüştü”.


PKK adına Öcalan çıklama östüne açıklama yapiyor.PKK/Öcalan: “ Mustafa Kemal, İngiliz oyunlarını görüyordu ama çok az şey yapabildi ancak Cumhuriyeti kurabildi, daha fazla ileri gitmesine izin verilmedi. Bu oyunlar görülmezse Cumhuriyet de elden gidecek. şimdi de Kürtler için aynı şeyi düşünüyorlar. Ermeni ve Rumlara yaptıkları şeyi bugün de Kürtler için planlıyorlar.Bunu nasıl yapacaklar? Güney’de oluşacak devletçik üzerinden yapacaklar. Bırakalım Kürtleri, benim şu anki mücadelem tüm Türkiye halkları içindir. Türkiye elden gidiyor. Ben bunu önlemeye çalışıyorum”.

İşte siyasal bilgilerden zerrekadar anlamayanlar, bu siyaseti savunuyorlar! Bu çöplükten besleyenlerin siyasal bilgilerden zerre kadar anladıkları var olsaydi bu kendilerinin başkanı açıklamasını anlardı. Bir başka deyişle; “Türkiye elden gidiyor. Ben bunu önlemeye çalişiyorun” kavranını, ya da Güneyde oluşacak devletçik”in kavrama içeriklerini öğrenmeye çalışacaklardı. Ama bu “ilk okul çocukları” ya anlama hastalığina tutulmuşlar ya da bilerek bu düşmanlık ve ihanete evet deyip Genelkurmay Özel kuvvetlerın emrindeki Pkk´yi savunuyorlar.

Pkk/Öcalan: “Güney'de Kürt devleti kurulacak. Peki, daha sonra ne olacak? Bu çözüm Türkiye için çok tehlikeli olur. Türkiye'de bunu isteyenler vardir, tehlikeyi göremiyorlar. Oysa bu planın sonucunda neler olabileceği büyük güçler tarafından hesaplanıyor. Böyle olursa Türkiye'nin bir tarafında Ermenistan, bir tarafında Kürdistan bir tarafında Yunanistan olacak.Bunu göremiyorlar" 28.9.07-(26.9.07 Av.Gör).
Pkk siyasi eylem koordinasyon elemani olan Yalçın Küçük Pkkyi çok iyi anliyor ve taniyor!
Yalçin Küçük: "Tabii tabii. Kara Kuvvetleri Komutanı da söyledi.Orada kurulacak bir Kürt devletini Türkiye Kürtleri açısından bir cazibe merkezi olacaktır. İlker Paşa Hazretleri'nin söyledikleri doğrudur. Yalçın Küçük'ün söyledikleri doğrudur Musul'u almazsanız Diyarbakır'ı verirsiniz. Ben bunları televizyonlarda da söyledim. 30 bin şehidimiz var evet ama 31 bin şehit daha kötüdür. Her gün artıyor. Barzani'yi okşuyorsunuz. Yazık bu millete, yazık bu devlete. Ben ne yapmak istiyorum, ben genişletmek istiyorum. Ben Musul'u almayı öneriyorum, onlar Diyarbakır'ı vermek istiyorlar.Abdullah Öcalan Kemal Paşa'ya büyük hayranlık duyar. Kürtleri yerden yere vurar" Vatan15.10.2008).

Pkk nin Kürd ve Kürdistan düşmanı olduğunu ve temel siyasetini bilmiyenler, anlamayanlar,görmeyenler daha doğrusu bunu Kürd siyaseti olarak lanse edenlerein, Tarihi, siyasi, ahlki çöküş içinde olduklarını bilmelerini isterim. Ve buyrun bir yıllık ibretlik Kemalist ve Kürd düşmanlığı nasıl açık olarak yapıldığını ve PKK tarinhinde Kemalizmin birinci derecede savunup, Kurd ve Kürdistana nasıl düşman olduklerını özet olarak aşağıda okuyun ve hem tarihte ve hemde siyasi, ahlaki ve kavramların anlama içeriklerini kim yalancıdır, kim sahtekaraca düşmanlık yapma yolunda israrlıdır, siz hatekarların gözüne sokmak istiyorum.


PKK/Öcalan: -“Musul-Kerkük-Diyala-Telafer hattında demokratik çalışmalar yürütülebilir. Neden bu hat diyorum? Çünkü bu hatta çok çeşitli kültürler, dinler, diller, Süryaniler, Araplar, Kürtler, Türkmenler, Ezidiler yaşıyor. Burası Araplarla sınır hattıdır. Bu hatta demokratik bir sistem kurulabilir“.

Neşe düzel: “Peki o ajansta bulunan biri mutlaka MİT elemanı mıdır?


Avni Özgürel : “En azından MİT'le irtibatlıdır. Türkiye'de güvenlik birimlerinin kurduğu bir organizasyonun içine, bir insan, hangi amaçla olursa olsun gelip gidiyorsa ve onun orada oturup kalkmasına kimse ses çıkarmıyorsa, o insan ya güvenilir biridir ya da görevli biridir. Başka ne olabilir ki? Başka şey olamaz“.
Uğur'la Ankara'da evlerimiz çok yakındı. Bekaa'dan döndükten sonra
Uğur'a gitmiştim. 'Öcalan'ın MİT'le irtibatlı olabileceğini öteden beri yazıyorsun, bende de böyle bir bilgi var, bunu da bil' dedim. Uğur'daki bilgi, Öcalan'ın iki bağlantısına ilişkindi. Biri Kesire'nin ailesiyle alakalıydı. Eski eşinin ailesinin MİT'le ilişkisini Öcalan da kabul etmişti. Diğeri, Öcalan'ı Ankara'dan Diyarbakır'a götüren pilot Necati'nin MİT ilişkisiydi. Ki bu ilişkiyi Öcalan da daha sonra açıkladı. Hatta Uğur'un öldürülmesinden sonra bir söyleşisinde Öcalan, MİT'in parasıyla devlet aleyhine bir eylem hazırlanmasını komik bulduğunu bile anlatmıştı. 'Düşünün' demişti, 'Onların parasıyla, onlara karşı PKK hareketi... Adamların parasıyla, adamların elemanlarıyla yaptığım politikaya bakın...'


Neşe Düzel: Sizin Öcalan'ı MİT bürosunda gördüğünüzü açıklamanızdan sonra Öcalan'dan ya da PKK/KADEK yönetiminden bu konuda bir açıklama ya da yalanlama oldu mu?
Hayır. MİT'ten de bir şey gelmedi, Zaten ben bunu daha önce de açıkladım. Öcalan-MİT ilişkisi bağlamında Radikal'de üç yazı yazdım“. (27.10.2003 Radikal)


PKK/Öcalan: -„İşte Saddam’ı idam ettiler, sanki Arab’ın Arabı öldürmesi gibi gösterildi, ama böyle değil. Bu Amerika ve İngiltere’nin işiydi. Benim buraya getirilişim de bu derin gücün işi. Benim durumumu Türk ve Kürd’ün kavgası gibi gösteriyorlar. Bizimle, Kürtlerle Türkleri esir alıp, birbirlerine düşürüp ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar. İşte Şeyh Sait olayı var, İngilizler faydalanmaya çalıştı“.

-„Küçük Kürdistan, Küçük Ermenistan, Küçük Kıbrıs, Küçük Yunanistan, Küçük Filistin devletleri çözüm değildir. Ulus-devlet çıkmazdır. Büyük Kürdistan hayalim de yoktur. Çözüm demokratik özgürlükçü siyasettedir, halkların kardeşliği, demokratik birliğindedir."

-Bunlar Kemalist de değiller. Kemalizm ile Ergenekoncuları da karıştırmamak gerekir. Bunların Mustafa Kemal ile ilgisi yoktur“.

-"Bugün yaşananlar 1920'de temelleri atılan İngiliz planının sonuçlarıdır. Bu plan 1921 ve '22'den itibaren hayata geçirilmeye başlandı. Benim Mustafa Kemal'den bahsetmemin nedeni bu İngiliz planlarını bilmesi ve buna karşı izlediği bağımsızlıkçı yoldur. Mustafa Kemal'in bu dönemde savunulacak tek tarafı budur“.

- „Mustafa Kemal'in, kendi bağımsızlıkçı çizgisi vardı, cumhuriyet ve demokrasiyi esas alıyordu. Mustafa Kemal ilk başlarda Napolyon gibi davrandı, o yolda ilerliyordu ama daha sonra bundan vazgeçerek, Robespierreci çizgiyi benimsedi“.

