Gizli ODA'ya Girildi, Derin ODA Panikledi...
Kozmik odanin kapisini araklayan gelisme olarak bilinen iki subayin Basbakan Yardimcisi Bulent Arinc'in evinin onunde yakalanmasi en cok Genelkurmay'daki cuntacilarin sanal alemdeki psikolojik harp merkezi olan ODATV.com'u tedirgin etti.
-------------------------xxx---------------------
Ergenekon Teror Orgutu'ne karsi yurutulen sistematik operasyonda onemli bir donemece girildi. Derin Devlet'in butun gizli faaliyetlerinin saklandigi Seferberlik Tetkik Kurulu'ndaki "kozmik oda"ya girildi. Italyan Derin Devleti de kozmik odaya girilmesiyle cozulmustu.
Bu onemli gelisme Derin Devlet belasindan kurtulmak isteyen insanlari sevindirirken, Derin Devlet'ten ve onun kirli icraatlarindan nemalanan ve onun adina calisan bazilarini da tedirgin etti.
Kozmik odanin kapisini araklayan gelisme olarak bilinen iki subayin Basbakan Yardimcisi Bulent Arinc'in evinin onunde yakalanmasi en cok Genelkurmay'daki cuntacilarin sanal alemdeki psikolojik harp merkezi olan ODATV.com'u tedirgin etti.
"Iste Bulent Arinc'a suikast iddiasinin ic yuzu" (http://www.odatv.com/n.php?n=iste-bulent-arinca-suikast-iddiasinin-icyuzu-2212091200) basligiyla verdigi 22 Aralik 2009 tarihli dezenformasyon amacli haberde sunlari yazdi: "başta Star Gazetesi olmak üzere medyada Bülent Arınç'a suikast iddiası gündemdeydi. Ancak medyanın aynı olayı verirken birbirinden farklı dil kullanması dikkat çekti. Olayı ilk duyuran Star Gazetesi konuyu ordu ile ilişkilendirdi. Suikast şüphesi ile yakalanan iki kişiden birinin albay, diğerinin binbaşı olduğunu söyleyen Star Gazetesi şüphelilerin kullandığı aracın da Genelkurmay adına kayıtlı olduğunu iddia etti. Yandaş medyanın tamamı da Star Gazetesi'ni kaynak göstererek olayı bu şekilde duyurdu. Odatv konuyu araştırdı. Ulaştığımız kaynaklar meselenin iç yüzünü ayrıntısı ile anlattı."
Ardindan da meselenin "ic yuzu" diye lanse ettigi ama gercekte meseleyi sulandirma ve ehemmiyetsizlestirmeye yonelik 8 madde siraladi. Dorduncu maddede "Ancak yakalanan kişilerin Genelkurmay Başkanlığı ile hiçbir resmi bağı yoktu. Birisi emekli asker, biri ise sivil vatandaştı" dezenformasyonu mevcuttu.
Ertesi gun Genelkurmay Baskanligi BN - 131/09 nolu bir bilgi notuyla konuyla ilgili bir aciklama yapti http://www.tsk.tr/10_ARSIV/10_1_Basin_Yayin_Faaliyetleri/10_3_Bilgi_Notlari/2009/BN_131.html). Sozkonusu aciklamadaki "19 Aralık 2009 günü saat 17:10 civarında iki askeri personel, şüphe üzerine yakalanmışlardır. Kaba üst aramaları yapılan personelin, kendilerinin askeri personel olduklarını beyan etmeleri üzerine; Merkez Komutanlığı görevlileri de olay yerine çağrılmıştır" ifadesi, ODATV.com'u acik bir sekilde yalanliyordu (insanin kendi patronu tarafindan yalanlanmasini saniyorum bu durumda en iyi Soner Yalcin bilebilir).
Genelkurmay, ayni bilgi notundaki "İki personelin üst araması ve iki aracın aranması 23:30’a kadar sürmüş ve aramaların bitiminde, olay yerinde tutanak tutulmuştur. Tutanağa göre; gerek personel gerekse de araçlarda herhangi bir silaha, mühimmata, ses kayıt cihazına, teknik takip teçhizatına ve diğer herhangi bir suç unsuruna rastlanmamıştır" ifadeleriyle suikast iddialarini yalanliyordu.
Ben de sahsen o iki askeri yetkilinin o gun suikast icin orada bulunduklarini sanmiyorum. Kullanilmaya hazir yuzlerce ucuz tetikci varken suikast icin ust duzey askerlerin gorevlendirilmesi fazla akilci gelmiyor. Ergenekoncu medya da buna benzer ifadelerle olayin duzmece oldugunu ispatlamaya calisti. Oysa olay hukumetin kurguladigi birsey degildir. O iki askerin orada bulunmalari hakkinda birkac ihtimal olabilir.
Eger niyet ust duzey bir siyasetciye suikast duzenleyerek kaotik ortam olusturup hukumeti alasagi etmek ise, o iki askerin gorevi, ust duzey asker olduklari icin fazla suphe uyandirmayacaklari gozonune alinarak, sadece uygun zaman ve zemin tespiti yapmak olabilir. Bu bilgiler daha sonra kiralik tetikcilere (mesela derin-PKK'ya) verilecek, gorev tamamlanacakti. Bu kirli yapinin Ecevit'e suikast girisiminden tutunuz bircok katliamlara kadar bircok olayda rol aldigini unutmayalim. Ayrica, bu yapinin Italya'daki karsiligi olan Gladio'nun kendi basbakanlarini katlettigini da akilda tutalim. Yani boyle gizli ve kirli bir yapinin suikast hazirligi fazla sasirtici degil.
Baska bir iddaya gore ise sozkonusu askerler, yakin bir gelecekte planlanan askeri bir darbeden sonra ilk etapta tutuklanacak siyasetcilerin ve ust duzey burokratlarin adresleri tek tek tesbit ediliyordu. 28 Subat'ta da buna benzer bir calisma yapilmis, siyasetcilerden ve her sehrin onde gelenlerinden olusan 6-7 bin kisilik bir liste hazirlandigi soylniyor. Dolayisiyla boyle bir ihtimal de sozkonusu olabilecek kadar ciddidir. Kozmik odanin kapisini acan ihtimalin bu oldugu soylenebilir.
Baska bir iddiaya gore ise sozkonusu askerler, Genelkurmay Karargahi'ndan disari bilgi sizdiran ust duzey bir komutanin pesine takilmislardi. Bu iddiaya gore, sozkonusu ust duzey askeri "kostebek" bilgileri direk Basbakan Yardimcisi Bulent Arinc'a getiriyordu. "Kostebek'i tesbit etme" olarak bilinen bu iddia da akla yakin ama son derece profesyonel calistigi anlasilan askeri "kostebek"in Bulent Arinc'in evine gelmek gibi "caylak"ca bir sey yapacagini sanmiyorum.
Bu "kostebek" konusunda, istihbarat dunyasinda kod adi "Siyah" oldugu iddia edilen Fatih Altayli'nin bir iddiasi var (http://www.haberturk.com/yazioku.asp?id=11505): "Benim anlatacaklarım ise o gece 'aslında ne olduğu' ile ilgili. O gece Genelkurmay Özel Kuvvetler’i arayan bir kişi, 'Genelkurmay’ın askeri bilgilerini sızdıran üst düzey subay, şu anda Bülent Arınç’ın evinde, AKP’lilerle buluştu” istihbaratını verir."
"Bunun üzerine o iki subay, Arınç’ın evini gözetlemek ve 'köstebek subayı' belirlemek üzere Arınç’ın evinin bulunduğu sitenin önüne giderler. Aynı anda, numarası ve yeri daha sonra tespit edilen ankesörlü bir telefondan Ankara Emniyeti aranır ve kimliği meçhul bir kişi, 'İki subay şu anda Bülent Arınç’ın evinin önünde Arınç’a suikast yapmak üzere' ihbarında bulunur. Alarma geçen polis, güvenlik önlemlerinin zaten yoğun olduğu bölgede hemen operasyon düzenler ve içinde iki askerin bulunduğu otomobil yakalanır."
"Bu arada olay yerinin hemen yakınında bulunan bir başka otomobil vardır ancak operasyon sırasında bu otomobil kaçar ve yakalanamaz. Kaynağım, 'Ortada ne bir suikast var ne de başka bir şey. Zaten savcılık da bu görüşte. Yakalanan subayların ne üzerlerinde, ne otomobillerinde, ne de evlerinde bir suç unsuruna rastlandı. Kâğıtta adres olduğu doğru ama amaç köstebek yakalamaktı' diyor. Olabilir mi?"