-„Mustafa Kemal de cumhuriyeti kurmaya ve korumaya çalışıyordu ama kendi etrafındaki İngilizlerle ilişkili kadrolar tarafından kuşatılarak etkisizleştirildikten sonra, yarattıkları siyasal teolojiyle,

-„Mustafa Kemal'in cumhuriyet anlayışının hayata geçirilmesine izin verilmedi, kendisine suikast düzenlendi. İzmir Suikastı Olayı biliniyor. Mustafa Kemal anladı ki Kazım Karabekir'in arkasında çok ciddi güçler var. Bu güçle uzlaşmak zorunda kaldı. Demokratik Cumhuriyet düşüncesini bu güçlerin kuşatması nedeniyle hayata geçiremedi. Bu süreçte Mustafa Kemal'in demokratik cumhuriyet projesi tasfiye edildi yerine Almanya, İngiltere ve Fransa'nın desteklediği ulus-devlet anlayışı hayata geçirildi."

-"Daha sonra ABD devreye girdi. Ergenekon'un tasfiye edilmesinde ABD etkili oldu. Çünkü ABD'nin kendi yeni bir Kürt planı vardı, bunu hayata geçirmek istiyordu. Bunlar ABD'nin kendi Kürt politikasının hayata geçirilmesine izin vermiyorlardı, buna karşı direniyorlardı. ABD, PKK'yi bu haliyle tutmak istemiyor ve buna yönelik planları var“.

- „Bunlar kendilerine Kemalist diyorlar, Atatürkçü diyorlar ama hiçbirinin Mustafa Kemal'le bir alakası yok. Mustafa Kemal'in karikatürünün karikatürü bile olamazlar. Veli Küçük ne bilir Mustafa Kemal'i, ne anlar Mustafa Kemal'den? Aralarında dağlar kadar fark var. Bunlar Mustafa Kemal'i anlamadılar. Ben bu oyunları gördüm. Bozmaya çalıştım ve çalışıyorum. Ben oyunlarına gelmediğim için onlar için engeldim, o nedenle buraya getirildim“.

-„ABD'nin bunları tasfiye etmesinin bir diğer nedeni de, bunların bana ve PKK'ye yaklaşımları ve Kürt sorunu konusundaki politikaları oldu. Bunlardan dolayı beni Ergenekon'la ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Yine Ergenekon'u PKK ile ilişkilendiriyorlar, bu güçler, PKK'yi denetim altına almak için bunu, PKK içinde temasa geçtikleri Çürükkaya, Şemdin Sakık gibi isimler üzerinden yapıyorlardı. İngilizler ise Avrupa'da Kani üzerinden bazı şeyleri yapmaya çalıştılar. Ben o dönemde Kani'yi bu konuda uyardım, oyuna gelme dedim, ama beni dinlemedi. Bunun gibi yöntemlerle PKK'yi denetim altına almak istediler ama başaramadılar. Beni ve PKK'yi bu yöntemlerle denetime almalarına izin vermedim“.

-"Ben de uzun süre ulus-devlet düşüncesindeydim. Ama bunu aşmaya çalışıyordum. Bu düşünceyi aşmak için çabalarım '90'larda başladı, ciddi yoğunlaşmalarım vardı. Ancak ulus-devlet teorisini aşmayı 2000'lerde başardım. Hatta Yalçın Küçük 'Apo, bunalımda' diyordu. Olabilir, bu bunalım ulus-devleti aşma bunalımıdır. Ben ulus-devleti derinliğine çözümleyip aştım.

-Ben her türlü ayrılıkçılığa karşıyım. Milliyetçilik temelli ayrılıkçılığa da“.

-Ulus-devlete karşı daha önce de çözüm önerilerimi sunmuştum“.


- İkinci Dünya Savaşı'ndan 1946'dan sonra bu denetim ABD'ye geçmiştir. Bu politikaları şu anda da ABD sürdürmektedir. Biz ulus-devlet oyununa gelmeyeceğiz.

-„Ulus-devlet tehlikesini fark ettim, buna karşı çıktım. Mustafa Kemal de 1920'lerde İngiliz oyunlarını fark etmişti“.

-„Ben Rusya'ya gittiğimde İsrail ajanları akın ettiler, kaynıyorlardı. O dönem Ariel Şaron Moskova'ya gelmişti. Bana o zaman bana 'seni gizleyelim, saklayalım' dediler. Ben hiç önemsemedim, aldırmadım. Belki de beni kesip, parçalayıp atacaklardı bir yerlere. Hedefleri beni yok etmekti, bunlara güvenmedim“.

-"1806'da Süleymaniye'de Abdurrahman Paşa İngilizlere kapıyı açtı. Abdurrahman Paşa ile başlayan bu süreç Berzenci, Şeyh Sait, 1946'da da Barzanilerle devam etti. Sonra Talabani'ye uzandı. Ve bugün bu devam etmektedir. PKK ve bana da yöneldiler, ama ben bunun farkına vardım. Ulus-devlet İngiltere, ABD icadı ve faaliyetidir“.

-Ben buraya getirilmeden önce de bunu büyük bir mücadeleyle zor da olsa aştım“.
-Tansu Çiler'e Behçet Cantürk, Savaş Buldan ve diğer Kürt işadamlarının öldürülme emrini de ABD verdi. . Hani Tansu Çiler, "liste cebimde" diyordu ya. O listeyi ona Amerika verdi. Amerika bu işi bizzat örgütledi“.

-Ulusal Konferans adı altında ABD’nin politikaları dayatılacaksa biz bu konferansta yokuz, katılmasınlar“.

-Türkiye halkının Newroz Bayramı'nı kutluyorum“.

-Dışarıdan müdahaleye gerek yok, kendimize güvenmeliyiz. Ben ulus-devleti değil, demokratik ulusu esas alıyorum“.

-"KCK örgütlemesini ben daha önce mahkemeye de yazdım. Mahkemeye sunduğum savunmada KCK'ye yönelik ne ifade ettiysem, ne dile getirmişsem burada da KCK'yi o çerçevede ele aldım. KCK için buraya daha önce Mudanya'dan bir savcı da geldi. KCK sistemiyle ilgili görüşüme başvurdular. Savcıya da KCK sistemini anlattım. KCK meşrudur. KCK, öyle bir örgüt değildir. Siyasi alanda bir örgütlenme tarzıdır. KCK Kürtçe bir kavramdır. Türkçesi, Demokratik Siyaset Yönetimi'dir“.

- „Kürtler olmadan Türkiye kaybeder. Kürtler olmadan Türkiye nefes dahi alamaz. Bu tarihi de mi bilmiyorlar? Yavuz Selim'i bile örnek alsalar bu işi çözebilirler. Alparslan, Anadolu'ya hâkim olmadan önce Kürtlere ihtiyaç olduğunu, Kürtlerle ittifak ihtiyacını biliyordu. Anadolu'ya yapacağı seferin kararını Silvan'da aldılar. Oradan Ahlat'a gittiler. Ahlat'tan da Kürtlerle beraber harekete geçtiler“.

-„Cumhuriyet şimdi demokratikleşecek, 1920’lerde yapılması gereken şimdi yapılacak. 1920’lerde başlanan işi şimdi tamamlayacağız. O zaman Cumhuriyet kuruldu şimdi demokratikleştirilecek. Herkes bu yeni süreci, dönemi iyi anlamalıdır. DTP de derinlemesine anlamalıdır. DTP bu yeni dönemi anlamazsa, derinlemesine anlamazsa aşılır“.

-„Devletin varlığı sorunu çözmüyor, daha da derinleştiriyor sorunları. Bu nedenle ben çözümü devlette görmüyorum. Bana Güney’deki gibi bir federal devleti verseler de ben kabul etmem“.

-“Şimdi bugün bana, Amerika’nın Barzani’ye verdiği gibi bir federasyon deseler ben bunu kabul etmem. Benim çözümüm bunu aşıyor“.

-“Yol haritası demokratiktir, birleştiricidir, bütünleyicidir. MHP’nin söylediği ayrıştırıcı söylemi kesinlikle doğru değil. Türkiye halklarına, Türkiye’ye, Türkiye demokrasisine hizmettir. Yol haritası, çözüm için Türkiye modelidir”.

-“Mustafa Kemal, İngiliz oyunlarını kısmen de olsa çözmüştü. İngilizler kendi politikaları için Türkiye’de Kürtleri devletin önüne attılar. Bunlar hep böyle yaptılar. Şeyh Said’i kullandılar. Şeyh Said’i kullanarak Musul ve Kerkük’ü aldılar, bu şekilde Mustafa Kemal’e de Kürtlere yönelme yolunu açtılar. İngiltere bu şekilde Şeyh Sait üzerinden politika geliştirdi“.