Altayli, gorevi icabi gelismeleri sulandirmak ve saptirmak niyetiyle yaziyor bunlari ("ortada ne suikast var ne de baska bir sey" ifadesinden bu niyeti anlasiliyor); ben ise boyle bir ihtimalin da olabilecegi dusuncesiyle aktardim. 29 Aralik 2009 tarihli "Suikast olur da buluşma olmaz mı?" baslikli yazisinda da (http://www.haberturk.com/yazioku.asp?id=11516) gelismeleri yalanlama yoluna gidiyor Altayli (detaya girmeyecegim).
Hukumet gelismeyi ciddiye almis ve kozmik odanin icine kadar girmeyi goze almissa ortada cok ciddi bir gelisme var demektir. Ciddi gelisme olunca ODATV gibi psikolojik harp merkezleri ve Fatih Altayli, Yılmaz ÖZDİL, Emin Colasan gibi "gorevli" gazeteciler de haliyle tedirgin olacaklardir cunku sozkonusu odada devlet sirlariyla birlikte onlarin maskelerini indirecek, gercek kimliklerini ele verecek gizli bilgiler de mevcuttur.
Ozellikle Derin Devlet'in has adami Emin Colasan'in tedirginligi had safhada... Sozcu Gazetesi'nde yazdigi 29 Aralik 2009 tarih ve "Genelkurmay Baskani'na acik mektubumdur" baslikli yazisinda sunlari yaziyor: "Paşam, vaziyet hiç iyi görünmüyor. İnsanlarımız, benzerine bugüne kadar asla tanık olmadıkları şu son olaylardan sonra adeta kan ağlıyor. Bu ne demektir Paşam, devletin en gizli belge ve bilgilerinin bulunduğu Özel Harp Dairesi basılıyor, hem de üç kez! Arama toplam 48 saat sürüyor."
Sanirsinkiz ki yabanci bir ulkenin adamlari devletin gizli bilgilerini calmaya calisiyor... Colasan'daki bu tedirginlik "devletin gizli bilgileri"nden cok kendisiyle ilgili gizli bilgilerin desifresinden kayanklaniyor gibime geliyor. Cunku Özel Harp Dairesi'ne giren devletin hakimi, arama izni veren devletin mahkemesi ve aramanin arkasindaki guc de devleti temsil eden hukumettir. Bir zamanlar kendisine gizli bilgi ve belge tasiyan "minik kus" o bilgi ve belgeleri sozkonusu kozmik odadan ucuruyordu. Emin Colasan'a gore, kendisinin kozmik odaya girme hakki var ama devleti yoneten AK Parti Hukumeti'nin asla...
Soz aramadan ve aramayi yapan hakimden acilmisken, Ergenekon'un postalli sivil pasasi ve Kurd Ergenekonunun pasasi Abdullah Ocalan'in fikir babasi Yalcin Kucuk'un Odatv.com'daki dezenformasyon operasyonuna da deginmekte fayda var (http://www.odatv.com/n.php?n=yalcin-2912091200). Kucuk Pasa, kafalari karistirmak icin iki soru ortaya atiyor; biri, "O yargicin Fethullah Gulen'le iliskisi var mi?" Ikinci soru da, "Kozmik odadaki planlar Israil'e mi gonderilecek?" Profesyonelce kurgulanmis sorular. Psikolojik harbin onemli kurallarindan biri etkili kisilerin (bu durumda sorusturmayi yapan hakimin) guvenirligini zedelemektir, Kucuk Pasa ve "derin Odatv" bu sorularla bu gorevi yapiyor.
"Israil" konusu ile gelismeleri baska yone cekmeye calisiyorlar. Simdiye kadar Basbakan Erdogan'a 10'unuzerinde suikast girisimi oldugu ve bunlarin bircogunda MOSSAD'in parmagi oldugu iddialari ortadayken (Erdogan'in Israil'e acik tepkisinin bu iddialardan kaynaklandigi soyleniyor), hukumetin kozmik odadaki gizli planlari Israil'e verecegini dusunmek tam da Yalcin Kucuk gibi bir psikolojik harp dairesi elemanina yarasir bir tavirdir. Yalcin Kucuk "Israil" kartini ortaya atarak, 20 yildan fazla sure ABD gizli devleti tarafindan beslenen (Bulent Ecevit'in ifadelerine dayaniyor) Özel Harp Dairesi'nin 28 Subat surecinden sonra Israil gizli devletinin gudumune girdigi iddiasini gozden kacirmaya calisiyor aslinda (aklinca "yonlendirme" yapiyor).
Tekrar Emin Colasan'in yazisina donelim. Colasan soyle devame diyor: "Paşam, üzülerek söylüyorum ama, şu olanlan lütfen kamuoyu ile biraz paylaşın, tepkinizi açıkça dile getirin. Bu işler öyle kapalı kapılar ardında Tayyip'lerle mayyiplerle yapılan görüşmelerde çözülmez. AKP'li bakanların çoğunlukta olduğu, başkanlığını Çankaya'da ki AKP'linin yaptığı Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında hiç çözülmez." Bu ifadelerle Colasan "Haydi, durmayin, darbe yapin" demeye calisiyor. Colasan, aklinca Genelkurmay'daki cuntacilara akil veriyor; oysa onlar da darbe yapmak icin can atiyor ama ic ve dis sartlar musait degil, dunya degisti, Turkiye de dunyayla birlikte degisti. Darbe donemi kapandi, cuntacilar darbe yapamiyorlar, yapamayacaklar. Bu durum da darbeci Colasan'i rahatsiz ediyor.
Colasan'in gorevi darbeleri ve darbecileri desteklemek ve onlarin cinayetlerini ortbas etmek ve kirli camasirlarini saklamaktir. 12 Eylül darbesinden hemen sonra darbeciler tarafindan cezaevlerinin durumuyla ilgili bir yazi dizisi yazmak icin gorevlendirilen Colasan, ozet olarak "cezaevlerinde kötü bir durum yoktur, işkence iddiaları asılsızdır, mahkumlar 12 Eylül cezaevlerinde mutlu bir yaşam sürdurmektedirler. Olumsuz iddialar, ülkemizi batı karşısında zor durumda bırakmak isteyen hainlerin uydurmasıdır" seklinde yazilar kaleme almistir. Boyle bir adamdan demokrasiyi savunmasini bekleyemeyiz.
30 Aralik 2009



Yorumlar (26 gönderildi):
Eğer sizin mantığınızın şeklen aynısını kullanırsam;sizin yazdılarınızı da tam ters uçta yorumlayabilirim. Akp ve arkasındaki abd'nin psikolojik harbine bilerek veya bilmeyerek alet olan yazar diye örneğin.
Yalçın Küçük'ün sözlerinin altına yorum yaptık ama yayınlanmadı. Şunu dedim kısaca; "eğer "zaafları" olan komutanlık bu işin(kozmik odaya girilmesinin yani) ne anlama geldiğini anlamıyorsa orada ne işleri var.Ordu'nun herşeye rağmen kemalistliği artıyorsa, aramaların yasal olduğunu savunan GKB açıklamalarına ne diyeceğiz? Sakın önce İngilizler ve onların araçlarıyla(adını koyalım Yunanlılar'la) savaşan Kemal, hemen ardından onlarla uzlaştığı gibi olmasın durum ? Uzlaşma kemalizmin doğasında yok mu? Ufukta çatışmadan daha çok uzlaşma var!"
Bu soruları size de yöneltmek mümkün.
Ama tam da öbür uçtan ! Akp ile Ordu uzlaşma işaretleri vermiyor mu? Neden akp konusunda beklentileri biraz da -bana göre- hayâlci olarak "yukarı" çekiyorsunuz? Bunun demokratikleşme anlamında ne gibi nesnel belirtileri var? Tersi uygulamaları anlamında tonlarca şey yazarız istersek değil mi?
Nedir bu acele Sayın Akbay? Lâ havle !
Sevgiyle,selâmla.
Salih beyinde bahsettiği gibi.Gizli oda sortileri pek hükümetin işi değil gibime geliyor.Kozmik odayı kuranların işi olmasın!?