-„Mustafa Kemal, Kürtlerle ittifak yapmanın ne kadar önemli olduğunun yeteri kadar bilincindedir“.

-„Benim devletle işim yok. Bana devlet kurma imkânı verilse bile ben devlet kurmam. Devletle işim olmaz“.

-„Mustafa Kemal Cumhuriyeti kurarken, Kürtlerin desteğini aldı, Ama İngiltere ve büyük devletler birçok önlem almışlardı. Cumhuriyeti kapitalistleştirmek için tüm önlemleri almışlardı. Cumhuriyeti kapitalistleştirdiler. Mustafa Kemal’i kuşattılar. . Kürtler tasfiye edildi. Kürtler de o süreci tam anlayamadı“.

-„Başbakan´ın operasyonları durdurmaması durumunda onun iyi niyetinden şüphe ederim. Çünkü Genelkurmay Başkanı operasyonları sınırlandırmayı istiyor gibi ama onu da aşan şeylerin olduğu anlaşılıyor“.

-„Bunun Cumhuriyetin kurulması kadar derin sonuçları olacaktır. Ben Cumhuriyetin kazanımlarını göz ardı etmiyorum“.

-Benim üzerimden de politika geliştirmeye çalıştılar ama ben kendimi kullandırtmadım, kendimi kullandırmayacağım, benim üzerimden politika geliştirmelerine izin vermedim“.

-Türkiye’de bu oyunlar 1923 ile 1944 yılları arasında İngiltere tarafından oynanıyordu. 1944 yılından sonra Amerika devreye girdi, bu oyunları sürdürdü. 1920 ile 23 yılları arasında Mustafa Kemal bu oyunlara direnmeye çalıştı, ama başarılı olamadı, güç getiremedi, onların denetimine girdi. Hatta suikaste maruz kaldı. Mustafa Kemal bu oyunları anlamıştı“.

-„Mustafa Kemal buna karşı Kazım Karabekir’e “bir omuz üzerinde iki baş olmaz” diyerek kendi tavrını da gösterdi. İttihat Terakki ile etrafını sararak, Mustafa Kemal’i kendi denetimlerine aldılar“.

-“Başbakan bir iki tehditle geri adım atmamalıdır. Mustafa Kemal’i bu yüzden önemsiyorum. Mustafa Kemal kısa bir süre için de olsa bunlara tavır göstermişti ama Başbakan Erdoğan da bu ne kadar olur bilemem. Bahçeli bu açılıma sert bir şekilde karşı çıkıyor. Bu sürecin kendi yönünden en iyi farkında olanlardan birisi Bahçeli’dir. Genelkurmay da açıklama yapıyor. Bunları söylemek zorunda hissediyor kendini. Ama Bahçeli daha organizelidir.Bahçeli’nin bu kadar sinirlenmesi, çözüme karşı çıkması gayet doğaldır“.

-„ Gandhi Kurduğu ülke Hindistan-Pakistan şimdi ne halde bellidir. Kan gölüne dönüşmüş.“

-Benim buna ilişkin bir tespitim var. İçinde Amerika’nın da olduğu, İngiltere ve İsrail’in üç tane projesi var: Bir; ulus-devletçik projesi. Ulus-devlet projesi İngiltere ve İsrail’in projesidir. Sonradan Amerika da buna katıldı“.

-Bahçeli’nin Türklüğü konusunda da bir değerlendirme yapmak istiyorum. Bahçeli’nin Türklüğü nasıl bir Türklüktür? Yedi tane Türkî cumhuriyet on beş tane de özerk Türkî bölgeler var. Ben bu önerilerimi bu Türkî cumhuriyetlerden hangisine söyleyecek olsam kabul ederlerdi“.

- „İngiliz Yahudi işbirliğiyle Türk ulus-devletini kurdurttular. Bunu Mustafa Kemal’e dayattılar. Şimdi de Kürtlere ulus-devletçik kurdurtacaklar. Ben buna ‘devletçik’ diyorum, devlet de değil. Hatta biraz da genişletecekler. Bu, İngiliz, İsrail, ABD projesidir“.

-„Bu çatışma üzerinden tarihin intikamını alacaklar. Alparslan, Kürtlerle ittifak yaparak Anadolu’ya girdi. Yavuz Selim, Bitlis beyi Şerefhan ile ittifak yaparak bundan çıkabilmiştir. Mustafa Kemalin durumu da öyledir.”

-“Çok açık ve net olarak söylüyorum ben bölücü, ayrılıkçı değilim”.

-Milliyetçilik faşizmdir, faşizm yok eder, yok sayar, bundan çözüm bekleyemeyiz“.

-„Bunun için demokratik belediyecilik diyorum. Benim demokratik belediyecilik anlayışımın altyapısında bunlar var“.

-“Toplanacak Kürt Konferansında önerilerimiz çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır“.

-KCK’nin yasalara aykırı olmadığını vurguladı. Öcalan, “Tutuklanan DTP’liler, herhalde KCK’den sorumlu tutuluyorlar. Fakat KCK demokratik çalışmadır. Bu çalışma yasa ve anayasalara aykırı değildir“.

-Kürtlerin sorunu, ulus sorunundan ziyade bir var olma sorunudur“.

-Halkımız demokratik eylemlilik hakkını sonuna kadar kullanmalı“.

-„Bu projede Türk-Kürt ayrımı yoktur, bu bir Türkiye projesidir. Bu proje uzun vadeli, Türkiye’nin geleceğini kazanma projesidir.”

-Ben sıradan bir mahkum değilim ki kendimi bir mahkum olarak kabul etmiyorum. Benim buradaki durumum mahkumiyet değildir“.

-„Bu DTP’liler de bazen ne konuştuklarını bilmiyorlar. Bir taraf diyor “aman bölündük, bölecekler bizi” öbür taraf da diyor ki “ayrılma, bölünme tartışılır”. Hayır böyle değil, ikisi de değil. Benim sunduğum çözüm, Türkiye’nin uzun vadeli geleceğini kazanma projesidir“.

-İkincisi küçük bir ulus-devlet modeli. İşte İsrail’in Amerika’nın taktiğidir. Güney’de olduğu gibi küçük bir devlet yaratarak herşeyi oraya hapsedersin. Bu model, küçük bir ulus-devletçik yaratıp, sorunu buraya hapsetme modelidir. Bunun içinde KDP var, ABD var, İşte İsrail gibi Güney’de küçük bir ulus-devletçik kurdurup emperyalist sisteme hizmete koşturulacak”.

-Kürtlerle ilgili Barzani için bir kanal açtılar, kısmen de Talabani için. Tüm Kürtleri de bu kanala yönlendirdiler. Burada yer almayanlara karşı da kuşatma ve tasfiyeyi daha da derinleştirdiler Bu özellikle İngiltere ve Amerika öncülüğünde gelişen bir tutumdur, bir kuşatmadır”.

-Ben bunu General Veli Küçük’ün bir cümlesinden çıkardım. Veli Küçük, ‘5 Kasım 2007 Erdoğan-Bush görüşmesinde tasfiyemize karar verildi’ diyor”.

-Biz Türkiye’deki durumun Filistin-İsrail gibi olmasını istemiyoruz. Türkiye, hukuka bağlı, sosyal, demokratik bir devlete evrilirse biz de üzerimize düşeni yaparız.”

-Türkiye sosyalistleri de Kürdistan’a gidip belediyelerde yer alabilirler. Belediyelerin demokratikleşmesi için çalışabilirler. Onlardan birçok mühendis var, bunlar belediyelerde yer alabilirler. Gerekli katkıyı sağlasınlar”.

-„Bizim sınırlarla bir sorunumuz yok. Biz ulus-devlete, tek devlete, tek bayrağa, üniter yapıya bir şey demiyoruz, üniter yapılarına karışmıyoruz. Burada Kürtler için demokratik alan açılmasını isteyeceğim“.

-Ahmet Türk’e de söylüyorum, DTP’ye, aydınlara, KCK’ye de söylüyorum. Günübirlik davranmaktan vazgeçmeliler”.

-Aslında devletin içinde DTP operasyonunun yapılmasını istemeyenler de vardı. Ama yapıldı”.

-“Ordunun içinde de tam olarak hâkim olamayabilirler. Yerelde komutanların askerleri gece vakti örneğin dışarı çıkarmaması bile ölmelerini engelleyebilir. Bu konuda ordu bu tür davranışlara karşı dikkatli olabilir”.