Ne bilelim.Mümkünatı olmayan hadisler oluyor.Cumhuriyet taribnde hiç böylşe bir hadise olmamış duyulmamış mümkün dahi değil.
Nasıl oluyorda sivil savcı hakim polis Genelkurmayın en derin kalbine baskın yapabiliyor didik didik arayorlar.Ne arıyorlarki?
Neyse benim aklım böyle derin sırlı gizemli mahfi işlerden anlamdığından içlerine girmeyip pencelerden seyredip;
Azrailin gelir kendi,
Ne paşa dinler ne efendi,
Yolun sonu görünüyor.
Deyip,anlamadığımız işlere girmeyelim.
10 yil once hayal bile edilemeyen gelismeler bugun olagan hale geldi. Kurdistanda masum ve mazlumlarin korkulu cellatlarinin bugun yargilandigini, zelil bir duruma duseceklerini kim hayal edebilirdi? Her on senede bir darbe yapan, ukala, kendini begenmis, astigi astik kestigi kestik, siyasileri begenmeyen, halka tepeden bakan generallerin siyasi iradenin kontrolune giriyor, yani ulke normallesiyor. "Olmaz canim, bunun altinda bir bit yenigi var" diye supheyle yaklasmaya gerek yok.
Hayir sevgili dostlarim; gelismeler cok olagan bir sekilde devam ediyor. 5-10 sene sonra simdi hayal bile edemeyecegimiz noktaya gelecegiz (olumlu anlamda). AK Parti'ye olaganustu bir anlam yuklemiyorum, olumlu gelismelerin yolunu aciyor, takoz koymuyor, hakkini vermek lazim; ama AK Parti olmadan da iyi gelismeler olacakti zaten.
Mustafa Yilmaz
Derindevlet(Kemalizm) katlewttiği sadece Kürdlermi?
Bakın smanayolu sitesi, NASNAME sitesinden Şürür Gülmüş'e izafeten bir haber haber geçmiş.Ve haberi okuyalım karar verelim.Bakalım düşmanın düşman kurbaları arasında kimler var:
...ŞOK İDDİA:
Mumcu'nun ölüm emrini...
....PKK'nın eski yöneticilerinden Şükrü Gülmüş'ün kurucusu olduğu internet sitesi, Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili ilginç bir iddia ortaya attı.
'Nasname' isimli sitede, Azat Ararat imzasıyla yayınlanan yazıda, "Yalçın Küçük, Doğu Perinçek ve Öcalan, Mumcu'nun ortadan kaldırılmasına karar verdi. Korkut Eken'e havale edildi. Eken de eylem için Mahmut Yıldırım (Yeşil) ve İrfan Özcan'ı görevlendirdi." denildi.
Yazıda, Mumcu'nun PKK ile derin devlet bağlantısını çözdüğü için öldürüldüğü öne sürüldü. Mumcu'nun öldürülmesi ve diğer faili meçhul cinayetlerin bilinçli olarak bir muammaya çevrildiğinin belirtildiği yazıda şu iddialarda bulunuldu:
"Mumcu, Öcalan ve devlet ilişkisini deşifre etti. Mumcu, bu olayı araştırmaya başlayınca ve günlük yazılarında bunun sinyalini verince hem Öcalan'ın, hem de onu büyütüp besleyenlerin eteği tutuşmuştu." Olayda İrfan Özcan, Alayi Bey Uslukaya, Mikail Sarı, Semih Tufan Gülaltay'ın tetikçi olarak kullanıldığı öne sürülen yazıda, detaylı bilgi veriliyor. Mumcu suikastının, Özel Kuvvetler Komutanlığı ile onun oluşturduğu paravan örgütlerin açığa çıkmaması amacıyla gerçekleştirildiği iddia edildi. ZAMAN
Evet.Katil belli maktülde belli.Peki Mumcu,Öçok,Aksoy,Kışlalı,Hablemitoğlu,vb.Ayrıca K.Maraş,Sivas Çorum olayları aynı maksadlaımı çıkartıldı?
Bence hayır.Dikkat edilirse bu gün Amerikan emeryalizminin ;Irak,Afganistan,Filistin,İran,Lübnan,Yemen,Pakistan.Türkiye.Vs yerlerde uyguladığı taktik aynıdır.
Gladio-Ergenekon-Jitem-Özel kuvvetler-Kontrgerilla vs.Hepsi Cevdet AKBAY'ın dikkat çektiği "Derin cemaatin" işidir.
Bu ince farkı fark ed edemez isek vaziyetimiz hiçde iyi olmaz.
Derin cematin devletleri Milletleri parçalamak suretiyle sömürmesi hükmetmesi;Dünün bu günün meselesi değildir.Kökü çok eskilere dayanmaktadır.
Yani gözümüzü sekiz açmalıyız ki içimizekive dışımızdakilerin dostmu düşmanmı olduğunu bilmeliyiz.
Ya burada uyanacağız yada öbür tarafta.
Tabii ben olaya daha geniş çerçevede bakmaya,geneli oluşturan -görebildiğim kadarıyla- tek tek "olgu"lara ve genel olarak liberal veya başka metodları kullanan burjuvaların tarihine bakarak yorumlamaya çalışıyorum olanı biteni.
Belki de fazla dikkatli ve karamsar bir yorum çerçevesi çiziyorum.
Umarım önümüzdeki kısa vadeli gelişmeler sizi haklı çıkarır. Ben şahsen ihtimâl bile veremiyorum.Belki de hâlâ markscı olan bakış açım etkiliyordur görüşlerimi.Demokrasinin "de"sinden bile haberi olmayanların genel demokrasi sorununu çözebleceğine ihtimâl veremiyorum ne yazık ki.
Sevgi ve selâmla.
2.Cübbeli, Ahmet neden habertürk´te cikmaya basladi? Bu adam neden, Fettullah´a ve onun gibi Türk Islamciligi savunan Adnan Oktar´a nami deger"Harun Yahya´ya" saldiriyor.Cübbeli´nin tarikatindan olan bir sahis neden onlarin camisinde öldürüldü? Bu tarikatin bazi mensuplariyla yurt disinda tanisma firsatim oldu. Hepsi sarikli ama nedense parayi cok seviyorlar.( Benim tanistiklarim). Bu tarikat, Osmanli´nin tüm padisahlarinin ermis oldugunu savunurlar ve ayrica icinde bulunduklari sistem´dende yani kemalist rejimdende sikayetci olmadiklari gibi tam tersine kutsuyorlar. Dedikleri su, Devlete ihanet etmek günahtir. Pkk ile carpisip ölen Türk askerleri sehit ama Pkk´lilar cehennemlik. Benim, bu tarikat hakkinda gördügüm, bu ...Detayini bilmem imkansiz. Eski, derin devletin bir parcasi olabilirler. Sarikli dolasip sabah namazini yarim saatte kil sonra, millet´in parasina kon yani "sarikli adamlar" kötü imaji olustur sonra´da televizyon´a cik deki; devlet kutsaldir, Osmanli padisahlari ermistir...vs.
3.Dünya´nin dört bir tarafina, Fethullah okullar kurabiliyor ve bu okullarda, Istiklal marsini ve Türkce´yi ögretiyor. Dünya kör mü? Bu, Türk emperyaliz mini, görmüyor mu?
4.Fethullah simdi Amerika´da yasiyor ve korunuyor. Acaba niye?
5. Türkiye´yi kuran emperyalist gücler simdi Türkiye üzerinden yeni yapilanmalarin pesindeler. Kendi tabirleriyle yeni bir dünya düzeninin pesindeler. Birseyler degisiyor ama tüm dünya´dada oldugu gibi eskilerle yeniler catisiyor. Bu bir güc catismasi, Eskiler; iktidarimizi devr etmeyiz, yeniler ise devr aliriz. Diyorlar.
6. Bu kaos ortamin´da; biz Kürt´ler ne kadar kazancli cikacagiz? Bizim icin önemli olan soru bu. Acilim gercekten acilim mi? Neden, sayin Akbay cekingen davraniyor?. Kürtler haklarini demokratik yoldan isteyebilirler. Bunun icin siddete gerek yok.Siddetsiz Sokak gösterileri, milyonlarca insanin basvuracagi aclik grevleri, milyonlarca insanin oturma eylemleri...vs. ile siayasal bir etki yaratilabilir. Hatta tamamiyle siyaset yöntemiyle"Bagimsizlik" dahi istenebilir. 3 milyon insan bir Diyarbakir´da toplanip; T.C kimliklerini o meydanda firlatip, siddet kullanmadan "Bagimsizlik" istiyoruz, diyebilir. Bunlari istemek ayip mi yada ne istedigimizi acikca söylemek acilima ihanet midir?Tersine, sessiz kalmak, utangac davranmak, isteklerimizi bildirmemek acilimin basarisiz olmasina neden olmaz mi? Acilim tamamlandiginda, eger Kürt halki hayal kirikligina ugrayacaksa; acilim kaos ve kapanim anlamina gelmez mi?