-"Gülbahar isminde bir bayan militan benim için kendini yakma eylemini gerçekleştirmiş. Ben burada iyiyim. Ben daha önce de söylemiştim, benim bu konudaki tavrım biliniyor. Ben bağlılık ve fedakârlığa saygı duyuyorum“.

-Buna cevap verdim. 1993 Mart ve Mayıs aylarında iki basın toplantısı yaptım. İşte 50 gerillanın bir köye götürülmesi olayı vardı. Yine silahsız bir şekilde neden yola çıkarıldığı halen tartışılan 33 asker olayı var. Biz Şemdin Sakık'ın bu şekilde davranabileceğini öngörmemiştik”.

-„Kurtuluş Savaşı'nda da Mustafa Kemal, Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde Kürtlerle birlikte hareket ederek başarı elde edebilmiştir”.

-“Anadil Türkçe olsun deniliyor. Olsun. Benim için federasyon da hatta konfederalizm de çok önemli değil. Benim temel aldığım kişinin kendisi ve temel özgürlüğüdür“.

-“Benim devlet anlayışım oryantalist devlet anlayışı değildir. Batı ulus devlet anlayışı milliyetçi ve faşisttir. Milliyetçi oldukları zaman faşist olmaları kaçınılmazdır“.

-„Bugün Türkiye’deki Türklerin üç-beş katı kadarı dışarıda ve tehdit altındadır, onlar korumaya muhtaçtırlar.”

-“Mustafa Kemal’i bir yönüyle takdir ediyorum“.

-„ Biz Kürdistan’da da sermayenin egemenliğine izin vermeyeceğiz“.

-„Ayrı bir Kürdistan kurulmasını kesinlikle önermiyorum. Ayrı bir devlet istemiyoruz. Devlet tarzı Federal bir sistem istemiyoruz, konfederal bir sistem istemiyoruz“.

-„Bunlar Mustafa Kemal’i de yanlış anlıyorlar. Mustafa Kemal Kürt düşmanı değildir. Mustafa Kemal’in kafasında bir demokrasi modeli vardı“.

-“Mustafa Kemal’in gerçek düşüncesi farklıdır demiştim. Şimdikilerin Atatürkçüyüz demesinin Atatürkle ne ilgisi var, bunlar Atatürk’ü de tanımıyor. Mustafa Kemal’in gerçek çizgisi şu an Atatürkçü geçinenlerin çizgisi gibi değildir. Mustafa Kemal, mücadelesinde İngilizlere dayanmadı. İngilizlere dayansaydı bu kadar başarılı olamayacağını biliyordu“.

-“Bu çizgi ta 1920’lerden bu yana Mustafa Kemal’in etrafını kuşatmış, çemberini daraltmış, etkisizleştirmiştir. İşte Mustafa Kemal’e yapılan suikast bu yüzdendir.”

-“2005’te PKK’ye ve DTP’ye çok kızdım. Mücadele edeceksiniz doğru dürüst edin dedim, ciddi olun. Ya bu işi iyi yapın ya da bırakın dedim. Ben bunları boşuna söylemedim. O zaman hem PKK’ye hem de DTP’ye “eğer beni temsil edecekseniz ciddi olmak zorundasınız” dedim.

-“Müzakere olursa kim tam bağımsızlıktan yana ortaya çıkacak. Kim Amerikancı ortaya çıkacak“. O zaman da bırakın, Türk halkı benim hakkımda kararını verirsin.”
Müzakere yapılsın, diyalog olsun, kim bölücüdür kim değildir, kim teröristtir kim değildir her şey açıkça tartışılsın“.

-“ABD, AKP’ye çöz diyor“.

-“Amerika kukla gibi her iki tarafı da oynatıyorlar. Her ikisi de ABD’ye dayanarak ayakta kalmaya çalışıyor.”

-“Devletin içerisindeki bir kesim Ergenekon’a karşı, Ergenekon’a alternatif olarak DTP’ye yönelik operasyon yapılmasını amaçlıyorlar.”

-“Demokratik müzakere süreci gelişirse bu, DTP etrafında gelişecek. Elbette Kandil ve ben de bu sürece dolaylı şekilde katılacağız. Ben buna dolaylı müzakere demiyorum, demokratik müzakere diyorum“.

-„Tam olarak ne olup bittiğini bizimkiler de anlayamıyorlar. Anlayamayınca da tıkanıyor. Ben yapmasınlar demiyorum ama şimdi bir iki yasa değişikliğiyle, anayasadaki bazı maddelerin değişmesiyle bu sorun çözülecek gibi değil“.

-„Ulus içinde ulus adacıkları yaratmak istediğimizi söylüyor. Buna cevap vereceğim. Önce bunun anlaşılması gerekiyor. Beni yanlış anlatarak bizi siyasetin önünü tıkamaya alet etmeye çalışıyorlar. Buna izin vermem. Benim ne söylediğim açıktır. Bunu defalarca anlattım“. Bizim yaratmaya çalıştığımız ulus anlayışı etnisiteye dayanmaz, demokratiktir. Demokratik ulusta herkes yerini alır.”

-“Bunlar neyi anlamıyorlar? Ben ‘92’den beri devletle, orduyla dolaylı, dolaysız görüştüm”.

-"Mustafa Kemal, Erzurum kongresini yaptı. Birçok Kürt beyine, mirine kardeşlik mektupları yazdı. Mir Dengir Fırat’ın dedesi olmasaydı, Sivas Kongresi’ni basıp Mustafa Kemal’i tutuklamayacaklar mıydı?” Tarih budur, tarihin doğrusu budur. Hatta ordudan bazıları bunu sivillerden ve Erdoğan’dan da Baykal’dan da daha iyi biliyor.”

-“Kemalistiz diyorlar, Kemalizm’de de böyle bir şey yok. Bunların ki Türklük de değil. Beyaz Türk diyorlar ya, aslında Türk de değil bunların hiç biri. Bunun Türklüğe de bir yararı yok. Ben bunların ne olduğunu söylemek istemiyorum.

-“Bunlar Kemalist de değil. Kemalizmi de anlamıyorlar. Mustafa Kemal diyorlar. Mustafa Kemal de Kürt düşmanlığı yoktur. Bunlar gibi değildi. Nutuk yazdı diyorlar. Ne zaman yazdırdınız? ‘30’lardan sonra! Mustafa Kemal’in dönemi, pozitivizmin hakim olduğu dönemdir“. O Fransız pozitivizminin etkisinde bir ulus yaratmıştır ama Kürt düşmanlığı yoktur. Bu Birinci Devrim’dir.

-"60 yaşındayım, yoruluyorum, zorlanıyorum ancak sorumluluklarımın farkındayım. Üzerime düşeni yapıyorum. Sonradan söylenmedi denilmesin. Doğruları dile getiriyorum”.

-"1925’ten sonra Kemalizm, Mustafa Kemal’in Kemalizmi değildir. O CHP, 1925’ten sonra artık Mustafa Kemal’in CHP’si değildir. Mustafa Kemal, Çankaya’ya çekilmeden aslında Serbest Fırka deneyimiyle demokrasiyi de denedi ama olmadı, kapattırdılar.”

-„Ben Kürtlerin metres ilişkisine girmesine izin vermem. Bana bağlı beş milyon Kürt var diyorlar. Siz bu Kürtleri neyle kandıracaksınız? Böyle olursa çatışmalara yol açar. Ben tam on beş yıldır nefes nefese bunu engellemeye çalışıyorum. ‘92’den beri bunun için uğraşıyorum“.

-„Yoksa öyle evde kalmak falan değil. Kadın parti içinde de Meclisler içinde de bu özgürlük iradesini eyleme dönüştürmek, eylemsellik içinde özgürleşmeleri gerekir. Bunu başarmalarını diliyorum“.

-“İkinci yol, Kürtleri, küçük bir Kürdistan’la tatmin etme, tüm Kürtleri küçük bir yere sıkıştırıp oraya bağlama yöntemidir. Yine 1947’de KDP etrafında Kürtleri toplamaya başladılar“.

-„İzmir-Manisa civarlarında Yahudiler çok güçlüdür. Şimdi İzmir milliyetçiliği deniliyor ya basında; o da işte bunlardan kaynaklanıyor. Bu İzmir milliyetçiliği, Kürt karşıtlığı temelindedir. Mustafa Kemal’e İzmir’de suikast yapılması da bununla bağlantılıdır“.

-„Bütün bunları Güney’le ilişkilerini geliştirerek Kürtleri bu şekilde tatmin etmeye çalışıyorlar. Ve bu şekilde de kendilerine bağlamayı düşünüyorlar. Zaten bütün ilkel milliyetçi Kürtler de buna hazır“.