7.Dünye su an yerinden oynayan dengelerin oturtulmasi ile mesgulken biz Kürtler aman su kaos ortami hele bir gecsin, diyerek Kaos bittiginde ve hersey yani tüm dengeler yerine oturdugunda, acaba ne kazanacaz?
8. Hükümet ile ordu´nun anlastigi ve bu anlasmanin sonuclarini görmekte oldugumuzu söyleyenler var. Ordu´nun icerisindeki; eski kafalarin ihrac edildikleri yeni düzene göre hareket edilmeye baslanildigi, söylenmekte. Onun icin, O iki asker´in; Bülent arinc´in evinin oraya yem olarak gönderildigi ve bu yolla kozmik odaya girildigi ayrica arama yapilirken; Ergenekoncular yani Emin cölasan ve tayfasinin yalvarmalarina ragmen, Genel Kurmay; Aramalar yasaldir, demistir.
9. Bunlardan cikartacagimiz; Ordu ile AKP anlastiysa, konu basliklarindan bize yansiyan, Kürtler taninacak fakat hak olarak bireysel haklar verilecek. Kollektif haklar ise bir baska bahara birakilacak. Güney Kürdistan ilede iyi iliskiler kurulacak, Türkiye oraya abilik yapacak.Böylelikle bir nebze hal edilen, "Kürdistan sorunu"´dan sonra Türkiye, emperyalistlerin Dünyadaki yeni kalesi olacak. Sermaye´nin babalarindan birisi olacak. Dünya´daki olusan yeni konjöktör geregi, Türkiye bu sansi elde etti. Sagda solda cikan Türkiye önümüzdeki 100 yil icerisinde süper güc olacak söylemleri sanirim, hayal olmasa gerek.
Biraz daginik oldu ama siz toparlayin artik.
Bir önceki yaziniza yorum yapmaya ve bir takintinizin oldugunu ifade etmeye calismistim.Ifade yetersizligimden kaynaklanmis olabilecegini düsünüyorum. Zira verdiginiz cevap (cevap verdiginiz icin tesekkürler) cok uzak düsmektedir.
Sizin "fanatik AKP`li" oldugunuzu yazmamistim. AKP`li oldugunuzu yazmistim. Nitekim siz de bunu kabulleniyorsunuz. Demokratik acilimlarin mimari olduguna dayanarak desteklediginizi söylüyorsunuz. Kisi olarak "demokratik acilim" ile "demokratik cumhuriyet" arasindaki farki göremiyorum. Tek fark;AKP Öcalan`siz, Öcalan da AKP`siz Kürtleri asimile etmek, istek ve taleplerinden yoksun birakmayi istemektedir.
Bir de yazilarinizda gördügüm (Bu genelde mevcut bir görüs) devleti özgür kurumlar birligi olarak görüp göstermenizdir. Yani TC sonuc olarak yapilan hic bir olayda sorumlu gösterilmiyor. Devlet iyi de icindeki özgür kurumlar kötüdür düsüncesi hakim kilinmak isteniyor. Ergenekon, JITEM, TSK, Köykorucular, Derin Devlet, MIT vs. kurum ve kuruluslar özerk ve de sorumlu, suclu gösteriliyor. Bu görüsten yolla cikilarak acilim ve aciklik getirilerek devlet ile barisilabilinecegini ileri sürüyorsunuz. Kürtlerin devlet ve toprak gibi,ulusal ve kültür sorunlarinin olmadigi, düsüncesini (Öcalan`in düsüncesidir) istemeseniz de savunuyorsunuz.
A. Öcalan`in düsüncelerini elestirmek yetmiyor, alternatif bir düsünce ve cözüm öneremiyorsak elestirilerimiz bir takintiyi gecmeyecektir. Takintilarin tekrari ise düsünce kisirligina götürüyor bizi.
TC devleti tüm kurum ve kuruluslariyla bir bütündür. Kürt ulusuna karis politikasini hangi kurum yoluyla islemeye ve hayata gecirmeye calisiyorsa calissin tek ve asil sorumludur. Baris anca tüm kurum ve kuruluslarinin, dayanaklarinin tasfiyesi ile mümkündür.
saygilarimla
Yorum yapmayi takinti olarak gormuyorum (yorum yazmamin sizi neden rahatsiz ettigini de anlamiyorum dogrusu), aksine, yorum yazan okuyucularla ayni ortamda fikir alis-verisi olarak goruyorum. Firsat buldukca yorum yazmaya devam edecegim, bunu herkese de tavsiye ederim.
AK Parti'li olmam konusuna gelince, demokratiklesme surecini destekleyen herkesi (CHP bile olsa) desteklerim, bu beni su partili veya bu partili yapmaz. Demokratiklesme surecine olan desteginden dolayi destekledigim AK Parti'yi yeri geldiginde (ozellikle sivil anayasa yapmama konusundaki israri) de elestiriyorum.
"Demokratik acilim" ile "demokratik cumhuriyet" arasinda bir fark olmayabilir, muhim olan herkesin insanca yasadigi bir ortamin olusmasidir. Bu fikir ister Ocalan'in olsun ister baskasinin, gerceklestikten ve halka yararli olduktan sonra neden rahatsiz olalim?! Ocalan'in bazi fikirlerini olumlu ama kendisini ciddiyetisiz olarak goruyorum. Ocalan'in demokrat olacagina, demokrasi konusundaki fikirlerinde samimi olduguna inanamiyorum bir turlu (yalanci coban meselesi).
Tabi ki devlet kurumlarin yekunudur, en tepede de hukumet vardir. Simdiki sorun bu kurumlar icinde, ozellikle de TSK icinde, illegal, halka, ozellikle de Kurdlere karsi gaddar davranan unsurlarin basgostermesidir. Bu hukuk disi yapi (derin devlet diyoruz buna) hemen hemen butun kurumlara sizmis durumdadir. Kurdlere hayati zehir eden bu yapilardir. Bu illegal yapilar sistemin icinden sokulup atildigi zaman ortamin Kurler ve herkes icin daha iyi yasanir hale gelecegine inaniyorum.
Barisi tum kurum ve kuruluslarin, dayanaklarinin tasfiyesi ile mumkun olabilecegini ileri suruyorsunuz. Bunun mumkun olmadigini, olamayacagini siz de biliyorsunuz herhalde. Siz aslinda "Baris olmasin" ifadesinin biraz daha yumusak halini tercih ediyorsunuz gibime geliyor. Bence kurum ve kuruluslarin tasfiyesi degil saflastirilmasi, temizlenmesi yeter. Her kurumda da bu saflastirma taraftari olan oldukca cok insan vardir. Selamla
Sevgili Kurdistan u Azadi; bircok sorunuz mantikli ama benim ilgi alanimin disinda. Sadece Cubbeli Hoca'nin "Siyah" kod adli sahsin programina cikmasi benim de dikkatimi cektigi icin o konuda bir tahmin yapabilirim. Cubbeli Hoca bilgili bir insan ve cok konusmasini seven biridir. Bircok islami cemaat mensuplarini rahatsiz edecek fikirlere de sahiptir (acikca elestirmekten cekinmez). Bu da muslumanlar arasinda bir rahatsizlik olusturuyor. Muslumanlari birbirine dusman etmek icin bir plan uygulaniyor olabilir; yoksa Fatih Altayli gibi bir insanin Cubbeli Hoca'nin fikirlerine fazla kiymet verdigini sanmiyorum.
Bunun uzerine Genelkurmay bir bildiri yayinladi: "Burada Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan tespitlerde; Araçlardan birisinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ait olduğu ve içinde iki şoför er ile bir uzman çavuş aşçının bulunduğu, Diğer aracın ise, Garnizon Komutanlığına ait olduğu ve içinde iki şoför (biri onbaşı biri er), bir elektrik teknisyeni er ve bir marangoz erin bulunduğu anlaşılmıştır."
Ardindan da “Olayın, bir şüphe üzerine yapılan ihbar ve bu ihbara yönelik olarak icra edilen bir uygulama olduğu anlaşılmış ise de, son günlerde yaşananların, kişileri ve toplumu ne hale getirdiğini göstermesi bakımından önemli olduğu düşünülmektedir” ifadeleriyle psikolojik darbe vurmayi da ihmal etmedi. Yani, "aslinda ortada birsey yok, bizler uslu uslu duruyoruz ama birileri bizi hirpaliyor" rolu oynuyor.
Vakit Gazetesi'nden Ali Karahasanoglu, her iki aracta da iki soforun bulunmasina dikkat cekiyor. Neden iki sofor? Birine bir sey olursa digeri mi devreye girecek? Gibi akla suikast suphesini getiriyor.
Taraf'tan Emre Uslu ise "Genelkurmay doğru söylüyorsa ben de şimendiferim..." diyerek G. Kurmay'in dogru soylemedigini iddia ediyor. Istihbaratci olan Uslu, sunlari yaziyor: "Oysa izleme konusunu bilenler bilir ki 'Taciz Takibi' denilen bir izleme biçimi vardır. Bu izlemede mantık izlediğiniz kişiye 'ensendeyiz' mesajı vermektir. İzleme aracına er, aşçı ve elektrikçi gibi kişilerin doldurulması da önlem amaçlıdır."
Ergenekoncu Medya ise olayi sulandirma yoluna gitti tabi. Arabada asci varmis bir de marangoz, ne cikar bundan canim havasindalar. Meseleyi Aziz Nesin hikayeletine benzetenler de cikti tabi. Gorevleri tabi.
Madem araya Aziz Nesin hikayesi girdi, ben de a$ci ile marangozun aramayi yapan hakimin pesine takilmasini sulandirayim bari!!
Asciyi tasiyan arabanin $oforu yeni i$e alindigi icin "derin oda"nin yolunu bilmiyormus, yolda ba$ka bir $ofor daha almi$lar, o da yolu bulamami$. Derken yolda bir araba gormu$ler, "Aha bu bizim orada arama yapan adam, haydi onun pe$ine takilalim, bizi kesin 'derin odamiza' goturur demisler ve pe$ine takilmi$lar. Marangoz da odanin kirilan odasinin (oyle birsey yok ama ihtimal) kapisini tamir etmek icin yola cikmis, o da yoldaki arabalara takilmis tabi. Ergenekoncu medyaya kiyagim olsun :)) bu hikayeyi tepe tepe kullanabilirler. Odatv'dekilere hibe ediyorum bu hikayemi...
Odatv.com'un dezenformasyon hareketini gorunce (gorevleri elbet) uzun bir sureden beri ortalikta gorunmeyen Komtan Hemo'yu gelismeleri yorumlamasi icin aradim. Sagolsun, beni kirmadi, gelismeleri tek tek yorumladi. Biraz rahatsizligi varmis, iyile$ince tekrar Nasname'de yazmaya devam edecegine dair soz verdi. Sozu Komtan Hemo'ya birakiyorum:
"Sevgili Cevdet Beykardesim, oncelikle Nasname'deki dostlarima cok selam eder hepsinin gozlerinden operim. Nasname okurlarina da selamlarimi iletirim.
Son gelismeleri kisaca ozetleyeyim.
Gecen gun (18 Aralik'ti herhalde) Ilker'i (Ba$bug) aradim, 'yaw Ilker' dedim 'bir melemen yapip yiyelim' diye telefonb actim. Ilker, benden birkac devre geriden gelen bir askerdir, okulda o ve Ya$ar (Buyukanit) benim himayemdeydiler. Onlari doven cocuklara ben mudahale ettigim icin ban saygilari vardir.
Ilker de "Tamam Komtan Hemo, gel yapalim" dedi. Bulent Arinc'la ayni sitede oturuyorum (bir muddet once tasindik oraya). Iki araba kiralayip bizim siteye geldiler. Birine mangal koyacaktik (biraz buyukce bir mangal var, ikinci dunya savasindan kalma), digerine biz binecektik. Derken polisler gelip "siz burada suikast yapiyorsunuz" diye el ense etmisler cocuklari. Bir asker cocugun elinde "4 kilo biber alinacak" diye not varmis, tabi polisleri gorunce korkudan agzina atmis. Kagit islaninca sadece B ve A harfleri kalmis, onlar da "Bulent Arinc" ve sokak numarasini sanmis.
Ben devreye girdim, Basbakan Recep'i aradim "sukiast muikast yok canim, birak cocuklari, melemen ve mangal yapacaktik" dedim.
Tekrar Ilker'i aradim. Ilker "Ya Komtan Hemo, isler karisti, simdi karargahta mangal yapsak 'darbe yapiyorlar' diye ustumuze gelecekler, en iyisi gizli odalardan birinde mangali yapalim" dedi. Ben de "tamam" dedim. Konusmamiz dinlemeye takilmis, hemen "gizli oda"ya baskin yapmislar. Gizli odada devlet sirlari var falan diyorlar. Yok oyle bi$iy, devletin eskimi$ malzemelerini orada sakliyorlar. Benim mangal cok buyuk olunca, arabaya sigmadi, ben de "su gizli odadan kucuk bir mangal bulsak" dedim, o da telefona takilmis. Neyse, gizli oda oldugu icin bir hakim gonderdiler mangal bulmasi icin. Birkac gundur bir turlu bulamadi, bir ko$eye sIki$mI$tir herhalde.
Bu son araba takibi meselesinin ozu de $udur. Ben Ilker'e gittim, oturduk. Biraz kilo aldigim icin koltugun ayagi kirildi. Koltugu tamir ettirmek icin bir marangoz cagirdik, bir de a$ci cagirttik melemen ve mangal yapmasi icin. Hepsini beraber cagirdik. Cocuklar gelirken yollarini kaybetmi$ler, $ofor de yeni i$e alinmi$ zaten. Yolda aval aval giderken, Gizli Oda'da mangal arayan hakimi gormu$ler "bunun pe$ine takilalim, bizi Komtan Hemo'ya goturur" diye du$unmu$ler. Tabi polis gene "bunlar suikast yapacak" diye durdurmu$lar. Bir araba hemen durmu$, digeri korktugu icin kacmis, yolda yakalamislar."
Komtan Hemo bunlari anlatinca ben de "Bizim Komtan Hemo da Odatv'ci oldu herhalde" du$undum. "Yaw Komtan Hemo" dedim, "Senin anlattigin hikaye de ODATV'nin sacmaliklarina benzedi, sen ciddi misin?" diye sordum. "Yok Cevdet karde$im, onlarla dalga gecmek icinuydurdum bunlari. Bu adamlari cok iyi bilirim, darbe icin cirpinip duruyorlar ama her cirpini$ta kayalara vuruyorlar, geri tepiyorlar. Son gunlerde iyice kafayi yediler. Butun planlari ellerinde kaliyor, yalanliyorlar ama beceremiyorlar; cirpindikca da batiyorlar. Derin devlet tarafindan kullanildiklarinin da farkinda degiller malesef. Hicbir sey yapamayacaklar. Eninde sonunda ya yurtdisina kacacaklar ya da teslim olup hapse girecekler.."
Bu adamlar tam provovakatör.Milletin hoşuna giden bir iddiayı ve halkı arkalrına almak için nasıl taktik uygulayıp nabza göre şerbet veriyorlar.
Kozmik oda kimin elinde yönetiminde?
Mossad ve Cia nın değilmi?
Madem öyle Anılan servis elemanlarının ankarada cirit atmaları nedendir?bu telaş neyin nesi?Ne pahasına olursa olsun Hakimi susturmanın yolları planları harıl harıl işlettiriliyor ama inaşalla muvaffak olamayacakar.
Kozmik oda çok şeylere gebedir.
Aponunda görev alanalarıda burada çıkarsa şaşmamak lazım.Mühim olan şifre ve kotları çözmek lazım.Malum irtibatlı olunan yerler kişiler ve görevlerini açık değil şifre ve kotludur.
Allah yardımcıları olsun.Bakalım ne olacak.Hürriyetinde buralarda pabucu vardır,su içtiği bardaklar vardır.Aydın Doğanın olduğu gibi.
Simavi kardeşlerin bir gecede kaybolup,yerine Doğanın gelmesi dışta hiç tarraka çıkmamasının sırlarıda burada yatmaktadır belkide.