-„Üçüncü yol ve yöntem, bizim savunduğumuz toplumun demokratik yönetimini esas alan yol ve yöntemdir. Bu KCK’dir; hudutları esas almayan toplumu demokratik bir şekilde örgütleyen özgürlükçü yaklaşımdır. İsim olarak kullanmamış olsam da KCK’yi daha önce de açıklamıştım. KCK, kesinlikle devlet içi bir çözüm değildir. KCK, Özgürlük temelinde toplumun demokratik örgütlenmesidir. Ne devlet ne de federalizm temelindeki bir örgütlenmedir“.
Demokratik özerklik dediğimiz de odur. Kavramlar farklı olabilir, özü aynıdır.”

-„Gelen gruplar için, bağlılıklarını göstermek için çağrıda bulundum, onlar da dinlediler ve geldiler, bağlılıklarını gösterdiler“.

-“Ergenekon davasında Savcı, benim dosyamı istemiş. Buna cevap vereceğim. İlişkimin olup olmadığını Genelkurmay, Emniyet ve MİT’ten sormuş. Bana Ergenekon diyenlere söylüyorum“.

-„Savcı şunu bilsin; Ergenekon, her yerde örgütlendi, bizim içimizde de örgütlenmeye çalıştı. Hatta askeri savcı bana “Doğan Güreş’e suikasti siz mi yaptınız?” diye sorduğunda ben; “hayır ben yapmadım, ben bu talimatı vermedim” dedim.

-„Bunu savcıya da söyledim. Ergenekon her yerde örgütlenmeye çalıştı. Burayı bir zamanlar idare edenlerin bir kısmı da Ergenekoncu çıktı“.

-“Mustafa Kemal, Seyit Rıza’yla bazı konularda uzlaşmak istiyordu. Daha Mustafa Kemal oraya varmadan sabaha karşı Seyit Rıza’yı idam ettiriyorlar“.

-"Beni buraya getirdiklerinde de bir kesim, “devletin bekaası gereği idam etmememiz gerekir” diyordu.

-„AKP herşeyi kendine mal etmek istiyor. Bunların seçtiği yol her türlü hesap kitap, hile ile doludur. Ergenekon’un açık katliamları bile bu gizli ve hileli imha sürecinden daha az tehlikelidir.”

-„Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal’i en çok koruyanlar Kürtlerdir. İzmir’de de başka yerlerde de Mustafa Kemal’i hep Kürtler korumuştur. Ankara’ya sağ salim ulaşmasında ve Mustafa Kemal’in başarıya ulaşmasında hep Kürtler rol oynamıştır“.

-“İsmail Beşikçi ve Baskın Oran’ın gazetede çıkan yazılarına cevap vermek istiyorum. İsmail Beşikçi yazısında kırk milyon Kürt var, Kürtlerin de bir devletinin olması gerektiğini söylüyor. Olaya devletçi yaklaşıyor. Anlıyorum onu, İyiniyetlidir,dürüsttür. Devlet istemelisiniz mesajını veriyor. Ama benim ne demek istediğimi tam anlamıyor. Benim de sosyolojik yönüm güçlüdür. Beşikçi de sosyologtur ama devleti iyi tahlil edemiyor“. Devlet konusundaki düşüncelerimi anlattım. Devlet halklara özgürlük getirmez.” “Ben savunmalarımda devletin çözüm olmadığını tarihsel toplumsal temelde anlattım, açımladım. K. Marks, Lenin, Mao bunlar da devleti iyi tahlil edememişlerdir“.

-„Mustafa Kemal, Musul ve Kerkük’ü vermek istemiyordu ama İngilizler’in oyunları nedeniyle Mustafa Kemal vermek zorunda kaldı. Şeyh Sait İsyanı-Dicle İsyanı bir provokasyondu. Bunun provokasyon olduğunu anlamadılar.“

-„ Dersim isyanı sonunda da Mustafa Kemal, Seyit Rıza ile görüşecekti ama bunu yapmasına bile izin vermediler, onu beklemeden Seyit Rıza’yı idam ettiler. Mustafa Kemal gerçek bir isyancıydı“.

-„Mustafa Kemal 1925’ kadar Lenin’le ilişki içindeydi. Ve cumhuriyetin ancak Kürtlerle birlikte hareket edilerek kurulabileceğini biliyordu. Kürtlere özerklik verilmesinden bahsediyordu. Ama bu İngiliz yanlıları onu kuşattılar“.

-„ Mustafa Kemal İngiliz politikalarını biliyordu, kabul etmiyordu. 1925’teki suikastle Mustafa Kemal’i etkisizleştirdiler, yalnızlaştırdılar. Mustafa Kemal suikaste ismi geçen üç dört tanesini astırdı ama karşısında hepsi birleşince Mustafa Kemal onların gücünü anladı, ileri gidemedi. Mustafa Kemal’i etkisizleştirdiler“.

-„Bu işi ABD yapmıştır, beni buraya getirmiştir. Buraya getirilirken bir Amerikalı da vardı uçakta. İngilizce konuşuyordu. Buraya kadar da geldi. “Bakın Öcalan’ı sağ salim size teslim ediyorum” dedi. Kendisi de zaten doktordu, sağlık personeliydi.”

-"ABD’nin yaptığı Güney’deki küçük Kürt devletçiği çerçevesinde bu işi çözmekti“.

-„İkinci çizgi ise Güney’de kendilerine bağlı küçük bir Kürt devletçiği kurdurup bütün Kürtleri buraya bağlayarak kontrol etmek çizgisidir. İngilizler, ABD ve AKP’nin çizgisidir bu. Barzani ve Talabani de bunlarla birlikte bu çizgiyi yürütüyor”. Bunlar bu şekilde beni ve PKK’yi tasfiye ederek amaçlarına ulaşmaya çalışıyorlar”.

-“Üçüncü çizgi ise bizim savunduğumuz yoldur. Kürtlerin örgütlemesi KCK’dir. Devletin bunu kabul etmesi gerekiyor. TÜSİAD’ı nasıl kabul ediyorsa KCK’yi de kabul etmelidir. KCK klasik anlamda bir sivil toplum örgütü değildir ama toplumun kendini demokratik örgütlemesidir. Daha iyi anlaşılsın diye bir metafor kullanıp benzetme yapacağım. KCK Kürtçe okunuşu “Keçık”e benziyor. Keçık de küçük kız anlamına geliyor. İşte bizim KCK anlayışımız küçük kız”.

-“Bizim tek devlet, tek millet, tek bayrakla bir sorunumuz yok. Bizim devletin üniter yapısıyla da bir sorunumuz yok. İstedikleri kadar tek tek tek kalabilirler”.

-“Bu açılım hikayesi de AKP’nin de değil ABD’nindir”.

-“Daha önce Özal’a da sormuştum. Birşeyler yapmak istiyorum dediğinde; kendi kendime Özal ya devleti tanımıyor ya da samimi değil demiştim ama sonu biliniyor”.

-„Erbakan da aynı şekilde Suriye Devlet Başkanı aracılığıyla görüştü, mektuplar yolladı. Ben kendisine de söyledim; sizin buna gücünüz yetecek mi? Evet dediler ama bir süre sonra o da devrildi. Askeri cepheden ‘97’de Karadayı onlar vardı“. İşte gücünüz var mı diye. Güçleri olmadığı ortaya çıktı“.

-“Benim silahları bıraktırma iradem var, gücüm de var. Ta 1999’da hakime de söylemiştim. Hakim bana “Apo sen silahları bıraktırabilir misin?” Diye sormuştu. Evet güvence verilirse üç ay içinde silahları bıraktırabilirim, demiştim“.

-“Barış grubunun gelişinden de anlaşılıyor ki silah bırakma konusunda hala PKK’yi ikna edebilirim. Beni dinliyorlar, bana bağlılar“. Gerilla arkadaşlarım bana bağlıdır biliyorum ama gerilla olmak zordur. Kendilerini iyi korusunlar“.

-„Bu kararı sadece PKK’nin kendisi verebilir. Kendi içlerindeki Ergenekon benzeri şeyleri tasfiye etsinler. İşte içlerindeki Ergenekon benzeri şeyler nedeniyle bulundukları mağarada toplu olarak imha oluyorlar“.

-„Açılımı devlet yapıyor, AKP sadece imzacı. Devlet içinde belli bir güç var, bunlar karar verdi, AKP de uyguladı. AKP’ye düşen rol uygulamaktır’’ diye konuştu.