Dün bugünkünden daha güzel olacak..
odatv de bugün yayınlanan bir yazının bir bölümü şöyle:
Bunlardan biri Cevdet Akbay’dır. Akbay, North Carolina Eyaleti’nin Fayetteville şehrindeki Fayetteville Eyalet Üniversitesi’de yardımcı doçent olarak kimya dersleri veriyor. Kendi kişisel internet sayfasında “Bediüzzaman” köşesi bulunmaktadır. Yazılar yazdığı Barzanist sitede bile “Siz AKP’lisiniz” eleştirileri almaktadır. Mizah yönü gayet kuvvetlidir. Yazdığı yazıların başlıklarına ve bu yazılarda kullanılan spot resimlere baktığımızda bunu görmek mümkündür. Bu spot resimlerden birinde, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ ile Abdullah Öcalan, her ikisinin de başında general kasketinin bulunduğu bir halde, birlikte ve bir kalp içinde resmedilmekte ve diğerinde ise Öcalan ile bu kez Mustafa Kemal Atatürk’ün birer resimleri yan yana getirilmektedir. AKP ve Kürtlerin neredeyse anlaşmış görüntüsü verdikleri günlerde, sınır tanımadan taarruz ettikleri Öcalan ve PKK yönetiminin legalize ve belki de özgür kalabileceklerinden bir hayli ürkmüş olacak, “Çözüme ‘Evet’ ama Öcalan’ın ‘Atakürd’leştirilmesine ‘Hayır’” başlıklı bir yazı kaleme almıştır. .. özellikle Gülen cemaatine yakın matbuatta ivedilikle haber olarak yer almaya başlamıştır. Bunlardan sonuncusu, “Azat Ararat” müstear ismiyle yazılar yazan birinin, “Uğur Mumcu’nun öldürülmesine, Öcalan, Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek birlikte karar verdiler,” yollu saçmalamaları oldu.
Biz Ergenekonun kuyruguna (Ocalan ve derin-PKK'si) basiyoruz avaz ODATV'den cikiyor!!! Bu da hem ODATV ile Ergenekon, hem de Ergenekon ile Ocalan/derin-PKK arasindaki organik bagi gosteriyor tabi. Emre Özsuda tarafindan kaleme alinan sozkonusu yazi Ocalan ve derin-PKK'sini aklama yazisi gibi geldi bana (http://www.odatv.com/n.php?n=kim-bu-iyi-kurtler-0301101200).
Bu yaziyi yazan arkada$i daha once "islak imazayi kuruturken" sucustu yakalami$tim (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/5146.html); kar$i ataga gecmis anla$ilan. Olsun, de$ifre olsunlar da varsinlar kar$i ataga gecsinler.
İşte Cemil BAYIK'ın Paşalar(ergenekon)dan alıntı sözü:
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, aramadaki amacın siyasal İslamcı kesimi Özel Harp Dairesi'ne yerleştirmek olduğunu iddia etti.
ANF'ye röportaj veren Bayık, "Özel Kuvvetler'in gündeme sokulması konusu da bir yönüyle devletin derinliğine yerleşmek isteyen, hatta ÖHD'nin önemli bir parçası yapılmak istenen bu siyasal İslamcı kesimi buraya yerleştirme çabasıdır. Türkiye'nin gerçek demokratikleşmesine ve Kürt sorununun kalıcı çözümüne yol açacak belgeler ortaya çıkarılamaz. Kürt halkına karşı yürütülen özel savaş ve bu özel savaşın amacı ve bunun için yapılan eylemler açığa çıkarılmaz. Bu odalardan dışarıya bu ÖHD'nin tasfiyesini getirecek herhangi bir belge de çıkmayacaktır." ifadelerini kullandı.
Başka söze gerek varmı?
Sevgili Hercaî Dino; yorumunuza katiliyorum. Gorunuste "dusman" gibi gorunseler de aslinda derin-TSK ile derin-PKK ayni kirli yapi (Derin devlet) icin calisiyorlar. Bu kirli yapinin $ifreleri sozkonusu gizli odalarda sakli, de$ifre olmaktan korkuyorlar. Korkunun ecele faydasi yoktur.
Once "Siyah"in yazisi (http://www.haberturk.com/yazioku.asp?id=11584):
Cahil cüreti
MÜMTAZ’ER Türköne, saçmalama hakkını kullanmaya devam ediyor.
Önce Abdullah Öcalan’ın devlet hizmetine alınıp paşa unvanıyla Bodrum’a tayinini önermişti.
Önceki akşam da 32. Gün’de saçmalamaya devam etti.
Sakın ola ki, kendisine ve sözlerine kızdığımı zannetmeyin.
Her şeyin söylenebileceğine, her şeyin önerilebileceğine inanırım.
Türköne’nin, “Türkiye için en büyük tehdidin Türk Silahlı Kuvvetleri” olduğunu söylemesine de ne kızdım ne de “Böyle laf olur mu” diyecek halim var.
Fikri bu olabilir.
Bir dönem Azerbaycan’da darbe kotarmaya çalışan adamın, AKP’li bir milletvekiliyle evlenince “demokratlaşması” beni ilgilendirmez.
Saçmalaması da.
Ama adının başına “Profesör” yazdıran birinin cehaleti beni ilgilendirir.
Türköne, TSK’yı lağvedelim kıvamına gelince programa katılan bir emekli general, Türköne’ye “Sen 2.Mahmud musun?” diye sordu.
Türköne bilmiş bilmiş sırıtarak “3. Selim” diye düzeltti.
Aklınca emekli general bilmiyor, Türköne biliyordu.
Aslında bir halt bildiği falan yoktu.
Emekli general, Yeniçeri Ocağı’nı lağveden 2.Mahmud’a atıfta bulunuyor ve Türköne’nin TSK’yı Yeniçeri Ocağı’na benzetmesine kızıyordu.
Ancak “cahil profesör” Yeniçeri Ocağı’nın 2.Mahmud döneminde kaldırıldığından bihaber, bu işin 3. Selim döneminde yapıldığını zannediyordu.
Türköne’ye bir tavsiyem var.
Bundan böyle katılacağı programlarda saçmalama hakkına saygı duyuyorum.
Ancak tarihi yanlışlar yapması çoluk çocuğu yanlışa sevk edebilir.
O yüzden yanına bir “Mini Larousse” alsın.
Hiç değilse ona bakıp konuşsun.
Mesela bugün evinde varsa bir ansiklopedide “Vakayı Hayriye” maddesine baksın.
Sonra da en azından bu somut yanlışı için o generalden özür dilesin.
***
$imdi de Turkone'nin cevabi (http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=938217&title=cahil-cesareti):
Cahil cesareti
Meramınızı anlatmakta zorlanınca bazen sazanlar imdadınıza yetişiyor. Fatih Altaylı'nın dünkü yazısı, benim için böyle bir fırsat. Oltaya takılan sazanı çekerken, söylediklerinizi tekrarlama fırsatı.
Kasım ayında köşemde "Bize Nizam-ı Cedit Ordusu lâzım" diye bir yazı yazmıştım. Maksadım ordu içindeki çetelere laf ettiğinizde, "ordumuza saldırıyorlar" diye ortalığı yıkanlara biraz tarih dersi vermekti. Sorduğum soru "hangi ordu?" sorusuydu. Ülkenizi savunmak için ordu istihdam ediyorsunuz. Zamanla bu ordu bozuluyor veya pusulasını şaşırıyor. Ne yapacaksınız? Ya esaslı bir reformdan geçireceksiniz, ya da -baktınız olmuyor- lağvedip yenisini kuracaksınız.
"Hangi ordumuz?" sorusunu şöyle açmıştım: "Sipahi Ordusu mu, Yeniçeri Ordusu mu, Nizam-ı Cedit Ordusu mu, Asakir-i Muhammediye mi veya Türk Silahlı Kuvvetleri mi? Tarih şanlı savaşlarımızı anlatıyor. Ama unutmayalım: Askerimiz her zaman aynı ordunun askeri değildi. Adında "yeni" sıfatı olan Yeniçeri ordusu, Osmanlı Devleti'nin en eski ordusu idi. Zamanla bir çıkar şebekesine ve fesat ocağına dönüştü. Savaş meydanlarında hezimet üstüne hezimet yaşarken, iktidar mücadelesinde zaferler kazandı. Biraz zora gelince kazan kaldırıp, doğrudan yönetime el koydu. Sultan III. Selim çareyi Nizam-ı Cedit adıyla yeni bir ordu kurmakta buldu. Napolyon'un Akka kuşatmasında başarılı olan bu yeni ordu, Yeniçerilerin gadrine uğradı. Hile, desise ve suret-i haktan görünen nümayişlerle ülke iç savaşın eşiğine getirildi ve yeni ordu dağıtıldı. 20 yıl kadar sonra tekrar kurulan yeni ordu, bu sefer Yeniçeri ordusunu topa tutarak ortadan kaldırdı. 1826'da aynı devletin içinde iki Türk ordusunun karşı karşıya geldiğini ve birinin diğerini imha ettiğini unutmamalıyız. Ve tarihimizin bu olayı "vak'a-yı hayriyye" (hayırlı olay) olarak kaydettiğini de..."
Evet ben, 29 Ekim tarihinde Zaman'daki köşemde bunları yazmıştım.
Bu haftaki 32. Gün programında Rıdvan Akar bu yazıdan alıntılar yaptı. Hava Tuğgeneral bana "Nizam-ı Cedit ordusu kurmaktan bahsediyorsun... Sen II. Mahmut musun?" diye hesap sorunca, hatayı düzeltmek zorunda kaldım ve Nizam-ı Cedit Ordusu'nu III. Selim'in kurduğunu hatırlattım. II. Mahmut'un kurduğu ordunun adı malûm "Asakir-i Mansure-i Muhammediye".
Tarihçilik ciddi bir iş. Sağdan soldan duydukları ile bir gazetecinin tarihçi olamayacağı, mehaz olarak "Mini Larousse"u göstermesinden belli. İnsan merak eder, laf ettiği adamın profesörlük unvanı alana kadar yazdığı kitapların hiç olmazsa konularını öğrenir. Altaylı baltayı, 19. yüzyıl modernleşme tarihine arşiv vesikaları dahil, eski-yeni bütün kaynaklarıyla hakim bir kayaya indiriyor. Bana Larousse'un minisini mehaz gösteren adama ben, Es'ad Efendi'nin Üss-i Zafer'ini veya Tarih-i Cevdet'i okurken nelere dikkat etmesi gerektiğini öğretebilirim. Hâyâ sahibi ise müptedilere özgü densizliğinden utanması için -madem kitap okuma huyu yok- internetten 5 Kasım tarihli "Tanzimat" başlıklı yazıma bakması yeterli.
Yalnız gazetecilik de ciddi bir iş. Biraz namus ve biraz da dikkat şart. Altaylı benim "Türkiye için en büyük tehdidin Türk Silahlı Kuvvetleri" olduğunu söylememe kızıyormuş. Halbuki dün kendi gazetesinin 17. sayfasında benim sözlerim "...en başta gelen tehdidin şu anda TSK bünyesindeki bu çeteleşmelerden, bir terör organizasyonundan kaynaklandığı anlaşılıyor" ibaresiyle yer alıyor. Allah aşkına ikisi aynı şey mi?
Bu müptedi sazanlar olmasa, ben Türkiye'ye yönelik en büyük tehlikenin elindeki silahı "iç tehdit yaratma kastıyla" kendi halkına çeviren TSK içindeki çetelerden kaynaklandığını nasıl anlatabilirim? Altaylı tarihi bırakıp gazeteci kültürü ile cevap versin: Güvenlikten sorumlu koskoca ordu bünyesinde suikastlar, sabotajlar ve komplolar tezgahlamakla meşgul bir çete varsa, bir yığın üniformalı subay bu şüphe ile tutuklu ise düşmanı nerede aramamız lâzım? Bir ülkenin varlığına, milletin çıkarlarına ve devletin bekasına yönelik bundan daha büyük bir tehdit olabilir mi?
İşin garibi sözüm ona tarışmayı yöneten spikerde adeta huma huşu misali her iki tarafın söylediklerini anlamdığından yada öyle davrandığından "GIK"ı çıkmıyordu.
Türköne'nin,Tırnak içinide; Ordu içindeki yasa dışı cuntanın Millet için büyük bir tehlike ve tehtit unsuru olduğunu söylediği halde,el çabukluğu ile cunta ile orduğu bütünleştiriyor ve sen oduya tehdit unsuru diyemezsin 2 Mahmutmusn yahu diye cerbeze yaptığı ve Türköne'nin hayır 3 Selim dediği halde,Spikerin,Yahu bir dakika durun bakalaım siz 2.Mat diyorsunuz Türköne 3.Selim diyor şunu bir açıklayın bakalım.'.Mahmut ne yapmış 3.Selim ne yapmıştır demiyor.Bellki kendiside bilmiyor neyse.
Olay kazasız belasız bitti yoksa Fosil paşa ortalığı dağıtacaktı(!)Hala kendisini Garnizon komutanı karşısındakileride emir eri zannediyor.
Demekki olayları tefrik edip yerli yehrinde tasnifi ve değerlendirilmesi de başlı başına bir meziyet.
Şükrü hoca Apo yu ve yönetinm kadrosunu eleştirdiğinde bazılar neden pkk ye dil uzatıyorsun diye hücum ediyorlar ya..
Paşanınkide bunun aynsısı galiba.
Fakat bu tekelleme toptancılık sadece silahlı unsurlarda oluyor.Mesela Saplık bakanlığınd bir müdür yanlış bir iş yapsa eleştirirlir Bakan bu şahsa sahip çıkmaz sizin derdiniz Sağlık bakanlığıı kötülemektir demez.Suçlu kim ise cezasını çekmelidir der.
Ama Askeriye olunca onbaşı kanun dişı bir olay karışır gereği yapılacakken derhal Baş yalancı alel acele gemiye biner bu tsk ya dil uzatmak yıpratmaktır,Yol yol değildir gidişat hiç hoş değildir diye güya zevahiri kurtarma adına konuştuğunu zanneder.
Bu olaylar bize şunu hatırlatıyor.Ne pahasına olursa olsun; İki kuvvet grup ortada kıyasıya mücadele ediyor.Biri sömürüyü baskı ve zulmü devam etttirme adına bütün imkanları ve yandaşlarıyla var güçleriyle salya sümük saldırıyorlar.
Bakalım kim galip gelecek.
Bugun Gazetesi (31 Ocak 2010; http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/91625-genelkurmay-in-icinde-israil-odasi-var-mi-erhan-basyurt-makalesi.aspx)
Türkiye ile İsrail arasında soğuk bir dönem yaşanıyor.
İsrail'in Gazze ve Lübnan saldırısı, ardından "One minute" krizi ve son olarak "alçak koltuk" küstahlığı...
İsrail ile ilişkiler son 10 yılın en düşük seviyesinde görünüyor.
Bunlara teslim edilmeyen Heronlar, Anadolu Tatbikatı'ndan İsrail'in çıkarılması, F-4 savaş uçağı ve M-60 tank modernizasyonlarında yaşanan olumsuzluklar da eklendiğinde bilanço daha da ağırlaşıyor.
Ancak geçtiğimiz hafta Vakit Gazetesi çok çarpıcı bir iddiayı gündeme getirdi.
Habere göre İsrail ile Türkiye arasında, 20 Ocak 1998'de "Muhabere elektronik istihbarat bilgilerinin teatisini sağlamak amacıyla İşbirliği Ek Protokolü" imzalandı.
28 Şubat darbesine denk gelen yine aynı günlerde, Genelkurmay Elektronik Sistemler (GES) Komutanlığı ile İsrail'in elektronik sistemler birimi ISNU arasında direkt muhabere devresi tesis ediliyor.
Habere göre sistemin işletimi ve devamı, Genelkurmay içerisinde "Bilgi Değişim Birimi Demir Devreler" adı verilen ve tamamen İsrailli yetkililerin kontrolündeki bir odadan sağlanıyor.
İddia da bilgiler de şok edici.
Vakit, "Siyah Lale" adı verilen bir resmi değerlendirme raporunun, "İsrail'in Türkiye'ye ait telsiz kanallarını da dinlediği" bilgisine yer verdiğini de ileri sürüyor.
Siyah Lale'de şöyle deniliyor:
"Müh. Bnb. H.Ö. tarafından faaliyet esnasında bir kısım IDF/ISNU personelinin, uçağın arka tarafındaki bir bölmede muhtemelen 'PCM' olduğu değerlendirilen ve Türkiye'ye ait olabileceği düşünülen çok kanal sistemlerini dinledikleri belirlenmiştir."