-„Yeni cezaevine ilişkin şunları söyledi: “Burası eski yere göre daha kötü. Bunu bir gelişme olarak sunmaya çalışıyorlar ama aslında tecritin daha da ağırlaştırılmış halidir“. Beni burada etrafımı daha da daraltarak, koşullarımı daha da ağırlaştırarak teslim almak istiyorlar. Evet, daha izole, daha kötü koşullar. Burada nefes alamıyorum, boğazıma kadar dolmuşum“. dışarıyı göremiyorum. Yani şimdiki koşullarım daha kötü, geriye gitti, iyi olmadı“.

-“Benim için Ergenekon davasında, Ergenekon-Öcalan ilişkisi diyorlar. İşte Öcalan ve PKK Ergenekoncudur, diyorlar. Emniyet Müdürlüğü’nün benimle ilgili bir raporunda da bundan bahsedilmiş. Birileriyle görüştüğüm söyleniyor. Hatta beni gizli istihbarat örgütleriyle şunlarla bunlarla ilişkili gösterip onlar tarafından yönlendirildiğim söyleniyor. Bu konuda açıkça şunu belirtebilirim. Evet gerek daha önce dışarıda ve gerekse sorgu sürecinde burada benimle görüştüler. Ancak bizi istedikleri noktaya getiremediler“.

-„Şeyh Said’in bunlardan haberi bile yoktur, öyle isyan önderi olduğu da tartışmalıdır“.

-“Açılım deniyor. Aslında AKP’nin yaptığı hiç bir şey yok. Açılımı devlet yapıyor, AKP sadece imzacı. TRT-6 gibi hamlelere de devlet içinde belli bir güç var, bunlar karar verdi, AKP de uyguladı. AKP’ye düşen rol uygulamaktır“.

-“ 160 sayfalık Yol haritamda üç aşamalı bir plandan bahsetmiştim: Birinci aşama Meclis’de bir araştırma komisyonunun kurulması, Ondan sonra Meclis’te bizimle ilgili (Öcanla i.g), sorunun çözümüne ilişkin bir karar alırlar. Üçüncü aşamada anayasal ve yasal düzenlemeler yapılarak ona göre güçlerin ülkeye dönmesi sağlanabilir. Bunun dışındaki hiç bir öneri ya da görüş bizim çözümümüz değildir“.

-„Bahçeli öyle sıradan birisi değil, ciddidir, serttir“.

-„AKP de zik-zak çiziyor, ciddi yaklaşmıyor“.

-„Bizim projemizin asıl sahipleri varken, ortadayken taklidinin başaramayacağı açıktır“.

-„Ben bu nedenlerle Mustafa Kemal’i önemsiyorum. Mustafa Kemal bunlara karşı bağımsız kalmak istiyordu“.

-„Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal’e destek veren tek halk Kürtlerdir. Araplar, Lawrence’in politikalarını kabul ederek Osmanlıya karşı cephe almışlardı. Sadece Kürtler Mustafa Kemal’e destek verdi. Binbaşı Noel, Kürdistan’a gelmişti, ilk Adıyaman’dan başlamıştı; Kürtleri, Lawrence’in Arapları örgütlediği gibi örgütlemek istemiş, birçok tedbir almışlardı Mustafa Kemal’e karşı. Ama Kürtler Urfa’dan başlamak üzere, Göklü’den bazı aşiretler, bizim aşiret, Beraziler, Dengir Fırat’ın aşireti ve diğer aşiretlerin aldıkları önlem sayesinde Mustafa Kemal’i korudular“.

-“Suriye’deki Kürtler Misak-ı Milli sınırları içinde vardı. Bu parçayı Fransızlara verdiler. Yine Irak Kürtleri de Misak-ı Milli sınırları içindeydi. Bu parçayı da İngilizler alıp Irak’a dahil ettiler. Musul ve Kerkük’ü de, ki orada büyük bir petrol bölgesi vardı, bu bağlamda İngilizler aldılar“.

-„Şimdi de Kürtleri Güney’deki yapılanmaya, ben buna devletçik diyorum, hapsederek kontrol altına almaya çalışıyorlar.”

-„Ama Hükümetin ne yapacağı artık belli oldu, büyük bir şovdu sona erdi. Ben daha önce de tahmin ediyordum ama yine de çözüm konusunda iyiniyetli olup olmadıklarını görmek gerekiyordu“.

-„Ben AKP’nin samimi olduğundan ciddi şüphe duyuyorum. CHP ve MHP’yi konuşturan güç- merkez ile AKP’yi konuşturan güç-merkez aynıdır. İkisi de aynı yerden yönlendiriliyor. Bunları yönlendiren, kontrol altında tutan güç, Kürtlerin de bir kısmını kontrolde tutmak istiyor“.
Benim burada tutulmamın başlıca aktörleri İngiltere, ABD, Avrupa Birliği, İsrail ve Yunanistan komploculuğudur. Bütün bu güçlerin beni Türkiye’ye teslim etmesi boşuna değildir“. Burada tutulmam karşılığında Türkiye’den koparttıkları var. İngiltere ve özellikle ABD, Birinci Dünya Savaşı’nda elde edemediklerini beni burada tutarak elde etmeye çalışıyorlar“.

-„Şimdi ise benim burada tutulmam karşılığında Türkiye hepsine tavizler vermiştir. Benim Türkiye’ye verilmemle birlikte İngiltere ve ABD Irak’ı tuttu. ABD’nin, bu güçlerin amacı, Güney’de bir Kuzey Irak Kürt Devleti kurup bütün sorunları oraya yıkma ve orayı sorunun kaynağı haline getirerek boğmadır“.

-„Güney’de Kürtlere yapacaklar. Kürtlerin bütün özgürlük dinamiklerini tasfiye edip kendilerine bağlı bir küçük devletçik kurup bütün sorunları buraya hapsetme, buranın şahsında Kürtlerin özgürlük mücadelesini boğuntuya getirme çabası vardır“.

-„Burada Türkiye’nin etkisi yoktur. Türkiye’ye açıkça “sen gardiyanlık edeceksin” denilmiştir. Bu durum çok zavallıcadır.”

-“Benim buraya getirilmem ve bu koşullar altında tutulmamın esas sorumlusu Türkiye değildir. Herkesin bu durumu böyle anlaması gerekiyor“.

-„Yine söylüyorum benim buradaki durumumdan CPT, AİHM, yani Avrupa sorumludur; onlar istedi bu cezaevinin yapılmasını. Burası onların bir projesidir, onların bilgileri dahilinde yaşatıldı her şey. Bu durum böyle bilinmelidir“.

-„Burada sağlık durumum da iyi değil. Sürekli kaşıntı var, idrar sisteminde sorun var. Yine nefes alıp vermekte güçlük çekiyorum, burası çok havasız, hava alamıyorum. Ayrıca gözlerimi sürekli kapatmak zorunda kalıyorum, açıp kapatmakta zorlanıyorum“.

-“Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bir raporu yayınlanmış benimle ilgili. İşte Öcalan-PKK-Ergenekon ilişkisi falan diyorlar. Ben bu konuda burada hep söyledim, savcı gelip beni dinlemelidir diye ama gelip dinlemediler. Hep söyledim, bunlar içimize sızdılar, bizi de kontrol altına almak istediler”.

-“Eskiden Türkiye’deki Gladio’yu PKK ‘nin içine de sızdırmak için onlarca küçük gruplar kurdurdular. Hogir onlar çoluk, çocuk katletmeye başladılar. İşte Hogir bunların adamıdır, Kolordu Komutanının yardımcısı olduğu ortaya çıktı. Bunlar bizim adımıza yüzlerce eylem yaptılar; çoluk, çocuk, bir sürü insan öldürdüler, bunları bize mal etmek istediler. Bunları Hogir’lere yaptıranlar, bunları bilmelerine planlamalarına rağmen bunu bize yıktılar. Bu yüzden bilinçli olarak bize işte “Apo bebek katili, cani” dediler. Bize karşı PKK içinde birçok kişi ve grup çıkardılar. Ancak hiç birisi başarılı olamadılar. Bunlar pratik olarak beni aşamadılar. Teorik olarak da hiç aşamadılar.”

-“Özal “bu sorunu çözelim” dediğinde ben “Özal ya samimi değil, oyun oynuyor ya da büyük bir risk alıyor ve başına ne gelecek bilmiyor” diye düşünmüştüm. Ancak daha sonra samimi olduğunu gördük ve başına ne geldiği ortada. Özal önceden başına gelecekleri bilmiyordu. Özal samimiydi“.

-„Üniversite’de bölümden, Kürtçe tv’den bahsediyorlar, bunu adım olarak sunuyorlar. Kürtlerin artık televizyona ihtiyacı yok. Zaten Kürtlerin televizyonları vardı, televizyon verilmesi bir adım, bir hak olmaktan zaten çıkmıştır“.