Raporun haberde yer alan bölümleri vahim bir gerçeği daha gün yüzüne çıkarıyor:
"GES Komutanlığı'nca tespit edilen ve özel bir yapısı bulunan Suriye ve İran'ın sayısal çok kanal haberleşmelerine ve radarlarına ait sinyallerin çözümlenmesi amacıyla, 5 adet sinyal kaseti analiz edilmek üzere, 19 Ocak 2004 tarihinde İsrail Askerî Ataşesi'ne teslim edilmiştir. Sinyal analizinden bugüne kadar bir sonuç alınamamıştır. Demir Devreler İsrail lehine tek tarafa fayda sağlayacak şekilde devam etmektedir."
Haberin yayınlanmasının üzerinden bir hafta geçti.
Ne İsrail ne de Genelkurmay iddiaları yalanlamadı.
Kurtlar Vadisi'nde bir sahne için kıyamet kopartan İsrail, bu kadar iddia "yalan" olsaydı herhalde sessiz kalmazdı.
Genelkurmay'ın da bu kadar ağır iddialar karşısında sessiz kalması dikkat çekici.
Sadece gerçeği öğrenmek adına taraflara yönelik başlıktaki soruyu tekrar ediyorum:
Genelkurmay içerisinde bir İsrail Odası var mı?
Diye soran C.Akbaya ne diyelimki.
Temel,Otobana ters yönden girmiş hızla gidiyormuş.Radyosunda açık,bu esnada karayolları radyosu anons etmiş.Otoban da seyreden sayın yocularımız..Bir araç ters istikamnette tehlikeli bir vaziyette gidiyor dikkat ediniz deyince:
Ula uşağum.. hangi bi tane araç ters cideyi?Ula bunların hepsi ter cideyi demiş.
Evet birde,Bu yanıta şöyle bir kanıt daha versek nasıl olurki?
Rivayette var ki, "Deccalın mühim kuvveti Yahudidir. Yahudiler severek tâbi olurlar."Allahu a'lem, diyebiliriz ki, bu rivayetin bir parça tevili(Bir manası misali) Rusya'da çıkmış.
Çünkü*(İfsat ve karıştırıcılıklarında dolayı) her hükûmetin zulmünü gören Yahudiler, Almanya memleketinde kesretle(çoğunlukla) toplanıp intikamlarını almak için, komünist komitesinin tesisinde(kurulması teşekkülünde) mühim bir rol ile Yahudi milletinden olan Troçki namında dehşetli bir adamı, Rusya'nın Başkumandanlığına ve terbiyegerde(yetiştirilmiş)leri olan meşhur Lenin'den sonra Rus hükûmetinin başına geçirerek Rusya'nın başını patlatıp bin senelik mahsulâtını yaktırdılar. Büyük Deccalın komitesini ve bir kısım icraatını gösterdiler. Ve sair(Başka) hükûmetlerde dahi ehemmiyetli sarsıntılar verip karıştırdılar.5.Ş.
Bu günkü İsrail devletinin temellerini atan:THEODORE HERZ'in biz iki devlet rejim kurduk,Birisi İsrail diğeri ise Türkiye cumhuriyeti dediği rivayet edilir.
Evet saadete gelecek olursak.Şimdi soruyu cevaplandıralım gerek varmı?
Malum,Cemel,sıffin,kerbela vs hadiselerinde perde gerisindeki amillerden en mühimmide;Ganalı dönme Abdullah ibni Sebem'in olduğunu tarihler kaydetmiştir.
Yorum icin cok te$ekkur. O soru bana ait degil, Bugun Gazetesi'nden Erhan Ba$yurt'a ait.
Yukaridaki yazimdaki su ifadeler saniyorum bu soru hakkindaki dusuncemi gosteriyor: "Yalcin Kucuk "Israil" kartini ortaya atarak, 20 yildan fazla sure ABD gizli devleti tarafindan beslenen (Bulent Ecevit'in ifadelerine dayaniyor) Özel Harp Dairesi'nin 28 Subat surecinden sonra Israil gizli devletinin gudumune girdigi iddiasini gozden kacirmaya calisiyor aslinda (aklinca "yonlendirme" yapiyor)."
Selam ve dostlukla
http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=02.02.2010&y=IbrahimKaragul
Yeni $afak
İbrahim Karagül
02 Şubat 2010 Salı
28 Şubat'la zirveye çıkan Türk-İsrail gizli anlaşmalarıyla ilgili her gün yeni ve şaşırtıcı bilgiler çıkıyor ortaya... O zamandan beri, Türkiye'deki iç iktidar çekişmelerini etkileyecek ölçüde hemen bütün darbe senaryolarında, hükümeti yıpratma kampanyalarında, güvenlik zaafına yol açması hedeflenen örtülü operasyonlarda yer alan İsrailli unsurların Türkiye'yi üs olarak kullanıp bütün bölgede operasyonlar yaptığını biliyorduk. İki ülke arasındaki gizli istihbarat anlaşmalarının, "ortak hedeflere yönelik ideolojik ittifak" çerçevesinde örtülü operasyonlara izin verdiğini, hem içeride hem de bölgesinde Türkiye'nin çıkarlarına ağır zararlar verdiğini, Türkiye'yi İsrail çıkarlarına hapsettiğini biliyorduk.
....
28 Şubat döneminde iki ülke arasında kurulan, çok dar bir çevre dışında kimsenin bilgi almaya cesaret bile edemediği gizli birimler, bugüne kadar ne tür operasyonlar yaptılar? İran ve Suriye'yi izleme dışında, Kuzey Irak merkezli operasyonlar, faili meçhuller, PKK saldırıları, İstanbul'un göbeğinden insan kaçırmalar, darbe ve kaos senaryoları ve daha bir çok şey... İsrail'den Kuzey Irak'a oradan Anadolu şehirlerine silah sevkiyatları kimlerin örünüydü? Terör üzerinden Türkiye'yi hizaya sokma, İsrail ekseninde tutma, iç tehdidi şekillendirme hangi güçler arasındaki ittifakın ürünüydü? Daha ortaya çıkarılacak ne çok şey var!
"Ayrılıkçı ETA terörü İspanya’da aynı şeyi yaptığı zaman İspanyollar ne yaptı hatırlıyor musunuz?
Hatırlatayım.
1 milyon İspanyol “Teröre hayır” diyerek sokağa indi.
1 milyon kişi Bask’ıyla, Katalan’ıyla, İspanyol’uyla el ele yürüdü.
Tek yürek oldu. Tek beden oldu. Tek fikir oldu tüm İspanya teröre karşı.
“Biz neciyiz?” diye sormam bu yüzden.
Bir milyon İspanyol’un yaptığını biz yapamıyor muyuz?
Yok mu bu ülkenin sivil toplumu.
Yok mu 1, 5, 10 milyon kişi toplayıp Türkiye’nin her yerinde “barış içinde”
“Teröre hayır” diye haykırtacak “ruhu”.
İspanya’da bu 1 milyon kişi, ETA’ya diz çöktürdü.
Biz neciyiz?"
Sevgili "Siyah"in 1 milyon ki$iyi sokaga dokerek ne yapmaya cali$tigini cok iyi biliyoruz. 1 milyon sokaga cikacak, kar$i taraftan ba$ka 1 milyon cikacak ve Turk-Kurd cati$masi ba$layacak!
Siyah'i cok iyi biliriz. 1997'deki "Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık Eylemi" de sevgili Siyah kodlu ajanin marifetiydi.
Sozde amaclari Susurluk'a kar$i i$ik kapatiyorlardi ama o eylemin gercek mahiyeti daha sonra ortaya cikti.
Meger gercek niyetleri Susurluk'un ustunu kapatmakmi$. Oyle de yaptilar. Susurluk'a kar$i(!) ba$latilan eylem daha sonra Hukumet'e kar$i kullanildi.
Milletin 100 milyar dolardan fazla parasini hortumlayan surec oyle ba$ladi. Milletin size kaptiracak parasi kalmadi sevgili Siyah!
Siyah Efendi $imdi ayni oyunu bir daha tekrarlamaya cali$iyor.
Almayalim Siyah, o zekani kendine sakla. Patronuna soyle para bulacak ba$ka yer arasin, milletin kasasi bo$!
Yorum yaz