-“Ben ‘99’da gerillaların sınır dışına çekilmesini sağladım. 2006’da ateşkes çağrısı yaptım. Üç kez ateşkesin uzatılmasını sağladım“.

-„Bu yüzden diyorum ki kimse bana
yaslanarak, benden bir şeyler bekleyerek yaşamasın. Hala benden bir şeyler bekleniyor, bunu tahmin edebiliyorum. Hala her şey benim sırtıma yüklenmeye çalışılıyor. Daha önce de herkesin kendi kararlarını kendileri vermesi gerektiğini, kendi çözüm yollarını kendileri geliştirmeleri gerektiğini, kendi sorumluluklarını yerine getirmeleri gerektiğini belirtmiştim.”

-„Komplonun anlaşılması gerekiyor. Asırlardır Türkiye’den alamadıklarını benim durumumu kullanarak, benim durumumdan faydalanarak tavizler şeklinde elde ettiler. Bunlar görülmüyor mu? Hatta Avrupa Birliği Türkiye’yi kendi istediği şekle getirmek için AKP’yi her türlü yollarla kullanıyor“.

-„Beni burada devre dışı bırakıp, PKK’yi, Barzani-Talabani ve o Güney’e yerleşen, PKK’den kaçanları da kullanarak köşeye sıkıştırıp, tasfiye etmeye çalışacaklar. Görülüyor işte DTP’nin de üzerine gidip, köşeye sıkıştırıp, yanlarına çekip buradaki boşluğu da bu Hak-Par, Elçi gibi farklı çevrelerle doldurmaya çalışacaklar. İşte bu durum iyi okunmalıdır.”

-„Talabani ve Barzani de kullanılarak PKK köşeye sıkıştırılacak ve tasfiye edilmeye çalışılacak. İşte özgürlüğüne, onuruna düşkün Kürtler bu tasfiye sürecini iyice anlayıp, farkına varmalı, kavramalıdırlar“.

-„AKP, sorunun çözümünün önünde engeldir“.

-„Tabi AKP bu politikaları tek başına hayata geçirmiyor, arkasındaki güçlerle yapıyor bunu. Arkasında ABD’si, İngiltere’si var. Bu böyledir. AKP’nin arkasındaki güçlerle birlikte yapmak istediği işte bu liberal politikalarla Türkiye’yi belirsizliğe sürüklemek, çözümsüzlüğe sürüklemek”.

-„Şimdi söylediklerim daha iyi anlaşılıyor herhalde. Mustafa Kemal hakkında değerlendirmelerim de daha iyi anlaşılıyor herhalde. Aslında herkesi Mustafa Kemal’in öldürdüğünü söylüyorlar ancak öyle değildir. Bunlar iyi araştırılmalıdır, iyi bilince çıkarılmalıdır. Aslında Onur Öymen CHP’nin en dürüst, namuslu adamıdır“.

-„Tam olarak ne olup bittiğini bizimkiler de anlayamıyorlar. Anlayamayınca da tıkanıyor. Ben yapmasınlar demiyorum ama şimdi bir iki yasa değişikliğiyle, anayasadaki bazı maddelerin değişmesiyle bu sorun çözülecek gibi değil“.

-“Bunlar neyi anlamıyorlar? Ben ‘92’den beri devletle, orduyla dolaylı, dolaysız görüştüm”.

-"1925 Şeyh Sait döneminde Binbaşı Noel vasıtasıyla Kürdistan’da Şeyh Saitlerle görüşüp alttan destekliyormuş gibi yaptılar ve Seyit Abdulkadir’le de İstanbul’da görüşerek bir yandan Kürtleri kışkırttılar öbür taraftan kendi adamları olan İnönü ve Recep Peker, Fevzi Çakmak, bunlarla Mustafa Kemal’in etrafını sararak etkisizleştirdiler ve Hükümeti ellerine aldılar.“

-“Milletvekillerinin istifası konusunda ben farklı düşünüyorum. Çözüm demokratik mücadeledir. Bence henüz istifa edilecek aşamaya gelinmedi. Meclise dönüp demokratik siyaset geliştirilebilinir” dedi.

-“Ben 1986’da Kürdistan’a ilk birlikleri, gerillaları gönderdiğim zaman onlara çok şey söylemiştim, onları uyarmıştım. Ancak ben her şeyi de bilemiyorum. Mesela Hogir’in Ergenekonla bağlantılı olduğunu yirmi yıl sonra öğrenebildim. Bunun gibi birçok kişinin Ergenekonla bağlantısını çok sonraları fark edebildim. Herşeyden de beni sorumlu tutmasınlar. Bizim mücadele tarzımız bu şekilde değildi. Bunlar birçok çete oluşturdular, Dörtlü çete, Hogir ve Şemdinler. Ergenekonla da işbirliği yaptılar.

-“Şimdi yeni parti var deniliyor. Ben buna bir şey demiyorum. Devlet birisini kapatır, birisi açılır ancak hukuk tekniği açısından bir parti olabilir“.

-“1970’ten bu yana çok büyük emeklerim oldu. 1970-71 yılıydı. O tarihten itibaren çok düşündüm çaba sarfettim. Bugüne kadar kırk yıl oldu. Halkın bana bu kadar bağlı olmasının temelinde bu var. Halk beni bilir, halk tanır“.

-„Bana inanan halkım ve dostlarım vardır. Ben halka dayanıyorum. Ayrıca beni destekleyen dostlarım var. Zor zamanlarda bunlar yardım da eder. Ben kendi gücüme güveniyorum, kendi gücüme dayanıyorum.”

-„Yarbay Ali Tatar’ın intihar haberini öğrendim. Bu intihar üzerinde düşündüm, yoğunlaştım. Bu intiharı iyi anlamak gerekiyor. Cenazesinde yumruklar sıkılı bir şekilde bağırıyorlar. Silah arkadaşını sahipleniş sadece onun cenazesine katılarak olmaz. Böylesi bir intiharı iyi anlamak gerekir. Anlamlıdır ve mertçe bir eylemdir“.

-“Binlerce insan öldü, 17 bin insan faili meçhule kurban gitti. Bu faili meçhullerin iyi anlaşılması gerekir”. Siyaset akademisi kurulup burada tartışılmazsa, 17 bin faili meçhul olayın gerçek sebebi anlaşılamaz“.

-„AKP de Kürt sorunu vardır diyor. Madem Kürt sorunu vardır diyorsan neden sorunu çözmüyorsun? Kim senin elini tutmuş? Çünkü ip başkalarının elinde. Sorunu sadece senin önüne koymuşlar. Sen bir yerlerden icazet bekliyorsun”.

-“İspanya, Avrupa kapitalizmine göre çözdü, biz ise Anadolu’ya has bir çözüm geliştirmek zorundayız. Avrupa kapitalizmi yerine Anadolu’ya has bir çözüm öneriyoruz.”

-“Radyodan dinledim. KCK’den bahsediyor. KCK’nin konfederalizmi öngördüğünü, savunduğunu söylüyor. Hayır, böyle değildir. Benim çözüm önerim KCK sistemidir. KCK sisteminde devlet olduğu gibi kalır, devlete karışmaz, devletle sorunu yoktur. Üniterlikle sorunu yoktur, üniterliğe karışmaz, üniterliği tartışmaz. KCK sisteminde sınırlarla uğraşma yoktur“. Ancak devlet KCK’yi suç saydı, KCK’ye operasyonlar yaptı. Devlet KCK’yi suç sayarsa Avrupadakiler de, Kandildekiler de, Maxmurdakiler de dönmez. Maxmur bir KCK birimidir“.

-„Maxmur gelir. Maxmur’un gelişi de kollektif olur, bu gelişin adı da kollektif geliş olur. Cudi’nin eteklerinde bu temelde gelerek yerleşim yeri kurarlar. Yoksa bir tek kişi gelmez. Yine Avrupa’dan grupların gelip gelmeyeceği buna bağlıdır. Ancak gelip gelmeyecekleri yönünde kararlarını kendileri verirler, ben buna karışmam.”

-„Ben bunların önüne geçmek istiyorum. Bunu '90'lardan beri söylüyorum. Ben tarihe not düşmek adına söylüyorum“.

Şimdi Imraliyi savunmaya kalkan zavvlı koyun sürüleri ( bu deyim Öcalan kendi sürülerine mutlu olsun diye Ta Şamda kollanıyordu) bu bir yıllık (2009) Kürd düşmanı PKK nin kendi Imrali Kürdlerine sonduğu siyasi stratejinin; Kemalizm mi, yoksa Özel kuvvetler karargahına bağlılıkları mi, bir göz tasın ve Ahlak, siyaset ve kavramlarını öğrenmeye çalışsınlar.

2009 da Pkk nin kendi kitlesine sonduğu siyetin kıca bir özetini sonuyorum. Eyer Dünyada biri buna Kürd siyasetidir demeye kalkısanlar olursa o, ya piskopattir, yada bilerek Kürd halkına karşi düşmlıkta isracıdır.
Îsmaîl Girikî
10.01.2010
huto .. 10 Jan, 2010 08:54:53
avatar
ilk defa sitenizi ziyaret ediyorum.keşke etmez olaydım. kürtler keklik misali kendi kavmine karşı savaşır denilirdi ama pek inanmazdım. çünkü bütün dünyada kürtler arasında birliktelik var şimdi. ama ne yazık ki NASNAME hariç.nedir bu kininiz öfkeniz yoksa kıskanıyor musunuz?
Cevdet Akbay .. 11 Jan, 2010 02:27:07
avatar
Sevgili Huto;

Bizi ziyaret ettiginiz icin cok memnun olduk; devamini bekleriz (devamla ziyaret edeceginizi de umuyorum). Kurdlerin keklik misali kendi kavmine sava$ actigini duymadim ama keklik avcilarinin bir kekligi kafese koyup onun otu$uyle toplanan diger keklikleri avladigini biliyorum. Avcilarla i$birligi yapan bir "Keklik" senelerdir Imrali kafesinde otuyor; olan, onun otu$une uyup toplanan sizin gibi "kekliklere" oluyor. Nasname, "o i$birlikci kekligin sesine gitmeyin" diye uyariyor. Selam ve dostlukla.
Cevdet Akbay .. 11 Jan, 2010 10:30:23
avatar
Adalet Bakanligi, "Ocalan yazarlik yapamaz" diye kestirip atti. Onumuzdeki Carsamba gunu avukatlariyla yapacagi olagan basin toplantisinda "burnum akiyor, ensem ka$iniyor, nefes alamiyorum, cok agir hastayim, limon yeyince ek$i geliyor, yabancilari gorunce tanimiyorum, $imdi de yazarlik yaptirmiyorlar..." $eklinde $ikayet listesini uzatip cocuklari gene sokaklara dokecek herhalde. Italya cok uzak, bence ODATV.com'a yazar yapsinlar.


Aktifhaber.com'dan (http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=266378)

Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun uyarınca, hükümlülerin gazetelere yayımlanmak üzere yazı göndermelerine ve gazete yazarlığı yapmalarına imkan bulunmadığı, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın bir İtalyan gazetesine böyle bir yazı göndermesinin de söz konusu olmadığı bildirildi.

Adalet Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, "Bazı basın yayın organlarında İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda terör suçlarından hükümlü olarak bulunan Abdullah Öcalan'ın yazılarının bir İtalyan gazetesinde yayımlanmaya başladığı yönünde haberler yer aldığı" belirtildi. Açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve ilgili tüzük uyarınca, hükümlülerin gazetelere yayımlanmak üzere yazı göndermelerine ve gazete yazarlığı yapmalarına imkan bulunmamaktadır.

Adı geçen hükümlünün de İtalyan gazetesine böyle bir yazı göndermesi söz konusu değildir. Konu ile ilgili olarak yapılan incelemede, haberlere konu olan yazının, hükümlünün daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gönderdiği savunmalardan uyarlanarak yazıldığı anlaşılmıştır."
Ibo Serhat .. 15 Jan, 2010 05:45:36
avatar
Abi kusura bakmayin ama bu ba$ligi bu haliyle kabul etmek mümkün degil. Imraliya sahip cikan yok olur mu, tabi ki var. Fedai Kürt gencligi Ba$kan Apo'ya sahip cikiyor hem de nasil. Fedai Kürt gencligi Ba$kan Apo icin hayatini ortaya koymu$ sava$iyor, direniyor ve aslinda kazaniyor. Yalniz Kürt gencliginin büyük ba$arilari PKK icerisindeki birileri tarafindan sürekli bo$a cikariliyor. Kürt halki da her firsatta kendisi icin hayatini ortaya koyan Sn. Öcalan'a sahip cikiyor. Kemalizm bu mücadeleyi kaybetti, PKK kazandi. Bu cok acik. Geriye kalan PKKnin Kemalizm kar$isindaki bu net zaferini ve üstünlügünü daha da peki$tirmek, geli$tirmek ve garantiye almaktir. Bunun icin bana göre öncelikle PKK yönetimindeki kimi Kemalistlerin yönetimden uzakla$tirilmalari gerekiyor, ve PKKnin artik Kemalizme hizmet etmeye son vermesi gerekiyor.
PKK kazanmi$tir, Kürt halki ve gencligi de kazanmi$tir ama daha önce de belirttigim gibi, birileri kazanilmi$ bu mücadeleyi bize kaybettirdiler ve hala kaybettirmeye devam ediyorlar.
Selam ve saygilar
Ibo Serhat
Cevdet Akbay .. 25 Jan, 2010 11:27:55
avatar
Genelkurmay Benim E-mail Adresimi Bloke Etmis...

Ortaya bir darbe plani ciktiginda, komutanin biri sacmaladiginda hemen amirleri komunda olan Genelkurmay'a bir e-mail atiyorum (ali$kanliklarimdan biri).

Fakir fukaranin evlatlari (hem Turklerin hem de Kurdlerin) sava$ cephesine surulurken, Sava$ Agalari'nin yakinlari tatil icin bile Kurdistan'a ugramiyor.

Bunu yazinca (http://www.cevdet.net/haber.php?go=fullnews&newsid=530) beypa$alar kuplere bindi, benim e-mailim dahil her $eyimi takibe aldilar (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/2200.html).

Alsinlar, muhim degil.

Ben yazmaya devam ediyorum.

Gecenlerde "bilgi edinme kanunu"na dayanarak "Imrali Adasi kimin sorumlulugunda... Genelkurmay'in mi Adalet Bakanligi'nin mi?" diye sordum... (yukaridaki yazi).

Ne Genelkurmay ne de Adalet Bakani sahp cikti Imrali'ya (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/5861.html).

Ben de "Imrali'ya sahip cikan yok, en iyisi Italya'ya verelim gitsin!" dedim.

Balyoz Darbe plani ile ilgili Genelkurmay'a bugun bir mesaj attim (a$agida).

Mesaj oldugu gibi geri geldi.

Beni bloke etmi$ler.

"Sen yegenimiz Apo icin nasil olur da 'Italya'ya verelim' dersin" dercesine kizmis herhalde pa$alar.

---------- Forwarded message ----------
From: Cevdet Akbay <akbayc@gmail.com>
Date: 2010/1/23
Subject: Balyoz
To: beb@tsk.tr
Cc: gnkur@tsk.mil.tr


Sayin yetkili;

"Balyoz Plani"ni yazan "kazma"larin, darbe icin luzum duyulan "balyoz"lari hangi ulkeden temin edeceklerini merak ediyorum.

Halkin vergileriyle alinan silahlari kendi halkina ceviren bu "haydut kazmalar"in gercekten insan olup olmadiklarini cok merak ediyorum.

Bu "kazmalar" Marsli olmasin sakin!

Mesela Cetin Dogan "kazmasi" insandan cok, insan derisi giymis Marslilara benziyor.

Bu "kazma"nin kafa derisini cikartmaya calismanizi istirham ediyorum

Bakalim gorunen derinin altinda ne tur bir "mahluk" yatiyor.

O "kazmalar"a su mesajimi da iletirseniz beni bahtiyar etmi$ olursunuz:

"A kazmalar, degisen dunyayla birlikte kabugunu yirtip ozgurle$en Turkiye'de darbe olmayacak. Ister balyoz olsun ister kazma, hickimseye darbe yaptirmayacagiz. Kani be$ kuru$ etmeyen cunta bozuntularinin sabah kalkip darbe yaptigi donemler geride kaldi."

Bunu sari bir zarf ile "Balyoz" yazari "Kazmalar"a havale etmenizi rica ediyorum.

Milleti rahatsiz etmesinler lutfen.

Yangin cikartmasinlar, cunku cikardiklari yanginda kendileri ve sevdikleri de yanacak. Darbe yapmaya ise muvaffak olamayacaklar.

Okuzluk yapmasinlar, oturup insan gibi halka saygili olsunlar.

Size iyi gunler diliyorum.

Cevdet

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: